MHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Sizler hala 15 Temmuz ile gündemi meşgul ederken,
Kutlanması gereken 29 Ekim'i kutlamazken,
Atatürk'e her fırsatta dolaylı olarak küfür ettirirken,
asıl gündemi kamuoyundan uzak tutarken;
İngilizler ve avenesi boş durmuyor!
Türkiye, ekonomik olarak çökertilmek için düğmeye basıldı!
Gün AK Particilik oynama, CHP'yi Vatan Haini ilan etme, MHP'yi parçalama günü değil.
Gün Cumhurbaşkanının yanındaki sözde danışmanlarına rağmen Atatürk gibi Florya'dan kaçıp gerçeği görme ve BİRLEŞTİRİCİ olma, Memleketine sahip çıkma günüdür.
Osmanlıcılık oyunu memleketi uçuruma götürüyor.
İngiliz Oyununa dikkat!
Düşmanını küçümseyen biter.
Devlet kendisinin bitmesine müsaade etmez.
Türk'ün göç edeceği bir yer yok, olmaz da!


C&A'nın Türkiye'den çekilmesi lokal bir hadise değildir.
Umarım anlaşılmıştır.

Sabih Samur, 25 Ekim 2016 00:01, TÜRKİYE

Strateji Uzmanı, Siyaset Uzmanı...
Bir kavram ve unvan karmaşasıdır gidiyor.
Eskiden Avukat ve Doktorlar işleri gereği çok boş vakitleri olduğu için ve siyasette boş vakit işi, boş adam işi olduğu için bakınız tüm eski nesil siyasiler doktor ve avukat kökenlidir. Kısmen hala öyle.
Bugün gelinen nokta ise tüm sektörlerde bir sürü işsiz güçsüz adam olduğu için herkes siyasetçi, herkes uzman, herkes bilirkişi.
Bu girizgahtan sonra gelelim konumuza.
Mektubu ve Büyük Fotoğrafı gördüklerini zanneden ve ombusman edası ile klavyenin tuşlarına sarılan bir sürü zevat bir günah keçisi buldu.
Kim?
Sn. Bahçeli.
Vurun abalıya.
Gerçekten Başkanlık Sistemi Bahçeli'nin desteği ile mi gerçekleşecek?
Tüm partiler, bütün detayları ile ilk günden beri anlaşmadılar mı?
Anlaşamadıkları konu aslında sadece detaylar değil mi?
Bendeniz de Halktan Biri, Bizden Biri olarak naçizane öngörümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kurgulanan hali ile Başkanlık Sistemi iki Ana Partiden oluşması muhtemel.


Demokratlar ve Cumhuriyetçiler

Demokratların oluşumu AK Parti içinde eritilecek ve ya kibar ifade ile katılımı sağlanacak olan başta MHP olmak üzere diğer meclisdışı muhalefet olan Saadet Partisi, AP, DP, DYP, Vatan Partisi vb. partiler.

Cumhuriyetçiler ise CHP çatısı altında birleşecek. Sancılı bir süreç.
Herkes biliyor ama kimse dillendirmeye cesaret edemiyor.
Radikal söylemlerden uzaklaşmış bir HDP ve Sol kesimi temsil ettiğini iddia eden diğer meclisdışı partilerin katılımı ile Kurucu İrade ile alakası olmayan başka bir Cumhuriyetçi kavramlı oluşum.

İşte tamda bu sebeple HDP asla yargılanmayacak. Yeni düzenin oluşması için onların sistem içinde kalmaları gerekiyor düşüncesi...

Velhasıl Ankara'da racon kesilmiş. Birinin sadece marşa basması gerekiyordu. Basıcı. Yani Bahçeli.

Durum bu. Ben ne Stratejistim ne de Siyaset Uzmanı. Ben sadece büyük fotoğrafa bakan ve görebilen bir gözüm.
Benim adım Hıdır elimden gelen budur.

İnönü'nün dediği gibi Yeni bir Dünya kuruluyor ve Türkiye'de o dünyadaki yerini alıyor.

Uysa da uymasa da.

Kalın Sağlıcakla

Sabih Samur
Bizden Biri

15 Ekim 2016 Cumartesi



AK Parti koalisyon görüşmelerine başlarken bir taraftan da Arınç, Müezzinoğlu gibi Partinin ağır topları vasıtasıyla "Bak Erken Seçime Giderim, Bitersiniz!" söyleminde parmak sallattırılıyor.
Satrançta hamleler...
Kırmızı çizgiler kalkacak. Dün dünde kalacak. Yaşanan yaşandı.
Günahıyla sevabıyla HELALLEŞİLECEK.
"Hırsız, uğursuz" demek yok. Fonda hepimiz kardeşiz türküsü...
Bayram tadında koalisyon görüşmeleri...


Sabih Samur 















.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, her türlü elverişsiz şartlara rağmen milletin iradesinin sandıkta tezahür ettiğini belirterek, 7 Haziran seçiminin AK Parti için sonun başlangıcı olarak olarak göründüğünü söyledi. MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, bunlardan birinin de yolsuzluk dosyalarının açılması olduğunu kaydetti.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, partisinin Yozgat İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında 7 Haziran seçimlerini değerlendirdi. Türk milletinin, kurgulanan dayatma, karartma ve aldatma mekanizmalarına rağmen hür iradesini sandıkta gösterdiğini ifade eden Durmaz, "Şimdi Türkiye'de yeni bir siyaset tablosu belirmiştir. 7 Haziran milletvekilliği genel seçimlerinin ilk sonucu, hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak bir sayısal çoğunluğa ulaşamamasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi, yaklaşık 13 yıldır süren tek başına iktidarını kaybetmiştir. AKP için sonun başlangıcı görünmüştür. Türk milleti, kutuplaşma simsarlarını açıkça ikaz etmiştir." dedi.

AK Parti'nin 7 haziran seçimlerinde devletin bütün imkanlarını pervasızca kullandığını söyleyen Durmaz, "7 Haziran seçimlerinde AKP gerilim ve gerginliğe dayalı siyaset anlayışı ile bugün ağır bir yenilgi almıştır. Dahası milli iradeyi karartmaya, demokrasiyi çarpıtmaya dönük her türlü algı operasyonunun tutmayacağı artık net olarak anlaşılmıştır. Şurası inkar edilemeyecek bir gerçektir ki, AKP 7 Haziran seçimlerinde devletin tüm imkanlarını pervasızca kullanmıştır. Devlet kanalı TRT, yandaş medya, AKP'nin siyasi kampanyası için seferber edilmiştir. Valiler AKP'ye çalışmıştır. Hazine kaynakları AKP'nin emrinde ahlaksızca israf edilmiştir. Tüm ülkemizde olduğu gibi özellikle Yozgat'ta seçim çalışmaları boyunca AKP'li eski bakan ve milletvekilleri devletin bütün imkanlarını seferber ederek, hak, hukuk gözetmeksizin çalışma yapmıştır. Buna Yozgat valisi de ön ayak olmuş, kurumlara yazılı talimatlarda bulunarak adeta AKP il başkanı gibi çalışmıştır. Yapmış olduğumuz uyarılar da dikkate alınmamıştır." diye konuştu.

17-25 ARALIK DAHİL NE KADAR YOLSUZLUK DOSYASI VARSA ÜZERİ AÇILACAK

MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, şunları kaydetti: "Bizim çizgilerimiz nettir. Birincisi çözüm süreci rafa kalkacak, ikincisi cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilecek, üçüncüsü 17-25 Aralık dahil bundan önce ne kadar yolsuzluk olayı varsa hepsinin üzeri açılacak ve hepsi ile soruşturmalar yeni baştan ele alınacak. Bizim söylediğimiz budur. Bu şartları kabul ediyorlarsa biz elbette bu ülkede birilerinin buradan bir kriz çıkartmasına müsaade etmeyiz. Biz elbette hükümet etme sorumluluğunu sonuna kadar üstleniriz. AKP'nin içerisinde bir grubun kasıtlı olarak diğer partilerin şartlarını kabul etmeyerek 'bakın biz koalisyon yapmak istiyoruz ama bizimle koalisyon yapmaktan, hükümet etmekten kaçıyorlar' şeklinde bir krize sebebiyet verme amacında olduklarını da duyuyoruz. Biz bütün bunların farkında olarak, çok akıllı, sağduyulu bir şekilde bu süreci yöneteceğiz. Yani biz baştan kesin hatlarla 'hayır biz yokuz' demiyoruz. 'Önce diğer seçenekleri deneyin' diyoruz. Nitekim, sayın cumhurbaşkanının anayasal sınırlara çekilmek şöyle dursun, başka bir partiye nezaketsiz bir şekilde, başka bir partinin içişlerine karışacak şekilde Deniz Baykal'ı çağırıyor olması, özel konuşma yapıyor olması da bizim kuşkularımızı da bizim kırmızı çizgilerimizde ne kadar haklı olduğumuzun teyididir."
HDP'nin olduğu hiçbir yapının içerisine olmalarının söz konusu olmadığını vurgulayan Durmaz, "HDP'nin içerisinde olduğu hiçbir yapıya bizim içeriden, dışarıdan, destek vermemiz söz konusu değildir. HDP ile hiçbir şart altında bir araya gelmemiz de söz konusu değildir." ifadelerini kullandı.

DURUM ANALİZİ

Gönderen SABİH SAMUR | 11:29 ÖS | , , , , | 0 yorum »


Meclis dışı Partiler eşyanın tabiatına uygun olarak davranmakta ve egolarına yenik düşerek her biri kendi partilerinin çatısı altında birleşmeyi savunmakta ve bir sonraki adıma geçilememektedir.
Diğer taraftan halkın algısı ise Beş ve ya Altı % 1'lik Partinin birleşerek iktidar olabilmesinin mümkün olmayacağı yönünde. Bu defa insan ister istemez tüm bu aksiyonlar % 10 barajını geçip milletvekili olmaktan mı ibaret diye düşünmeden edemiyor.
MHP kapılarını meclis dışı partilere kapatmış durumda. % 20 olsun benim olsun mu demek istiyor? İktidara mı talip yoksa Ana Muhalefet Partisi mi olmak istiyor?
CHP ise ciddi atakta; kapılarını bölücü unsurlar hariç herkese açmış durumda.
CHP'nin sert ve eski, Sol kokan söylem ve enstrümanlara yer vermemesi gerekiyor konuşmalarında.
Eğer CHP muhafazakar, Ulusalcı, Milliyetçi ve diğer kesimleri kucaklayacağım diyorsa bu çok önemli bir detay.
Merkez yapılanma CHP'de olacak gibi gözüküyor.
B şıkkı ise Ali Babacan faktörü.
Ali Babacan 13 Mart'a kadar tam bir soru işareti.
Gerçek anlamda AKP iktidarını iktidardan indirebilecek bir Merkez Oluşum gerçekleşirse ve bu oluşuma Ali Babacan ikna edilebilirse...
Evet önümüzdeki İKİ hafta ÇOK ŞEYLERE GEBE!


Sabih Samur 28 Şubat 2015



Arkadaş listemde yer alan Cumhuriyet Savcılarını, MİT Mensuplarını, Jandarma İstihbarat Mensuplarını, Emniyet Teşkilatını, Bu Vatanın Bölünmez Bütünlüğü için yemin etmiş eski ve halihazırda mecliste olan Milletvekillerini göreve çağırıyorum.
Ekteki fotoğrafı inceleyiniz ve gereken ne ise onu yapınız.

Sabih Samur
Kod Adı TC

Dip Not: Kimseyi etiketlemiyorum. Mesajı ve görevi alan alır.


Herkes safını oluşturmaya başladı.

CHP yanlış yolda; Kürtçülük yapanlarla omuz omuza bir CHP, Bayraktan, Vatandan, Milliyetçilik/Ulusalcılıktan dem vuramaz.

Saadet Partisi Milli Görüş söylemini güncelleyerek Merkeze talip olmuyor ve ya olmak istemiyor.

DP isim itibariyle kabul görmedi. Genel Merkez neye ve kime hizmet ediyor bilmiyorum.

DYP ismen iyi bir marka. Kadroda değişiklik yapabilirse...

MHP Devlet Bahçeli yönetiminde nereye kadar giderse...

YURT Partisi Sn. Tantan kalite bir marka isim. Sonrası?
Bekliyor ama neyi bekliyor bende bilmiyorum.

Durum benim penceremde bu.

Siyaset esnafı olmamış, AKP'de kirlenmemiş isimlerinde (mecburen) katılımıyla
Kürtçülük yapmayan Kürt kökenli vatandaşlarımızı da kucaklayacak, Ülkenin bölünmez bütünlüğü noktasında Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan söyleminde, Karma Ekonomi modelini öngören Komşu Ülkelerle ve Süper Güçlerle Barışık, Dik Duran, Onurlu Bir Türkiye oluşturmayı hedefleyen bir Merkez Parti.

17 Aralık, 1 Mayıs bunlar hep detay...

Sabih Samur



Kamer Genç'in delikanlılığını, dik duruşunu, olması gerekeni yapmasını takdir ediyoruz ve başta CHP ve MHP olmak üzere DP, HEPAR, BBP, BTP, YURT Partisi ve diğer partilerden de BEKLİYORUZ!

Yok mu İkinci bir ECEVİT & ERBAKAN ?

Devletine kalkan eli kıracak?
O Paçavrayı indirecek?

Bugünkü süreçte dümenden muhalefet yapanlar da suçludur.
Ve bir gün birileri gelir de "neden ülkeyi bu hale getirdiniz?" derse kimse demokrasi nutukları filan atmasın!

Bu memleket O.Çocuklarına peşkeş çekilmek için ve peşkeşe göz yumulması için kurulmadı!!!


Sabih Samur   30 Temmuz 2013  İstanbul


Fotoğraftaki delikanlı ile tanışıp alnından öpme fırsatım olmadı.
Akil Adamlar Tokat'ta yurdum insanına masal anlatırken, adı Onur Çalışkan olan bu delikanlı binmiş atına, almış arkasına Tokatlı'mı arslanlar gibi yürüyor.
Ben buradayım, Be...n Türk'üm, Ben Mustafa'yım, Ben Kemal'im, Ben Atatürk'üm diyor!
Memleket federasyona doğru sürüklenirken sessizce kenarda oturup, "aman sesimi çıkartırsam beni de Silivri'ye alırlar" diyen, yazdıkları kitapları satmaya çalışan sözde liderciklere gerçek liderliği gösteren Tokat Ülkü Ocakları Başkanı Onur Çalışkan,
hasretle gözlerinden öpüyorum.
Yolun açık olsun.
Yalnız değilsin, Yalnız değiliz.

Sabih Samur



ERKENKONDU NEDİR?

Sevgili Facebook Köyü Sakinleri, komşularım!
Bizler burada mangalda kül bırakmazken,
En büyük milliyetçi biz iken,
Kimimiz rahmetli Türkeş'ten,
Kimimiz Atatürk'ün fotoğraflarından,
Kimimiz Deniz Gezmiş'ten,
Kimimiz Che'den,
medet umarken, el oğlu boş durmuyor!!!
Yarın neler yapacaklarını RESMİ YAYIN ORGANLARI OLAN SAMANYOLU TV'den
avazları çıktığı kadar bağırıyorlar.
Biz de burada birbirimize gönderdiğimiz şarkıların altına ve müsait yerine BEĞENDİ koyuyoruz. Yüreğine sağlık, çok hoşsunuz diyoruz (ben dahil).

Bu akşam 22:30 yani bir saat önce.
Habertürk TV.
CHP'den SN. Batum bağsuruna zarar verebilecek bir öfke ile yırtınıyor.
İki Yargıça da feryat figan.
"Yargıçlar haksızdır, yalancıdır!" diyor, kim takar? Kimin umurunda?
Eşzamanlı olarak Samanyolu TV.
Kollama adlı dizi.
Final Bölümü:
Polisler ve savcı mangal başında.
Kutlama var!
Herkes mutlu...
Bu arada bahçedeki küçük televizyonda haberler:
ERKENKONDU (ERGENEKON) ÇÖZÜLDÜ!!!
Her kesimden onlarca kişi tutuklanıyor!
TOPLANACAK TUTUKLU SAYISININ 2.000-3.000 KİŞİYE ULAŞACAĞI SÖYLENİYOR!
TV'yi izleyen küçük kız güzel günler göreceğiz baba diyor gülümseyerek.

Evet Facebook köyümün sakinleri neğde gamıştık?
Hadi patlat oradan bir Samanyolu, Berkant'tan olsun.
Bir elinde cımbız bir elinde ayna...
Bekle ki Atatürk dirilecek?

Dostlar lütfen bu dizinin son cümleswini ciddiye alın.
Bu şarkı bitmez diyor üçüncü defa seçilen ama hiçbirimizin oy vermediği (nasıl oluyorsa?) Başbakan.

Sevgiyle kalın
Türkçe Kalın

Sabih Samur


Sabih Samur der ki;

İslâm dolayısıyla inancımız partiler üstü bir kavramdır.
12 Eylül sonrası (MHP de dahil olmak üzere) Türk Siyasetçisine ve Siyasetine Türk-İslam Sentezi rolü öngörülmüş ve uygulamaya sokulmuştur.
DP tekelinde başlayan dini kullanma enstrümanı diğer tüm partiler tarafından maalesef kullanılmıştır.
Ben MHP ve/ ve ya DP'nin sözcüsü değilim ve haddimi bilerek, bu olaya soyunmam. Sözlerim sadece beni bağlar.
AKP'nin kullandığı Türk Milliyetçiliği söylemine alternatif olarak Yeni Osmanlıcılık ve Cemaat kavramları Kürtçü, bölücüler tarafından okunmuş ve karşı tez doğurulmuştur.
Neden Laiklik?
Sorunun yanıtı canlı olarak meydandadır.
İki Dil,
İki Bayrak,
İki Halk,
ve şimdi İki Camii Cemaati?
Buyrun dini kullanmaya devam edin.
Sonra da MHP'yi eleştirmeye çalışırken bir adım geri çekilin ve ben ne yapıyorum diye kendi kendinize sorun ve ya sormayın.


Facebook Yorumları:

Adnan Menderes: İŞTE BEN SİZN GİBİLERE DEMOKRAT-ÜLKÜCÜ DERİM.ASLINDA SİZ OLMASANIZDA ÜLKÜCÜLÜK VAR.MESALA BİR ÇOK KÜRT KÜRTÇE EZANDAN SONRA MİLLETİN SAHİPLENMESİ SİZCE DİNİNE VE ÜLKESİNE SAHİPLENMEK DEİLMİDİR.ÜLKÜCÜLÜKTEDE**EZAN DİNMEZ-BAYRAK İNMEZ*DEİLMİDİR.AMA BİR ÇOK MİTİNGLERDE NE BAYRAK VAR-NEDE KCK YI KINAMAK


Saadet Toksoz: Bütün mesele, başkanlık sistemine geçilmek istendiği için iki partili sistemi oluşturma gayretleridir bunlar.. hem anayasa değişikliği sırasında da fazla kalabalık olmazsa fazla pürüz çıkmaz.. zaten CHP ilk 3 maddenin değiştirilebileceğini söylüyor.. bu sebeple MHP saf dışı kalırsa işler çok daha kolay olacak..

Oğuz Yurtseven: MHP saf dışı kalmayacağına göre . bırak safdışı kalmayı , burada yazıyorum.. en az % 20 .. pazar gecesi görüşürüz :)

Saadet Toksoz: tabi bu arada MHP nin oyları kendilerine giderse o zaman zaten anayasayı tek başlarına halledebilme şansları olacaktı ama olmadı işte..


Sabih Samur: ‎"Saf dışı kalmak" AKP ağzıyla konuşmaya benzedi. Anlamını aşan bir ifade olduğunu düşünmek istiyorum.
MHP % 20 üzeri bir oyla gelecektir.
CHP'nin de % 25-30 aralığında olacağı muhakkaktır.
Ve su akacak yolunu bulacaktır.
CHP mutlaka özüne dönecek ve Atatürk Milliyetçiliği potasında MHP ve CHP olarak buluşulacaktır. Doğrusu budur.

Mustafa Kenan Ayçicek: seçim dönemlerindeki,söylemler yerine,seçim sonrası icraatlara bakmak gerekir..Anayasa konusunda karamsar olmaya gerek yok..chp ve mhp nin onaylamadığı bir anayasa meclisten geçemez..


Emin Onaran: Olaylara daha geniş açıdan baktığımda, ateist olan, hatta imam rolüne bürünerek kendilerince tiyatral komedi oynayan malum örgüt şimdi temiz inançlı insanları tufaya getirerek eylemlerinde kullanıyor... Kürtçe yapacaklarmış ibadetlerini...!... Riya üzerine kurulan çöküntü senaryolar bunlar. Yüce Dinimize gelince; İnancım Benimle Hz. Allah arasındadır. Ara bölgede yasaklarım herkesi. Bildiğimde sonuna kadar gider, bilmediğimde gerçek islam alimlerine danışırım, yada Elmalılı Hamdi Yazır'ın Yüce Kuran-ı Kerim'in Türkçe Mealini okuyarak sorunumu çözmeye çalışırım... Bezirganlarla işim olmaz...! Hz. Allah'ıma tapar, yaradan ve bir olduğuna herşeye kadir olduğuna tüm benliğimle inanırım... Biz Gavur İzmir'lilerin inancı budur. Dini kullananlara, temiz inançları modelleştirmeye kalkanları Biz model olarak kullanırız...! Hz. Ömer Adaletinin zerre-i miskalini gösterebilen, uygulayan bir tek müslüman kalmışssa eğer, Bana da gösterin ne olur meraklardayım...! Şimdi götürmek modasını geliştirdiler... Hangi ayetlerle uyumlu bir türlü çözemedim...! Çözen varsa bir zahmet bildirsin Ben de öğreneyim... İyi, güzel, doğru ve aydınlıklarda olmak nasıl zor bir zenaatse, gerçek dindar olmak bundan da zordur... Her müslümanım diyen keşişe inanırsak vay halimize...! Siyasi platform ayrıdır, inanç, din, ibadet platformu ayrıdır... Hayat yorgunlukları bunu öğretti Bana... Din yürekle, ruhumuz, fikrimiz, benliğimizin mutena bölgelerinde daim bizimledir... Hiç kimseyi enterese etmez... Sonra seçilgen bir olgu değildir ki... herkes doğduğu yerin değerleriyle buluşur önce... Ben çok inançsız tanırım, Müslümanım diye övünen kişilere adaleti, iyiyi, doğruyu, güzeli, aydınlığı, insani hasletleri birkaç derste öğretiverir... Son olarak fikir zikir bir olsun derim... İnanç, asalet, insanlık, adalet, değerler bu iki küçük kelimenin içerisindedir, fikir ve zikir... Ayrıysa fikir ve zikir, o kişi en fazla olur ve sair...! Duyarlı emeğine takdirimle Sabih Arkadaşım... Sevgimle baki selamlar, daim aydınlıklar... Uzunca oldu affola... İnşallah hristiyan deyimiyle afaroz falan edilmem... Sağlıcakla, mutlu kalınız...

Oğuz Yurtseven: akp nin iktidardan düşmesinin.. tek yolu MHPnin % 20 ve üzeri oy alması ile mümkündür , bir başka deyiş ile chp % kaç oy alırsa alsın akp li seçmenden oy alamıyacaktyır .. hal böyle olunca.. chp nın aldığı oylarında pek bir manası olmayacak ve akp nın iktidardan düşmesini sağlamıyacaktır .. akp yi devirmenın yolu mhp yi desteklemektir ..


Sibel Kurdoğlu: Chp'nin de, Mhp'ninde artıracağı oy oranı Akp'den gidecektir...

Ahmet özkul: BURDA BEN SABİH BEYE KATILIYORUM ANCAK SEÇMEN SANDIK BAŞINA GELDİĞİ ZAMAN 2 KEZ DÜŞÜNMESİ GEREKİR AMA BİZLER HİÇ DÜŞÜNMEDEN OY KULLANIYORUZ VE KULLANDIĞIMIZ OYLARLA İKTİDARI BELİRLİYORUZ. ANCAK ŞU VARKİ BU İKTİDAR DÖNEMİNDE EKSİLER VE ARTIL...AR TARTILMALI ONA GÖRE OY KULLANILMALIDIR 2003 YILINDAN BU YANA KADAR NELER YAPILDI NELER SATILDI BUNLARI DEĞERLENDİRMEMİZ GEREKİYOR SATILAN KİTLER BÖLÜMÜNÜ SAYMAYACAK OLURSAK ATALARIMIZIN KANIYLA ALMIŞ OLDUĞU TOPRAKLARI BUNLAR PARAYLA SATIYORLAR VE HALENDE BU ÜLKEDE SATILMAYAN TOPRAK KALMIYOR BUNLARIN ÖNÜNE GEÇİLMESİ GERİKYOR. BİR ÜLKENİN ZENGİNLİĞİNİ YER ALTI KAYNAKLARI BELİRLER AMA BİZ YER ALTI KAYNAKLARINI SESİZ SEDASIZ ÖZELLEŞTİRME ADI ALTINDA UYGUN KİŞİLERE SATILDI BOR MADENİ GİBİ SURİYE SINIRINDA TARIMA ELVERİŞLİ ARAZİLER GİBİ YADA ORMANLARIMZI 2 B ARAZİLERİ GİBİ YADA TURSTİK DİYE BİLDİĞİMİZ BİZİM SINIRLARIMIZDAKİ ANTALYA BODRUM GİBİ YERLERDE YABANCI YERLEŞİM MERKEZLERİNDE BİZİM BAYRAGIMIZ DIŞINDA KENDİ ÜLEKELERİNİN BAYARGI DALGALANIYOR.İSRAİLE KAFA TUTUYORUZ AMA İCRAAATA BAKARSANIZ HİÇBİR ANTLAŞMAYI FES ETİYORUZ.DAHADA ÖTESİ ÜLKEMİZİ VE MİLLETİMİZİ KORUMAKLAGÖREVLİ ORDUMUZ SINIR ÖTESİNDE ÜÇ BEŞ TERÖRİSTİ ÖLDÜRTÜKTEN SONRA PKK SEÇİMLERDEN SONRASINA KADAR EYLEMSİZLİĞİ TÜRK ORDUSU BOZMUŞTUR DİYE ORDUMUZU DEŞİFRE EDİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR.


Gülden Sema: ATATÜRK NEDEN LAİK SİSTEMİ GETİRDİ..DİN İLE DEVLET İŞLERİNİ AYIRMAK İÇİN..DİNİ SİYASETE ALET ETMEK,HALKIN DİNİ DUYGULARINI SÖMÜRMEK..KISACASI DİNE DAYALI BİR SİYASET UZUN ÖMÜRLÜ OLMAZ..BU GÜN AKP NİN YAPTIĞI HALKI ALLAH İLE ALDATIP ÇIKAR SA...ĞLAMAK..VE BUNUDA ÇOK İYİ BAŞARIYORLAR..ABD DEKİ CİA AJANI SAHTE MÜSLÜMAN VE BURADAKİ UZANTILARI BU ÜLKEYE EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ YAPMIŞLARDIR..BUNU ÖNLEMEK ELİMİZDE 12 HAZİRAN SONLARI OLACAK VE BENİM ARZUM CHP VE MHP NİN ORTAK OLMALARI..

Saadet Toksoz: Bu arada hiç kimse kürt oylarını hesaba katmıyor.. geçen defa onların oylarıyla o kadar arayı açmışlardı.. bu seçimde kürtk oylarından da çok emin değiller, biraz da o yüzden MHP ye saldırdılar.. bu seçimde de kürt oylarını kim alırsa, o öne geçecek.. bir de seçimde yapacakalrı hileleri de hesaba katmak gerekiyor..

Selahattin Günes: Bu sartlarda MHP nin oylarini artirmasi mutlak gözüküyor,lakin secim sabahi olasi bir CHP-MHP koalisyonu CHP nin acikladigi anayasanin ilk üc maddesindeki degisiklikler sebebiyle en azindan su an icin imkansiz gözüküyor,MHP bu secimin sonunda hic bir koalisyona girmeyerek kenarda kalmayi tercih edecektir diye düsünüyorum.


Saadet Toksoz: Ben aslında o konuda chp nin kürt oylarını alabilmek için takiye yaptığını düşünüyorum.. umarım öyledir..

Selahattin Günes: Bende Sayin Kemal beyin zerdüst oldugunu ve aslina hizmet etme geregi duydugunu hissediyorum,umarim yaniliyorumdur amaCHP bir gün asla daha ATATüRKüN partisi olarak kalamayacaktir,cünkü ince bir operasyonla suyun yönü degistirilmistir,saygilar.

Sabih Samur: Selahattin Bey ve Saadet Hn için;
"Mustafa Kenan Ayçiçek
seçim dönemlerindeki,söylemler yerine,seçim sonrası icraatlara bakmak gerekir..Anayasa konusunda karamsar olmaya gerek yok..chp ve mhp nin onaylamadığı bir anayasa meclisten geçemez."
CHP ve MHP karşıtlığı söylemler dünkü söylemlerdir.
Gün yeni dünyalar kurulurken dünde kalma günü değildir.
Liderlerin yanlış söylemlerine rağmen suyun akışına güvenmek lazım.

Saadet Toksoz: Tamam da bende işte o onaylamama konusunda endişe duyuyorum. Kusurab akmayın ama benim bu ülkede hiç kimseye güvenim kalmadı artık.. kimin ne zaman ne yapacağı, neye evet neye hayır diyeceği hiç belli olmuyor.. geçmiş günlerde bunun bir çok örneğini yaşadık.. umarım her şey düzelir bir an önce..



Sabih Samur: İşte o noktada demokratlık biter!
Halkı kandırarak iktidara geldiğinde baş-kıç oynarsa;
sessizce olayları izleyenler maalesef sessiz kalmazlar.
Asker askerdir ve ülkenin bölünmezliği için yemin etmiştir.
Eğer askerde Fetullah potasında erimişse... erimeyen silahsız kuvvetler devreye girer.
Kim mi?
Elinde Bursa Nutku olanlar.
Dolayısıyla bu ülke sahipsiz değil endişe buyurmayınız Sn. Toksoz


Saadet Toksoz: Bence sonunda olacağı o zaten... ben siyaset yoluyla ülkenin tekrar geri alabileceğine çok da inanmıyorum açıkçası..

Emin Onaran: Affola, Saadet hanım için yazmıştım, tutukluk olmuş çıkmamış yazım... saadet hanım akkaraakların fikri temayüllerini belirtmiş cümlesinde... Böyle hızlı akışlarda bir anda yanlış algılamalar olabiliyor tabi haliyle... Bana göre fikri hür ir...adesi hür aydınlık bir bayan Arkadaşımız... Bu konularda asla tarafgir olamam. sadece yazılanlardan çıkardığım sonuçtan emin olursam yazarım... Sabih arkadaşım, iyi, güzel, doğru ve aydınlık olmayan bir Arkadaşımız burada yazar mı hiç... Sana söylüyorum, çünkü senin emeğin üzerine yazıyoruz... saadet hanım fikir ve tahminlerini dürüstçe yazıyor... Çok iyi okudum yazısını, iki defa okudum. kesinlikle o malumların hayallerindeki temayülü aktarıyor... Demek istediğim böyle... Şimdi her parti üzerinde konuşuluyor... Konuşacak o kadar etkili gerçekler var ki... Polemikler oluşuyor, üzüntü yaratıyor... CHP hakkında, MHP hakkında, bilmem ne partisi hakkında... Hepsi zaman içerisinde değişime uğradılar... Hiç birisi eski durumunda değil... Oy potansiyeli nedeniyle neler oluyor neler... Su akar yolunu bulur... Aynı fikirde mutabıkım Sizlerle... Bu akan sular Bizi önce Vatan aşklı aydınlık şelalelerinde buluşturacak inanıyorum... Sevgimle baki selamlar, daim aydınlıklar hepinize....


Saadet Toksoz: bu seçimde kürt oylarını kim alır sizce? bana göre seçimini kaderini onlar belirleyecek çünkü..

Gülden Sema: DEĞERLİ ARKADAŞIM..AYNI DÜŞÜNCEYİ,AYNI İDEALİ PAYLAŞTIĞIMIZ ZAMAN DİL İNGİLİZCEDE,FRANSIZCADA OLSA ÖNEMLİ DEĞİLDİR..ORTAK OLAN ÜLKÜ BİRLİĞİDİR..BU GÜN AYNI DİLİ KONUŞUYORUZ..HEPİMİZ ATATÜRKÇÜYÜZ AMA KAÇ PARÇAYA BÖLÜNMÜŞ DURUMDAYIZ..

Sabih Samur: ‎"Kürt" oyları yerine Kürt kökenli Türk Vatandaşlarımız desek, önce davaya kendimiz inansak...
etnik tabiri yalnız kullandığımız zaman karşımıza Kürt Aydını ünvanını kullanan tiplemeler çıkmaya başlıyor. Mustafa Erdoğan v.b.
Bu vatandaşlarımız bu seçimde de maalesef bağımsız BDP lilere kitle halinde oylarını verecekler.

Mustafa Kenan Ayçicek: MHP kendi iradesi ile kapısına kilit vursa dahi,panik yapmaya gerek yoktur..MHP bir binadan ibaret değildir.Mhp kuruluşu itibariyle hiç bir zaman tek başına iktidar olmamıştır..içinden Başbakan çıkarmamıştır..Buna rağmen 1969 yılından günüm...üze kurulan bütün hükümetlerin bakanlar kurulunda en az 2-3 mhp ideolojine sahip olan bakan bulunmuştur..Mhp ideolojisi,bir bina içine sıkıştırılamaz..Devletin bütün kurumlarında bu özelliği görmek mümkündür..iktidarlar değişir,kadrolar kalır..Önemli olan tek şey,MHP'li olmak ne demek ?..bunu yeni nesile propaganda yapmadan,eğrisiyle,doğrusuyla,artılarıyla,eksileriyle anlatmaktır..Bunun için en uygun zaman,içinde bulunduğumuz zamandır..12 eylül öncesinde içine düştüğümüz tuzakları yeniden yaşamanın mantıklı bir tarafı yoktur..Bu vatan için ölmeye hazır,Bu vatan için,sıcak yatağından kalkmaya hazır Her Türk bizdendir..

Saadet Toksoz: Haklısınız Gülden hn. ama ayrı dil aynı zamanda ortak değerleri tamamiyle ortadan kaldırıyor.. aynı dilde oluşturamadığımız ortak ülküyü ayrı dilde asla oluşturamayız.. hem benim anlamadığım, bu ülkede tek etnik grup bunlar mı ki de, bunlar...a böyle abir ayrıcalık tanınması gerekiyor? yarın diğer etnik gruplar da aynı şeyi isterlerse nolacak? her etnik gruba ayrı açılım mı yapılacak? ayrı dillerde konuşan insanları hangi ortak değerde birleştirip, ulus yapacağız o zaman?

Mustafa Kenan Ayçicek: Kürt kökenli vatandaşlarımıza,kendi dilinde eğitim hakkı vermek,kendi kürtçe tv.lerini kurma hakkı vermek,kendi ibadetlerini kendi dillerinde yapma hakkı vermek,kendi yerel mülki amirlerini kendileri nin seçmesi hakkını vermek;..AKP nin göz...üyle bakıldığında İNSANİ bir yaklaşım olarak görülüyor..AKP kendi dindar tabanına bu gelişmeyi İNSANİ bir gelişme olarak yutturmayı başardı..OYSA;..bu gelişme Uluslararası Hukukun bir parçasıdır..Akp'nin kürtlere vermeye çalıştığı haklar;Tüm dünyada '''azınlık yasaları'''..gereği azınlık statüsünde bulunan toplumlara verilen haklardır..Yani AKP hükümeti bağıra-bağıra Kürt toplumunun AZINLIK olduğu Dünyaya ilan etmektedir...işte bu gelişme karşımıza NATO'yu çıkarıyor..Türk Hükümeti Kürt toplumunu azınlık olarak görüyorsa;ve bu azınlık ile Türk Devleti 30 yıldır savaş halindeyse...ölenlerin sayısı 3o bin kişiyi geçmişse;..NATO nun bölgeyi işgal etme hakkı doğuyor..(aynı gerekçelerle,nato bosna'ya girmiştir..aynı gerekçelerle Libya bombalanmaya başlamıştır)...................................................................................Nato'nun Türk Topraklarına girmesini önlemenin hukuki tek yolu;..Kürtlerin azınlık olmadıklarını,devletin kurucu unsurları olduklarını taraf ülkelere belgelemektir..Kürt sorunu yoktur,kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları vardır..Buda Türkiyenin iç sorunudur..Diğer devletleri ilgilendirmez..


Sabih Samur: ‎"Kürt sorunu yoktur,kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları vardır..Buda Türkiyenin iç sorunudur..Diğer devletleri ilgilendirmez.."
Kaldı ki tüm senaryo reel hale geldi ve nato birlikleri İncirlik kapısından tampon bölge oluştuırmak adına ...çıktılar.
Neye güveniyorlar?
Türk askeri ve ya Türk sivili her hangi bir ateşli silah ile kendilerine müdahale edemez. Çünkü karşısında adı üzerinde bütün dünya var!
İşte bu noktada yanılıyorlar!
Daha doğrusu yanılmıyorlar cesaret edemiyorlar.
Biliyorlar ki bu Çıllgın Türkler asla geri adım atmazlar, tırsmazlar, korkmazlar ve sonuçlarını bile bile 3. Dünya Savaşını çıkarırlar!
O yüzden bu memleketin toprağını UN botu çiğneyemez!!!


Ümit Akveren: kürtler türklerden daha çok seviyor türkiyeyi...


Mustafa Kenan Ayçicek: Ümit Akveren ;kürtler türklerden daha çok seviyor türkiyeyi..(kürt kökenli vatandaşlarımız önünde 2 seçenek vardır..1)MED'ler ve PERS'ler diye bilinen tarihi devlet İRAN'a dönüştüğünden bugüne kadar,Türklerle birlikte yaşayan kürtler bu dü...zene devam edecekler..2)İsrail'in parasıyla Irak toprakları içine kurulan Barzani kürdistanına katılacaklar..Böylece sözde Büyük kürdistanı,gerçekte Büyük israil'i oluşturacaklar...işte bu aşamada Türkiye Kürtlerinin Alevi veya sünni müslüman oldukları ortaya çıkıyor..Bu arada Sünnetsiz kürtler sap gibi ortada kalıyor...PKK denilen örgütün arkasında sünnetsiz kürtler bulunmaktadır..asli hedefleri ASALA ile aynıdır..Türkiye nin müslüman kürtlerinin Yahudi Barzani ile ortak olması mümkün değildir..Kürt vatandaşlarımızın Türk devletine Bağlı olmasının asli sebebi müslüman olmalarıdır..Marksist PKK çok geç olsada bunu anlamış,siyasetini dini vecibeler üzerine oturtarak,başlangıçta CUMA namazını Cami dışında kılmayı denemiş,arkasından Kürtçe EZAN okuma girişiminde bulunmuştur..Ancak bu eylem onların sonları olmuştur..Marksist PKK nın bu konuda başarılı olması mümkün değildir..

Zaman Geçerken: kürt sorunu yoktur.kürtçülük denen yapay bi karın ağrısı oluşturulmuştur.gaz çıkarma yoluyla sorun kökünden halledilir.ancak bunu yapmayı isteyecek gerçek liderlere ihtiyaç vardır.saırım onlarda 12 haziranda tecrit odalarından Yüce T.B.M.M ye halk tarafından gönderilecektir.

Lütfü Öztürkmen: Evet Sabih bey çok doğru bir konuya temas ettiniz. MHP'yi dolayısıyla Dr. Devlet Bahçeli'yi din üzerinden eleştirmeye başladı malum cemaat. Ne dediler fısıltı halinde mütedeyin insanlara bunların anlı secdeye değmiyor. Bunlar (Devlet bey k...asdediliyor) cami bilmezler, hacca gitmezler, dine uzaklar. Neden sonra başladı bu porpoganda, Devlet bey Fetullah hocaya Amarikada oturma cemaatinin başına dön veya faliyetlerini durdur dedikten sonra. Ama herkes biliyorki bu hoca aslında cemaatinin başında zaten cemaatin merkezi Amarika ve CIA. Bu nedenle hocanın oturduğu yer tamda konumuna uygun bir yer. Ama faliyetleri yıkım projesi bunlarda en önemli taşorunu nasıl vazgeçsinler. Bu amaç bunların varlık sebebi

Ümit Akveren: bak kardeş..Mustafa Kenan Ayçiçek...fars kültürü ana temel olmak üzere kürtlerde ibraniler ve araplardan aldıkları etnik değerler üzerinden yorumlarını yapıyorlar ...ben nasıl Atatürk evladıyım diyor isem,onunda etnik değerlerini savunması kadar doğal bir şey olamaz diye düşünüyorum.....


Lale Cicek: sandığa giden her birey ,artık kendini değil vatanını bayrağını ve türkiye sevdalısıysa ,oyu nu bir değil iki kere düşünerek kullanmalı.ancak siyasi tecrübelerime dayanarak acizane fikrimi ufakta olsa belirtmek istiyorum büyük değişiklikler tablosuyla karşılaşıcaz buda sevindirici saygılar..
sabih samur kardeşim sizleri tanıdığıma ve benide aranıza aldığınız için teşekkür ederim.başarılar türkiye için olsun

Vecihi Tekin: HAKLISIN GÜZEL DOST..HATIRLANMAK İÇİNDE AYRICA TEŞEKKÜRLER...:).DUYARLI İNSANLARIMIZIN AKL I SELİM ÇERÇEVESİNDE KATILMASI GEREKEN BİR SEÇİM YAŞAYACAĞIZ.RABBİM MEMLEKETE HAYIRLARA VESİLE KILSIN İNŞALLAH.

Emin Onaran: Konuya girmem gerekiyor... Kendimi asla çok bilen statüsünde görmem. Sadece öğrenmeye yönelik tutkularım var. Çok iyi gözlemde bulunmaya çalışırım. Mukayese ederim, araştırırım. Yazımda hata olabilir, peşinen söyleyeyim. Partei Karkeri Kürd...istan galiba... kürdistan İşçi Partisi anlamı ve tanımında... Yönetimine bakalım, uzantılarına bakalım dikkatlice. Hani işçi, hani emekçi...? Hepsi ağa veya feodal yapının nüfus sahipleri... Şimdi bunlar yüz defa Marksist, bin defa Leninist tanımını kullansalar ne yazar... Sadece levha ve aldatıcı bir muhteviyat... İçi başka dışı başka... Asıl konu ağalık güvencesini yeni zeminlerde oluşturmak... Ağalığın değişik bir versiyonunu hayata geçirmek... Bu arada onbeş senemin Doğu'da geçtiğini söylememk zorundayım abartısızca... Hani Sen ne biliyorsun o Bölgeler hakkında diyecek olanlara karşı... Boyoz, poğaça, gevrek satan bir yer düşünün. Levhasına yüz defa baklavacı yazsa ne çıkar... Durum ayniyle vaki böyle... Eğer Köy Enstitüleri devam etseydi veya ettirilebilseydi... O Bölgelerde ne feodal yapı kalacaktı, ne marabalık... Açlık imanı bozar derler genelde...Özgür bireyler oluşturulamadı... Endüstri toplumuna geçerilebilseydi O Bölgeler... Şimdi bu sorunları hiç konuşmuyor olacaktık... Demokrasi Cumhuriyet değerleriyle kuvvetlidir... Şimdiki zamanlarda Demokrasi iki statüdse yol alıyor... Özgür bireylerin demokrasisi, sürü demokrasisi... Sürü demokrasisinde bir maestro var, alıyor çomağı eline, hedefi gösteriyor ve hep beraber çalıp oynuyorlar... Çok basite indirgedim haliyle... Çünkü anlatım örneklemelerle olunca daha iyi anlaşılıyor görüşündeyim... Sevgimle baki selamlar, daim aydınlıklar... Benim görüşlerimdir. Doğru ve yanlışlarıyla... Hor görmem, hor görülmek istemem... Fikrim ve vicdanım daim hürdür... Çok bildim diyen megolomanları da hiç sevmem... Kuvvetle muhtemel Sizler de sevmezsiniz... Bazen sadece yıkım hücumları oluşabiliyor... Anlatacaklarımızı saygı ve sevgi çerçevesinde yapalım ki... İnsan ve insanlığa katkımız olabilsin... Sağlıcakla kalınız. Emeklerinize sağlık olsun daim...

Ilkay Surka Seku: Ben Mustafa Kemal ATATÜRK'ün şu sözleriyle nokta koymak istiyorum yorumlara ve yazına Sabih'ciğim yüreğine ve emeğine sağlık ayyrıca ...Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz hal...kımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, S. 127)......


Sabih Samur: Bu paylaşım münasebetiyle sohbete katılan (ayrımsız) tüm arkadaşlara fikirlerini beyan ettikleri, cümlelerde "ben" ağırlıklı ifadeler kullanmadıkları, belden aşağı vurmadıkları, üstten bakmadıkları ve karşılıklı aydınlanmamıza sebep oldukları için teşekkürlerimi arz ediyorum.
Saygı ve sevgilerimle
Sabih Samur



2023 yılı, 23 Nisan.
Başkan yardımcısı Nimet Çubukçu Amed (eski adıyla Diyarbakır) Eyaletindeki törenleri gözleri yaşlı bir şekilde izliyor. Törenleri gökyüzünde oluşturulan devasa büyüklükteki üç boyutlu görsel aktarıcıdan izleyen halka, unutulmak üzere olan Türkçeyi de nezaketen, gönül koyulmasın babında alt yazı ile geçme jesti yaptırıyor Sn. Çubukçu.
O an aklına yıllar önce, sanırım 2011 yılında, adını bile hatırlayamadığı MHP adlı partinin bir yetkilisinin kendisine söylediği “iki dillilik olamaz o dili kopartırım” sözü geliyor. Gülüp geçiyor. Ne yıllardı diyor içinden tören yürüyüşünde yer alan miniklerin Sarı-Kırmızı-Yeşil den oluşan cıvıl cıvıl kıyafetlerine bakarak.
Seçimlere çok az kalmıştı, Başkan Erdoğan o zaman T.C.’nin Başbakanı idi. CHP bir şeyler yapmaya çalışıyor o iste muhteşem hatipliği sayesinde Kılıçdaroğlu ile tabiri caiz ise oynuyordu.
Devlet Bahçeli 12 Eylül’e takılmışlığı ile zaman zaman ani çıkışlar yapmış ama daha öteye gidememişti.
DP ise uyuyan dev denmesine rağmen uyanmayı başaramadı. Facebook denen ilkel, birinci nesil paylaşım sitesinde en son 20. grubu kurmuşlar ve “ben söyle yaptım, ben böyle yaptım” diye genç kızlık hikayelerini anlatıyorlardı birbirlerine.
Biz de bu sırada kömürden sonra baharda neler dağıtabiliriz fakirleştirdiğimiz ve yardıma yatkın hale getirdiğimiz halkımıza, onu planlıyorduk.
Stratosfer katmanında oluşturulan lazer yağmuru bir anda gökyüzünü Sarı-Kırmızı-Yeşil renklere büründürdü. Ve beklenen an gelmişti. Gökyüzünde Yüce lider Başkan Erdoğan belirdi.
Halkına İstanbul’a taşınan Başkanlık Sarayı’ndan sesleniyordu.
Bu arada unutmadan; önce Merkez Bankası ile başlayan süreç tüm bakanlıklar ve resmi dairelerin İstanbul’a taşınması ile tamamlanmıştı. 2018 yılında alınan kararla Atatürk’ün Ankarası ilçe durumuna getirilmişti. Herkes mutluydu eski ve köhnemiş olan Atatürk’ün Cumhuriyeti’nin tüm izleri silinmişti.
Evet bu sadece bir hikaye.
Bu hikayenin gerçek olmasını arzuluyorsanız durmayın, paylaşım sitelerinde birbirinizi yemeye, aptalca kıskançlıklar ve en çok ben bilerim pozlarıyla harcayın seçime kadar olan Allahın verdiği sayılı günleri.
Büyüksün Tayyip Erdoğan.
Ve şanslısın. Bu kadar beceriden yoksun bir muhalefete sahip olduğun için.

Sabih Samur


Genel Başkan Zeybek, TRT Anadolu’da yayınlanan “Ankara Gündemi” programında Rahmi Vardı’nın sorularını cevaplandırdı:

“Demokrat Parti gibi bir parti bir başka partiye zarar vermek için gelmez. MHP’nin bütün oylarını alsam ben ne yapacağım. Benim meselem MHP değil, ona başarılar diliyorum. Ben iktidar olmak istiyorum. Partimizi iktidar yapmak ve başbakan olmak istiyorum. Türkiye için hayırlı olan bu. Buna inanıyorum, bunu söylüyorum, doğrusu da budur.”

(DP Basın Merkezi – 7 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TRT Anadolu’da yayınlanan “Ankara Gündemi” programında Rahmi Vardı’nın sorularını cevaplandırırken, “Benim meselem MHP değil. Ben iktidar olmak istiyorum. Partimizi iktidar yapmak ve başbakan olmak istiyorum. Türkiye için hayırlı olan bu. Buna inanıyorum, bunu söylüyorum, doğrusu da budur.” dedi.

Zeybek, Rahmi Vardı’nın sorularını şöyle cevaplandırdı

RAHMİ VARDI: Anadolu Gündem Özel Programında sizlerle birlikteyiz. Bu haftaki konuğum Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek. Sayın Zeybek, programımıza şeref verdiniz, hoş geldiniz. Programımızla ilgili kısaca görüşlerinizi alabilir miyiz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hoş bulduk. Bu çok güzel bir hizmet, Anadolu yayını, televizyonları son derece önemli ve bunların yaşaması, desteklenmesi gerekir. Ben de basın yayından sorumlu Devlet Bakanı olduğum bir dönemde, yani 54. hükümet döneminde, Anadolu basın ve yayını ile ilgili toplantılar yaptım, kurultay yaptım. Bakanlıklar olarak nasıl destek sağlanabilir bunun araştırması içinde bulundum. TRT’nin böyle bir hizmeti yürütüyor olması ve sizin de burada olmanızdan doğrusu çok büyük bir memnuniyet duyuyorum, başarılar diliyorum doğru bir iş yapılıyor ve inşallah bu doğru iş neticesini verecektir.

RAHMİ VARDI: Teşekkür ederiz bu duygularınız için. Siz 1944 yılında Bayburt’ta doğdunuz, 1966 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdiniz ve 10 yıllık bir Kaymakamlık hayatınız var. Biz bazıları ile görüştüğümüzde çok güzel anılarla oradan ayrıldığınızı, çok güzel hizmetler yaptığınızı söylediler. Çayeli’nde, Pazar Yeri’nde Şiran’da, Tortum’da, Ilgaz’da, Kahta’da ve Kestel’te Kaymakamlık yaptınız. Sonra merhum Gün Sazak’ın döneminde, onun müsteşarlığını yaptınız. Rahmetli Özal döneminde Kültür Bakanlığı yaptınız. Bunları konuşalım sonra devamını getirelim.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben söylediğiniz gibi köyde doğdum. 10 yaşına kadar köyde okudum. Babam başöğretmendi. Eskiden müdür değil, başöğretmen denilirdi. Babamın ilk çocuğuyum ve ilk çocuğu olduğu için de hem heves, hem öğretmen, beni beş yaşıma gelir gelmez götürmüş kaydetmeden sıralara oturtmuş. Bakmış ki, ben de herkes gibi okuyorum, yazıyorum, onun üzerine kaydettirmiş. Böylece 5 yaşında okula başladım, 10 yaşında da bitirdim. Sonraki dönemlerde, babamın verdiği kitapları okuyarak bir siyasi bilinç sahibi oldum. Babamın etkisiyle Demokrat Parti taraftarı oldum. İhtilalde Demokrat Parti kapatılınca, biliyorsunuz Demokrat Parti bir askeri darbe ile devrildi. Yani 10 yıl Türkiye’ye hizmet etmiş olan bir parti, Türkiye’ye demokrasiyi getirmiş olan bir parti, demokrasiyi alabildiğine eleştirmeyi hedefleyen bir siyasi parti, Cumhuriyet değerlerine bağlı ama Demokrat bir parti, Demokrat Parti böyle bir parti. Ne yazık ki, ordu içinden bir cunta ortaya çıktı, önce orduyu ele geçirdi, sonra ordu ile ihtilal yaptı ve Türk tarihine bir kara leke sürüldü.

Kara leke şudur; Yassıada Mahkemeleri diye bir mahkeme icat edildi ve orada Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları, milletvekilleri, siyasi faaliyetlerinden ötürü suçlandılar ve yargılandılar. Düzmece bir mahkeme onları idama mahkûm etti, hapse mahkum etti. O zamanki cumhurbaşkanı Celal Bayar, yaşından ötürü idamdan kurtuldu. Fakat halkın sevgilisi, milletin sevgilisi, parti farkı gözetmeden, bütün halkın sevdiği bir insan olan Menderes ve iki çok değerli arkadaşı, onlar da çok büyük devlet adamlarıdır. Asıldı. Ondan çok sonra, Hukuk fakültesinde beraber okuduğumuz, Reza Mostofizade adında Azerbaycan’dan gelmiş bir arkadaşım oldu. O derdi ki, “Biz, sizin Yassıada Mahkemelerinizi dinliyoruz ve gülüyoruz. Köpek davası, bebek davası gibi davalara gülüyoruz. Nasıl bir şey bu?” O dönemin diktası, Türkiye’yi gülünç hale düşürdü. Onlar dışarıdan bakıyorlardı gülüyorlardı, biz ise ağılıyorduk. İçimiz kan ağlıyordu.

Menderes’i ben yakından görmüştüm. Yakından nerede görmüştüm? Biz Ankara’da Atıf Bey Mahallesi’nde oturuyorduk. Atıf Bey Mahallesi’nin önünden Bent Deresi geçiyordu, dere taşardı ve bazı felaketlere sebep olurdu. Yine taşmıştı Bent Deresi ve ne yazık ki, insanlarımız ölmüştü, evler yıkılmıştı. Sular biraz sakinleşince, rahmetli Menderes Gazi Çiftliği’nin havuzundan getirdiklerini kulak misafiri olarak öğrendiğim, bir kayığa binerek, o suları geçip bizim mahalleye geldi. Çünkü bizim mahallede bir set vardı, onun önünden talimatlar veriyordu ve ağlıyordu. Böyle gördüm Menderes’i.

Sabahları erken saatte ben Gazi lisesine giderdim, orayı bitirdim. Gazi Lisesi’ne gittiğim zaman yolumun üzerinde, o Bent Deresi’nden, köprüden karşıya geçtiğimde inşaatları denetleyen Menderes’i gördüm kaç defa. Yanına yanaşmak istedik ama korumaları yanaştırmadı. Ben neticede çocuktum, 14-15 yaşında filandım. Menderes’i böyle gördük sevdim ve herkes sevdi. Bu insan asıldı. Sonra, 1960, 27 Mayıs darbesinden sonra, ihtilal diyorlar, ihtilal filan değildir o. O bir darbedir. Halkın iradesine karşı yönetilmiş bir darbedir ve ne yazık ki, cumhuriyet tarihimizin en karanlık işlerinden birisidir.

“Adalet Partisi Kuruldu”

Ondan sonra Demokrat Parti yerine, Adalet Partisi kuruldu. Artık benim yaşım belli bir yere gelmişti, yani 17-18 yaşıma gelmiştim. Demokrat Parti Gençlik Kolları’nda ilk siyasi deneyimime başladım. Sonra hayatımız başka türlü gelişti. Hukuk Fakültesi’ne girdim, Hukuk Fakültesi’ni bitirdim ve kaymakam oldum. 10 yıl kaymakamlık yaptım. Kaymakamlık o dönemler çok daha itibarlı bir meslekti. Son zamanlarda mesleğin bazı yetkileri ellerinden alındı. O zamanki kadar belki önemli değil ama yine önemli bir meslektir. Kaymakamlık yaparken şöyle bir deneyim kazandım; kaymakam birebir, doğrudan doğruya, köylülerle kasabalılarla halkla ilişki kuran, insan demektir. Dolayısıyla, köylünün ve kasabalının dertlerini birebir dinlemek, onları çözüme kavuşturmak, yol yaparken o dönemde halkın gücünü de harekete geçirmek gerektiği için, çok defa benim ellerim patlardı. Niye patlardı? Yol yaparken önce ben kazmayı alırdım, vururdum. Çok da alışkın olmayan ellerimiz su toplardı ve patlardı. Böyle bir kaymakamlık yaptık. Bir de orada devleti yakından tanıma imkânına sahip olduk. Çünkü Kaymakam bütün bakanlıkların temsilcisidir, onları tanıdık.

Kaymakamlığımın 10. yılında Başbakan Sayın Demirel’di. Bakan rahmetli Gün Sazak’tı ve bence cumhuriyet tarihimizin en önemli ve en başarılı bakanıdır. Bakınız en başarılı derken diğerlerinin arasına kendimi de koyuyorum, iki defa bakanlık yapmış birisi olarak. Gün Sazak üstelik milletvekili de değildi, dışarıdan tayin edilmiş bir Bakandı. Ama 5,5 ayda Türkiye’de gümrüklerde kaçakçılığı ve rüşveti önledik. Bakanımızın rehberliğinde. O dönemde, karşı bazı milletvekilleri dahi, Gümrük Bakanlığı’nı hükümetten ayrı değerlendirdiler ve o bakanlığın icraatını övdüler. Mesela Süleyman Genç, o zaman CHP’nin sol kanat milletvekiliydi. O, Meclis Genel Kurulu’nda ve bütçe komisyonunda yaptığı konuşmalarda, “Ben, bu hükümeti beğenmiyorum, sayın bakanı da beğenmiyorum, sevmiyorum ama doğrusu hiç kimsenin yapmadığını yaptılar, namuslu, dürüst bir icraat ortaya koydular ve rüşveti ve kaçakçılığı önlediler” diye övdü.

Sonraki dönemde hayat çizgimiz başka türlü gelişti, hayat çizgimizin üzerine bir dönem sonra bize başka bir deneyim kazandıran başka bir hizmet konuldu. O da, sonradan holding haline getirdiğimiz, gelmesinde benim de katkım olduğu, orada koordinatör olarak çalıştım, ticareti öğrendim, sanayiyi öğrendim, yatırımlar koordinatörü olduğum için de birçok iş alanı ile ilgili bilgim gelişti, Türkiye’deki ekonomik gelişmeler, dünya ekonomisi ile ilişkiler konusunda birebir 4 yıl staj gibi çalıştım.

Bu arada İş Dünyası Vakfı diye, bir vakıf için teşebbüse geçtim. Bu vakfı kurma çalışmaları sırasında akşamları oturup, sütlaç yiyerek görüşmeler yapardık. Yine böyle bir toplantıda bir telefon geldi. Telefon eden Hasan Celal Güzel’di, dostumdur, çok severim, çok değerli bir devlet adamıdır Hasan Celal Güzel. Dedi ki, “Sayın Başbakan, sizi milletvekili olarak görmek istiyor, siz zaten çabucak bakan olursunuz, arkadaşlar da bunu istiyor. Mehmet Keçeciler de sizi arayacak” dedi. Biraz düşündüm, bu sohbetten iki ay sonra filan kendimi İstanbul milletvekili olarak buldum. Kısa zamanda da Özal’a götürdüğüm projelerle kendimi Özal’a biraz daha yakından tanıtınca Kültür Bakanı oldum. Kültür Bakanlığı’nda Türkiye’ye hizmet etmeye çalıştık. Kültür Bakanlığımız döneminde yaptığımız şuydu, biz milli kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmalıyız. Bu söz Atatürk’ün 10. yıl nutkundaki sözüdür. Cumhuriyetimizin temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürüdür. Milli kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkaracağız. Ne demektir bu? Bizim milli kültürümüz dünyanın en zengin kültürüdür ve kökleri en derin kültürüdür. Bunu çağa söyletmemiz lazım, dünyaya açmamız lazım dedik ve bu çaba içerisinde bulunduk. Mesela 1990 yılında UNESCO’ya teklif ettik. Dünyada 1991 yılını Yunus Emre sevgi yılı olarak ilan ettirdik. Biz UNESCO’nun bu ilanından yararlandık, Yunus Emre’yi dağa, taşa, Amerika’ya da, Rusya’ya, Türk Cumhuriyetlerine, Arap Ülkelerine götürdük ve Yunus Emre’yi dünya gördü, tanıdı ve şaşırdı. Böyle bir Türkmen mi varmış diye.

Yunus Emre bir Türkmen şairi diye bilinir ama Türkmenlerin bundan haberleri yoktu, bilmiyorlardı. 70 yıllık bir Sovyet dönemi birçok şeyi unutturmuştu, bizim kardeş halklarımıza. Sonra Yunus Emre’yi tanıyınca, tabii Yunus Emre’yi Türkmen Türkçesinden ve bir çok Türkçeden yayınladık, ne yapılması gerekiyorsa hepsini yaptık. Türkmenler heykelini dikti, bugün bütün dünyada Yunus Emre bilinir. Yunus Emre’yi tanıtmak niye önemli? Yunus Emre’yi tanıtırsanız bizi tanıtırsınız. Özümüzü tanıtırsınız, öz değerlerimizi, insan sevgimizi, Allah aşkını, hoşgörüyü. Bütün insanlığın muhtaç olduğu bizim öz kültürümüzü bütün insanlığa yayarsınız, bir…

İki; Yunus Emre’yi bilen, Yunus Emre’nin içinden çıktığı topluma sevgi duyar. Üçüncüsü, Yunus Emre’yi tanıtırsanız, Yunus Emre’yi seven ve bilen insanlar bizim mallarımızı tercih ederler. Fransızların meşhur Başkanı De golle’a bir dönemde, “Niye Fransız kültürünü dünyaya yaymak için bu kadar para harcıyorsun” diye eleştiri geldiğinde şöyle cevap verdi; “Evet para harcıyorum ama benim harcadığım paralar kat kat geri geliyor. Çünkü Fransız kültürü ile yetişenler ve sevenler, uluslararası zeminlerde bizi destekliyorlar. Aynı zamanda da bizim mallarımızı tercih ediyorlar.”

Yani Yunus Emre’yi, Hoca Ahmet Yesevi’yi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Hacı Bayram-ı Veli’yi, Nasrettin Hoca’yı, Köroğlu’nu öz değerlerimizi, Karacaoğlan’ı dünyaya tanıttığımız zaman bu aynı zamanda para getirecek bir iştir, sadece sevgi değil. Bunu yapma çabası içerisinde olduk, Allah’ın verdiği güçle, devletimizin, milletimizin imkânlarıyla, Özal’ın desteği, rahmetli Adnan Kahveci Maliye Bakanıydı. Maliye Bakanlığı’nın kasalarını bize açtı ne istediysek verdi. Sinema sektörümüz ölmüştü onu dirilttik. Yani bir taze kan verdik. Niye sinema sektörü üzerinde bu kadar duruyorum? Çünkü sinema sektörü, kültürü dünyaya yaymanın ve ülkeyi tanıtmanın en kestirme yollarından birisidir. Onun için buna çok önem verdim. Bütün sanat dallarını destekledim, şairlerimize dahi şiirlerini besteletmek için aldık ve destek verdik. Bu bizim tarihimizde vardır. Yani şairlerin de desteğe ihtiyacı vardır.

Bunları yapmaya çalıştık, daha pek çok şey yaptık. Saymakla bitmez işler yaptık ama bu arada Özal’ın çok dikkatini çektik. Rahmetli kendisinden sonra yerine iki isim düşünmüş. Birisi Yıldırım Bey, birisi Namık Kemal Zeybek. Adnan Kahveci geldi bana anlattı. Dedi ki, patron sizi düşünüyor ama ben bir proje götürdüm dedi. Şöyle söyledim Namık Kemal Zeybek Genel Başkan olsun, Yıldırım bey Başbakan olsun. Dedim ki, Adnan bey bunda bir yanlışlık olmuş. Devlet işlerini ben daha iyi bilirim. Ben devlet adamıyım. Hayatım böyle geçti. Ben başbakan olayım, O Genel Başkan olsun dedim. Yok dedi öyle değil. Siz hitabetinizle, fikriyatınızla partiyi canlandırırsınız. O lazım ama Başbakanlığı patronun kendisi yapacak dedi. Böylece bir sır açıkladım sizin programınız da. Kendisi yapacak. Siz biraz dik başlısınız buna izin vermesiniz diye düşünülüyor dedi ama pek uygun gelmedi bana bu iş. Çünkü Genel Başkan başka, Başbakan başka. O Avrupa’da var dedi. O dönem de Yıldırım Bey seçildi.

Yıldırım bey döneminde partinin oyları Anavatan Partisinden söz ediyoruz. Biraz düşünmeye başlayınca yeni bir arayış başladı. Bu sefer bana rahmetli Özal dedi ki, “Aday olun biz seni destekleyeceğiz.” Biz dedi. Ben de demedi. Biz destekleyeceğiz dedi. Sonunda olaylar başka türlü gelişti. Biz aday olamadık, olmadık. Ama herkes bizi aday diye söyledi. Nasip bugüneymiş. Yani Anavatanın koltuğuna, rahmetli Özal’ın koltuğuna oturmak şimdilere nasipmiş. O zaman böyle bir şey olmadı. Mesut bey geldi. Mesut bey gelince biraz tabi kongrede vesaire de biz sertleşmiştik. Daha da doğrusu Mesut Bey’in gelmesiyle birlikte partinin milliyetçiler, muhafazakârlar ve liberaller dengesi vardı. Mesut Bey gelince bozulacağını düşündüm. Doğru yanlış öyle düşündüm ve dengesi bozulmuş sadece liberallerin partisi haline gelmiş bir Anavatan Partisinde benim bulunmam artık doğru olmaz diye ayrıldım. Rahmetli Özal çağırdı, “Gitme” dedi, vaatlerde bulundu. Sonra yine bir şeyler yapacağız dedi. Milletvekili yapalım, Bakan yapalım gibi şeyler söyledi ama hayır dedim. İlke meselesi. İzin istedim Sayın Cumhurbaşkanımızdan. Biraz da kızdı bana biliyorum ama o bana kızabilir. Ben onu hep sevdim.

“Özal’ın yaptığı hizmetler unutulmaz”

Rahmetli Özal’ın Türkiye’ye yaptığı hizmet, Türk Dünyasına yaptığı hizmet unutulamaz. Bir gün onunla birlikte Moskova’ya gitmiştik. Moskova’da böyle kalabalık bir insan grubu bekliyor. O kalabalık insan grubu içinde iki insan. Özal heyetle birlikte Büyükelçiliğe girdi, ben de hemen gittim o insanlarla kucaklaşmaya başladım. Onların kim olduklarını biliyordum. Onlar Ahıska Türkleriydi ve Özal ile görüşmek için bekliyorlardı. Bir başkanları vardı fakat ilginçtir, onların içerisinde bir de Cumhurbaşkanı vardı. O da bekliyordu. Onların içine sığmış Gagavuz Cumhurbaşkanı Stefan Topal. O da oradaydı. O da onu bekliyordu. Yani Cumhurbaşkanı ama o dönem böyle tanınmış ve bağımsızlığını kazanmış bir ülke değil. Şimdi de değil zaten. Ben onların ikisini aldım, götürdüm. Büyükelçiyle ve Sayın Cumhurbaşkanımız Özal’la görüştürdüm. . Çok ilgilendi ve sonra da yardımcı oldu. Efendim.

O dönem öyle gerekti, ilke meselesi yaptım ve Anavatan Partisi’nden ayrıldım. Demokrat Parti bir denge partisidir. Hem kendi içinde dengeleri vardır. Hem ülkelerin dengelerini yerli yerine oturtan bir partidir. Siyasi partilerin böyle olması daha sağlıklıdır. Bu kadar tecrübeden sonra kesin olarak bu kanaate vardım ki bir siyasi partinin tek başına bir fikri sivriltip onun siyasetini yapması çok sağlıklı olmuyor. Yani çok tecrübeden sonra, dengeleri gözeten, toplum dengeleri gözeten ve barış ve uyum getiren bir siyasi parti daha doğru bir hareket olarak görüyorum ve düşünüyorum. O zaman Doğru Yol Partisi’nden, değerli Cumhurbaşkanım..

“Demirel, 28 Şubat’çı değildi.”

RAHMİ VARDI: Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı’nda

NAMIK KEMAK ZEYBEK: O getirdi, o çağırdı gittim. O’nun hem Baş Danışmanı, hem Büyükelçi sıfatıyla, Türkiye ile Avrasya’daki Türk Cumhuriyetleri’nin ilişkilerinin koordinasyonunu yaptım. Başbakanlık yetkilerinin bir kısmını devir almış, yani müsteşarlara ve genel müdürlere dahi buyruk verme yetkisi almış, Sayın Demirel’in verdiği yetkiyle, Koza Sokak’ta otuz üç kişilik bir büro kurduk. Türk dünyası Koza’da dedik. Sonra açılacak, kelebek olup açılacak diye şaka yaptık. Ama Sayın Demirel’in gölgesinde, sayesinde on bin öğrenci getirdik. Tüm Cumhurbaşkanları doruk toplantıları yaptık. Yani dünyanın neresinde Türk varsa, onunla ilgilendik ve buna benzer birçok iş yaptık. Cumhurbaşkanı olunca beni Cumhurbaşkanlığına çağırdı Cumhurbaşkanlığı’nda Baş Danışman olarak aynı konuyla ilgili görev yaparken, bu sefer partinin genel başkanı Sayın Tansu Çiller, ona herhalde tavsiyede bulunanlar oldu ki, benimle görüşmek istedi. Ankara’dan liste başlığını teklif etti. Ama bir müddet sonra, İstanbul Milletvekili oldum. Sonra da 54. Cumhuriyet Hükümeti’nde, refah yol hükümetinde görev yaptım. O hükümet Türkiye’ye çok büyük hizmetler yapmıştır. Türkiye’de milli tasarrufla, milli kaynaklarla Türkiye’nin kendisini yönetebileceğini, bir kuruş borç almadan yönetilebileceğimizi gösteren, çok ciddi işler yapılmıştır. O dönemde memurlara, işçilere ve emeklilere gerçek hesapta yüzde %20 zam yapılmıştır. Türkiye dışa açılmıştır ve fakat o dönemde de, ne yazık ki yine ordumuz içinde ortaya çıkan bir çete, 28 Şubat’ın gerçek suçluları olan o çete, maalesef bunlar Marksist gelenekten gelen din düşmanı ateist, daha çok Suriye modeli bir rejim kurmak isteyen böyle bir grup, ne yazık ki harekete geçti ve bunu dengelemek için başka işler oluştu, müdahaleci güçler oluştu vs. Türkiye, çok karanlık bir dönem yaşadı. 28 Şubat dönemi, en karanlık dönemlerden birisidir. Çok büyük bir felaket olabilirdi. Türk tarihi tamamen ekseninden kayabilirdi. Türkiye Cumhuriyeti bambaşka bir hale gelebilirdi. O dönemi başarıyla yöneten ve bu beladan Türkiye’yi çıkaran ama bu arada da bizimde bakanlıktan olmamıza, hükümetimizden gitmemize sebep olan güçleri dengeleyerek götüren bir Cumhurbaşkanımız vardı. Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel’in oradaki yerini doğru anlamak lazım. O 28 Şubat’çı değildi. 28 Şubat’ın belalarından, Türkiye’yi kendi usulünce ve yumuşak inişle, kurtarmak için mücadele eden bir insandı ve onun orada olması da Türkiye için bir şanstır. Kimse yanlış anlamasın, iş çok karışıktır.

“Türkiye kan gölüne dönecekti”

RAHMİ VARDI: Sayın başkanım, 28 Şubatla ilgili Demirel ve sizler Doğru Yol Partisi suçlandı. Siz bunlara gerçi cevaplar da verdiniz ama yani bu anlatılamadı mı, 28 Şubat’ın çabaları, gerçekten o zaman daha çok gündemdeydi ama zaman geçtiği için suçlanıyor.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben anlatıyorum benden başka da anlatan yok. Ben anlatıyorum, çünkü ben olayların içindeyim. Bu darbeci cuntanın gerçekleri daha ortaya çıkmadı, müdahaleciler vardı, darbeciler vardı. Bunlar arasında da çatışma vardı. Eğer darbeciler muvaffak olsaydı, Türkiye kan gölüne dönecekti, Türkiye’de kalıcı bir diktatörlük olacaktı.

RAHMİ VARDI: Orada da mı bölünmüştü?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Üç kademede bölünmüştü. 54.hükümet ki, çok başarılı çok değerli bir hükümettir. Bu hükümet, darbeci cuntanın istismar edeceği ortam ortadan kalksın diye feda edilmiştir. Ama biz, ben bakan olarak bire bir mücadele ettik. O dönemlerde de televizyonlardan, gazetelerden, konuşmalarımla gerçekleri haykırmaya çalıştım. Duyurmaya çalıştım. Neyi duyurdum? Bu hükümet devam etmeli diye.. Bizim konumumuz başkaydı, biz hükümetin bir üyesiydik ve biz hükümetin devamını istiyorduk. Ama mümkün olmadı, herkes konumuna göre davrandı ama şunu söyleyeyim ki hiç kimse Sayın Demirel’i 28 Şubat’çı olarak ilan etmesin. Çok büyük bir imtihandır. O’na yapılmış, yani O’nun da birçok şeyi anlatması mümkün değil, belki de hayatı boyunca anlatmayacak ama ben anlatıyorum Bakınız anlattım. Özet olarak budur yani.

O, Cumhurbaşkanı olarak konuya bakıyordu. Biz ise hükümetin bir ferdi ve hükümetin sözcüsü olarak, ben hükümet sözcüsüydüm. Yani hükümet adına konuşma yetkim vardı. Hükümet sözcüsü olarak, biz bu mücadele denklemi içinde demokrasiyi, 54. üncü hükümeti ileriye götürerek savunmak ve Türkiye’nin yakaladığı bu öz kaynaklara dayalı kalkınma modelini yetiştirmek mücadelesini verdik. Ben partimden asla ayrılmadım. Sonuna kadar mücadeleyi götürdüm. Yani bazıları zannediyorlar ki ben istifa ettim. Hayır asla istifa etmedim. Mücadeleyi sonuna kadar götürdüm, sonuna kadar. Ve o dönemi bilenler bilir ki, bu konuda sadece hükümet sözcüsü değil, televizyonlarda ve gazetelerde, parti adına da sözcülük yaptım. Tabi ki o dönemin genel başkanı Sayın Çiller de çok büyük bir direnç ortaya koymuştur. Yani o dönemin şartlarında hoşumuza gitmeyen işler olmuş olabilir ama benim de hoşuma gitmeyen işler olmuştur. Ve tabi ki Sayın Çiller’e, hükümeti kurma yetkisinin verilmesini istiyordum. Ama verilmedi. Verilmemesinin sebebi Sayın Çiller’e ve Sayın Erbakan’a bu hükümete hükümet etmek için güvenmemekten değil, dengeleri korumak çabasından gelmiştir

RAHMİ VARDI: Bu arada, yine sözünüzü pek fazla bölmek istemiyorum. Gerçekten yakın tarihinize ışık tutuyorsunuz Türk insanları Türk milleti mağdurun yanındadır her zaman sayın dokuzuncu Cumhurbaşkanımızda altı yedi defa gitti geldi kendi talebiyle bu mağduriyetinden dolayı fakat 28 Şubat’ta çok ilginç bir şey oldu mağdur olan partilerin gerçek mağdurların ikisi de şuan mecliste değil bu tezattı nasıl, yani o mağdurlar anlatamadılar mı? Onların şu an ikisi de yoklar Doğru Yol Partisi yok saadet partisi de mecliste değil ama 28 Şubatın mağdurları da bu iki parti bu bir çelişki değil mi anlatılamadı mı bu?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çelişki. Demek ki her zaman mağdur olmak yetmiyor. Başka şartlar gelişiyor. Çünkü 28 Şubat’ın, batı çalışma grupları falan gibi, mutlaka hesap sorulması ve yargılanması gereken bir takım oluşumlara, bu hesap sorulmalı. Yani ne sıfatla böyle bir şey kurdun, ne hakla yaptın, sen kimdin? O dönemde öyle bir zihniyet oluştu ki, Refah Partisi’ni kapatma davası iddianamesini okuyanlar, (okuyamamışlarsa bir daha baksınlar, okusunlar) hedef hükümet falan değildir. Hedef, doğrudan doğruya Kuran-ı Kerim’dir. Doğrudan doğruya İslam’dır. Yani bir Cumhuriyet Savcısı, bakın yine heyecanlandım, o dönemde bunları söyledim. Dedim ki; ‘sayın savcı, siz Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu Müslüman halkın, devletin başsavcısı olarak, böyle bir şeyi söyleyemezsiniz, eğer siyasetçiyseniz çıkın karşımıza öyle mücadele edin, istifa edin öyle mücadele edin.’ dedim.

O zaman bana, ‘biraz sakin ol’ dediler. İşte bunlar seni tutuklarlar, falan. Yani büyüklerimiz söylüyor ama aynı heyecanla o gün de, bu gerçekleri gündeme getirdim. Öyle bir zihniyet vardı ki orada, 28 Şubat’ın içinde öyle bir belalı ve felaketli zihniyet vardı ki, sadece bizim hükümetimiz değil, bu milletin dinine karşı bu milletin mukaddes kitabına karşı bir saldırı vardı. Sanki yargılanan refah partisi değil de, Kuran-ı Kerim’di. Bu söylediklerime bazı insanlar inanmayacaklar belki. Onlara diyorum ki, açın o iddianameyi bulun, kütüphanelerden mesela milli kütüphanede vardır. Ya da bir yerlerden temin edin, bakın. Böyle bir dönemdi tam bir saldırıydı. Tabi o saldırı sırasında bizim partimizde de bir ayrılma oldu biliyorsunuz. Doğru Yol Partisi içinde bazı arkadaşlarımız, yapılan şiddetli propagandaya kapıldılar, partimizden ayrıldılar. Ayrı bir parti kurdular ve o ayrı partide bize çok zara verdi. Şemsiye Partisi adı meşhurdur, adını söylemek istemiyorum. Çünkü adıyla, adıyla yaptığı işler hiç birbiriyle bağdaşmaz. Orada görev yapan arkadaşların hepsini de suçlamam. Çok iyi niyetle ve dönemin propagandasına kapılarak böyle yapmış olanlar çoktur içlerinde. Onlardan bir kısmı zaten döndü, geldi. Ama o işin başında bulunanların, vicdan muhasebesi yapmalarını isterim. Niye böyle bir şey yaptım diye, niye zalimleri alkışladınız diye, niye zalimlerin ekmeğine yağ sürdünüz, değirmenine su taşıdınız diye. Bunlarında bu soruların cevaplarını kendi vicdanlarında bulmalarını isterim. Evet o dönem geçti. Yani dediğiniz gibi partilere çok zararlar verildi. Sonra Refah Partisi de bölündü. Bu darbeye dayanmak zordur. Çok ağır bir balyoz, hani balyoz diyorlar ya, balyoz asıl o zaman indi.

RAHMİ VARDI: Refah partisini bölünmesi bir proje miydi o zaman?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tabi olabilir. Neden olmasın? Uluslararası projelerde vardır bu işler. Refah Partisi bölündü, insanlar yılgınlığa kapıldı, başka planların peşine düştü ve sonunda bugünkü siyasi manzara ortaya çıktı. Şimdi bu siyasi manzarada da biz ortaya çıktık.

RAHMİ VARDI: Bu güne gelmeden sayın bakanım kısaca yine demokrat partiden genel başkanlığınızdan önce bir iki kısa şey kaldı onları da bitirelim ve tekrar başkanlığınıza dönelim. Siz Türk dünyasında önemli çalışmalar yaptınız. Tıp dünyasının meselelerine farklı bakışlar getrdiniz. Bir tanesi bunların en önemlisi şu an ortada duran dev gibi bir proje olan Ahmet ye sevinin dünyaya tanıtılması biraz önce Yunus Emre’yi nasıl dünya’ya tanıttıysanız. Türkiye’de tanınıyordu. Türk dünyasında tanınıyordu ama bu kadar tanınamıyordu. Hoca Ahmet ye sevi adına bir üniversite açtınız. Oranın… Heyeti başkanlığını yaptınız. Orada öğretim üyesi olarak görev yaptınız. Şuan ki pozisyonunuz devam ediyormuş etmiyor mu? Bu arada Ahmet ye seviş ile ilgili isterseniz kısaca konuşalım.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi şöyle efendim.. 1989’da Kültür Bakanı olduğumda Sovyetler Birliği’nde birtakım çatırdamalar meydana geldi, gelmeye başladı. Yani Sovyetler Birliği’nde kulağımıza çok sevimli gelen bazı Rusça kelimeler var. Şimdi o sözlerin bir anlamı Sovyetler Birliği’nin artık dağılmakta olduğu gerçeğiydi. Dolayısı ile biz hemen teşebbüse geçtik ve o cumhuriyetlere gittik. Ben önce Azerbaycan’a gittim, Türkmenistan’a, sonra Kazakistan’a, Özbekistan’a, Kırgızistan’a gittim. Benim şöyle bir özelliğim var; Azerbaycan Türkçesini yahşi danışırsam, yani kulak asırsam dinleyeme bilire ben, Azerbaycan Türkçesi danışıram. Yani, Azerbaycan Türkçesini konuşurum ve Azerbaycan Türkçesinden okuduğum şiirlerde bir aksan olmaz, hatta çok Azerbaycanlıdan da daha düzgün konuşurum.

“Türk cumhuriyetlerle ilişkileri ben başlattım.”

RAHMİ VARDI: Biraz sonra size bir şiir okutacağım.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hay hay. Sonra diğerlerini de öğrendim. Bu arada diğer Türkçeleri de öğrendim. Yani Kazakça, Kırgızca hepsini öğrendim. Bu önemli. O cumhuriyetlerle ilişkileri ben başlattım. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir ilgi duymazken, ben o ilişkileri başlattım. Özal meraklıydı, sorardı. Nereye gidiyorsun, kim bunlar, azıcık konuşta dinleyeyim, din anlayışları nasıl, ekonomileri nasıl falan diye sorardı.

1991’de, senin cumhuriyetlere gideceğim, hangisine gideyim? diye sordu. Hepsine gitmelisiniz, yoksa küserler dedim. Hayır, seç deyince ben de Kazakistan ve Azerbaycan dedim. Neden diye sordu. Kazakistan’ın önemini anlattım. Büyüklüğünü nişanlarını ve diğer cumhuriyetlerin şemsiyesi ve kalkanı olduğunu anlattım. Azerbaycan ise bize çok yakındır ve onunla biz çok daha yakın olabiliriz, onu anlattım. Bir de siz Azerbaycan’ı küstürdünüz, gidip barışmalısınız dedim. Ne yaptım dedi. 1990 Ocak ayında Rus tankları batıya girdiği zaman, ‘onlar Şii’dir, biz suniyiz. Bize ne, İran ilgilensin’ demediniz mi dedim. Kıpkırmızı oldu. ‘orada bir Ermeni gazeteci sordu onu. Ben de ona söyledim. Ben nereden bileyim bizimkilerin de yazacağını” dedi. Herkes böyle şeyler yapar, niyetiniz iyi ama gidip barışmalısınız dedim. Gittik, barıştı. Bir iki konuşmayla, Azerbaycan’ın sevgilisi haline geldi. Bu arada bir resmi yemekte, önce o konuştu sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanı konuştu. Sonra bana ‘iki şiir oku, Semra’nın yaş gününde Azerbaycan Türkçesinden iki şiir okumuştun ya, onları burada oku’ dedi. Resmi konuşmaların yapıldığını söyleyince ‘ben hallederim’ dedi. Ayağa kalktı ve ‘bizim kültür bakanı sizin sanatçılara teşekkür konuşması yapacak’ dedi, sonra kulağıma ‘geniş tut, rahat ol ’ diye fısıldadı. 45 dakika konuştum.

Azerbaycan Türkçesinde iki şiir okudum orada ve yer yerinden oynadı. Türk cumhuriyetleri Allah’ın Türkiye’ye büyük bir hediyesidir. Ama bu değerlendirilmelidir, gecikmeden onu söyleyeyim ve geçeyim. Ahmet Yesevi Üniversitesi’ne gelince; evet Sayın Demirel’den aldığımız güçle destekle Kazakistan’ın Türkistan şehrinde. Şehrin adı Türkistan. Neden Türkistan? Çünkü; Hoca Ahmet Yesevi’nin şehri. O yüzden, ‘Şehr-i Piri Türkistan’ denilmiş ve Türkistan olarak kalmış adı. Şu anda 120 bin insan yaşıyor. Orada bir üniversiteye ortak olarak girdik. Ben kurdum ve 14 yıl yönettim o üniversiteyi. 30 bin öğrenci yetiştirdik. Şu anda Türkiye Türkçesini çok iyi, ya da az bilen, ama bilen 30 bin öğrencimiz Türk dünyasına yayılmış durumda. Bir ara fetret dönemi yaşadı. Çünkü Balyoz’cu diye bilinen bir generali eski Cumhurbaşkanı Sezer ki, o Sezer’i oraya getirenler, bir vicdan muhasebesi yapmalıdırlar, sayın Sezer’i o makama getirenler, nasıl bir tahribata yol açtığını düşünerek, vicdanlarında bunun muhasebesini yapmalıdırlar, o kadar söyleyeyim geçeyim.

“Dünya ile bütünleşeceğiz.”

RAHMİ VARDI: Şimdi gelelim Demokrat Parti Genel Başkanlığı’na, 3 gün içerisinde hazırlık yaptınız, Tansu Çiller’in aday olmaması üzerine Demokrat Parti Genel Başkanlığına aday oldunuz. Kazandığınız gün benim başbakan olmam lazım diyerek, sahaya çıktınız. Bu arada eski genel başkan Sayın Cindoruk, açıklamalarında “Demokrat Parti eksen kaymasına gidiyor” dedi. Demokrat Parti 5 ay gibi kısa bir zaman içerisinde toparlanabilecek mi? 5 aydan sonra barajı aşamazsanız Genel Başkanlığa devam edip mücadele edecek misiniz? Seçimlerden sonra Sayın Tansu Çiller ve Demirel sizi arayıp tebrik etmişler. Sayın Çiller’i 5 aylık süreç içerisinde mitinglerde görebilecek miyiz, sizi destekleyecek mi?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Önce şunu söyleyeyim. Elhamdurillah, Menderes’in Demokrat Partisi’nde, o ruh içerisinde yeniden diriltmek üzere ve rahmetli Menderes’in, Demirel’in Özal’ın aldığı oyları yeniden almak amacıyla ve hizmetleri çağa uygun şekilde aynı anlayışla sürdürmek üzere genel başkanlık makamını Allah bize nasip etti. Bu işler biraz da nasip meselesi.

Şöyle bir söz var; hazırlık ve fırsat. Elbette ki, benim hazırlığım sizin de baştan beri konuştuğumuz gibi, hayat beni hizmete hazırladı. Ben başbakanlığa bugün ortada olan genel başkanların tamamından daha fazla hazır olduğumu düşünüyorum. Şu anda adı çok geçen genel başkanların hayat tecrübesinin tamamını bir yere koysanız, benimkini de sağa koysanız benimki onları tartar. Bunu herkes biliyor. Bunu asla böbürlenmek amacıyla değil, herkesin bildiği gerçeği hatırlatmak için söylüyorum. Ben başbakanlığa hazırım ve başbakanlığı istiyorum. Türkiye için doğrusu benim başbakanlığımdır ve Demokrat Parti’nin iktidarıdır.

Eksen kayması diyorlar. Eksen nedir? Eğer eksen Demokrat Parti’den ayrılıp Hürriyet Partisi’ni kurmaksa, hayır bizim için eksen Demokrat Parti’dir. Eksen, 28 Şubat’ta Şemsiye Partisi’ni kurmak ve 28 Şubat’çılık yapmaksa, hayır bizim eksenimiz Demokrat Parti’dir. Biz o eksenleri kabul etmiyoruz. Bizim eksenimiz, cumhuriyet değerlerine bağlı kalarak, olabildiğince demokrasi, dolayısıyla bu partide hiçbir şekilde darbecilerin avukatlığı yapılamaz, yapılırsa bu eksen kayması olur. Darbeci kuşkusu olanlarla ilgili de avukatlığa soyunulamaz. Avukatlık yapmak isteyenler, gider yaparlar. Bu dev gibi hareketi hiç kimse herhangi bir davanın avukatlık bürosu haline getiremez. Getirirse sonuçlarına katlanır, sonuçlar da ortaya çıkmıştır.

Kongrede kalktım şunu söyledim; ben Menderes’in Demokrasisini hedefliyorum. Cumhuriyet değerleri ile en ileri demokrasi arasındaki dengedir eksen. Ben tabandan başlayan kalkınma ile, yani işçinin, çiftçinin, memurun, alt gelir gruplarının hakkını vererek, kaynakları oraya aktararak ilan ettim; memurlara, işçilere ve emeklilere yüzde 50 zam yapacağım. Bunun hesabını yaptım. Bu para var çok kolay. Bunu rakam olarak söyledim. Bunun dışında yeniden çiftçiye destekleme yapacağız. Terk edilmiş olan desteklemeler. Hem, üretmek için gerekli olan girdilerde, mazotta vesairede ucuzluk yaparak destekleyeceğiz. Hem de, ürünleri destekleyerek. Çiftçiliği dirilteceğiz, çiftçiliği diriltmezsek aç kalırız. Yarın yeniden süpürge tohumu yeriz. Gıdadan daha önemli bir şey yok, en temel ihtiyaç gıdadır. Esnafımızı dirilteceğiz dedik vesaire. Ama bununla birlikte üreterek dışa açılacağız. Bu dengeyi kuracağız. Milli bağımsızlığımızdan asla vazgeçmeden, dünya ile bütünleşeceğiz. Biz bu dengeler için milli, manevi ve insani değerlere bağlı, demokrat bir partiyiz, eksen budur. Doğru eksen budur. Kim aksini söylüyorsa o kendi eksenini söylüyor.

Dolayısıyla bizim yapacaklarımız ana hatlarıyla bunlardır. Başaracağız ve inşallah başaracağız. Biz şunu söylüyoruz, gayret bizden. Bütün gücümüzle çalışacağız, bize bir yer kapanırsa başka bir yerden yol bulacağız. İçimizde görev duygusu var, bir görev duygusuyla bu işe girdik. Meselemiz genel başkanlık koltuğunda oturup onun imkânlarından yararlanmak değil, o imkânlar bizde zaten vardı. Meselemiz başbakan olmak, Demokrat Parti’yi iktidar getirmek. Türkiye’nin iktidar ve muhalefet tarafından bozulan dengelerini yerli yerine oturtmak. Ana gövde budur, bu yolda gideceğiz.

Seçime az kaldı, 4 ay. 4 ay diyoruz ama zaman çok hızlı geçiyor, 4 ay içinde ne yapabilirsek yapacağız ve inşallah seçimden sonra iktidarı, hükümeti biz kuracağız. Hükümeti biz kuracağız sözünü doğru anlayacağız. Biz nasıl bir hükümet kurulmasını istiyorsak, öyle bir hükümet kuracağız. Bugünkü iktidar partisi ile kurarsak onu kendi çizgimize çekeceğiz, muhalefet partileri ile kurarsak onları kendi çizgimize çekeceğiz. Hangi çizgiye? Hem cumhuriyet, hem demokrasi. Hem tabandan kalkınma, hem dışa açılma. Hem bağımsızlık ve hem de dünya ile bütünleşme. Doğru çizgi bu, bunu yapacağız. Ondan sonra hiç kimsenin kuşkusu olmasın, sonraki seçimlerde Demokrat Parti Allah can sağlığı verirse yeniden tek başına iktidar olacak.

“Biz Levh-i Mahfuz’dan geldik”

RAHMİ VARDI: Türkiye’nin en büyük medya grubunun sahibi olan Doğan Medya grubunun sahibiyle bir akrabalık bağınız da var. Bunu herkes dezavantaj olarak önünüze çıkarıyor ama siz bunun avantajını hiç yakalayamıyor musunuz? Bu avantajları Doğan Medya grubunu kullanarak sizi göremedik. Bu dezavantajı, avantaja döndürebilecek misiniz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Niye yapıyorlar biliyor musunuz? Aydın Doğan, benim ağabeyimdir, severim ve sayarım. Bunda hiç kimseye öyle değildir diye söz söyleyecek bir durumum yok. Tabii bir durumdur, akrabalık ilişkisidir ama aynı zamanda zaman içerisinde dostluğa dönüşmüştür. Aydın Doğan ayrı bir şahsiyet, Namık Kemal Zeybek ayrı bir şahsiyettir. Yani kıyaslamak gerekirse, Namık Kemal Zeybek Türkiye’de müsteşarken, daha çok tanınmışken, değerli ağabeyimiz Sirkeci’de orta çaplı bir tüccardı. O zaman Aydın Doğan’dan bahsederken hiç kimse Namık Kemal Zeybek’in bacanağı diye bahsetmedi. Bunu bilerek yapıyorlar. Neden yapıyorlar biliyor musunuz? Biliyorsunuz ki, Allah’ın verdiği ifade gücü ile biz bir televizyona çıktığımız zaman o televizyonda izlenme gücü artar. Yani tabii olarak zaten Aydın Doğan Bey’in basını ve televizyonları bana yer verirlerdi. Şimdi böyle bir hava meydana getiriliyor ki, Aydın Doğan’ın bacanağı filan amaç bu. Herkes biliyor ki, Namık Kemal Zeybek, Namık Kemal Zeybek’tir. Herkes biliyor ki, benim aday olmama karar vermemde ne Aydın Doğan’ın, ne değerli büyüğüm Süleyman Demirel’in, ne Tansu Çiller’in, ne hürmet ettiğim ve Türkiye’ye hizmet eden, bugün yapılan bazı yanlışlardan ötürü Amerika’da yaşamak zorunda kalan değerli Fetullah Gülen’in ne başka bir cemaatin hiç kimsenin katkısı yoktur. Ben teşkilatımın isteği ile aday oldum ve Allah takdir etti geldim buraya oturdum.

Bu işleri bilmeyenler nasıl olurda üç günde genel başkan olur diye soruyorlar. Onlara sorulmalıdır, üç gün önce çıkan bir insana nasıl oldu da genel başkanlığı kaptırdınız? Kendinizi bir yoklayın, nerede yanlış yaptınız? Efendim Ufo’yla mı geldi? diyorlar. Siz, Namık Kemal Zeybek’i tanımıyorsanız kendinizi bir sorgulayın acaba doğru mu söylüyorsunuz yoksa sizde sıkıntılı bir durumlar mı oluşmuş. Neler oluşmuş ki, tanımıyorsunuz? Biz Levh-i Mahfuz’dan geldik. İşin esası budur.

“Benim meselem MHP değil.”

RAHMİ VARDI: Milliyetçi bir kökenden geliyorsunuz. MHP’ye de zarar vereceğiniz söyleniyor, bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bir de böyle çocuksu, her şeyi komploya bağlamak istenen iddialar söylenir. Kimileri diyor ki, MHP’ye zarar vermek için çıktı, kimileri diyor ki, MHP’ye barajı aştırtmak için çıktı. MHP barajın altında onunla ittifak yapıp aştırtacak. Kimisi diyor ki, Aydın Doğan getirdi ki, AKP’nin oylarını alsın. Kimisi diyor ki, oradan geldi ki bunu yapsın. Kimsenin aklına gelmiyor mu ki, bu adam ortaya çıktı kaderinde vardı, bir hayat çizgisinde kaç defa Türkiye’de genel başkan olacak denilmişti ama nasibi bu güneymiş, bütün bu birikiminden sonra bir fırsat doğdu, o fırsatı değerlendirdi, teşkilatın teveccühü ile genel başkan oldu. Niye başka şeyler düşünüyorlar? Demokrat Parti gibi bir parti bir başka partiye zarar vermek için gelmez. MHP’nin bütün oylarını alsam ben ne yapacağım. Başarılar diliyorum. Benim meselem MHP değil. MHP’nin bütün oylarını alsam bana yetmez, onunla iktidar olunmaz ki, ben iktidar olmak istiyorum. Partimizi iktidar yapmak ve başbakan olmak istiyorum. Türkiye için hayırlı olan bu. Buna inanıyorum, bunu söylüyorum, doğrusu da budur.

RAHMİ VARDI: Sayın Bakanım çok teşekkür ederim. Bundan sonraki seçim çalışmalarınızda başarılar diyorum, Allah yardımcınız olsun.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağolun, Allah hayırlısını versin.

Kaynak: DP


Partiler üstü çizgide, köşe yazarlığı yaparak, birilerinin sesi olmayalım düşüncesi ile particilik anlamında tarafsız ve fakat ülkemin meselelerinde, çıkarlarında, Cumhuriyet ilkelerinin korunmasında sonuna kadar taraf olarak yürümeye devam ediyoruz.

Lâkin kazın ayağının öyle olmadığını gördük. İster istemez siyasetin alfabesinden başladık.

Facebook sayesinde önce Heparlı arkadaşlarla tanıştık. Fikren yakın gibi geldik. Uzun solukta baktık ki söylemden öteye gidilmesi mümkün gözükmüyor, koskoca Kadıköy meydanına sadece 750 kişi toplanabiliyorsa ve bu konunun parti yönetimi tarafından görmemezlikten gelinmesini bırak, bir de başarı gibi gösteriliyorsa; bu partiye fikren ve fiilen bir destek vermenin ülkeye ne faydası olacak sorusu bizde yanıtsız kalınca yolumuz ayrıldı.

Bu esnada arkadaş grubumuzda yer alan CHP, MHP ve DP’lilerle de bu talihsiz tecrübeden sonra genel boyutta bakma konusunda kalmaya özen gösterdik.

Fakat bayramda Sn. Başbakan ile Sn CHP Genel Başkanı’nın birbiriyle yarışırcasına Ahmet Kaya isimli vatanseveri(!) sahiplenmeleri, CHP’nin Kürtçülük benzeri söylemleri ve Atatürk’ün CHP’sinden yol ayrımına doğru gidişi CHP ile değil şu an için CHP’yi yönetme erkini elinde bulunduranlara karşı mesafe yarattı.

MHP ile ise gönül bağım Sn. Devlet Bahçeli’nin suya sabuna dokunmayan politikasına rağmen devam etmekte.

AKP’yi iktidardan indirmenin tek yolunun MHP iktidarı ile mümkün olabileceğine inanmak istiyorken kendimi birden DP’nin tam göbeğinde buluverdim. Yine facebook’tan bir arkadaşımız DP ile ilgili bir sayfaya beni dahil etmiş. Kurucu Başkanlığını yorgun bir demokratın yaptığı ve büyük emek harcayarak oluşturulan bu grupta, siyasetin kimlerin elinde olduğunu, klavye bilgelerinin ve klavye kabadayılarının ve klavye basın sözcülerinin kimler olduğunu, omurgasızlık kelimesinin derin anlamını bizzat izleyerek gördüm.

O iyi niyetli çabanın onlarca politika esnafına kendini pazarlama arenası olmasını üzüntüyle izledim.

İnsanların bir rüzgâr gibi Çillerciler, Kesiciler, A.Özalcılar falancılar, filancılar kitleleri oluşturarak, ölümüne bu liderleri savunduklarını gördüm.

Hatta bazıları ile yazışarak, telefonda konuşarak; “yahu yapmayın aziz kardeşim bugün Çiller diye bağırıyorsun, yarın bu hanım gelmez, bak bağırdığınla kalırsın, komik olursun, Çillerci yaftası sırtına, alnına ve vücudunun bilumum yerlerine yapışır” dedik, dinletemedik.

Çiller’in kapısında mermer heykel gibi kaldılar. “Hayırlı Olsun İlhan Kesici artık başımızdadır” diye naralar atanları uyardık, bakın gelmez, yapmayın, etmeyin diye…

Sonuç Zeybek başkan oldu. Ne Çiller kaldı, ne Kesici ne de diğerleri.

Bu destekçi kardeşlerimizden “kusura bakmayın yanılmışız” gibi bir açıklama beklerken baktık ki onlar da almışlar ellerine Zeybek’in fotoğraflarını, vücutlarının bir yerlerine zarar verircesine “Zeybek, Zeybek” diye yırtınıyorlar.

Yahu kardeşim bu siyaset nasıl bir şey?

Bu küçük hedefleri olan insanları bir kenara bıraktığımızda geldiğimiz nokta şu:

DP ve MHP’nin üzerinde, omuzlarında tarihi bir yük vardır.

Bu iki güzide parti Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için,
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü idame ettirmek için,
İşsizliğe çözüm bulmak için,
Halka reva görülen, yardımla yaşamaktan kurtarmak için,
Karnı toktan öte, işi, gücü, aşı olan,
Mutlu, huzurlu, geleceğe umutla bakabilen,
Bir Türk Milleti tekrar oluşturabilmek için iktidara gelmek zorundadır.
Bizler yani Türk Milleti, olaya particilik boyutunda bakmadan,
12 Eylül öncesi Solcu, Sağcı söylemlerine takılmadan,
Ulusalcı, Milliyetçi, Ülkücü suni ayrımına girmeden

Vatan için,

Bayrak için,

T.C. için bu birlikteliği inşa etmeliyiz.

Gerekirse partilere ve liderlerine rağmen.

Gün Milli Hükümetin oluşturulma günüdür.

Bu birlikteliğe CHP’nin eksene dönmesi de sağlanarak katkı da bulunması ise olayı mükemmellik boyutuna taşıyacaktır.

Sabih Samur

http://www.kariyergazetesi.net/hbr/haberdetay.asp?ID=1178



Lafı döndürüp dolaştırmadan bize yakışan şekilde açıklamada bulunmak istiyorum.
Partiler üstü bir çizgide kalmak istesemde samimi dostlar beni kendi özel gruplarına davet ederek fikir alışverişinde bulunuyor, bulunmamı sağlıyorlar.
Ve bu ortamlarda söylediğimiz bazı sözler yüzünden müslüman mahallesinde salyangoz satan durumuna düştüğümüzde oluyor :)
Hâl böyle iken genel bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim.
Şahsi fikirlerimdir sadece beni bağlar.
CHP: Çizdikleri yol haritası, arzu ve istekler mantık dahilinde. Şu an ki ivme ile iktidar ortaklığında emin adımlarla yürüyor.
MHP: Gecikmiş ama güzel bir çıkışla aynı şekilde iktidar ortaklığına doğru yürüyor.
DP: % 2'ler de gözüken bir parti. Uyuyan bir dev. AKP'nin en büyük rakibi olması söz konusu. Böyle olmasına rağmen kuvvetle muhtemel AKP tarafından parti içine yerleştirilmiş elemanlarla rüzgâr gülü durumunda. İlhan Kesiciler mi ararsın, Bacıcılar mı, A. Özalcılar mı? Kimler yok ki?
Bu üç parti de benim memleketimin partisi.
Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne karşı olan, Tek bayrak, Tek vatan'ı dile getiren.
Farkındaysanız Tek'ler de azalma var!
Tek Millet (Halk),
Tek Dil nerede?
İşte bu noktalarda kimi liderler sessiz kalmaya ve "halk ne isterse" diye söze başlayan, yuvarlak laflarla ortadan ortadan gidiyorlar.
Sonuç?
Naçizane fikrim; hangi parti ve lideri bu diğer iki TEK'i de gönülden, kalben söylemlerine ve parti programlarına dahil edecekler, işte o zaman iktidar onların olacak!
Kim ki;
Memlekette demokrasi var,
Halkların kardeşliği var,
Tabelalarda Kürtçe de olsa ne olur ki?,
Kürt halkı özgürlük ve federasyon istiyor!
söylemlerine sıcak bakıyorsa benim o kişi ve o parti ile hiçbir bağlantım olamaz.
Ben Kürt kökenli TÜRK VATANDAŞIYIM diyenle ben Kürdüm, Türkiyeliyim diyen arasında nüans farkı değil Km vardır.

Ben Kürt kökenli TÜRK VATANDAŞIYIM diyen baştacımdır!

Saygılarımla
Sabih Samur


Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin "Başbakan Erdoğan'ın son hezeyanları" hakkında yaptığı yazılı basın açıklaması.21 Temmuz 2010

Başbakan Erdoğan’ın 20 Temmuz 2010 günü AKP Meclis Grup toplantısında yaptığı konuşma siyasi tarihimize kara bir ilkesizlik, riyakârlık, siyasi sahtekârlık ve münafıklık örneği olarak geçecektir.
Türk milleti yalan gözyaşları döken Başbakan’ın siyasi tükenişinin hazin tablosunu ibretle izlemiştir.
Türkiye’yi etnik temelde bölmeyi amaçlayan “PKK açılımı”nın ve AKP’nin sekiz yıllık yıkım dönemindeki yolsuzluk ve hırsızlıklarının hesabının yargı önünde görüleceği siyasi mahşer günü çok yakındır.
Siyasi ihtiras ve korkuların ruhunda yarattığı kasırgaların etkisi altındaki Başbakan’ın marazi ruh halinin nedeni budur.
Bu hezeyanlar Başbakan’ın son çırpınışlarıdır.
Başbakan’ın Anayasa değişikliği konusundaki gizli amacı ve niyeti “etnik bölücülüğün önünü açmak ve yolsuzlukların hesabını vermekten kaçmak”tır.
Bu nedenle bütün ümidini Türk milletini son bir kez aldatarak referandumda evet çıkmasını sağlamaya ve kendisini koruma altına alacağını hesapladığı yandaş yargı düzenlemesini yaparak hazin akıbetten kurtulmaya bağlamıştır.
Bunun için hiçbir ahlaki ve vicdani ölçü tanımadan bütün yalan ve riya malzemesini bu son çırpınışında cepheye sürmüştür.
Ülkücü şehitler için sahte gözyaşları dökmesi bu tiyatronun yeni bir sahnesidir.
Grup konuşmasında “trajik bir siyasi tarihi önünüze getireceğim, bu dram olacak” diyen Başbakan aslında kendi dramını sahneye koymuştur.
12 Eylül 1980 askeri darbesinde darağaçlarında ve işkencelerde hayatlarını kaybedenlerin hatıralarına sığınan Başbakan’ın hem ülkücü hem de devrimci özelliklerini bugüne kadar içinde gizlediği bu vesileyle anlaşılmıştır.
Ancak, bunu otuz yıl nasıl sakladığı, bu bastırılmış duyguların ruhunda nasıl bir tahribata yol açtığını tam olarak anlaşılamamıştır.
Psikiyatrinin alanına giren bu ilginç durumun konunun uzmanlarınca incelenmesi yararlı olabilecektir.
Ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun son mektubunu bazı pasajları atlayarak kürsüde okuyan Başbakan’ın senaryo gereği sahte gözyaşı dökmesi riyakârlığın ve ilkesizliğin zirvesi, son noktası olmuştur.
Başbakan bu konuda da kendisini aşmış, bilinen riya ve takiye özelliklerinin ötesine geçerek bir siyasi sahtekârlık tiyatrosunun aktörü olarak Türk milletinin karşısına çıkmıştır.
Başbakan’a okurken kürsüde ağladığı ülkücü şehidimizin son veda mektubunda atladığı şu satırları hatırlatmak istiyorum.
“Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki, Mustafa’lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah’a inananlarındır.
Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın.”
Başbakan’ın aynı gün Hakkâri Çukurca ve Van’da PKK terör saldırıları sonrası toprağa düşen yedi şehidimiz karşısında bu kadar duygulanmaması, gerçek niyetlerin ne olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

Buradan ağlayan Başbakan’a seslenmek istiyorum:
Dün Meclis’te Ülkücü şehitler için döktüğünüz sahte gözyaşlarının bir damlası ile aynı gün ocaklarına ateş düşen yedi şehidimizin muhterem annelerinin döktüğü gözyaşlarının bir damlasının vicdan laboratuarında samimiyet testinden geçirilmesi sonucu ortaya çıkacak ahlak ve dürüstlük raporu karşısında yüzünüz kızaracak mıdır?
Türk milleti Başbakan’ın Anayasa değişikliğini pazarlamak için utanmadan sergilediği bu siyaset kalpazanlığının, bu milli irade dolandırıcılığının gerçek nedenlerini ve arkasındaki çirkin yüzü elbette görecek ve hükmünü verecektir.
Ülkücü şehitler için sahte gözyaşları dökerek siyasi münafıklığın şahikasına çıkan Başbakan’ın ve kahraman Özel Harekât mensuplarını milliyetçi oldukları için bıyıklarından hareketle aşağılamaya yeltenen yardımcısının başını çektiği “AKP Yalan Kumpanyası”nı bekleyen akıbet 12 Eylül 2010 günü milli irade duvarına çarpmaktır.
Türk milliyetçileri ve ülkücü camia, şerefli hatıralarını ebediyete kadar yüreklerinde yaşatacağı aziz şehitlerimizin ruhları ile birlikte 12 Eylül 2010 günü Başbakan’ı referandum sandığı başında bekliyor olacaktır.

Kaynak : http://www.mhp.org.tr/gbk.php?content=2850&cat=50