Ahmet Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster



Altemur Kılıç
Abesle iştigal… Lafı güzaf. Havanda su dövmek! Bu deyimleri çok kullandığımın farkındayım ama ne çare ki şu sırada Türkiye’deki durumlarını en açık olarak bu tabirler ifade ediyor…
Ve “bile bile lâdes" oynuyoruz.
Bu, toplumdaki kafa karışıklığını gösteriyor: "Lâdes" kemiğinin "kırılmasının" bedeli çok ağır olacak.
Kürt sorunu ve özellikle şu sırada PKK’nın ve DTP’nin "eylemsizlik-ateşkes", "Demokratik özerklik" açılımları, girişimleri konusunda söyledikleri, onların kafalarının hiç de karışık olmadığını, hiç de havanda su dövmediklerini, laf-ı güzaf ve abesle iştigal etmediklerini gösteriyor…
Onlar ne söylediklerini, amaçlarını biliyorlar ama bizim tarafta hem gaflet, hem de “ihanet" var... TV programlarında bu durum çok daha bariz şekilde görülüyor!
"Gaflet" iktidar olarak başımızda!
Erdoğan’ın "açılımı" başlı başına "abesle iştigal"di.
Bölücülüğe karşı direnci gevşetti.
Bölücüler bu zafiyet alametinden güç aldılar ve şimdi de azıyor, taleplerini gittikçe arttırıyorlar… Daha doğrusu, talepler hep aynı, şimdi daha pervasızca açıklıyorlar hatta ültimatomlar veriyorlar.
Fakat iktidarın gafleti Büyük Kürdistan’ı istemiyoruz.
Referandum öncesinde Güneydoğululara “evet” dedirtmek için bölgedeki söylediklerine ne ad vermeli?
TC'nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dersim’de kendisini dinleyen "bindirilmiş kıtalara" soruyor: "CHP’nin yeni genel başkanı nereli?" Kendisi yanıtlıyor, Dersimli…
İkinci soruyu ekliyor: "Dersim’in köylerini vergi vermediler diye kim bombaladı?" Yine kendisi yanıt veriyor: "CHP bombaladı" ve ekliyor: "O zamanki Cumhurbaşkanı’nın emriyle bombaladı. Kimdi Cumhurbaşkanı? İnönü’ydü" diyor...
Aslında, Erdoğan’ın suçladığı bu devletin kurucusu Kemal Atatürk…
Çünkü "Dersim isyanı" 1937’de başlatılmıştır.
O tarihte Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan, ancak 25 Ekim’den itibaren de Celâl Bayar Başbakandır.
Cehalet mi, gaflet mi, yoksa dolaylı olarak Mustafa Kemal'i suçlamak mı? Bunun adını siz koyun.
Başbakanın bu konuşmaları üzerine hakkında suç duyurusunda bulunan CHP Milletvekili Onur Öymen, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Dursun Atılgan, Demokrat Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Mehmet Arif Demiler, başvurularında şikâyetlerini özetlemişler: Ulusumuzun birliği, ülkemizin tümlüğü ve devletimizin tekliği için en büyük tehlike başbakandır...
"Müştekiler" Başbakanın bu ifadelerinin eski adı "Dersim" olan Tunceli halkını isyana teşvik olduğunu da söylüyorlar...
Ben ekleyeyim, daha da ötesi şu sırada Devletin Başbakanının ağzından çıkan sorumsuz ve ölçüsüz sözler, PKK ve DTP'den gelen talepleri haklı gösteriyor ve bu taleplere kapı açmak demektir! Ve de, bir Başbakan'a yakışmayacak cehalettir de...
Kendilerine, danışmanlarının sufle ettiklerine bakmayarak, devlet arşivlerinden ve tarihçilerden bu "isyan" konusundaki gerçekleri okumasını naçizane tavsiye ederim.
Dersim İsyanı da önceki 23 Kürt İsyanı gibi vergi vermekten veya aş-iş, kimlik talepleri için çıkmamıştı. Bu isyanın da, önceki 25 PKK terör isyanının da maksatları ve kaynakları, tıpkı bugünkü durumda olduğu gibi yabancı tahrikleriydi. Avrupa devletlerinin ve ABD'nin çıkar hesapları için tahrik ettikleri başkaldırılardı...
Söylem ve yöntemler değişik olsa da kaynak ve amaç aynı: Türkiye’yi bölmek ve "Büyük Kürdistan'ı" gerçekleştirmek.
Şu sıradaki TV programlarından birine katılmış olsaydım, PKK sözcülerine sorardım ve buradan soruyorum: Sizler hakikaten TC içinde, ortak vatanda "Ne Mutlu Türküm diyene" anlayışıyla hep birlikte yaşamak mı istiyorsunuz? Yoksa nihai amacınız "Büyük Kürdistan" değil mi? Yiğitseniz açıklayın, “Evet amacımız Büyük Kürdistan” deyin veya “hayır istemiyoruz" deyin de havanda su dövmeyin ve bizi abesle iştigal ettirmeyin!
PKK oyunları hususunda yazmaya devam edeceğim ama son numara Ahmet Türk olmayan Kürt, ABD müdahalesini istiyor…
Ha şöyle, dilinizin altındaki baklayı çıkarın. İç çatışmaları tahrik ederek yapmak istediğiniz yabancı güçler müdahalesini açıkça isteyin! Türkiye’yi Lübnan, Afganistan yapın…
ABD, bunu çoktan ister…
Obama’nın Erdoğan’a son cevabı, Kıbrıs krizi esnasında, Johnson'un mektubu gibi. ABD’nin kimden yana olduğunu gösterdi…
Teröre karşı kullanılacak silahlara da "ambargo!"
DEPREM NOTU: 17 Ağustos depreminden sonra Sakarya’da Saddam’ın hibesiyle yaptırılan konutlardan depremzedeler hoyratça, hem de yöneticilere konut vermek için çıkarılacak… Sayın Erdoğan oraya gitse de, o insanların feryatlarını da dinlese! Oradan, o insanlardan "Evet" getirir mi?

İnsan hiç kendisine fikirlerini okuyucularla paylaşması için köşe açan gazetesine ve onun yönetimine ve yazı işlerine sitem eder mi? Ve ya hangi şartlarda eder?
Sn. Mehmet Ali Dim fırsat bulup da okuduğunda eminim çok şaşıracak ve her zaman ki gibi bu yazımı da sansürsüz yayımlatacaktır.
2006 yılında Sn. Dim ve onun aracığıyla Sn. Altemur Kılıç büyüğümüz ile tanıştırılmamızın ardından, çok büyük kesiklik olmadan 3. yıldır zevkle ve gurur duyarak sizlere Yeni Alanya Gazetesi’ndeki köşemden ulaşıyorum.
Bu ulaşma maalesef gecikmeli oluyor(!)
Heyecanla ve gerçekten gündemi yakaladığıma inandığım yazımı, yaklaşık 3.(Üçüncü) hafta sonunda ve en son Sn. Dim’i cep telefonundan, olur olmaz bir saatte (her hangi önemli bir toplantısına, tabiri caizse bodoslama girerek) arıyorum.
Neden yazımın çıkmadığını sorduktan sonra sağ olsun her zamanki nezaketi ile (amatör heyecanımı ve vatan sevgimi bildiği ve anladığı için) “İlgileneceğim Sabih’ciğim” diyor.
Ve yazı ertesi gün yayımlanıyor.
“Ajda Pekkan, Sezen Aksu ve Kürtçülük Nağmeleri” başlıklı bir yazıyı yine yaklaşık 20 gün önce göndermeme rağmen ancak C.tesi günü yayımlandı!
Ha çok mu önemliydi?
Evet bence önemliydi!
Çünkü bu yazı yazılıp, e-posta olarak yazı işlerine gönderildikten iki hafta sonra Sezen Aksu gündeme bomba gibi düştü ve Sn. Başbakan ile açılım konusunda telefon trafiğine girdi.
Zeki bir gazete yönetimi köşe yazarını sahiplenerek bu konuyu gerekirse ön sayfaya taşır ve hatta manşete dahi çıkararak Alanya’daki yöresel bir gazetenin gündemi nasıl ve oluşumu takip ederek önceden yakalayabildiğini bütün Türkiye’ye ispat edebilirdi.
Bugün sadece 12-15.000 adet gibi gözüken tiraj genel ağ (internet) sayesinde inanılmaz boyutlara ulaşmakta konu Alanya’dan çıkmaktadır. (Çağ büyük düşünebilenlerin çağı olacak).
Sonuç olarak her şey vatan için.
Birileri kalkmış gözümüzün içine baka baka Federasyona doğru giden “Kürt Açılımı” adlı sürece sıcak bakmamızı isterken,
Askerin anlam veremediğim sessizliğini buruk bir şekilde izlerken,
Defalarca eleştirdiğim Sn. Devlet Bahçeli Memleketin Umudu ve tek tutanağı haline gelmişken,
Sn. CHP’nin Deniz Baykal’ı dik bir duruş sergiler gibi yaparken,
DTP ve Ahmet Türk zafer şarhoşluğu içinde; yakın gelecekte kurulacağından emin oldukları Kürdistan’ın başına Osman Baydemir’i mi yoksa Teröristbaşı Abdullah Efendi’yi mi? Getirmeliyiz diye düşünürken,
Bizde yazılarımızın neden zamanında çıkmadığını sorgulaya duralım.
Sorgulayalım ki bir NEFES daha bunlarla mücadele edebilsin!
İşiniz zor Sn. Mehmet Ali Dim!
Siz kalkın kişiye köşe verin sonrada köşenizi işgal eden bu kişiden sitem kabul edin.
İşte Yeni Alanya Gazetesi’nin ve Sn. Mehmet Ali Dim’in farkı !
En içten sevgi ve saygılarımla
Türkçe Kalın!

Sabih Samur 23 Ağustos 2009 Pazar 08:00


BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİZ!

Bizi yönetenler veya şimdilik yönettiğini zannedenler!
Vatan toprağındaki mayınları kime temizletsek diye düşüne dursunlar,birileri hem meclisten hem meclis dışından güzel gelişmeler müjdesi vererek,adeta Federasyona doğru dikensiz bir gül bahçesinde yürüdüklerini zannederken, bizde boş durmayalım, bu ortama fon müziği tadında bir şiir dinletisi arz edelim istedik.
Selamlar
Sabih Samur

Bu Vatan Bizim

Burası Türkiye, biz de Türk'üz, Türk!
Bu memleket bizim, bu vatan bizim,
Bu toprakta doğduk, burda büyüdük,
Bu memleket bizim, bu vatan bizim.

...

Laz' da benim, Çerkez' de ben, Kürt' te ben,
Bunlar aza, bunlar el kol, Türk beden,
Ağzı olan konuşmasın bilmeden,
Bu memleket bizim, bu vatan bizim.

...

Kimse şaşırmasın, kimse şaşmasın,
Bağrımda barınan yılanlaşmasın,
Türkiye' de Türk' ün sabrı taşmasın,
Bu memleket bizim, bu vatan bizim.

...

Ozan Arif






Hürriyet Gazetesi çok önemli bir yayına başlıyormuş...
Kırk yıllık Bebek katili, Teröristbaşı APO; oldu Hürriyet'te Öcalan. Utanmasalar "Sn. Öcalan" diyecekler de, sanırım halktan çekiniyorlar.
Bu üç fotoğrafa çok dikkatli bakın! Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek için elinden gelen herşeyi yapan üç adam.
Biri içerde,biri bölmek istediği devletin milletvekili, diğeri ise maalesef yine aynı devletin yani TC'nin Büyükşehir Belediye Başkanı. Bu şehrin adı Diyarbakır; Ona göre Amed.
Bizim Van dediğimize o, Wan diyor!
Bunlar detay... Asıl önemlisi ne zaman Federal yapılanma, Özerlik ve nihayetinde Bağımsız Kürdistan Cumhuriyeti kurulacak?
Sanırım bir iki yıla kalmaz.
Merak ediyorum. Sn Bayan Clinton Türkiye ziyaretinde önce Ankara'yı mı yoksa Diyarbakır'ı mı ziyaret edecek? (Diyarbakır diyerek hata mı ettim, acaba Amed mi deseydim?)
Bizde bu pısırıklık, bu sahte kabadayılık olduğu sürece bu memlekette altımızdan gider!
Ne demişler Allah devletimize zeval vermesin.
Allahtan ordumuz var. Var değil mi?
Sabih Samur
Diyarbakır-Türkiye

ŞAHİNLER VE GÜVERCİNLER

Gönderen SABİH SAMUR | 4:22 ÖS | , , , , , | 0 yorum »


ŞAHİNLER VE GÜVERCİNLER 01.06.2008 Pazar




Önceleri ABD ile ilgili haberlerde gördüğümüz “Şahinler ve Güvercinler” kavramı, komik, fakat DTP yani PKK adlı terör örgütünün TBMM’de ki sözcülerini ifade etmek için kullanılır oldu.
Bizlere yazılı ve görsel medya kanalıyla PKK ve DTP konusu;

a) Silahı bırakmak için uğraşan ve konuyu demokratik ortamda, çözmeye çalışan kesim, sanırım bu kesimin
adı: “Güvercinler”

b) Kürtçülük fikri ve eylemi, Kürt milliyetçiliği söylemleriyle ve hatta yine adı konulmamış şekliyle, Sarı-Kırmızı-Yeşil bezleriyle “Şahinler” olarak sunulmaktadır.

Çiş değil sidik.
Bir zamanlar bir reklâm vardı: “Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız”.
Bizlere (Okyanus ötesinin de dayatmalarıyla) ya Güvercinleri seç ya da Şahinleri seç menüsü sunuluyor. YERSEN!
Bir adım geri çekilip, sigara içme noktasında, bir sigara yakıp, durum muhakemesi yaparsan, göreceksin ki; Güvercinin de, Şahinin de söylemi aynı. İkisi de diyorlar ki; “ GAP değil, on tane GAP gibi refah arttırıcı projelerin olsa bizim için hikâye.
Bizler dönüşü olmayan yola girmişiz. Bizlere haklarımızı; kendi bayrağımızı, kendi dilimizi, kendi ekonomik özgürlüğümüzü yani kendi “Federal Kürt Devleti” mizi teslim etmediğiniz sürece, Sn Başbakanınızın da söylediği gibi, “ Bu şarkı bitmez.”
Bölücü terör örgütü, PKK’nın, iradesiyle ve ya iradesi dışında silah bırakması, Türkiye Cumhuriyeti için sevindirici bir olay gibi gözükmektedir. Akan kan duracak, şehitlerimiz ölmeyecektir. Bu görünen kısmı, ya görünmeyen kısım?
Avrupa Parlamentosu, artık barış ortamında, Türk halkının, -onların ifadesiyle- Kürt halkı ile masaya oturması ve ne istiyorlarsa kibar kibar verilmesi istenecektir ve zaten istiyorlar da.
Büyüklerimiz yani T.C.’yi yönetme erkini elinde tutanlar, mutlaka bizim bu gördüklerimizi görüyorlar ve tedbirlerini alıyorlardır
Bizden hatırlatması!


Bütün sohbetler “aman inşallah ortam böyle devam eder yani gerilmez” diye başlıyor,Devlet Bahçeli ile Ahmet Türk’ün tokalaşması ile devam ediyor…
Bitlis doğumlu Kürt kökenli bir arkadaşımızla (06 Ağustos P.tesi,sabah)sohbet ediyoruz. Okuduğunuz bu yazıyı hazırlarken “Ağabey sert yazma, bak ortam ne güzel, her şey güzel olacak ,hoş görüyle yaklaşmak lazım” diyor.
C.tesi, Saat 16:00 civarıydı; Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Sn. Arslan Bulut ile gazetede randevumuz vardı. Bir taraftan sohbet ederken bir taraftan da göz ucu ile milletvekillerimizin yeminlerini izliyorduk. Sohbetimizin konusu malum, memleket meseleleri.
Arslan Bulut’u sadece yazılarından tanıyor kalemi ile gurur duyuyordum. Kendisini tanıdıktan sonra bu gururum bir o kadar arttı.Bir tarafta bireysel olarak ekmek kavgası,yaşam ve gelecek kaygısı; malum gazetecilik diğer taraftan adına yakışan arslan gibi bir yürek,keskin bir kalem!
Arslan Bulut ile daha sık bir araya gelmek üzere sözleşip ayrılıyoruz.
Akşam babamlara davetliyiz.Bir tarafta yemek hazırlığı bir tarafta yarım bıraktığımız yemin izleme görevine devam.Beklediğim an geliyor:Ahmet Türk Türkçe olarak yeminini ediyor.
Namusu ve şerefi üzerine Yüce Türk milleti adına ant içiyor.Yemin her dinde önemli!
Sonra kanalları geziyoruz,İstiklâl Marşı ile ilgili görüntüler geliyor ekrana.İçim burkuluyor,
Kötü oluyorum.Bir taraftan yemin ediyorsun diğer taraftan beraber savaştığını,bu toprakları birlikte kan dökerek elde ettiğini söylediğin bu toprağın,bu vatanın en önemli değeri olan İstiklâl Marşı’nı söylemek sana zûl geliyor!
Bu marştaki hangi kıta,hangi mısra ve ya hangi kelime seni rahatsız ediyor ki dudakların dahi kıpırdamıyor.Kürt kökenli arkadaşımızın sözleri kulağımda çınlıyor: “Hoş görüyle yaklaşmak lazım,ortamı germemek lazım!”
Kafam çok karışık, germeyelim,pekiyi sonra?
Daha düne kadar bütün askeri birliklerin duvarlarında ve milliyetçi söylemlerimizde şöyle bir dörtlük vardı:
Tek Dil
Tek Bayrak
Tek Millet
Tek Vatan
Ortamı germemek uğruna,AB uğruna,Demokrasi uğruna “Tek Dil” den ödün verdik ve sessiz sedasız TEK’liğimiz üçe indi.Şimdi yine germeyelim diyoruz.Meclisteyiz.Germeden , yumuşak yumuşak sıradaki ikinci TEK’i de ortadan kaldıracak mıyız?
Sırada hangisi var?
Tek Vatan mı? Tek Millet mi?
Federal sistemi ve ya Eyalet sistemini meclis çatısı altında, gergin olmayan bir ortamda, tatlı tatlı tartışarak “Tek Vatan” ve / ve ya “Tek Millet”ten hangisinden ödün vereceğiz?
Arkadaşıma verdiğim sözü elimden geldiğince tutmaya çalışıyorum.Sert yazmayarak kendi çapımda ortamı germemeye çalışıyorum(gel bir de içimdeki bana sor!).
Umarım bu yazdıklarımızın hiçbiri gerçekleşmez.Umarım Türk-Kürt ayrımı yapmadan beraber kurduğumuz ve adını Türkiye Cumhuriyeti ve üzerinde yaşayanlara da Türk Milleti dediğimiz bu vatandan Amerika ve benzeri ülkelerin ulusal çıkarları uğruna Kürtçülük ve Kürt Milliyetçiliği rüzgarına kapılarak ayrılmayı veya ayırmayı akıllarına bile getirmezler!
Her şeye rağmen yeni yasama dönemi hayırlı ve uğurlu olsun.
Saygılarımla
Sabih Samur 06 Ağustos 2007 23:26 İstanbul



"- Kürtlerin üç lideri vardır..."
Eeee sonra?..
Kimmiş bunlar?..
Bacımız sayıyor:
"- Biri Irak Cumhurbaşkanı Talabani 'dir; diğeri Kürdistan Federe Bölge Başkanı Barzani 'dir; üçüncüsü ise Başkan Öcalan 'dır."
Aferin!..
Oysa biz Leyla Zana Bacımızın daha akıllı, dengeli ve gerçekçi olduğunu sanıyorduk...
*
Peki, bu konuşmanın anlamı ne?..
Yine biz saf Türkler, kendi kendimizi inandırmaya çalışıyorduk;
- Ulus devlet artık bitti, tarihe karıştı...
Sen şimdi Leyla Zana'ya bak!..
Bacımız "ulus devlet" peşinde!..
Ama belli ki bu Türk ulus devleti değil, Kürt ulus devleti...
Liderlerini de saymış:
Öcalan..
Talabani..
Barzani..
Haydi hayırlısı!..
Biz Türkler safçasına ne düşünüyorduk?
Türkiye AB'ye girerse, Anadolu'da yaşayan Kürt kardeşlerimizin de sorunları çözülür...
*
Çok partili rejime açıldığımız yıllarda umuyorduk ki özgürlük rejiminde halkımız mutluluğa kavuşacaktır...
Emekçiler..
Köylüler..
İşçiler..
Esnaf..
Vakti evvelde bizim solcu takımı, alınteri edebiyatı yaparken mangalda kül bırakmazdı...
Burjuva..
Proletarya..
Komprador burjuvazi..
Ulusal gelir paylaşımı..
Sömürü kahrolsun!..
Canım, demokrasi ulusal gelirin paylaşımı tartışmasından başka neydi ki?..
Alınterinin hakkını savunan solculara selam!..
Sosyal devlet, sosyal adalet, sosyalizm, sınıfsal demokrasi...
Tümü de birdenbire nisyan kuyusuna gömüldüler...
Bugünkü çok partili rejimde en çok konuşulan ve yinelenen sözcükler ne?..
Rumlar..
Ermeniler..
Kürtler..
Çok partili rejimde demokrasi tartışması bu üç sözcüğün üçgenine teyellendi...
Rumlar ile Ermeniler -hele Ermeni soykırımı savıyla Kıbrıs'taki Rum davası- gündemin başlıca maddeleri...
Kürtlerin etnik hakları da geldi dayandı Kürt devleti edebiyatına...
Peki, Türk nerede?..
Dinci devlet politikasıyla ılımlı İslam devleti siyaseti Türk'ü mürkü silip süpürdü...
*
Peki, ne olacak?..
Turgut Özakman 'ın satış rekorları kıran kitabının adı:
"Şu Çılgın Türkler!.."
Özakman vaktiyle Türklerin nasıl heyheylenip çıldırdığını anlatıyor; ama, bugün de sanki "tarih tekerrür ediyor"; Avrupa ve Amerika'daki dostlarımız da ellerini kollarını sıvamışlar Türkleri çıldırtmak için her şeyi yapıyorlar...
Aptala malum olur..
Haber vereyim:
Gidişata bakılırsa Türkler yine çıldıracaklar...
Bilelim ki bu işleri durmadan körükleyenler sonradan pişman olurlarsa, bizim sorumluluğumuz yoktur...
Kaynak : İLHAN SELÇUK CUMHURİYET GAZETESİ




Bu fotoğraflar Yüksekova Haber'den alınmıştır.











YÜKSEKOVA’DA BÖLÜCÜ-AYRILIKÇI PKK SLOGANLARI








HAKKARİ’nin Yüksekova İlçesi’nde, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinin yıldönümü nedeniyle dün PKK yandaşlarının esnafa kepenk kapattırması sırasında DTP İlçe Başkanı Şabettin Teymur’un oğlu Özgür’ün tabancayla yaralanmasına tepki olarak esnaf bu sabah işyerlerini açmadı. Van Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan 20 yaşındaki Özgür Teymur’un öldüğü iddialarını yalanlayan Yüksekova Belediye Başkanı M. Salih Yıldız, “Esnaf yaralının öldüğü söylenince işyerlerini açmadı ama yaralı gencin sağlık durumu iyi’’ dedi. Öcalan’ın yakalanışının 8’inci yıldönümü nedeniyle dün Doğu ve Güneydoğu’daki bazı illerde PKK’lıların baskısıyla kepenk eylemi yapıldı. Hakkari kent merkezinde geçen yıllarını aksine tüm işyerleri açılırken, Yüksekova İlçesi’nde sabah birkaçı dışında tüm işyerleri açılmadı. Güvenlik güçlerinin esnafı uyarması üzerine öğleye doğru birçok işyeri açılıp yaşam normale dönerken, aralarında DTP İlçe Başkanı Şabettin Teymur’un oğlu Özgür Teymur’un da bulunduğu 25 kişilik grup esnafı dolaşarak iyerlerini kapatmasını istedi. Saat 15.30 sıralarında Cengiz Topel Caddesi üzerindeki Sat Kuyumculuk önüne gelen gruptakiler, işyeri sahibine ‘Dükkanını sabah neden açtın’ diye çıkıştı, taş ve buz parçaları atarak işyerinin camlarını kırdı. İşyeri sahibi Cumali Balin’in tabancayla ateş açması sonucu gruptakilerden Özgür Teymur ağır yaralandı. Yüksekova Devlet Hastanesi’nde yapılan ilk müdahalenin ardından Van Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Özgür Teşmur’un öldüğü söylentisi yayıldı. Bu haberin gerginliği tırmandırdığı ilçede bu sabah esnaf işyerlerini açmadı. Güvenlik güçleri, dünkü olayın meydana geldiği ve sahibi Cumali Balin’in gözaltına alındığı Sat Kuyumculuk önünde yoğun önlem aldı.


PANZERLERDEN ANONS YAPILDI



Yüksekova Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin esnafı işyerlerini açmaları konusunda uyardı ve panzerlerden “Sevgili Yüksekovalılar, her türlü can ve mal güvenliğiniz sağlanmıştır. Terör örgütlerinin tahriklerine kapılmayın, lütfen dükkanlarınızı açınız. Aksi takdirde hakkınızda yasal işlem yapılacaktır’’ anonsları yapıldı. Yapılan bu anonslara karşın fırın ve eczaneler dışındaki işyerleri açılmadı. Yüksekova Belediye Başkanı DTP’li M. Salih Yıldız da ilçeye, Van Devlet Hastanesi’nde tedavi gören yaralı Özgür Teymur’un öldüğü söylentilerinin ulaştığını, esnafın da bu yüzden dükkanını açmadığını belirtti. Yıldız, Özgür Teymur’un sağlık durumunun iyi olduğunu ve vatandaşa da bunu bildirmeye çalıştıklarını söyledi.


DTP’DEN GÖSTERİ


Bu arada saat 11.00’de Cengiz Topel Caddesi’nde toplanan 300 kadar DTP’li, Özgür Teymur’un vurulmasını protesto etti. Yükekova Belediye Başkanı M. Salih Yıldız ve Esendere Belediye Başkanı Hurşit Alptekin’in de aralarında bulunduğu DTP’li grup yaptığı basın açıklamasında, Özgür Teymur’un vurulmasının provokasyon olduğunu ileri sürdü. Kürt halkına baskıların devam ettiği ileri sürülen açıklamada, “İşbirlikçiler ve çetelere karşı mücadelemiz devam edecek. Bizler bu provokaslara izin vermeyeceğiz’’ denildi. ‘PKK halktır, halk burada’ ‘Gençlik Apo’nun fedaisidir’ sloganları atan grup, polisin uyarısı üzerine dağıldı.





SABİH SAMUR YORUMU :


"Kurtlar Vadisi Terör " nedense bazı kesimleri rahatsız etti.Sanki hepimizin bildiği , Kürt kökenli değil Kürtçü ve ayrılıkçı düşünceye sahip bir kesiminde desteklemiş olduğu Ayrılıkçı ve Bölücü PKK terör örgütü diye bir şey yokmuşta birileri çıkıp bir senaryo uydurmuş!

Bu örgüt ile ilgili Türk Halkını aydınlatmanın yazılı basınla yetersiz olduğu gün gibi ortada iken Kurtlar Vadisi'nde Terör versiyonuyla bu konunun kitlelere tüm çıplaklığı ile anlatılması kimileri ve neden rahatsız etmiştir?Bence ivedilikle bu konunun üzerine gidilmelidir.

Artık Türk Halkına olduğu gibi tüm gerçekleri televizyon ve sinema kanalıyla, bu dizi gibi bir sürü benzer dizi ile anlatılmalı,bilgilendirilmelidir.


Bugün Kurtlar Vadisi-Terör'ü kaldırırsın.Yarın da başka , görevlendirilmiş bir köşe yazarının ön ayak olması ile İsrail,Almanya ve/veya İtalya'nın isteği ile belki de "Sağır Oda"yı da kaldıralım ,zararlıdır diyebilirsin.Peşinden Star'da yayınlanan "Köprü'yü kaldırabilirsin.
Koy yerine aşk masalları seyretsin yurdum insanı.
Bu sırada Hakkari Yüksekova'da rica ile dükkan açtırmaya çalışan devlet görevlisi seni ilgilendirmesin.Diyarbakır Belediye Başkanı hangi amaçla Yüksekova'da turlayıp gövde gösterisi yapıyor?Sen bunları araştırma,sorgulama.Kaka çocuk olup Türkiye'yi kimilerine göre felakete sürükleyen Türk Milliyetçiliği rüzgarına kapılma.Sonra senin için "Hamaset" yapıyorlar,gençtir,toydur,yaşlanınca olgunlaşır derler(biz senin gençliğini de biliyoruz da...).
Devletin şefkatini ve sıcaklığını yaşamak istiyorsak başımıza Sarı-Kırmızı-Yeşil renkler takmak yerine Kırmızı-Beyaz'ı tercih etmeli,ne anlama geliyorsa ,havaya kaldırdığımız o iki parmağı efendi efendi indirmeliyiz.
Ben Kürt Kökenli T.C. vatandaşıyım ve bayrağım Türk Bayrağı'dır diyen bunu haykıran kardeşimdir;başımın üstünde yeri vardır.Ben Kürtçüyüm bir gün kendi bayrağımızı dalgalandıracağız,yaşasın büyük kürdistan diyene de T.C.'nin mutlaka vereceği sanal olmayan ve yayından kaldırılamayacak yanıtı vardır.
Halkların kardeşliği değil,Türk Halkının mensubuyum diyenlere selam olsun.

Saygılarımla
Sabih Samur - T.C.