MHP'li Durmaz: Hükümet etme sorumluluğunu üstleniriz
Gönderen SABİH SAMUR | 1:30 ÖÖ | AK Parti, AKP, CHP, Devlet Bahçeli, HDP, Koalisyon, MHP | 0 yorum ».
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, her türlü elverişsiz şartlara rağmen milletin iradesinin sandıkta tezahür ettiğini belirterek, 7 Haziran seçiminin AK Parti için sonun başlangıcı olarak olarak göründüğünü söyledi. MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, bunlardan birinin de yolsuzluk dosyalarının açılması olduğunu kaydetti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, partisinin Yozgat İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında 7 Haziran seçimlerini değerlendirdi. Türk milletinin, kurgulanan dayatma, karartma ve aldatma mekanizmalarına rağmen hür iradesini sandıkta gösterdiğini ifade eden Durmaz, "Şimdi Türkiye'de yeni bir siyaset tablosu belirmiştir. 7 Haziran milletvekilliği genel seçimlerinin ilk sonucu, hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak bir sayısal çoğunluğa ulaşamamasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi, yaklaşık 13 yıldır süren tek başına iktidarını kaybetmiştir. AKP için sonun başlangıcı görünmüştür. Türk milleti, kutuplaşma simsarlarını açıkça ikaz etmiştir." dedi.
AK Parti'nin 7 haziran seçimlerinde devletin bütün imkanlarını pervasızca kullandığını söyleyen Durmaz, "7 Haziran seçimlerinde AKP gerilim ve gerginliğe dayalı siyaset anlayışı ile bugün ağır bir yenilgi almıştır. Dahası milli iradeyi karartmaya, demokrasiyi çarpıtmaya dönük her türlü algı operasyonunun tutmayacağı artık net olarak anlaşılmıştır. Şurası inkar edilemeyecek bir gerçektir ki, AKP 7 Haziran seçimlerinde devletin tüm imkanlarını pervasızca kullanmıştır. Devlet kanalı TRT, yandaş medya, AKP'nin siyasi kampanyası için seferber edilmiştir. Valiler AKP'ye çalışmıştır. Hazine kaynakları AKP'nin emrinde ahlaksızca israf edilmiştir. Tüm ülkemizde olduğu gibi özellikle Yozgat'ta seçim çalışmaları boyunca AKP'li eski bakan ve milletvekilleri devletin bütün imkanlarını seferber ederek, hak, hukuk gözetmeksizin çalışma yapmıştır. Buna Yozgat valisi de ön ayak olmuş, kurumlara yazılı talimatlarda bulunarak adeta AKP il başkanı gibi çalışmıştır. Yapmış olduğumuz uyarılar da dikkate alınmamıştır." diye konuştu.
17-25 ARALIK DAHİL NE KADAR YOLSUZLUK DOSYASI VARSA ÜZERİ AÇILACAK
MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, şunları kaydetti: "Bizim çizgilerimiz nettir. Birincisi çözüm süreci rafa kalkacak, ikincisi cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilecek, üçüncüsü 17-25 Aralık dahil bundan önce ne kadar yolsuzluk olayı varsa hepsinin üzeri açılacak ve hepsi ile soruşturmalar yeni baştan ele alınacak. Bizim söylediğimiz budur. Bu şartları kabul ediyorlarsa biz elbette bu ülkede birilerinin buradan bir kriz çıkartmasına müsaade etmeyiz. Biz elbette hükümet etme sorumluluğunu sonuna kadar üstleniriz. AKP'nin içerisinde bir grubun kasıtlı olarak diğer partilerin şartlarını kabul etmeyerek 'bakın biz koalisyon yapmak istiyoruz ama bizimle koalisyon yapmaktan, hükümet etmekten kaçıyorlar' şeklinde bir krize sebebiyet verme amacında olduklarını da duyuyoruz. Biz bütün bunların farkında olarak, çok akıllı, sağduyulu bir şekilde bu süreci yöneteceğiz. Yani biz baştan kesin hatlarla 'hayır biz yokuz' demiyoruz. 'Önce diğer seçenekleri deneyin' diyoruz. Nitekim, sayın cumhurbaşkanının anayasal sınırlara çekilmek şöyle dursun, başka bir partiye nezaketsiz bir şekilde, başka bir partinin içişlerine karışacak şekilde Deniz Baykal'ı çağırıyor olması, özel konuşma yapıyor olması da bizim kuşkularımızı da bizim kırmızı çizgilerimizde ne kadar haklı olduğumuzun teyididir."
HDP'nin olduğu hiçbir yapının içerisine olmalarının söz konusu olmadığını vurgulayan Durmaz, "HDP'nin içerisinde olduğu hiçbir yapıya bizim içeriden, dışarıdan, destek vermemiz söz konusu değildir. HDP ile hiçbir şart altında bir araya gelmemiz de söz konusu değildir." ifadelerini kullandı.
Adı Onur Çalışkan
Gönderen SABİH SAMUR | 1:13 ÖS | Devlet Bahçeli, Kod Adı: TC, MHP, Mustafa Kemal ATATÜRK, Onur Çalışkan, Sabih Samur, SABİH SAMUR ( Bizden Biri ), Tokat Ülkü Ocakları Başkanı | 0 yorum »
Akil Adamlar Tokat'ta yurdum insanına masal anlatırken, adı Onur Çalışkan olan bu delikanlı binmiş atına, almış arkasına Tokatlı'mı arslanlar gibi yürüyor.
Ben buradayım, Be...n Türk'üm, Ben Mustafa'yım, Ben Kemal'im, Ben Atatürk'üm diyor!
Memleket federasyona doğru sürüklenirken sessizce kenarda oturup, "aman sesimi çıkartırsam beni de Silivri'ye alırlar" diyen, yazdıkları kitapları satmaya çalışan sözde liderciklere gerçek liderliği gösteren Tokat Ülkü Ocakları Başkanı Onur Çalışkan,
hasretle gözlerinden öpüyorum.
Yolun açık olsun.
Yalnız değilsin, Yalnız değiliz.
Sabih Samur
Terörist dediğiniz bizim kahramanımız
Gönderen SABİH SAMUR | 3:40 ÖS | ABD, AKP, BDP, BM, Devlet Bahçeli, İsrail, Kemal Kılıçdaroğlu, Kod Adı: TC, PKK, Sabih Samur (kolay yetişmiyor), Tayyip Erdoğan, TBMM, Teröristbaşı Abdullah Öcalan | 0 yorum »
Terörist dediğiniz bizim kahramanımız
“Bunu bu noktaya getirmeye kimsenin hakkı var mı? Bizim, siyasi partilerin, cumhurbaşkanının, başbakanın hakkı var mı”
“BM’nin 665 sayılı kararı da vardır. Diktatör, hak ve özgürlükleri tanımıyorsa, zulüm ediyorsa, operasyon yapılıyorsa, ezilen hakların başkaldırı hakkı vardır. Oysa biz gelip Meclis’te çözelim diyoruz. Halk bizi bunun için gönderdi. Gelin halkın iradesini tutuklamayın, kelepçelemeyin. Sizin terörist dediğiniz bizim için kahraman, vatanseverdir. Ya irademiz çıkar özgür olur Meclis’e gelir, ya da Meclis’in iradesi yok olur kelepçelenir.”
BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan
Sabih Samur Yorumu:
Eğer bu ve benzeri kişiler göz göre göre T.C.'ye posta koyarak, tehdit edebiliyorsa...
Sözün bittiği yere gelinmiştir!
Bana hiç kimse "Bırakın bu ülkede Demokrasi var, herkes dilediği gibi konuşur" masalını okumasın.
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu acilen ikili toplantı yapmalı ve radikal kararlar almalı!
Yoksa tüm bu gelişmelere göz yuman, görmemezlikten gelenler,
bu ülkeyi bu duruma getirenlerle aynı kefeye koyulacak ve Cumhuriyet Koruyucuları
tarafından YARGILANACAKLARDIR! (AB,İsrail, ABD'ye rağmen).
Sabih Samur
2023 Türkiyesi ve Başkan Erdoğan
Gönderen SABİH SAMUR | 11:17 ÖS | 2023 Türkiyesi, Amed, Ankara, CHP, Devlet Bahçeli, Diyarbakır, DP, Kemal Kılıçdaroğlu, MHP, Milli Eğitim Bakanlığı, Mustafa Kemal ATATÜRK, Nimet Çubukçu, Tayyip Erdoğan | 0 yorum »

2023 yılı, 23 Nisan.
Başkan yardımcısı Nimet Çubukçu Amed (eski adıyla Diyarbakır) Eyaletindeki törenleri gözleri yaşlı bir şekilde izliyor. Törenleri gökyüzünde oluşturulan devasa büyüklükteki üç boyutlu görsel aktarıcıdan izleyen halka, unutulmak üzere olan Türkçeyi de nezaketen, gönül koyulmasın babında alt yazı ile geçme jesti yaptırıyor Sn. Çubukçu.
O an aklına yıllar önce, sanırım 2011 yılında, adını bile hatırlayamadığı MHP adlı partinin bir yetkilisinin kendisine söylediği “iki dillilik olamaz o dili kopartırım” sözü geliyor. Gülüp geçiyor. Ne yıllardı diyor içinden tören yürüyüşünde yer alan miniklerin Sarı-Kırmızı-Yeşil den oluşan cıvıl cıvıl kıyafetlerine bakarak.
Seçimlere çok az kalmıştı, Başkan Erdoğan o zaman T.C.’nin Başbakanı idi. CHP bir şeyler yapmaya çalışıyor o iste muhteşem hatipliği sayesinde Kılıçdaroğlu ile tabiri caiz ise oynuyordu.
Devlet Bahçeli 12 Eylül’e takılmışlığı ile zaman zaman ani çıkışlar yapmış ama daha öteye gidememişti.
DP ise uyuyan dev denmesine rağmen uyanmayı başaramadı. Facebook denen ilkel, birinci nesil paylaşım sitesinde en son 20. grubu kurmuşlar ve “ben söyle yaptım, ben böyle yaptım” diye genç kızlık hikayelerini anlatıyorlardı birbirlerine.
Biz de bu sırada kömürden sonra baharda neler dağıtabiliriz fakirleştirdiğimiz ve yardıma yatkın hale getirdiğimiz halkımıza, onu planlıyorduk.
Stratosfer katmanında oluşturulan lazer yağmuru bir anda gökyüzünü Sarı-Kırmızı-Yeşil renklere büründürdü. Ve beklenen an gelmişti. Gökyüzünde Yüce lider Başkan Erdoğan belirdi.
Halkına İstanbul’a taşınan Başkanlık Sarayı’ndan sesleniyordu.
Bu arada unutmadan; önce Merkez Bankası ile başlayan süreç tüm bakanlıklar ve resmi dairelerin İstanbul’a taşınması ile tamamlanmıştı. 2018 yılında alınan kararla Atatürk’ün Ankarası ilçe durumuna getirilmişti. Herkes mutluydu eski ve köhnemiş olan Atatürk’ün Cumhuriyeti’nin tüm izleri silinmişti.
Evet bu sadece bir hikaye.
Bu hikayenin gerçek olmasını arzuluyorsanız durmayın, paylaşım sitelerinde birbirinizi yemeye, aptalca kıskançlıklar ve en çok ben bilerim pozlarıyla harcayın seçime kadar olan Allahın verdiği sayılı günleri.
Büyüksün Tayyip Erdoğan.
Ve şanslısın. Bu kadar beceriden yoksun bir muhalefete sahip olduğun için.
Sabih Samur
Başbakan Erdoğan'ın son hezeyanları
Gönderen SABİH SAMUR | 4:36 ÖS | 12 Eylül, AKP, Devlet Bahçeli, MHP, PKK, Referandum, Tayyip Erdoğan, TBMM | 0 yorum »
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin "Başbakan Erdoğan'ın son hezeyanları" hakkında yaptığı yazılı basın açıklaması.21 Temmuz 2010
Başbakan Erdoğan’ın 20 Temmuz 2010 günü AKP Meclis Grup toplantısında yaptığı konuşma siyasi tarihimize kara bir ilkesizlik, riyakârlık, siyasi sahtekârlık ve münafıklık örneği olarak geçecektir.
Türk milleti yalan gözyaşları döken Başbakan’ın siyasi tükenişinin hazin tablosunu ibretle izlemiştir.
Türkiye’yi etnik temelde bölmeyi amaçlayan “PKK açılımı”nın ve AKP’nin sekiz yıllık yıkım dönemindeki yolsuzluk ve hırsızlıklarının hesabının yargı önünde görüleceği siyasi mahşer günü çok yakındır.
Siyasi ihtiras ve korkuların ruhunda yarattığı kasırgaların etkisi altındaki Başbakan’ın marazi ruh halinin nedeni budur.
Bu hezeyanlar Başbakan’ın son çırpınışlarıdır.
Başbakan’ın Anayasa değişikliği konusundaki gizli amacı ve niyeti “etnik bölücülüğün önünü açmak ve yolsuzlukların hesabını vermekten kaçmak”tır.
Bu nedenle bütün ümidini Türk milletini son bir kez aldatarak referandumda evet çıkmasını sağlamaya ve kendisini koruma altına alacağını hesapladığı yandaş yargı düzenlemesini yaparak hazin akıbetten kurtulmaya bağlamıştır.
Bunun için hiçbir ahlaki ve vicdani ölçü tanımadan bütün yalan ve riya malzemesini bu son çırpınışında cepheye sürmüştür.
Ülkücü şehitler için sahte gözyaşları dökmesi bu tiyatronun yeni bir sahnesidir.
Grup konuşmasında “trajik bir siyasi tarihi önünüze getireceğim, bu dram olacak” diyen Başbakan aslında kendi dramını sahneye koymuştur.
12 Eylül 1980 askeri darbesinde darağaçlarında ve işkencelerde hayatlarını kaybedenlerin hatıralarına sığınan Başbakan’ın hem ülkücü hem de devrimci özelliklerini bugüne kadar içinde gizlediği bu vesileyle anlaşılmıştır.
Ancak, bunu otuz yıl nasıl sakladığı, bu bastırılmış duyguların ruhunda nasıl bir tahribata yol açtığını tam olarak anlaşılamamıştır.
Psikiyatrinin alanına giren bu ilginç durumun konunun uzmanlarınca incelenmesi yararlı olabilecektir.
Ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun son mektubunu bazı pasajları atlayarak kürsüde okuyan Başbakan’ın senaryo gereği sahte gözyaşı dökmesi riyakârlığın ve ilkesizliğin zirvesi, son noktası olmuştur.
Başbakan bu konuda da kendisini aşmış, bilinen riya ve takiye özelliklerinin ötesine geçerek bir siyasi sahtekârlık tiyatrosunun aktörü olarak Türk milletinin karşısına çıkmıştır.
Başbakan’a okurken kürsüde ağladığı ülkücü şehidimizin son veda mektubunda atladığı şu satırları hatırlatmak istiyorum.
“Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki, Mustafa’lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah’a inananlarındır.
Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın.”
Başbakan’ın aynı gün Hakkâri Çukurca ve Van’da PKK terör saldırıları sonrası toprağa düşen yedi şehidimiz karşısında bu kadar duygulanmaması, gerçek niyetlerin ne olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur.
Buradan ağlayan Başbakan’a seslenmek istiyorum:
Dün Meclis’te Ülkücü şehitler için döktüğünüz sahte gözyaşlarının bir damlası ile aynı gün ocaklarına ateş düşen yedi şehidimizin muhterem annelerinin döktüğü gözyaşlarının bir damlasının vicdan laboratuarında samimiyet testinden geçirilmesi sonucu ortaya çıkacak ahlak ve dürüstlük raporu karşısında yüzünüz kızaracak mıdır?
Türk milleti Başbakan’ın Anayasa değişikliğini pazarlamak için utanmadan sergilediği bu siyaset kalpazanlığının, bu milli irade dolandırıcılığının gerçek nedenlerini ve arkasındaki çirkin yüzü elbette görecek ve hükmünü verecektir.
Ülkücü şehitler için sahte gözyaşları dökerek siyasi münafıklığın şahikasına çıkan Başbakan’ın ve kahraman Özel Harekât mensuplarını milliyetçi oldukları için bıyıklarından hareketle aşağılamaya yeltenen yardımcısının başını çektiği “AKP Yalan Kumpanyası”nı bekleyen akıbet 12 Eylül 2010 günü milli irade duvarına çarpmaktır.
Türk milliyetçileri ve ülkücü camia, şerefli hatıralarını ebediyete kadar yüreklerinde yaşatacağı aziz şehitlerimizin ruhları ile birlikte 12 Eylül 2010 günü Başbakan’ı referandum sandığı başında bekliyor olacaktır.
Kaynak : http://www.mhp.org.tr/gbk.php?content=2850&cat=50
Game Over (Oyun bitti)
Gönderen SABİH SAMUR | 10:24 ÖÖ | AKP, Barzani, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, F-16, Mehmet Ağar, Osman Baydemir, Sabih Samur, Talabani, Tayyip Erdoğan, TSK, Yaşar Büyükanıt, Yeni Alanya Gazetesi | 0 yorum »Başbakan akşam yemeğini yemiş evindeki diz üstü bilgisayarında günün stresini atmak için oyun oynuyordur. Ekrana "game over" yazısı gelince bir anda alnında terler birikir. Abdullah Gül'ü çok acil konutuna davet eder ve sabaha kadar çalışırlar.Ertesi gün güneş doğarken yeni kabine listesi hazırlanmıştır.Ama böyle bir liste Türkiye'de ilk defa gerçekleşmektedir.Başbakan Yrd. ve Devlet Bakanı : Devlet Bahçeli Dış İşleri Bakanı : Deniz Baykal AB ile Koordinasyon : Kürşad Tüzmen, İç İşleri Bakanı : Mehmet Ağar Turizm Bakanı : Erkan Mumcu Savunma Bakanı : Hikmet Çetin Cumhurbaşkanına verilen liste tam bir şok etkisi yaratmış ama ilk defa Tayip Erdoğan ile mutabık kalmıştır.Tüm kadro 2007 seçimlerine kadar ülkeyi yönetmeye namusu ve şerefi üzerine söz verirler. Bu sırada Büyükanıt K.Irak'ta cepheden güzel haberler göndermektedir.Talabani'yi Irak Bayrağı'nı indirdiği bayrak direğine oturtmuştur. Kürt kökenli vatandaşlarımız kimlerin arkasından yürüdüklerini görmüşler ve yanlışlıktan dönme yolları aramaktadır. Osman Baydemir İsveç ve Belçika'ya iltica talebinde bulunmuştur.Hükümet onaylanmış memlekette inanılmaz bir birlik ve beraberlik rüzgarı esmektedir.Türkiye'de ki üretimlerini Mısır'a ve Çin'e kaydıran Tekstil Holdingleri yaptıkları hataların farkına varmış herkes doğduğu vilayete fabrikasını taşıma seferberliğindedir.Mehmet Ağar İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere hemen hemen tüm illerde kap kaç, hırsızlık, çete ve mafya özentilerinin kökünü kazımıştır. Turizm bakanı Erkan Mumcu 2007, 2008 ve 2009'a kadar ki tüm yatak kapasitemizi Kış Turizmi dahil doldurmuştur.Amerika Deniz Baykal'a Başbakana iletilmek üzere resmi özür mektubunu vermiştir. Aselsan'da F16'nın tüm elektronik aksamının üretildiği bölümün hemen yanına yeni üretilecek olan F 35'lerin elektronik kontrol ünitelerinin yer aldığı yeni tesis Hikmet Çetin ve Hava Kuvvetleri Komutanıyla beraber Türk Yıldızları'nın gösteri uçuşu eşliğinde açılmıştır.Yeni açılan teknoparklar ve Nokia ile Motorola'nın fabrikalarını Zonguldak, Sinop ve Mardin'e taşımaları ile birlikte İstanbul ve diğer büyük şehirlere göç bıçak gibi kesilmiş tersine göç başlamıştır.Almanya ve Fransa'dan gelen Avrupalı kaçak işçiler sorun olmaya başlamıştır.Türkiye'deki yıllık otomobil satışı 100.000 adedi geçen Mercedes Almanya'daki tesisi Afyon'a taşıma kararı almıştır.Avrupa'nın jet sosyetesi Alanya'yı keşfetmiş özel uçağına atlayan soluğu Gazipaşa Havaalanında almakta, Alanya Belediyesi'nin organize ettiği limuzinlerle merkeze kadar gelmektedirler. Apart otellerin yerini alan yöresel özellikler taşıyan, muz bahçelerinin içindeki butik oteller anlata anlata bitirilememektedir.Esnafın yüzünde güller açmaktadır.Eşimin omzumu silkelemesi ile uyandım. "hayatım işe geç kalacaksın" diyordu.Hala rüyanın etkisindeyim. Belki bir gün.....
Bu yazı 2388 kere okunmuştur.
Gazeteme Sitemim
Gönderen SABİH SAMUR | 11:27 ÖS | Ahmet Türk, Ajda Pekkan, Altemur Kılıç, CHP, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, DTP, Kürt Sorunu, Mehmet Ali Dim, MHP, Osman Baydemir, Sabih Samur, Sezen Aksu, TSK, Yeni Alanya Gazetesi | 0 yorum »İnsan hiç kendisine fikirlerini okuyucularla paylaşması için köşe açan gazetesine ve onun yönetimine ve yazı işlerine sitem eder mi? Ve ya hangi şartlarda eder?
Sn. Mehmet Ali Dim fırsat bulup da okuduğunda eminim çok şaşıracak ve her zaman ki gibi bu yazımı da sansürsüz yayımlatacaktır.
2006 yılında Sn. Dim ve onun aracığıyla Sn. Altemur Kılıç büyüğümüz ile tanıştırılmamızın ardından, çok büyük kesiklik olmadan 3. yıldır zevkle ve gurur duyarak sizlere Yeni Alanya Gazetesi’ndeki köşemden ulaşıyorum.
Bu ulaşma maalesef gecikmeli oluyor(!)
Heyecanla ve gerçekten gündemi yakaladığıma inandığım yazımı, yaklaşık 3.(Üçüncü) hafta sonunda ve en son Sn. Dim’i cep telefonundan, olur olmaz bir saatte (her hangi önemli bir toplantısına, tabiri caizse bodoslama girerek) arıyorum.
Neden yazımın çıkmadığını sorduktan sonra sağ olsun her zamanki nezaketi ile (amatör heyecanımı ve vatan sevgimi bildiği ve anladığı için) “İlgileneceğim Sabih’ciğim” diyor.
Ve yazı ertesi gün yayımlanıyor.
“Ajda Pekkan, Sezen Aksu ve Kürtçülük Nağmeleri” başlıklı bir yazıyı yine yaklaşık 20 gün önce göndermeme rağmen ancak C.tesi günü yayımlandı!
Ha çok mu önemliydi?
Evet bence önemliydi!
Çünkü bu yazı yazılıp, e-posta olarak yazı işlerine gönderildikten iki hafta sonra Sezen Aksu gündeme bomba gibi düştü ve Sn. Başbakan ile açılım konusunda telefon trafiğine girdi.
Zeki bir gazete yönetimi köşe yazarını sahiplenerek bu konuyu gerekirse ön sayfaya taşır ve hatta manşete dahi çıkararak Alanya’daki yöresel bir gazetenin gündemi nasıl ve oluşumu takip ederek önceden yakalayabildiğini bütün Türkiye’ye ispat edebilirdi.
Bugün sadece 12-15.000 adet gibi gözüken tiraj genel ağ (internet) sayesinde inanılmaz boyutlara ulaşmakta konu Alanya’dan çıkmaktadır. (Çağ büyük düşünebilenlerin çağı olacak).
Sonuç olarak her şey vatan için.
Birileri kalkmış gözümüzün içine baka baka Federasyona doğru giden “Kürt Açılımı” adlı sürece sıcak bakmamızı isterken,
Askerin anlam veremediğim sessizliğini buruk bir şekilde izlerken,
Defalarca eleştirdiğim Sn. Devlet Bahçeli Memleketin Umudu ve tek tutanağı haline gelmişken,
Sn. CHP’nin Deniz Baykal’ı dik bir duruş sergiler gibi yaparken,
DTP ve Ahmet Türk zafer şarhoşluğu içinde; yakın gelecekte kurulacağından emin oldukları Kürdistan’ın başına Osman Baydemir’i mi yoksa Teröristbaşı Abdullah Efendi’yi mi? Getirmeliyiz diye düşünürken,
Bizde yazılarımızın neden zamanında çıkmadığını sorgulaya duralım.
Sorgulayalım ki bir NEFES daha bunlarla mücadele edebilsin!
İşiniz zor Sn. Mehmet Ali Dim!
Siz kalkın kişiye köşe verin sonrada köşenizi işgal eden bu kişiden sitem kabul edin.
İşte Yeni Alanya Gazetesi’nin ve Sn. Mehmet Ali Dim’in farkı !
En içten sevgi ve saygılarımla
Türkçe Kalın!
Sabih Samur 23 Ağustos 2009 Pazar 08:00
Federasyon umudu olanlara ve teşvik edenlere yanıtımız
Gönderen SABİH SAMUR | 11:39 ÖS | Ahmet Türk, Devlet Bahçeli, DTP, Kürt Sorunu, MHP, Sabih Samur, TSK | 0 yorum »Ayrıştırmak isteyenlere
Gönderen SABİH SAMUR | 12:22 ÖÖ | Devlet Bahçeli, Kürt Çalıştayı, Kürt Sorunu, MHP, Sabih Samur | 0 yorum »Muhsin Yazıcıoğlu son yolculuğunda
Gönderen SABİH SAMUR | 9:50 ÖS | BBP, CHP, Devlet Bahçeli, DTP, KKTC, Mehmet Ağar, MHP, Muhsin Yazıcıoğlu, Tayyip Erdoğan, TBMM, TSK | 0 yorum »ÜLKEMİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ,MHP ve DEVLET BAHÇELİ
Gönderen SABİH SAMUR | 9:19 ÖÖ | AKP, Devlet Bahçeli, DTP, Genel Kurmay Başkanı, Kandil Dağı, Kerkük, KKTC, MHP, Tayyip Erdoğan, TBMM | 0 yorum »

TBMM Genel Kurulunda 2009 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı
...
Partimiz, bunlardan birini diğerine, milleti, devleti ya da demokrasiyi ötekine tercih ederek yapılacak sözde yaklaşımların eksik, kusurlu ve sakat olacağına veya bunlardan birinde neden olunacak tahribatın çok önemli beka meselelerine yol açacağını öngörmektedir.
Bu nedenle, konuşmamın bu bölümünde, adına bütçe yaptığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin ve büyük Türk milletinin varlığını, birliğini ve devamlılığını tehdit eden başlıca riskler ile bunların çözümü konusundaki değerlendirmelerimi Yüce Meclisle paylaşmak düşüncesindeyim.
Maddi yokluklar ve stratejik sarsıntıların arasından, muhteşem bir mücadele ile doğmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 85 yıllık yolculuğunda aldığı önemli mesafeyi küçümsemek, hor görmek, adaletli bir değerlendirme olmayacaktır. Bu süre içinde ülkemiz ve milletimiz elbette ki birçok başarılara imzasını atmıştır.
Daha müreffeh bir toplum, daha kalkınmış bir ülke, daha kudretli bir devlet, daha sağlam bir millet yapısı bu süre içinde her hükümetin arzusu olmuş, bu uzunca dönemde her siyasal görüş bu alanlarda az ya da çok katkı sağlamıştır.
Devlette devamlılık, hizmette süreklilik vardır. Bugüne kadar yapılmış bütün güzel işlerin ve gelişmelerin hakkını teslim etmeyi ve emeği geçenlere şükranlarımızı sunmayı bir kadirşinaslık olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.
Ancak, Türkiye’mizin bu yolculuğunda, kalkınma, demokratikleşme ve milletleşme yolundaki yetersizliklerin ve noksanların, özellikle siyasi vizyon eksikliği ile birleşince bugün karşımıza çok ciddi toplumsal ayrışma ve çözülme tehlikesini çıkardığını üzülerek ifade etmek durumundayım.
Bugün ülkemiz ve milletimiz, yıllardır birikmiş sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlarını aşamamış olmanın zafiyetiyle ve özellikle altı yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin “yüzleşme, ezber bozma, tabuları yıkma” adı altında tekrarladığı yanlışlarıyla beka düzeyinde tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Bunları yok farz etmek, iyimser ifadelerle üstünü örtmek, geliştik, kalkındık, büyüdük, itibarımız arttı gibi sanal söylemlerle pembe tablolar çizmek, ya da alt kimlikleri nakarat halinde tekrarlayıp durmak önümüze çıkan gerçekleri asla değiştirmeyecektir.
Karşılaşılan tehdit, milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve milli kimliğini ayrıştırmaya yönelik sosyolojik kırılma; üniter devletimize yönelik egemenlik paylaşımı ve topraklarımızın bir bölümünü yönetememe tehlikesinin baş göstereceği siyasal çözülme sorunudur.
Mutabık kalınacak ciddi, kalıcı ve köklü çözümlerin uygulanmasında gecikilmesi halinde, kapanması mümkün olmayan derin yaraların açılacağı, milli birlik ve bütünlüğümüzün onarılamayacak kadar zedeleneceği çok tehlikeli bir süreç, maalesef Türkiye’nin karşısındadır.
Gerek ihmal, gerek tahrik, gerekse dayatmalarla gelinen nokta, Cumhuriyetin kuruluşu ile elde edilen kazanımların, devlet ve millet hayatımızın temelini oluşturan kurucu ilkelerin ve bizi bir arada tutan kardeşliğimizin keskin bir yol ayrımına yaklaştığını ortaya koymaktadır.
Hepimizin arzusu olan çağdaş ve müreffeh bir topluma ulaşmada, tek seçenek paketi olarak dayatılan “demokratikleşme, çok kültürlülük, alt kimliklerin siyasallaşması, ana dilde eğitim, bölücülüğe ve teröre af ile yerel yönetimlere alabildiğine özerklik” gibi yıkım projelerine hepinizin dikkatini çekmek isterim.
Bu taleplerin siyaset eliyle ilerleme kaydetmesi ve zemin bulması halinde, bu badireden ne devletimizin, ne de milletimizin bütünlük ve birlik içinde çıkması mümkün görülmemektedir.
Bilinmelidir ki, en az bin yıllık muhteşem bir kaynaşma ile yükselerek vücut bulmuş büyük “Türk Milleti”nin, alt kimliklere doğru dönüş ve kıvrılış göstereceği böylesi bir gelişmenin yaşanması halinde, Cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği milli devleti ve üniter yapıyı korumak ve yönetmek, tamamen imkânsız hale gelecektir.
Adına ne denirse denilsin, ister çağdaşlaşma, ister Avrupalı olma, ister demokratikleşme; göz yumulan kimlik tahriklerine, verilen tavizlere devam edilmesi ve bu taleplere önümüzdeki dönemde anayasal kılıf ve zemin hazırlanması, Yüce Meclisin varlık nedenini inkâr anlamı taşıyacaktır.
Bunun gerçekleşmesi halinde, toplumun Türk Milleti’ne olan mensubiyet bağlarını kopartmadan korumak ve aynı geleceği, aynı coğrafyada, aynı devlet çatısı altında paylaşma arzusunu canlı ve diri tutmak zor olacaktır.
Biliniz ki, bu uyarılar asla bir vehmin ve aşırı hassasiyetin ürünü değil, bütün dikkati aziz millet varlığının bekasına odaklanmış bir siyaset hareketinin çok ciddiye alınması gereken uyarıları ve öngörüleridir.
Bugün gelinen aşamada, artık açıkça dillendirilen, “federasyon, ayrı bayrak, ayrı eğitim dili, ortak kurucu halk, çokluklar devleti, özyönetim ve hatta ayrılma tehditleri” gibi talepler karşımızdaki tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Ancak, burada asıl önemli olan, Türkiye’nin karşısına çıkartılan bu süreci yönetebilecek, tehditleri bertaraf edebilecek ve asal mevcudiyeti koruyabilecek inanca, değerlere, stratejiye ve vizyona sahip kadrolar tarafından yönetilmiyor olmasıdır.
Ülkemizin içinde bulunduğu yakın coğrafyada yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin sürüklendiği olumsuz süreci hızlandırıcı rol oynamakta, ne üzücüdür ki çözüm adı altındaki yabancı dayatmaların bölgesel senaryolarla beslenmesini kaçınılmaz hale getirmektedir.
Hükümetin teröre desteğini sürdüren Irak’taki yerel yönetimle; iddialarından vazgeçmeyen Ermenistan’la; uzlaşmaya asla yanaşmayan Kıbrıs Rum Yönetimiyle; talep listeleri bir türlü bitmeyen Avrupa Birliğiyle ve komşularımızı tanzim etmeye çalışan Amerika ile olan ilişkilerimizi bu çerçevede ele almak gerekecektir.
Son zamanlarda ortaya çıkıp tarihle yüzleşme adı altında, utandıkları geçmişimizi yargılayarak tam bir işbirlikçi refleks gösteren sözde aydınlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Bu itibarla, sıraladığımız gerçek gündemle, ülkemizin yüzleşmeye başlaması için yaptığımız siyasi hamleler, partimizin öncelikli siyaset tercihi ve vazgeçilmez milli sorumluluğudur.
Çünkü Milliyetçi Hareket, bu sorunların toplum ve siyasetçi tarafından doğru değerlendirilmemesi ve önemine göre sınıflandırılmaması halinde, üretilecek sözde çözümlerin Türkiye’yi yeni ve daha büyük sıkıntılara sürükleyeceğinin farkındadır.
Değerli Milletvekilleri,
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz temel sorun, milli ve manevi değerlerimizin toplumsal çatışma alanına dönüştürülmesi ve Türkiye’nin köken, inanç ve mezhep temelinde çok tehlikeli bir ayrışma ve cepheleşme sürecine çekilmek istenmesidir.
Elbette ki, çağdaş ve modern bir millet ve devlet yapısı için almamız gereken çok mesafe, müreffeh ve hakkaniyetli bir toplum oluşturabilmek için yapmamız gereken çok işler vardır.
Ve İnsanın karşılaştığı her sorun elbette ki siyasetin ilgi alanındadır ve siyasetçinin sorunudur. Bu sorunların ise öncelikli konuşma ve çözüm yeri Yüce Meclis çatısıdır.
Ancak siyasetçinin bir sorumluluğu da, sorunları milletinin temel değerleri ekseninde çözmeye çalışmak ve çözüm alternatiflerini binlerce yılda oluşmuş milli değerler sisteminin içinden arayıp çıkartabilmektir.
Bu açıdan birileri millet kimliği dışında yeni arayışlar ve tanımlar talep ediyor diye milleti bu talepler üzerinden yeniden adlandırmak; devleti bu taleplere göre yeniden tanzim etmek, emsali görülmemiş bir yıkım olacak ve bitmeyecek başka ayrışma taleplerinin önünü açacaktır.
Nitekim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yüce Meclis çatısı altında temsil edildiğimiz 2002 yılında, aralarında idamı kaldıran, ana dilde yayına ve özel kurslara izin veren yasaların da bulunduğu uyum paketlerine “hayır” oyu verirken temel kaygımız işte buydu.
Maalesef gelişmeler bizi haklı çıkarmış, bu tarihten sonra ne taleplerin sonu gelmiş, ne de verilen tavizlerin ardı arkası kesilmiştir.

Kimlik arayışları ile ortaya çıkan mihrakların, Avrupa’nın dayatmalarına rıza gösteren Yüce Meclis eliyle, sözde uyum ve demokratikleşme adına elde ettikleri yasal imtiyazlar bugüne kadar bitmek tükenmek bilmemiştir.
Ulaşılan her aşamadan sonra çıkılan yeni basamak, bir sonraki adımın zemini yapılmış, yeniden başlatılan kampanyalarla bölünmeye ve ayrışmaya giden merdiven birer birer çıkılmaya başlanmıştır.
Nerede durulacağı, daha ne kadar taviz verileceği, bölünme taleplerinin hangi aşamada biteceği de belli değildir.
Anayasanın ve yasaların değişimi yoluyla bölücülüğün önündeki engeller birer birer ortadan kaldırarak daha nereye kadar bu sürece refakat edilecektir? Buna artık bir son verilmek mecburiyetindedir.
Biz baştan beri, milleti oluşturan ana gövdeden kopacak küçük parçaların meşrulaşarak giderek husumeti körüklemesinden ve bütünün ufalanarak sonu gelmeyen ayrışma sürecinin başlamasından endişe etmiştik. Şimdi de ediyoruz.
Bunun oluşmuş bir milleti, sosyolojik anlamda geriye götürecek, boy ve kabilelere dönüştürecek iptidai ve ırkçı proje olarak görüyorduk. Şu anda da aynı tehlikeyi artan bir vurgu ile söylüyoruz.
Karşımıza çıkacak sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik sorunların çözümünde takip edilecek ilkeler; millet varlığının devamını ve gelişmesini sağlayacak, milli devletin bekasını sürdürecek bir çerçeve içinde ele alınmak zorundadır.
Kavramları kutsayarak ve putlaştırarak, vatansız bir demokrasi arayışını kabul etmemiz; milletsiz bir demokratikleşmeyi dikkate almamız inandığımız siyaset değerleri açısından mümkün değildir.
Yaklaşık ikiyüz yıldır siyasi şekil ve anlam bulmuş olan millet kavramı etrafında açık veya gizli mücadelelerinin bütün hızıyla sürdüğü dünyada, milletleşmenin durdurulmaya çalışılması bizim açımızdan kabul edilemeyecek bir boş hayaldir.
Bedeli kanla ödenerek kazanılmış bağımsızlığımız, bin yıl boyunca sevgi ile yoğurduğumuz kardeşliğimiz, asırlarca alın terimizle oluşturduğumuz mili varlıklarımız, birlikte yaşanan binlerce yılın ürünü olan milli kültürümüz bu ham hayalin önündeki en büyük güvencemizdir.
Elbette ki, çağdışı bir tek tip vatandaş arayışında değiliz. Herkesin birbirinin aynı olmasını beklemiyor ve hedeflemiyoruz.
Ancak, sonu gelmeyen isteklerin ve verilmesi düşünülen tavizlerin siyasal alt kimlik bilinci oluşturmasına ve bunun yeni talepler listesi halinde dayatılmasına da izin veremeyiz.
Türkiye’nin milli birliği ve bölünmez bütünlüğü gibi hayati öneme sahip milli beka meselelerinde, siyasetçilerin görüşleri ve duruşlarının zamana ve şartlara göre değişmesini düşünemeyiz.
Başta Sayın Başbakan olmak üzere, bu konuda sorumluluğu olan herkes samimi bir vicdan muhasebesi yapmalı ve Türkiye’mizi ateşe atacak yeni adımlardan ve yanlışlardan dönme basiretini gösterebilmelidir.
Bu vatanın kurucusu ve sahibi olanlar, aziz millet varlığına hep birlikte vücut veren büyük Türk Milleti ailesidir. Bulunacak bütün çözüm yolları bu ailenin bağlarını güçlendirmeli; küçülme, zayıflama, yalnızlaşmanın kimseye yarar getirmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır.
Bu eksende olmak üzere, hükümeti kapsayıcı millet tanımından uzaklaşarak alt kimlik taleplerini tırmandıracak söylemlerden kaçınmaya; yıllardır bitmeyen bölücü taleplere verilecek yeni tavizlerden uzak durmaya davet ediyorum.
1910’lu yıllar temel alındığında, dönemin küresel gelişmelerine karşı aziz milletimizin yegâne dayanma gücü, birleşme arzusu; vatanseverlerin heyecanı ve direnci ile eşdeğerdi ve ne mutlu ki bunu başardılar.
Bugün de karşımızdaki ayrılma ve bölünme tehlikelerine karşı en önemli direnç ve dayanma noktası; yüreklerinin vatan ve millet sevgisi ile dolu olduğuna inanmak istediğim muhterem milletvekillerinin iradesidir.
Milletvekillerinin yeri ve zamanı geldiği vakit, mensubu oldukları “Gazi Meclis”in anlamına uygun hareket edeceklerine olan inancım tamdır.
“YA SEV YA TERKET” yerine “VER KURTUL” mu?
Gönderen SABİH SAMUR | 4:49 ÖS | Altemur Kılıç, Devlet Bahçeli, DTP, PKK, Sevr, Sevres, Tayyip Erdoğan, TBMM, Teröristbaşı Abdullah Öcalan, Turgut Özal | 0 yorum »80 küsur yaşında keskin bir Kılıç, Altemur Kılıç. Gecenin üçü olmuş, dimdik ayakta TC’nin olmazsa olmaz değerlerini savunmaya çalışıyor. Kime karşı? Demokrasi adıyla Demokrat görüntüsüyle Prof. Dr. Doğu Ergil, Eski İç İşleri Bakanı Korkut Özal ve Mehmet Metiner’e karşı. Allahtan yalnız değil kısmen destekçileri var; Avni Özgürel ve MHP eski İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş.
Mekân Show TV stüdyosu. Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı adlı programı. Altemur Kılıç Alanya’daki evinden uydu bağlantısı ile katılıyor diğer konuklar Ali Kırca ile beraberler.
Konu Başbakan Tayyip Erdoğan’ın birebir söylemediği fakat aşağı yukarı aynı anlama gelen “Ya sev Ya Terket” polemiği.
Daha önce “Doğu Raporu”nu da hazırlayan kişi olan Prof. Dr. Doğu Ergil, “Ya Sev Ya Terket” söylemi fevkalade tehlikelidir. Her kes vatanını sever ama yönetimi, yönetiliş şeklini, tarzını sevmeyebilir, diyor. 36 Etnik kimlikten oluşan bir mozaikten dem vuruyor. Nazif Okumuş haklı olarak itiraz ediyor. Bırakın 36 ‘yı ezbere olarak ilk 10 etnik kimliği bile sayamazken 36 diye dillendirmenin amacını anlamakta zorlandığını ve kendisini Türk hisseden herkesin Türk vatandaşı olduğunu vurguluyor. Destek Altemur Kılıç’tan geliyor. Altemur Kılıç “Ya Sev Ya Terket” sözünün sonuna kadar arkasında olduğunu, birleştirici unsur ise Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüdür, diyerek noktayı koyuyor.
Kızılca kıyamette böylece kopuyor. Mehmet Metiner tabiri caiz ise Altemur Kılıç’a Faşist muamelesi yapıyor. Kürtlerin anayasal ortamda kültürel haklarına ve özgürlüklerine, kendi dillerini konuşmaya, kendi isimlerini kullanmaya hakları olduğunu söylüyor.
Korkut Özal ise “Türk” kelimesinin daha önce etnik amaçla kullanıldığı için Kürt halkı tarafından onay görmediği aynı Amerika’da olduğu gibi “Amerikalı” kelimesi örnek alınarak “Anadolulu” ismi altında tekrar birleşilebileceğini ve hatta özel ikili bir sohbette T.C. Cumhurbaşkanı olan ağabeyi merhum Turgut Özal ile de bu konunun sohbetini yaptıklarını dile getiriyor. “Türkiye Türklerindir” diyoruz ama Türk kim? Bunu açmak lazım, diyor.
Avni Özgürel ise “DTP’ye çok büyük bir şans ve değer verilmişti. Devlet Bahçeli TBMM çatısı altında tüm eleştirilere rağmen dostluk elin kendilerine uzatmıştı. Onlar ne yaptı?”diye soruyor. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hiçe sayarak özerklikten bahsetmektedirler, diyor.
Özgürel bir taraftan, “TSK’ya işgal kuvveti, bu ülkenin başbakanına sözde Kürdistan’a yani Doğu illerimize gelme” dediği için DTP’yi eleştirirken diğer taraftan kanı durdurmak adına gerekirse İmralı’daki Öcalan ile konuşulmalıdır diyerek kafası karışmış bir görüntü sergiliyor.
İşte bu nedenledir ki Altemur Kılıç’a olan saygım bir kat daha arttı. Kafası karışık olmayan, fikirlerini kendi memleketinde (hala) korkmadan söyleyebilen sayılı insandan biri.
Çünkü şu anki ortamda AB’ye ve ABD politikalarına karşı olmak, bunları dillendirmek Ergenekoncu olmakla eşanlamlı.
Başbakan, başbakan olalı ilk defa doğru bir söz söylemiştir. Belki de Türk halkına olan özür borcunu ödemeye çalışmaktadır. Türkiye’nin Kürt Sorunu yoktur. Kürtçülük sorunu vardır. “Ben Kürt kökenli Türk Vatandaşıyım” diyebilen, bundan kompleks değil onur duyabilen Kürt, benim kardeşimdir. Gerçekten kardeşlikten yana olan
Kürt kökenli vatandaşlarımızın dış figürlerin kurguladıkları oyunda piyon sıfatıyla yer almamaları gerekmektedir.
Olayları aman daha fazla kan akmadan diyalogla çözelim söylemi
“VER KURTUL”un Siyonizmcesidir. Sevres(Sevr) deki ilgili maddeyi okuyan, birazcık aklı olan bir vatandaş anlayacaktır ki, bu masumane isteklerin altında “Büyük Kürdistan” emeli yatmaktadır. Bu konuya bir sonraki yazımda detayları ile değineceğim. Özetle, Şehit kanları ile sulanmış bu ülkede her kim ki erk elinde iken, Eyalet, Federasyon, Özerk yapı ve sonunda bağımsızlık gibi bir oluşuma onay verip bu konuyu da Birleşmiş Milletler ve/veya AB kanalıyla gerçekleştirmeye çalışırsa, bilsin ki bedelini çok ağır öder. Divan-ı Harb ve Yüce Divan enstrümanları bedel ödemenin yegâne adresleridir.
YENİÇAĞ TV YAYININA SON VERDİ
Gönderen SABİH SAMUR | 11:39 ÖS | Alparslan Türkeş, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, MHP, Tayyip Erdoğan, Yeniçağ TV | 0 yorum »Bütün samimiyetimle söylüyorum.TV’ler arasında ilk altıya kadar yükseleceğini umuyordum.
Sn. Ahmet Çelik ne kadar büyük bir misyon yüklendiğinin farkında mıydı acaba?
Şartlar ne kadar ağır ve zor olursa olsun er meydanında mademki pehlivanlığa soyunuldu gerekler yerine getirilmeliydi.
Ortaya koyulan ülke adına Milli Duruş ve tavır kesintiye uğramamalıydı.
Şimdi Sn. Ahmet Çelik uzaktan davulun sesi hoş geliyor diyebilir veya ateş düştüğü yeri yakar da diyebilir.Ama öyle değil!Çünkü bir misyona soyunulduysa ve kısmen başarılı olunup bir yerlere gelindiyse artık bunun pardonu olmaz,olmamalıydı diye düşünüyorum.
Tüm bunları tadı damağında kalmış bir izleyici kırgınlığı ile söylüyorum.
Genel yayın yönetmeni Orhan Can ve Genel Koordinatör Mehmet Marangoz’un da yayında gösterdikleri başarıyı sıkı bir reklam pazarlama ekibi kurarak yaşam kaynağı olan maddi geliri reklamlarla sağlamaya çalışmalıydılar diye düşünüyorum.
Hiç kimsenin ve hiçbir yönetimin artık Türkiye’ye mâl olmuş bir kanalı gerekçeleri ne olursa olsun Türkiye’den ve Türk Milleti’nden mahrum etmeğe hakkı yoktur.
Yönetim Kuruluna buradan sesleniyorum;lütfen tüm imkânlarınızı seferber ederek Yeniçağ TV’yi tekrar Türk halkı ile buluşturunuz.
DEVLET BAHÇELİ ve MHP
MHP Türkiye’de çok daha iyi yerlerde olması gereken bir parti.Maalesef şark kurnazlığı yöntemi ile günü kurtarmaya çalışıyor.Türban konusundaki çıkışı günü kurtarmadan öte değil.
Bugün için prim yapmış görünüyor ama bugünler tarih olduğunda Devlet Bahçeli’nin MHP’ye verdiği zararları hep beraber okuyacağız.CHP’de Deniz Baykal’a rağmen CHP’de kalmak nasıl mümkün değilse MHP’de de Adana grubuna karşı dik durabilecek,aykırı ses çıkarabilecek bir ilçe veya il örgütünün olması mümkün değildir.
Oysa istikrar balonu üfleyen Sn. Başbakan “Ulusa Sesleniş” konuşmasında okuduklarına kendi bile inanmamaktadır.Deniz bitmiş kıyı gözükmüştür.
Şu veya bu şekilde iktidar değişikliği gerekmektedir;ülke tıkanmıştır.
Çok zor belki imkansız ama Sn. Bahçeli tarihe geçmek istiyorsa ülkenin önünü açabilecek genç dinamik ve vizyonu olan birine makamını bırakmalıdır.En azından kendisi devam edecekse Sn. Altemur Kılıç’ın aşağıdaki sözlerine hiç olmazsa kulak versin.
“Ben ne yapacağım?Kaç gündür okuyucularım, dostlarım “Bahçeli ne yapıyor, neyin peşinde?” diye soruyorlar. Ben de bunaldım ve hatta MHP’den istifa etmeyi bile düşündüm... Ancak sonra da, gene düşündüm; Ben, 1942’den beri “üsteğmen” Alparslan Türkeş’le beraber ve Sayın Bahçeli’den çok önce vardım ve varım! Neden istifa edecekmişim... İstifa etmeleri, ayrılmaları gereken başkası, başkaları varken!Benim MHP’de olup olmamanın, “kuvveyi harbiyesi” yok. Ama elim, hamdolsun hâlâ kılıç tutuyor. Mücadeleye devam!”
30 AĞUSTOS ve DEVLET TERBİYESİ
Gönderen SABİH SAMUR | 11:59 ÖÖ | ABD, Bursa Nutku, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Genel Kurmay Başkanı, Kandil Dağı, MHP, Mustafa Kemal ATATÜRK, PKK | 0 yorum »Bakışlardan mana çıkarmalar. “Bence Genelkurmay Başkanı şu mesajı kendi ve TSK adına verdi” gibi büyük yorumlar. Yorumlar, yorumlar, yorumlar.
30 Ağustos Gecesi.Mekan KKK bahçesi.Devlet’in zirvesi.Sanki 40 yıllık arkadaşmışçasına
oturan 3 kişi.Yeni Cumhurbaşkanımız,yeni Başbakanımız ve Genelkurmay Başkanımız.
Fenerbahçe’nin galibiyeti ile başlayan güleç bir sohbet. Yorumlar ve yorumcular altüst olmuş durumda. Ne yapıyor bizim Gen. Kur. Başkanımız? Nasıl güler? Nasıl sohbet eder bizim olmayan bu yeni Cumhurbaşkanı ile hani şu sonuna (m) eklenmeyen?
Belki de şöyle yazılacak: Bakmayın Büyükanıt Paşa’nın güldüğüne, Fenerbahçe’den filan usule ten bahsettiğine aslında içi kan ağlıyor!
Buraya kadar bu yazıyı sabırla okuyanlar vay be Sabih Samur’da değişmiş o da iktidarcı olmuş diyecekler. Hayır, öyle değil. Benim inandığım şu. Uyuyarak, karpuz gibi yatarak, ben nasılsa Atatürk’ün Partisiyim diyerek yenilmiş bir CHP ve maalesef Devlet Bahçeli’nin tüm yetersiz liderliğine rağmen kısmen başarılı olmuş bir MHP’nin karşısında alınmış ciddi bir iktidar zaferini ve bunun uzantısı olan Cumhurbaşkanlığı seçim başarısını hiçbirimiz görmemezlikten gelemeyiz. Bu Başbakan, Bu Cumhurbaşkanı bileğinin ve yüreğinin hakkı ile buralara gelmiştir. Sevsek de sevmesek de onlar T.C.’yi temsil etmektedirler. Biz de T.C. olduğumuza göre bizi temsil etmektedirler. Temsil ettiklere makama devlet terbiyesine yakışır bir şekilde saygı göstermek zorundayız.
BUNDAN SONRA NE YAPILMALI?
Eğer Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile Türkiye Cumhuriyeti bazılarının dediği gibi yıkılacaksa ve bu kadar zayıf temeller üzerinde duruyorsa ve bizde aman yıkılmasın diye korkuyorsak hiç durmasın yıkılsın!
Demek ki biz bu cumhuriyeti ayakta tutacak değerleri yeterince perçinleyememişiz ki her dakika yıkılmasından, bölünmesinden, vatan toprağımızın elimizden akıp gitmesinden bahsediyoruz.
Kimse korkmasın bizler buradayız. Bizler gücünü Atatürk’ün Nutkundan alan görev bilincini ise Bursa Nutkundan alan Türk evlatlarıyız.Bizi ne içten ne dıştan hiç kimse yıkamaz!
Görevimiz korkuyla yaşamak değil! Türkiye’nin tüm kurumlarının mevcut seçilmiş kişilerle ahenkli bir şekilde çalışmasını sağlamak. Bu mevcut kişilerin sisteme zarar verecek hâl ve hareketlere girmesini adım adım izleyerek demokrasinin enstrümanları ile engellemek.
Türkiye’mizi gerçekten tam bağımsız (ekonomisiyle, siviliyle ve askeriyle) hale getirmek için mücadele etmek.
Bunlar bizim izleyerek, eleştirerek, lobi oluşturarak yapmamız gereken görevlerimiz.
KANDİL DAĞI
Bir laf var “yemeyenin malını yerler “Bilmiyorum uydu mu? Uysa da uymasa da…
Biz Amerika’dan Kuzey Irak’a girmek için ve hangi şartlarda girebiliriz? İcazetini almayı bekleye duralım eloğlu beklemiyor! (Ne başbakanından yazılı talimat ne de Amerika acaba bir şey der mi?)
Evet. İran gümbür gümbür Kandil Dağı’nı vuruyor! Niçin? PKK’nın İran sürümü Ulusal çıkarlarını tehdit ettiği için. Eline sağlık İran.
Yapamadığımızı yaptığın için.
Sevgili dostlar yapılacak çok iş var. Hepimizin işi var. Hepimiz kurumsal değerlerimizi koruyarak, temsil ettiğimiz makamların yetki ve sorumluluklarını gerektiği gibi kullanarak
Laf değil icraat yaparak Türkiye’yi daha güzel günlere getirmeliyiz.
Sabih Samur
İSTİKLÂL MARŞI ve MİLLETVEKİLİ YEMİNİ
Gönderen SABİH SAMUR | 6:07 ÖS | Ahmet Türk, Arslan Bulut, Devlet Bahçeli, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Bitlis doğumlu Kürt kökenli bir arkadaşımızla (06 Ağustos P.tesi,sabah)sohbet ediyoruz. Okuduğunuz bu yazıyı hazırlarken “Ağabey sert yazma, bak ortam ne güzel, her şey güzel olacak ,hoş görüyle yaklaşmak lazım” diyor.
C.tesi, Saat 16:00 civarıydı; Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Sn. Arslan Bulut ile gazetede randevumuz vardı. Bir taraftan sohbet ederken bir taraftan da göz ucu ile milletvekillerimizin yeminlerini izliyorduk. Sohbetimizin konusu malum, memleket meseleleri.
Arslan Bulut’u sadece yazılarından tanıyor kalemi ile gurur duyuyordum. Kendisini tanıdıktan sonra bu gururum bir o kadar arttı.Bir tarafta bireysel olarak ekmek kavgası,yaşam ve gelecek kaygısı; malum gazetecilik diğer taraftan adına yakışan arslan gibi bir yürek,keskin bir kalem!
Arslan Bulut ile daha sık bir araya gelmek üzere sözleşip ayrılıyoruz.
Akşam babamlara davetliyiz.Bir tarafta yemek hazırlığı bir tarafta yarım bıraktığımız yemin izleme görevine devam.Beklediğim an geliyor:Ahmet Türk Türkçe olarak yeminini ediyor.
Namusu ve şerefi üzerine Yüce Türk milleti adına ant içiyor.Yemin her dinde önemli!
Sonra kanalları geziyoruz,İstiklâl Marşı ile ilgili görüntüler geliyor ekrana.İçim burkuluyor,
Kötü oluyorum.Bir taraftan yemin ediyorsun diğer taraftan beraber savaştığını,bu toprakları birlikte kan dökerek elde ettiğini söylediğin bu toprağın,bu vatanın en önemli değeri olan İstiklâl Marşı’nı söylemek sana zûl geliyor!
Bu marştaki hangi kıta,hangi mısra ve ya hangi kelime seni rahatsız ediyor ki dudakların dahi kıpırdamıyor.Kürt kökenli arkadaşımızın sözleri kulağımda çınlıyor: “Hoş görüyle yaklaşmak lazım,ortamı germemek lazım!”
Kafam çok karışık, germeyelim,pekiyi sonra?
Daha düne kadar bütün askeri birliklerin duvarlarında ve milliyetçi söylemlerimizde şöyle bir dörtlük vardı:
Tek Dil
Tek Bayrak
Tek Millet
Tek Vatan
Ortamı germemek uğruna,AB uğruna,Demokrasi uğruna “Tek Dil” den ödün verdik ve sessiz sedasız TEK’liğimiz üçe indi.Şimdi yine germeyelim diyoruz.Meclisteyiz.Germeden , yumuşak yumuşak sıradaki ikinci TEK’i de ortadan kaldıracak mıyız?
Sırada hangisi var?
Tek Vatan mı? Tek Millet mi?
Federal sistemi ve ya Eyalet sistemini meclis çatısı altında, gergin olmayan bir ortamda, tatlı tatlı tartışarak “Tek Vatan” ve / ve ya “Tek Millet”ten hangisinden ödün vereceğiz?
Arkadaşıma verdiğim sözü elimden geldiğince tutmaya çalışıyorum.Sert yazmayarak kendi çapımda ortamı germemeye çalışıyorum(gel bir de içimdeki bana sor!).
Umarım bu yazdıklarımızın hiçbiri gerçekleşmez.Umarım Türk-Kürt ayrımı yapmadan beraber kurduğumuz ve adını Türkiye Cumhuriyeti ve üzerinde yaşayanlara da Türk Milleti dediğimiz bu vatandan Amerika ve benzeri ülkelerin ulusal çıkarları uğruna Kürtçülük ve Kürt Milliyetçiliği rüzgarına kapılarak ayrılmayı veya ayırmayı akıllarına bile getirmezler!
Her şeye rağmen yeni yasama dönemi hayırlı ve uğurlu olsun.
Saygılarımla
Sabih Samur 06 Ağustos 2007 23:26 İstanbul
GÜN OLA DEVRAN DÖNE
Gönderen SABİH SAMUR | 4:21 ÖS | Devlet Bahçeli, MHP, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Dün, saygı duyduğum Yeniçağ Gazetesi Reklam müdürü Sn.Mustafa Usta ile öğle yemeği yedik.Siyaset ve ülke meseleleri konuşulurken konu dolaylı olarak kendi işi olan reklama geldi.Yeniçağ’ın daha fazla reklam alması için ve daha fazla kesime ulaşması için( şu an ki tirajı 80 ile 100 bin arası değişiyor) ne yapılabilir gibi fikir alışverişinde bulunduk.
Gelinen nokta çok enteresan:Eğer sen gazete olarak hükümete fikren muhalif gözüküyorsan gizli bir el,gizli bir kuvvet adını ne koyarsan koy sana gelen veya gelecek olan reklamlara blok oluşturuyor ve bir şekilde engelliyor.Gazeteye reklam vermek için can atan defalarca arayıp çalışmak isteyen firma; ilk reklamı çıktıktan sonra belki birkaç reklamlık dahi ücretini ödediği halde diğer reklamlarını çıkartmak istemeyebiliyor.Diğer taraftan Bir sürü gruba reklam veren başka bir büyük firma nedense Yeniçağ’a reklam verme konusuna gelince yeteri kadar bütçesinin olmadığını söyleyebiliyor.Kim veya kimler tarafından ticari anlamda korkutuluyorsa???
Hadi bu kişiler bir şekilde korkuyorlar diyelim.Peki MHP il ve İlçe Teşkilatlarına ve Ülkü Ocakları’na ne demeli!Eğer buralara düzenli bir dağıtım yapılsa tiraj % 50 daha artacaktır.
Yoksa onları da korkutan bir güç mü var?Yoksa bu güç Sn. Bahçeli mi?
MHP için onca ter döken ve MHP’nin ve ülkücü hareketin ülke için daha iyi yerlere gelmesini sağlamaya çalışan birbirinden değerli yazar kadrosunu istihdam eden böyle güzide bir ülke gazetesini MHP camiasının gerçek anlamda sahiplenmemesini bana kim izah edebilir?
Yemeğimizi bitirdikten sonra temsil ettiğim firmamın reklamını büyük bir zevk ile kendisine geçtim.Demirden korkuyorsan trene binmeyeceksin!
Bir sonraki yazımda kısmetse Prof.Ümit Özdağ’ın nerede hata yaptığını ve izlemiş olduğu stratejisindeki hataları kendi yorumumla sizlerle paylaşacağım.
Hoşçakalın.
Sabih Samur
TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ ve AMERİKA
Gönderen SABİH SAMUR | 5:55 ÖS | Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Devlet Bahçeli, İran, Mehmet Ağar, MHP, PKK, Tayyip Erdoğan, Yaşar Büyükanıt | 0 yorum »İlginçtir Türkiye’de gündem bırakın haftayı gün içinde dahi değişebiliyor.Bizlerde bu akarsuyun içinde akarken görüntüleri yakalayıp paylaşmaya çalışıyoruz.
Gün geliyor Sn. Büyükanıt Paşa’ya kızıyoruz hala kamuflajını giymediği ve Kuzey Irak’a bizleri götürmediği ve topu hükümete dolayısıyla meclise attığı için.
Gün geliyor MHP kongresinde yaşanan güya demokratik ortamda yapılan (sanki birden fazla aday varmış gibi ) MHP Genel Başkanlık seçiminin traji komikliğini ve Dr.Devlet Bahçeli’nin bilerek olduğunu düşünmek istemediğim ama somut olarak milliyetçi harekete verdiği zararı.
Gün geliyor Mehmet Ağar’ın Düz Ova söylemine kafayı takıyoruz.Bizim için çok önemli olduğunu düşündüğümüz ve Vatan’a ciddi emeği geçmiş bir insanın gaflarını dile getirmeye çalışıyoruz hem ciddi ortamda hem de sıra gecesinde…
Ama akarsu akmağa devam ediyor ve bizi bu defa alıp İran’a götürüyor.
İran Gazetelerine baktığımızda Türkiye-İran ilişkilerinde yeni bir dönem başladığını ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ülkelerini ziyareti ile bu ilişkinin yol kadettiğini söylüyorlar.
Aslında olması gereken bu.Biz sonuçta sınır komşusuyuz ve zaman zaman çıkarlarımız çatışsa da gerektiğinde PKK sorunu ve Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda aynı ağızdan konuşabildiğimiz ve ortak paydada bulaşabildiğimizi dosta ve düşmana ve hatta dost ve müttefikimiz olarak gözükenlere de göstermiş oluyoruz.
Yukarıdaki bu uzun cümleyi kurduktan sonra bir de madalyonun öbür yüzüne bakıyorsun.Görüşme sonrası sabah erkenden ABD’nin Ankara Büyükelçisi Wilson,soluğu Dışişleri Bakanlığı’nda alıyor(Gerdek gecesi sabahı kızını arayan anne misali).Abdullah Gül ile yapılan görüşme 45 dakika sürüyor ve bu basına “Rutin” bir görüşme olarak açıklanıyor.
Gönül istiyor ki T.C. Başbakanı özgür iradesi ile kimsenin ve hiçbir ülkenin mesaj taşıyıcısı olmadan diğer ülkelerle görüşsün ve öncelikli olarak T.C.’nin kutsal çıkarlarını korusun !
Gönül bu AK’a da konuyor yoka da.
Daha önceki yazımda da belirtmiştim.İsrail’in nükleer güce sahip olması Türkiye için ne kadar tehlikeli ise İran’ın nükleer güce sahip olması da o kadar tehlikelidir.Fazla ve ya az değil.İran’ın bu güce sahip olmasında fayda vardır ve kesinlikle Türkiye’de gerek Avrupa gerek Rusya ve gerekse Japonya ile işbirliği yaparak İran ile aynı zamanda nükleer güce sahip olmalıdır.Olmazsa ne olur?
Ne olacak:Su akar Türk bakar.
Sabih Samur 06 Aralık 2006
KARARLI OLMAK
Gönderen SABİH SAMUR | 3:26 ÖS | Devlet Bahçeli, Kerkük, Kuzey Irak, MHP, PKK, Tayyip Erdoğan, Yaşar Büyükanıt, Yeni Alanya Gazetesi | 0 yorum »Kararlıyım.
Kararlısın.
Kararlı.
Kararlıyız.
Kararlısınız.
Kararlılar.
Hangisini seçmek istiyorsanız seçin, yapacağınız kararlılık içeren konuşmalarınızdan birine yerleştirin.
Irak Başbakanı Ankara’ya geliyor; Sn. Erdoğan ile beraber basın toplantısı yapıyorlar. Sn. Erdoğan Türkmen konusunda ne kadar kararlı olduğumuzu vurguluyor, Maliki de cevabı yapıştırıyor. “Irak ve dolayısıyla Kerkük Irak Anayasası’na göre yönetilmektedir” diyor.
Kara Kuvvetleri komutanımız ABD’deki ziyaretinde (dostumuz ve müttefikimiz olan ABD) ta oralardan sesleniyor; “Tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadelemiz sürecektir, bizler hükümetimiz doğrultusunda hareket ediyoruz, PKK ile mücadele kararlılığımız sürecektir” diyor. Oysa koordinatör atayarak Irak yönetiminin de içinde olduğu oluşumda yine bir çatlak ses cevaben, PKK kelimesini bile kullanmadan Uç olarak bahsediyor terörist örgütten. Ve büroların kapatılmasında göstermiş oldukları kararlılıktan dem vuruyor Irak Başbakanı Maliki.
Prof. Dr. Ümit Özdağ 19 Kasım Pazar Günü yapılacak kurultaya katılmakta ve aday olmakta kararlı görünüyordu; Sn. Devlet Bahçeli ise kendisini bırakın kurultaya, kurultayın bahçesine bile almamaya kararlı gözüküyordu. Bu sırada Alanya MHP yönetimi hangi kararlılıkta idi onu da merak ediyorum?
Papa Türkiye’ye gelmekte kararlı gözüküyor, bizlerde ağırlamakta…
Bu kadar kararlılık içinde Sn. Mehmet Ali Dim’in yaklaşık on gündür yazmıyorsunuz uyarısına, yazma kararlılığım devam ediyor ama yetkisi ve sorumluluğu olan kişilerin siviliyle ve askeriyle, sadece ellerindeki A4’leri okuyarak mevkilerinin gerektirdiği icraatları yapıyormuş gibi gözüküp yapmamaları Türkiye’ye vakit kaybettiriyor, bu kadar yazıp-çizen ve okuyanın yanında ben Sabih Samur olarak Alanya ve İstanbul’dan gazel atmışım kim takar, Sn. Dim demek istiyorum.
TEŞEKKÜRLER DEVREM
Neyse biraz da olumlu şeylerden bahsedelim. İki gün evvel İstanbul Zeytinburnu Abdi İpekçi Spor Salonu önü.Belediye veya Karayolları hangisi becermiş bilemiyorum. Yaklaşık 10 cm derinliğinde 20 cm genişliğinde bir kazı sonucu yol kilit durumda. Sürücüler arabalarına zarar gelmesin diye milim milim ilerliyor. Korna çalanlar bağıranlar, küfredenler… Yolun kenarında ise 25li yaşlarda genç bir trafik polisi arkadaş. Herkesin tuhaf ve şaşkın bakışları içinde kenarda yığılmış olarak bırakılmış bordür taşlarından taşıyabildiği kadar kucağına doldurarak kararlı adımlarlarla caddenin ortasına geldi ve araçların geçmesine engel olan o boydan boya olan kazıyı tek tek bordür taşlarıyla doldurdu. Bunu gören ön taraflardaki birkaç sürücü de araçlarından inerek kendisine yardım ettiler ve trafik tekrar akmaya başladı.Şikayet etmek yerine yetki ve sorumluluğunda olmadığı halde sorun çözmeğe çalışan gencecik ve umut dolu bir Türk Polisi.Teşekkürler Devrem.
BİRAZ DA TURİZM
Geçen Pazar Günü ailece geziyorduk. Kumburgaz’da Marin Hotel’in önünden geçerken durdum. Otelin önünde kapalı otoparkında yer kalmadığı için belki 200 den fazla araç var. Merak edip sordum. Otel yöneticisi rutin bir kalabalık olduğunu çok iyi bir pazarlama yönetimlerinin olduğu yazın yerli ve yabancı turistle kışın ise panel ve seminerlerle % 80 – 90 dolulukta olduklarından bahsetti .Gurur duydum. Aklıma Sevgili dostum Alon AVM Yön. Kur. Bşk. Serbülent Sürmeli ile yazın yaptığımız, sonu olmayan bitmez tükenmez Alanya muhabbetleri geldi. Yazın çalışan kışın dinlenen bir Alanya. Belki bu cümle bazı birlikleri, dernekleri ve ya kuruluşları rahatsız edecektir ama lütfen özeleştiri olarak kabul etsinler ve bence bahsi geçen otel ve benzeri otellerle (özellikle Alanya’nın coğrafyası ve fiziksel şartları ile benzerlik gösteren ) temasa geçsinler. Hepimizin bildiği şeyi tekrar etmek istemiyorum ama kış öyle veya böyle geçecek. Fakat boş ve verimsiz geçecek bir 2007 Yazına hiç kimsenin tahammülü olduğunu zannetmiyorum. 2007 Eylül’ünde kimsenin nerede hata yaptık geyiği yapmaya fırsatı olmaması dileklerimle…
Sabih Samur Yeni Alanya Gazetesi 28 Kasım 2006

[29.10.2006 - 02:46:06]
Değerli Basın Mensupları,Birkaç günden bu yana basında cereyan eden bir tartışmaya son noktayı koymak amacı ile bu basın toplantısını düzenledim. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkez Yetkilileri, benim Milliyetçi Hareket Partisi’ne sızmaya çalıştığıma ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin üyesi olmadığıma dair açıklamalar yapmaktadırlar. Her şeyden önce demokratik bir partiye üye olmak yolu ile ileri sürüldüğü gibi sızmak, demokratik hukuk devleti içinde olağanüstü anlamsız bir suçlamadır. Ayrıca ben, bana suçlamayı yapanlar henüz Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını dahi bilmedikleri bir dönemde bu partinin içinde idim. Partinin kurucularından olan, programını Başbuğ Alparslan Türkeş ile birlikte yazan, partinin milletvekili ve genel başkan yardımcısı, Ülkü Ocaklarının kurucusu olan rahmetli Muzaffer Özdağ benim babamdır. Ben baba ocağında bir Türk Milliyetçisi ve ülkücüsü olarak yetiştim. İlk gençlik yıllarımdan itibaren ülkücü hareket içinde yer aldım. Ankara’da Çankaya Ülkü Ocaklarında seminerci, Ankara Koleji’nde başkan olarak görev yaptım. Ülkücü faaliyetlerimden dolayı Ankara Koleji’nden lise son sınıfta CHP döneminin Ankara Valisi tarafından ülkücü faaliyetlerimden dolayı atıldım. Daha lise yıllarımda İstanbul’da yayınlanan ve Başbuğ Türkeş’in de yazar kadrosunda olduğu “Kavgamız Turan” adlı dergide makalelerim yayınlanmaya başladı. Yurtdışında öğrenimimi tamamlayıp geldikten sonra üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. 1987 yılında Ankara’ya taşınan Yeni Düşünce dergisine Ankara’da ilk katkı veren ve yazı yazan ülkücü aydın kadrosu içinde yer aldım. Daha sonra ki senelerde Bizim Ocak Dergisi’ne verdiğim yazı ve söyleşiler ile katkılarım devam etti. 1989 senesinden itibaren Başbuğ Türkeş tarafından Ülkü Ocakları bünyesindeki özel eğitim gruplarına ders vermek için görevlendirildim. Türkiye’nin değişik yerlerinde Ülkü Ocaklarının düzenlediği konferanslara konferansçı olarak katıldım. 1990’lı yıllarda ise çalışmalarıma Başbuğ’un isteği ile MHP için yapılan siyasal araştırmalar ve analizler de eklendi. O tarihlerde Devlet Bahçeli ve kadrosu tarafından çıkarılan Milliyetçi Çizgi dergisinde Devlet Bahçeli’nin ricası üzerine dış politika ile ilgili yazılar yazmaya başladım. Bahçeli’nin talimatı ile Milliyetçi Çizgi dergisi benim tarafımdan yayınlanan Avrasya Dosyası adlı derginin reklamını yaptı. 4 Nisan 1997’de Başbuğ’un Hakk’ın rahmetine kavuşmasıyla, MHP Genel Başkanı olan Sn. Devlet Bahçeli ile görüşmelerimiz değişik zeminlerde devam etti. Sn. Bahçeli’nin ricası üzerine Ülkü Ocaklarında yapılması gereken yeniden yapılandırma ile ilgili kapsamlı bir değerlendirmeyi hazırladım. Yine Devlet Bahçeli’nin ricası ve dönemin AR-GE’den sorumlu Genel Başkan yardımcısı Sn. Eyüp Aktepe’nin ısrarı üzerine MHP AR-GE teşkilatında kısa bir süre çalıştım. Özetle, yukarıda detaylarını verdiğim çerçevede kimse Ümit Özdağ’ı “MHP’ye sızmak” ile suçlayamaz. Böyle bir suçlama ayıptır, haksızdır ve siyasi nezaket ile bağdaşmaz. Gelelim MHP üyesi olmadığım hususuna. MHP Genel Başkan ve Genel sekreter yardımcıları ısrarla benim MHP üyesi olmadığımı ileri sürmektedirler. Bu iddiaları hayret ile izledim. 20 Temmuz 2003 tarihinde bütün hukuki gerekleri yerine getirerek Artvin’in Yusufeli ilçesinden MHP üyesi oldum. Bilahare MHP Genel Merkezi’nin üyelik kaydımı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmediğini öğrendim. Bunun üzerine üyeliğimin tescili için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulundum. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı resen kayıt yetkisi olmadığını, MHP Genel Merkezi’nin de “Ümit Özdağ MHP üyesi değildir” şeklinde bilgi verdiğini söyleyince bir hukuk mücadelesi başlattım. Neticede Danıştay 10. Dairesi 2006/4423 Esas no’lu kararı ile “Ümit Özdağ’ın partinin üyeliğine kabul edildiği konusunda duraksama bulunmadığına hükmederek” Yargıtay tarafından resen üye yapılmamı kabul etti. Yani Ümit Özdağ Cumhuriyet tarihinde ilk kez Danıştay kararı ile parti üyesi olan kişi oldu. Ancak 12.10.2006 tarihinde akıllara durgunluk veren Türk siyasi tarihinde benzeri görülmemiş bir gelişme yaşandı. MHP Genel Başkanlığı adına Genel Sekreter yardımcısı Mehmet Nacar bir çok hatalar ve yanlış belgeler içeren bir dilekçe ile Artvin/Yusufeli Cumhuriyet Başsavcılığına benimle ilgili olarak partiye sahte ikametgah belgesi göstererek üye olmak fiilini işlemekten suç duyurusunda bulundu. Keza MHP Yusufeli İlçe başkanı Mahmut Kaçmaz ve Yusufeli Merkez muhtarı ile ilgili olarak da MHP Genel Merkezi suç duyurusunda bulundu. Burada hemen şunu hatırlatmak gerekir ki, MHP MYK üyeleri, milletvekilleri Ankara’da ikamet edebilir ancak üye kayıtları başka yerlerde olur. Bu bütün partiler için böyledir. Muhtemelen bütün parti üyelerinin %30’u için bu durum geçerlidir. Acı olan şey dün ülkücüleri hapisten kurtarmaya çalışan bir teşkilat bugün üyelerini, teşkilat başkanlarını hapse attırmaya çalışmaktadır. Ümit Özdağ ile ilgili partiye sızma, parti üyesi olmadığı ve partiye sahte belge ile üye olduğu iftiralarının muhakkak ki bir nedeni vardır. Çünkü ben Sn. Bahçeli’den farklı olarak, “Onurlu AB” değil, onurlusu ve onursuzu ile AB’ye HAYIR diyorum. Çünkü ben Sn. Bahçeli’den farklı olarak “ABD ile stratejik ortaklık” değil, “NATO ortaklığı” yeter diyorum. Çünkü ben Sn. Bahçeli “Türkiye çiçek bahçesi biz Türkiyeyiz” derken, ben “Ne çiçek bahçesi ne mozaiği, biz Türküz” diyorum. Sn. Bahçeli, “Türkiye’de Türkler azınlıkta diyen Gürcan Dağdaş” ile yol arkadaşlığı yaparken ben, Türkeş’in Türk-İslam ülkücülüğü çizgisinin ülküdaşlık hukuku zemininde savunmasını yapıyorum. Ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin 19 Kasım 2006’da yapılacak olan Büyük Kurultay’ında MHP Genel Başkanı anti demokratik bir zeminde seçilmesini sağlamak için tek aday olarak kongreye girmek amacı ile her şeyi yapmaktadır. Benim üyeliğimi engellemeye yönelik çalışmalarında hakkımda açılan davalarında tek amacı MHP Genel başkanlığına adaylığımı engellemektir. MHP Genel Merkez yetkilileri benim parti üyesi olmadığımı açıklayarak kamuoyunu yanıltmaya çalışmak yerine Danıştay kararında MHP Merkez Yürütme Kurulu’na tanınan üyeliğimi iptal yoluna gidebilirler. Ancak böyle bir eylemde bulunmadan benim MHP üyesi olmadığımı ileri sürmelerinin hiçbir ciddi yanı yoktur. Ancak netice itibarı ile bütün bu engellemeler boşa çıkacak ve Ülkücüler Büyük Kurultay’da davalarına sahip çıkacaklardır. Ben MHP Genel Merkezi Büyük Kurultay sürecini resmen açıkladıktan sonra Bingöl’de gereken açıklamayı yapacağım. Hepinize ilginizden dolayı teşekkür ediyorum.
Yazan: Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ
Kaynak:
Sayfayı Yazdır









