Kariyer Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kariyer Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Çek Yazılması ve Şeref ile Şerefsizlik Arası Çizgi
Ticaret erbabısındır, ihracat firman vardır, yurtdışına yüklediğin malların bedeli gelir ve yazmış olduğun çekleri güle oynaya ödersin. Bankalar sana çek karnesi vermek için her türlü şirinliği yaparlar. Ama gün gelir büyü bozulur. Beklediğin döviz bedeli zamanında gelmez ve bir anda o tarihli tüm çeklerin boşa düşer. Yani karşılığı yoktur. Rica edersin birkaç gün istersin çek yazdığın kişi veya firmalardan. Kimisi anlayışla karşılar kimisi ise doğru avukatına gider.
İşte o an radyoda “dönülmez akşamın ufkundayım” adlı şarkıyı dinlemenin vaktidir.
Ve ilk çekin yazılır. Peşinden banka müdürü arar ve tüm çeklerini iade etmenizi söyler.
Çekin yazıldığı duyulduğu an daha vadesi gelmemiş belki Şubat belki Mart ayındaki çekleriniz dahi yazdırılır. O sırada sen sudan çıkmış balık gibisindir. Neler olduğunu çözmeye çalışıyorsundur.
Ve düne kadar her türlü saygı ve sevgi gösterisinde bulunan çalıştığın kişi ve yanındaki personel ise artık sana bitik adam gözüyle bakmaktadır. Çünkü artık paran ve dolayısıyla gücün yoktur.
Bir gün gizli numara yazan bir telefon gelir, dayanamayıp açarsın. Karşında genelde Türkçe’si bozuk olan arkadaşlardan biri sana “şerefsizlik” üzerine hayat dersi vermektedir. Çünkü adama verdiğin çekin karşılığı yoktur ve sen artık şerefsiz bir işadamısındır. Ve bunu sana deklare etmek için çek sahibi arkadaş siyah takım elbiseli üçüncü sınıf bir ağır abi gönderir. Bu ağır abi sende paralarının kalmayacağını ve her türlü alacaklarını bildirme nezaketinde bulunur.
İşin vardır siparişlerin vardır ama sistem kilitlenmiştir. Çünkü sen çeki yazılmış bir adamsın.
Neyse madem işadamlığına soyundun çıkış yolunu da bulacak olan sensin. Davanda haklıysan Allah yardımcın olacaktır.
Gelecek günlerin çeki yazılan veya yazılmayan, borcu olan veya olmayan tüm güzel insanlara mutluluk, huzur, bol kazanç ve en önemlisi sağlık getirmesi dileklerimle.
Allah hepimize borçlarımızı ödemeyi ve lekesiz bir isimle yaşamayı nasip etsin.


61. Hükümet mutlaka bu soruna el atmalıdır.

Şu an 180.000 kişiyi aşmış olan çeki yazılmış ticaret erbabı vardır.
Bu kişilerin de yaklaşık yarısı yargıtay sürecini de tamamlamış olarak tutuklanmayı ve cezaevine götürülmeyi beklemektedirler.
Hâl böyle iken Silivri'nin kapasitesi 11.000 kişi olduğuna göre bir iki ay içinde yaklaşık 20 ADET SİLİVRİ CEZAEVİ BÜYÜKLÜĞÜNDE CEZAEVİ YAPMAK GEREKMEKTEDİR!!!
Ve ya bu konuya çözüm bulmalıdır.
Naçizane bireysel olarak önereceğim çözüm şudur:

1-Adalet Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ortak bir çalışma planı oluşturulmalı.
2-Devlet bankaları yurtdışından çok uzun vadeli kredi bağlantıları yapmalı!
3-Alınan bu krediler KOSGEB ve Halkbank, Ziraat Bankası gibi bankalar aracılığı ile
3a- Alacaklılar ellerindeki yazılmış çekleri bankaya teslim edecek
3b- Borçlular 3-5 yıl geri ödemesiz ve sonrasında min. 5 yıl geri ödemeli bir yapılandırma ile borçlarını ödeme taahhüdünde bulunacak
3c- Bahsi geçen kurumlar alacaklıya çek bedeli kadar ödeme yapacak.
Alacak verecek bitmiş olacak.
Mahkemeler inanılmaz rahatlayacak.
Herşeyden önemlisi bu kadar atıl ve işi bilen iş adamı, esnaf, çiftçi ve tüccarın tekrar yatırıma dönmesi, müteşebbis olması, istihdamı patlatacak, ekonomi ve dolayısıyla işlem hacmi büyüyecektir.
Gereğini 61. Hükümetin görüşlerine sunuyorum.

Sabih Samur


Kaynak: http://www.kariyergazetesi.net/hbr/haberdetay.asp?ID=1815



http://www.kariyergazetesi.net/hbr/haberdetay.asp?ID=1005

Gazeteciler Cemiyeti’nde, Basın Şehitleri bölümünde Ali Kemal adlı gazetecinin resmi bulunmaktadır. Kimdir Ali Kemal?

Kurtuluş savaşı sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşları memleketi kurtarmak için mücadele verirken aralarında Adnan Menderes’in babası, Sait Molla ve Ali Kemal gibilerin bulunduğu bir grup ‘İngiliz muhipleri (sevenleri) derneğini kurmuş ve Kuvvayi-milliye ve Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarını eleştirmiş, Aznavur çetelerini destekleyen ve öven yazılar yazmış bir gazetecidir. Mütareke basınının mütareke gazeteciliğini yapmış bir gazetecidir.

Kurtuluş savaşı kazanılıp İngilizler memleketlerine dönerken, ülkeye ihanet edenler teker teker toplanmaya başlamıştır. Gazeteci Ali Kemal de tutuklanan bu hainler arasındadır. Tutuklananlar İstiklâl Mahkemeleri’nde yargılanmak üzere Ankara’ya sevk edilirken Tren İzmit’te durduğu sırada Menzil Komutanı Nurettin Paşa kendisini görmek istemiş ve kendisine şu soruyu sormuştur:
‘Memleket işgal altındayken, Yunan mezalimi, padişahçı kuvvetlerin, çetelerin saldırıları devam ederken vatanı kurtarmak için canını dişine takmış vatanseverlerin binlerce şehit ve gazi vererek sürdürdükleri Kurtuluş Savaşı ve başta Mustafa Kemal olmak üzere, millî kuvvetlerin yönetim kadroları ve kurtuluş savaşı aleyhine nasıl bu kadar hainane yazılar yazarsınız?’
Ali Kemal’in verdiği cevap ilginçtir.
Ali Kemal “ bütün medeni memleketlerde basın hürdür, yazar fikrini serbestçe söyler, ben görevimi yaptım” demiştir.
Bunun üzerine Nurettin Paşa “O zaman bu fikirlerini, vatan için binlerce şehit vermiş dışarıdaki ahalinin kendisine söyle “ diyerek Ali Kemal’i halkın arasına göndermiştir. Halk ta onu linç etmiştir.

Tarafsız gibi gözüküp taraf olmak Ülkenin Kutsal Çıkarlarına aykırı olabilir.
Var olma savaşının yaşandığı bu günlerde;
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Hükümet tarafından etkisizleştirildiğini düşünen ve bu nedenle kendilerine müdahale etmesinin söz konusu dahi olmayacağını düşünme gafletinde bulunan, Osman Baydemir’in Federal Kürt Devleti’ni resmen açıklamak için uygun zaman beklediği,
T.C’nin Askerine ve Polisine taş atıldığı ve taş atanların artık iktidar gücü ile kanun önünde suçsuz sayıldığı ve bölücüler tarafından “küçük generaller” diye adlandırıldığı ülkemde, herkes söylediği lafı tartarak söylemelidir.
Bu bir ulusal görevdir.
Günü geldiğinde ki o gün çok yaklaşmıştır;
Bu sözleri sarf edenler, tarafsızlık ve demokrasi adı altında, kalemi ile onları destekleyen kalemşörler, Ali Kemaller trenden indirileceklerdir.

Sabih Samur


Partiler üstü çizgide, köşe yazarlığı yaparak, birilerinin sesi olmayalım düşüncesi ile particilik anlamında tarafsız ve fakat ülkemin meselelerinde, çıkarlarında, Cumhuriyet ilkelerinin korunmasında sonuna kadar taraf olarak yürümeye devam ediyoruz.

Lâkin kazın ayağının öyle olmadığını gördük. İster istemez siyasetin alfabesinden başladık.

Facebook sayesinde önce Heparlı arkadaşlarla tanıştık. Fikren yakın gibi geldik. Uzun solukta baktık ki söylemden öteye gidilmesi mümkün gözükmüyor, koskoca Kadıköy meydanına sadece 750 kişi toplanabiliyorsa ve bu konunun parti yönetimi tarafından görmemezlikten gelinmesini bırak, bir de başarı gibi gösteriliyorsa; bu partiye fikren ve fiilen bir destek vermenin ülkeye ne faydası olacak sorusu bizde yanıtsız kalınca yolumuz ayrıldı.

Bu esnada arkadaş grubumuzda yer alan CHP, MHP ve DP’lilerle de bu talihsiz tecrübeden sonra genel boyutta bakma konusunda kalmaya özen gösterdik.

Fakat bayramda Sn. Başbakan ile Sn CHP Genel Başkanı’nın birbiriyle yarışırcasına Ahmet Kaya isimli vatanseveri(!) sahiplenmeleri, CHP’nin Kürtçülük benzeri söylemleri ve Atatürk’ün CHP’sinden yol ayrımına doğru gidişi CHP ile değil şu an için CHP’yi yönetme erkini elinde bulunduranlara karşı mesafe yarattı.

MHP ile ise gönül bağım Sn. Devlet Bahçeli’nin suya sabuna dokunmayan politikasına rağmen devam etmekte.

AKP’yi iktidardan indirmenin tek yolunun MHP iktidarı ile mümkün olabileceğine inanmak istiyorken kendimi birden DP’nin tam göbeğinde buluverdim. Yine facebook’tan bir arkadaşımız DP ile ilgili bir sayfaya beni dahil etmiş. Kurucu Başkanlığını yorgun bir demokratın yaptığı ve büyük emek harcayarak oluşturulan bu grupta, siyasetin kimlerin elinde olduğunu, klavye bilgelerinin ve klavye kabadayılarının ve klavye basın sözcülerinin kimler olduğunu, omurgasızlık kelimesinin derin anlamını bizzat izleyerek gördüm.

O iyi niyetli çabanın onlarca politika esnafına kendini pazarlama arenası olmasını üzüntüyle izledim.

İnsanların bir rüzgâr gibi Çillerciler, Kesiciler, A.Özalcılar falancılar, filancılar kitleleri oluşturarak, ölümüne bu liderleri savunduklarını gördüm.

Hatta bazıları ile yazışarak, telefonda konuşarak; “yahu yapmayın aziz kardeşim bugün Çiller diye bağırıyorsun, yarın bu hanım gelmez, bak bağırdığınla kalırsın, komik olursun, Çillerci yaftası sırtına, alnına ve vücudunun bilumum yerlerine yapışır” dedik, dinletemedik.

Çiller’in kapısında mermer heykel gibi kaldılar. “Hayırlı Olsun İlhan Kesici artık başımızdadır” diye naralar atanları uyardık, bakın gelmez, yapmayın, etmeyin diye…

Sonuç Zeybek başkan oldu. Ne Çiller kaldı, ne Kesici ne de diğerleri.

Bu destekçi kardeşlerimizden “kusura bakmayın yanılmışız” gibi bir açıklama beklerken baktık ki onlar da almışlar ellerine Zeybek’in fotoğraflarını, vücutlarının bir yerlerine zarar verircesine “Zeybek, Zeybek” diye yırtınıyorlar.

Yahu kardeşim bu siyaset nasıl bir şey?

Bu küçük hedefleri olan insanları bir kenara bıraktığımızda geldiğimiz nokta şu:

DP ve MHP’nin üzerinde, omuzlarında tarihi bir yük vardır.

Bu iki güzide parti Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için,
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü idame ettirmek için,
İşsizliğe çözüm bulmak için,
Halka reva görülen, yardımla yaşamaktan kurtarmak için,
Karnı toktan öte, işi, gücü, aşı olan,
Mutlu, huzurlu, geleceğe umutla bakabilen,
Bir Türk Milleti tekrar oluşturabilmek için iktidara gelmek zorundadır.
Bizler yani Türk Milleti, olaya particilik boyutunda bakmadan,
12 Eylül öncesi Solcu, Sağcı söylemlerine takılmadan,
Ulusalcı, Milliyetçi, Ülkücü suni ayrımına girmeden

Vatan için,

Bayrak için,

T.C. için bu birlikteliği inşa etmeliyiz.

Gerekirse partilere ve liderlerine rağmen.

Gün Milli Hükümetin oluşturulma günüdür.

Bu birlikteliğe CHP’nin eksene dönmesi de sağlanarak katkı da bulunması ise olayı mükemmellik boyutuna taşıyacaktır.

Sabih Samur

http://www.kariyergazetesi.net/hbr/haberdetay.asp?ID=1178



-Değerli Kardeşim Hüsamettin Bey,
Dün İstanbul 3. Bölge Ar-Ge ve Koordinasyon Merkezi'nin açılış töreninde yapmış olduğun konuşmada;
“ Evimiz Türkiye, başka evimiz yok”
“Ağrı'dan Edirne'ye, Diyarbakır'dan Samsun'a bütün Türkiye bizim evimiz. Bu evin bütün sahipleri gelsinler, bizimle bir olsunlar. Hiçbir ayrım yapmadan, h...erkesi kucaklayan Cumhuriyeti sahipleniyoruz. Evimiz, demokrasi evidir; bu evde, kimseyi ayırmıyoruz”
diyerek beni o kadar mutlu ettin ki anlatamam.
-Sağolun Sn. Demirel.
-Bu mutluluğun yanında bakma güldüğüme sevgili kardeşim. İçim kan ağlıyor.
Bu memleketin her karış toprağında benim de rahmetli Ecevit'in de emeği var.
Yaptığımız her bir tuğla ya yakılıyor ya da satılıyor...
Bunlara üzülürken bu defa da memleketim için BÜYÜK TÜRKİYE hedefi koymuşken şu an parçalanmak üzere olan bir Türkiye ile karşı karşıya kalmış benim memleketim.
Sen zaten partimiz için elinden geleni fazlası ile yaptın farkındayım.
Ve bana içten içe kırgın olduğunun da farkındayım.
Sana bir şey açıklamak istiyorum.
Cumhurbaşkanlığı sürecimde ve sonrasında almış olduğum karar partiler üstü kalmaktı ve bunu da başardığımı biliyorsun.
Gel gör ki bunu yaparken ben de hata yaptım. DP'yi senle beraber tekrar yeniden yapılandırarak, tüm taşları yerine oturtmalı ve seçime iktidar adayı olarak hazırlamalıydım.
Fakat biliyorsun ki sağlık sebeplerim buna müsaade etmedi.
Lâkin dün senin konuşma yaptığın esnada çekilen video kayıtlarına baktığımda gördüm ki eksik bir şeyler var.
Partililerim bir arayıştalar...
Kulağıma gelen fısıltılar ve facebook denen paylaşım sitesinde ki yazışmaları önüme koyduklarında gördüm ki ben hatalıyım.
Ben bu partiyi sahipsiz bırakmışım. Partililerim olmayacak kişilere umut bağlamışlar. Ve bunun haricinde ahde vefa bitmiş, saygısızlık diz boyu.
Dünkü çocuklar adamcık olmuşlar, ağızlarından büyük laflar ediyorlar.
Başlar köşelere çekilmiş, ayaklar baş olma sevdasında...
Oturalım kardeşim ve bir karar verelim.
Bu Kır atı tekrar şahlandırmak için belli bir süre tekrar yollara düşmem gerekiyorsa düşeceğiz. Var mı bunun başka bir izahı?
Neyse gün doğmadan neler doğar.
-Nazmiye Hn. lütfen bize birer çay koyuver.
-Efendim geç oldu.
-İşimiz çok! Gece uzun olacak!

Süleyman Demirel-Hüsamettin Cindoruk Diyalog Canlandırması

Sabih Samur