Mehmetçik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmetçik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


ZAMANSIZ YAZILAR

… ilinin, … ilçesinde, … askerimiz (ve ya artık polisimiz) açılan hain ateş sonucu şehit olmuştur.
Ölenlere Allahtan rahmet, geri de kalanlara baş sağlığı…
Üç nokta(…) ile boş bırakılan yerleri dünün, bugünün ve yarın gerçekleşecek baskınların verileri ile doldurursanız göreceksiniz bizi yöneten eli silahlı ve silahsız (hükümet) yani asker ve politikacılar tarafından nasıl top yekûn kandırıldığımızı.
O yüzden bu yazılara zamansız yazılar diyorum ben. Şehit, mekân, detay isimlerinin havada uçuştuğu, net olmayan görüntüler. Ateşin sadece düştüğü yeri yaktığı gerisinin kocaman bir yalan olduğu…
Dün de Pervari’de bir Karakol Baskını…
Detayları olduğu gibi aynı olan bir önceki baskınların birebir aynısı.
Bekle karakolda!
Neyi?
Basılmayı ve öldürülmeyi.
Sonra tarafsız olmayan gazetelerde gazımızı almak için “yiğitçe, kahramanca çarpışarak öldüler.” gibi başlıklar.
Doğru! Kahramanca çarpıştılar ama keriz yerine, aptal yerine koyularak öldürüldüler!!!
Bu geri zekâlıca Karakol Sistemini kaldırmak için kaç aptalca ölüm ve adına şehit olduk imajı verilmesi ve anne babaların kandırılması gerekiyor?
Ey Genel Kurmay Başkanı sen ne iş yaparsın?
Bu devletten tıkır tıkır maaşını hangi kutsal görevi icra ederek alıyorsun şu an?
Elinde tüm istihbarat verileri varken, bu bizi basan itlerin geliş yerleri ve istikâmetleri belli iken,
neden karakol sistemini kaldırıp; pasif-savunma(dolayısıyla şehit olmak değil keriz gibi öldürülmeyi beklemek) yerine aktif-saldırı sistemi ile “BASKIN BASANINDIR!” mantığı ile Kandil’e kadar süpürüp, Kandil’i de başlarına yıkmıyoruz?
Genel Kurmay Başkanlığı ve TSK’ya Türk Milletinin güveninin günden güne azaldığını başarmak bir olaydı ve sen bu olayı başardın kardeşim! Sen derken üzerine alma.
Hilmi Özkök ile başlayan sürecin son seçilmiş kahramanısın sen.
Ve tarih tüm bu yaşananları not almaktadır. Gerekli ve gereksiz yere akan bu şehit kanlarının hesabı günü geldiğinde yine bu cumhuriyetin o günkü CUMHURİYET SAVCILARI tarafından isimlerine yakışır şekilde hesabı sorulacaktır.
Ve tüm bu zamansız yazılarda yer alan adını bile hatırlamadığımız şehitler yüzünden YARGILANACAK ve HÜKÜM GİYECEKSİNİZ!
İşte o zaman bu kanların hesabı alınmış olacak!

Sabih Samur

BAŞBUĞ PAŞA KALK AYAĞA ARTIK!!!
KANDİL DAHİL OMAK ÜZERE TEMİZLENMESİ GEREKEN
NERESİ VARSA TEMİZLE!
BEKLEYEREK ŞEHİT OLMAKTANSA "BASKIN BASANINDIR"
MANTIĞI İLE YAPMAMIZ GEREKENİ YAPALIM;
YOLUN GİTTİĞİ YERE KADAR GİDELİM!
BUGÜN GİTMEZSEK NE ZAMAN GİDECEĞİZ?
SABİH SAMUR


SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI
ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ’UN
ŞEHİTLER GÜNÜ MESAJI
( 18 Mart 2010 )
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Değerli Mensupları,
Türk vatanının ve milletinin ebedî varlığı ile devletimizin bölünmez bütünlüğü uğruna gözlerini kırpmadan canlarını feda eden aziz şehitlerimizi, Çanakkale Zaferi'nin 95'inci yıl dönümünde bir kez daha rahmetle anıyoruz.
Tarihte eşine az rastlanır çok uluslu bir güce, kanı ve canı pahasına dur diyen ve tüm dünyaya "Çanakkale geçilmez" dedirten Mehmetçiğin Çanakkale'de kazandığı zafer, vatan söz konusu olduğunda neleri göze alabileceğinin en belirgin örneğidir. Mehmetçik, vatan ve namus vazifesi olarak giriştiği mücadelelerde "şehitlik askerin son rütbesidir" anlayışıyla hareket ederek eşsiz fedakârlıklarla kazandığı zaferle yeni zaferlerin kapısını aralamış, bu kapıdan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yolu Mustafa Kemal'in önderliğinde aşan yüce ulusumuz Cumhuriyet çatısı altında millî birliğini güvence altına almıştır.
Değerli Silah Arkadaşlarım,
Her karış toprağının diyeti kanla ödenen vatan toprağını paha biçilmez kılan şehitlerimizdir. Onlar aynı zamanda ulus olarak var oluşumuzun, birlik ve beraberliğimizin ve vatan sevgimizin de ölümsüz kahramanlarıdır. Bu bilinç ve Çanakkale Zaferi'ni kazandıran yüksek ruhla hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri, tarihten gelen sorumluluk duygusu, iyi eğitimli personeli ve güçlü yapısıyla, daha güçlü bir Türkiye için ulusunun hizmetinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bu uğurda, gerektiğinde canını feda etmekten çekinmeyen mensuplarıyla Silahlı Kuvvetlerimiz, şehitlerinin değerini ve ulusu için taşıdığı anlamı bilerek onlara sahip çıkmayı, bir şükran borcu olarak kabul etmektedir.
18 Mart Şehitler Günü münasebetiyle, bizlere bu güzel yurdu emanet eden Cumhuriyetimizin kurucusu Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını, vatanımızın bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin muhafazası için gözlerini kırpmadan canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi saygıyla anar, yüce ulusumuza şükranlarımı sunarım.


Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde gerçekleştirilen bağımsızlık mücadelesinin son halkası olan Büyük Zafer'in 87'nci yıl dönümünü kutlamanın coşkusunu yaşıyoruz.
Zafer Haftası, 26 Ağustos 1922 günü sabahı KOCATEPE'den yapılan topçu ateşleriyle başlar ve 9 Eylül günü Türk Ordularının İzmir'e girişi ve İzmir'in kurtuluşu ile sona erer.
ATATÜRK, Büyük Taarruz'u ve Büyük Zafer'i şu şekilde anlatır:
"Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı."
Büyük Taarruz ve Büyük Zafer, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve gelişimine yol açan devrimin başlangıcıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yoksul bir halktan hem bir ordu hem de bir millet yaratarak gerçekleştirdiği bu inanılmaz devrim, Türkiye Cumhuriyeti'ne laik, sosyal, demokratik ve hukuk devleti niteliklerini kazandıran bir devrimdir.
Bu eşsiz zaferi kazandıran ve devrimi geçekleştiren başta Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere bu mücadelede hayatlarını kaybeden ve bugün o eşsiz zaferin kazanımlarını yurdumuzun her karış toprağında canlarını vererek koruyan aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3'üncü maddesinde ifade edildiği gibi "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir.
Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilinci içerisindedir.
Bugüne kadar bölücü terör örgütü ile mücadelesinde 5003 evladını şehit veren Türk Silahlı Kuvvetleri, Anayasa ve yasalar çerçevesinde, bölücü terör örgütüne karşı bugüne kadar dünyada eşine hiç rastlanmayan bir başarı ve özveriyle yürüttüğü mücadeleye bundan sonra da artan bir kararlılıkla devam edecektir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken, güvenlik alanının dışında kalan ekonomi, sosyo-kültürel ve uluslararası alanlarda da devlet tarafından gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğuna inanmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konularla ilgili görüşleri bilinmekle birlikte, emsalsiz Büyük Zaferi kutladığımız bu hafta münasebetiyle, bu konulara ilişkin düşünce ve duruşumuzun bir kez daha ifade edilmesinde yarar görülmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri;
- Ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına hiçbir gerekçeyle zarar verilmesini kabul edemez.
- Kültürel farklılıklara saygılıdır. Ancak kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremez.
- Terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz.
- Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez.
- Usul ve yöntem esası belirler, noktasından hareketle takip edilecek usul ve yöntemlerde özenli olunmasının gereğine inanır.
- Her konuyu tartışabilme özgürlüğünün, devletin varlığını riske sokacak, ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermemesi gerektiğine inanır.
Türk Silahlı Kuvvetleri; Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri olan laiklik, demokrasi, sosyal ve hukuk devleti ilkelerine yürekten bağlılığı, üstün disiplin anlayışı, köklü gelenekleri, itidalli ve kararlı yaklaşımı, hepsinden önemlisi Türk milletinden aldığı güçle dün olduğu gibi bugün de ve yarın da üstlendiği her görevi başarıyla yerine getirmeye devam edecektir.
Şüphesiz ki; "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye'dir."
Türkiye Cumhuriyeti, bulunduğu hassas coğrafyada birlik ve ülkesine sadakat içinde vatanını ve milletini seven insanlarıyla çağdaş toplumlar arasında hak ettiği yeri almalıdır.
Aziz Türk milletinin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm mensuplarının Zafer Haftasını en içten dileklerimle kutlarım.
KAYNAK : Genel Kurmay Başkanlığı Sitesi

Rahmi TURAN rturan@hurriyet.com.tr

HALEN Güneydoğu’da yüzbaşı olarak görev yaptığını belirten bir asker okurumdan her satırı acı dolu bir mektup aldım. "Kürt sorununda tarihi bir fırsat diye edebiyat yapılıp hain PKK’ya af hazırlığı tezgáhlanırken biz ölmeye devam ediyoruz" diyor ve ekliyor:

"Vahşi dağlarda aylarca çatışmalara giriyor, vuruyor, vuruluyoruz. Birliğimize döndüğümüz vakit aynaya baktığımızda kendimizi tanıyamaz hale geliyoruz.
Eşim ve çocuklarım yanımda yok. Fakat yanıma gelmek için ısrar ediyorlar. Gelmelerini istemiyorum, çünkü güvenli bir bölgede bulunmuyoruz.
* * *
Okulların yarıyıl tatilinde dayanamadım ’Kısa bir süre için gelin’ dedim. Onlar gelmeden, oturduğum ev baskına uğrarsa ne olur, diye bir deneme yaptım. Duvarlar nasıl, sağlam mı, dayanıklı mı, ailemi korur mu?
Ateş ettim, duvarlar delindi! Mermi bir yandan girdi, öbür yandan çıktı! Basit bir piyade tüfeği mermisine dayanamayan bu duvarlar, daha ağır silahlarla yapılacak bir saldırıda ailemi nasıl korur?
Odaya yatakları serdim, etraflarına kum torbaları yerleştirdim.
Ailem geldiği vakit ’Burası senin, şurası bizim’ diye yer gösterirken onların gözlerine bakamadım. Hem korkuyor, hem de bana acıyor gibiydiler! Çocuklarım aylardır göremedikleri babaları ile iki hafta kaldıktan sonra dönecekler ama sonra ne olacak? Babalarının bu durumunu düşünürlerken, derslerinde nasıl başarılı olacaklar?
* * *
Yalnız benim değil, tüm silah arkadaşlarımın evleri de birer sığınak gibi kum torbalarıyla dolu. Bir baskın anında çocuklar kum torbalarından yapılan siperlere sığınacak.
İnanılmaz güçlükler içindeyiz. Dağlarda da, kentlerde de bizleri kan ve ölüm bekliyor. Yılmıyoruz ’Canımız bu vatana feda olsun’ diyoruz ama bazı olaylar moralimizi etkiliyor.
Mesela Kayseri Jandarma Alay Komutanı neden tutuklandı? Kimdi bu komutan?
Ben onu tanıyorum. Askerlik hayatının büyük bölümünü vatanın bütünlüğü için çarpışmakla geçirmiş, canı pahasına eşkıya ile savaşmış bir albay... O ve onun gibiler, doğal bir mezarlık olan tarlalardan çıkan, ne olduğu belirsiz, çoğu hayvan kemikleri nedeniyle tutuklanıyor. İhbarı kim yapıyor? PKK itirafçıları! Kendi yaptıklarını başkalarına yüklüyorlar!
Peki, fedakárca görev yapan bizler bundan sonra PKK’lı canilere ateş etmeyelim mi? Onların bizi öldürmelerini mi bekleyelim? Yurdu savunmayalım mı?
* * *
İtirafçılara bir bakın! Hepsi PKK’lı... Hepsinin eli kanlı! Sen onlara inanırsan, senin kahramanların küsmez mi?
İtirafçıların gerçek kimlikleri nedir? Bir karakol basılıyor, çatışma sabaha kadar sürüyor, şehitler veriliyor. Gün ağarırken teröristler kaçıyor, leşleri kalıyor. Leşin biri, askeri birliğe malzeme satan bir esnaf... Geceleri terörist oluyormuş! Üzerinde birliğin planı var. Nöbet kuleleri dahil tüm ayrıntılar işaretli. Herkes şaşırıyor. Bunlar hain kişiler!
Çatışmalarda vurulmayıp sağ olarak ele geçirilenler, affedilmek ya da az ceza görmek için ’itirafçı’ oluyor. Sonra bizler tutuklanıyoruz! Söyler misiniz, hiçbirimizde moral kalır mı?
PKK’yı affedecek olanlar için şu tek kelimeyi söyleyebiliriz: Hainler!
Bunları size, gerçeklerin bilinmesi için yazdım. Bizim maddi ve manevi sancılarımızın dinmesi söz konusu değil. Yaralı ruhlarımızın acısı devam edecek! Saygılarımla."
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11672965.asp?yazarid=228&gid=61

Türk Olmak…
Amerika'dan bir vatandaşımızın (THY eski uçak mühendisi, şimdilerde Turkiye'nin ABD Seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gokcen) 'Türk olmak nasıl bir duygudur?' konulu yazısı:
"Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde…
Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.
Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.
Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, İstanbul'da Kızkulesi'dir, Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık, Trakya'da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır.
Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.
Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.
Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek.
Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim.' demesidir.
Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağ olsun!' demesidir.
Türk olmak 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.
Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak, Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir.
Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve Hoca Yesevî'yi -tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü'nde...
Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kısmet' demektir. Her işin 'Hayırlısına' inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir.
Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak.
Türk olmak Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir.
"TÜRK OLMAK “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” DİYEBİLMEKTİR...!

Kaynak: Naci Püskülcü

Sabih Samur İlavesi : Türkiyelilik sakızını çiğnemek isteyenlere ithaf olunur.



20.03.2009


Serdarlı Sancağına Bağlı Bölge Şehitleri Parkı açılışına davet ve anma:Şehitlerimizi Unutmadık, Asla Unutmayacağız.


MİLLİ MÜCADELE YILLARI boyunca TÜRK VARLIĞINI KORUMAVE YAŞATMAK UĞRUNA can veren, akıtılan asil kanları ile sulanan bu toprakları bize vatan yapan, vatanımızın gerçek sahibi aziz şehitlerimizin anısına,Serdarlı-Gönendere yolu üzerinde Gönendere girişinde tasarlanan ve ilk aşamada açılışı 14 Ağustos 2008 günü halkımızın katılımı ile yapılan, "Egemenliğimize sahip çıkma kararlılığımızın simgesi, Anavatanımızın, etkin ve fiili garantörlüğünden asla vazgeçmiyeceğini gösteren;KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ YAŞADIKÇA, "Sonsuza kadar buradayım" diyen MEHMETCİK heykelinin bulunduğu alanda devam eden çalışmaların ikinci aşamasında
düzenlenen"SERDARLI SANCAĞINA BAĞLI BÖLGE ŞEHİTLER PARKI'nın açılış töreni, 23 Mart 2009 Pazartesi saat 17.00 da yapılacaktır. Yapılacak törene başta Muharip Derneklerimiz, diğer kuruluşlar ve tüm halkımız davetlidir.




Tertip Heyeti İrtibat Tel: 0533 8690242


Kıbrıs 1974 Yönetimi
Esen kalınız
T T K
















Bakmak ve Görmek


Sanırım 2006 yılında, Yeni Alanya Gazetesi’ndeki köşemde, aynı isimle yazım yayınlanmıştı.
Sevgili Türkçe öğretmenim Gülderen Kumbasar Hanımefendi ile ilgili, ortaokulda geçen bir anımı anlatmıştım. Daha sonra bu yazımı oğlumun ilkokul öğretmenine takdim ettim. Sağ olsun o da Türkçe dersinde, bu yazıyı kaynak olarak kullanmıştı. Oğlumun mutluluğu ve gururu gözlerinden okunuyordu.
22 Temmuz 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde ve daha sonra televizyonda, haber kanallarında gördüğüm bir haber dikkatimi çekti ve bu başlığı kullanmayı ve sizlere aktarmayı uygun gördüm.
Büyükanıt Paşanın 2 yıllık Genel Kurmay Başkanlığı dönemindeki son (bence ilk ve son) icraatı.
30 Ağustos’ta emekli olacak Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Savunma Sanayi İcra Kurulu (SSİK) toplantısında başbakan Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, SSM Müsteşarı Murat Bayar ile bir araya geleceği belirtilen habere göre, Deniz Kuvvetlerimize önemli bir güç kazandıracağına inanılan denizaltı projesi. Alman U-214’ün tercih edilebileceği dile getiriliyor.
Bu haberin hemen üzerinde ise “Mayına dayanıklı-pusuya korumalı” başlıklı habere göre; “… Zırhlı Hummer’ların yerini alan “Yürüyen Kale” olarak adlandırılan, mayına dayanıklı, pusu korumalı zırhlı personel taşıyıcılar MRAP (Mine Resistant Ambush Protected) alımı söz konusu.
Amerika, General Dynamics’in Kanada’daki şirketine 773 MRAP aracı için 522 Milyon Dolarlık yeni sipariş veriyor. Bunu niçin yapıyor? Amerikan askerlerini hedef alan saldırılarda can kaybının azalması için!
Yine bir habere göre Güneydoğuda devam eden operasyonlara 24 yıl boyunca 350 Milyar Dolar aktarılmış. Kısaca, yakılan merminin hesabı. Peki, yanan canların, ocağı sönen yuvaların bedeli?
Ölçmek mümkün değil!
Şimdi bu haberleri “Bakmak ve Görmek” penceresinden okuyalım:
1) Deniz Kuvvetlerimize yeni teknoloji ile üretilecek, havadan bağımsız tahrik özelliğine sahip 6 adet denizaltının yaklaşık 2,5 Milyar Euro’ya alınması gurur verici ama bu alımı şimdilik 2 adet ile sınırlandırsak ve bütün önceliğimizi, dünyanın tüm deniz ve okyanuslarında bayrağımızı dalgalandıracak bir uçak gemisine versek; bu alım hem Deniz Kuvvetlerimizi hem de Hava Kuvvetlerimizi güçlendirse; adını da “Muavenet” koysak!
2) Güneydoğumuza musallat olan PKK Terör Örgütü belası için harcadığımız 350 Milyar Doların bundan sonra harcayacağımız kısımlarından, bir kısmını aynı Amerikalıların yaptığı gibi MRAP alımına ayırsak (Unimog’ların tepesinde sadece MG 3 ile zırhsız ve çelik yeleksiz bir şekilde giden askerimiz kahpece vurulmasa veya top yekûn araçla beraber havaya uçmasa).
Türkiye’yi yöneten (Sivil ve Asker) iki kuvvetin iki önemli ayıbı vardır:
KENE ve MAYIN ÖLÜMLERİ
T.C. Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve genel Kurmay Başkanı acilen bir araya gelmeli, bir toplantı yaparak şu kararı çıkarmalıdır:
Yakında filmini izleyeceğimiz “Devrim Arabaları”nda işlendiği gibi, Türkiye’nin önüne 90 günlük bir çalışma hedefi konulmalı! Bu Doksan günde, gerekli görülen tüm bilim adamları, kendi arzuları ile dış dünyadan tecrit edilerek, bir laboratuar ortamında;
1) Kene’den ölümlere çözüm bulacak bir aşıyı,
2) Kırsal alanda, topuk tipi mayınla askerimizin ayağını ve/veya hayatını kaybetmesini önleyecek çözümü
Örneğin, Nano Teknolojiden de yararlanarak mayının vereceği zararı önleyecek, Postal, Çorap, Kamuflaj
v.b.) buluncaya kadar çalışmaları sağlanmalıdır
2050 ve 2100’lerin planlarını yapan Süper Güçlerin yanında, bizlerin kısa vadede beklentisi budur.
Ne dersiniz, çok mu zor?

NOT: Bu yazı METRİS CEZAEVİ’nde 23 Temmuz 2008 tarihinde kaleme alınmıştır.

Sabih Samur


Bu memlekete küfredeceksin,bu memleketin askerine küfredeceksin.Benim gerillam diyeceksin.Daha sonrada burası Türkiye bende Türkiyeliyim diyeceksin.Kürtçülükten dem vurup peşinden hepimiz kardeşiz deyip halkların kardeşliğinden bahsedeceksin.
Bizde bunları yiyeceğiz.Yemediğimizi gördün mü Nurettin Demirtaş Efendi ?
Sen ki koskoca DTP'nin başıydın şimdi tüfeğin başını tutmak zor gelmez sana.
Terörist diyemediğin PKK'ya şanlı ordumuzda yani Türk Ordusunda alacağın eğitimden sonra bol bol operasyon yapacaksın.Gerçekleri görecek,gördükçe utanacaksın,umarım.
Evet memleketimizde adalet yavaş işliyor ama işliyor.Bu ülkenin ekmeğini yiyen ve yine bu ülkeye ihanet edenler,ihanetlerinin cezasını er ya da geç çekeceklerdir.
Karabük,Safranbolu Türkiye'nin güzel bir beldesidir.Bu güzel beldede bir o kadar güzel Alayımız var.125’inci Jandarma Er Eğitim Alayı.Bu Alayı çok seveceksin Nurettin.Sana burada adam olmayı öğretecekler.Keşke daha önce adam olsaydın şerefinle bu görevi yapsaydın.Olsun seve seve yap bakalım.
Kolay gelsin Nurettin.Hayırlı görevler.
Bu arada etrafınızda ne kadar asker kaçağı varsa lütfen en yakın karakola bildirin.Onlarda seve seve yapsınlar görevlerini
Sabih Samur


BU YAZIYI YAZANIN ELLERİ DERT GÖRMESİN.
Mehmetçiğin oradan gururlu ama buruk dönmesi ve bu top mermisinin üzerine kalbindekileri kazıması anlayana çok şey ifade ediyor.
Yapılan eleştiriler askerimize değil bizzat Sn. Büyükanıt Paşa'yadır.
Bunu çok iyi anlayan paşamız gerekirse üniformasını çıkartmaktan bahsetmektedir.
Doğrudur.Biz defalarca Sn. Büyükanıt Paşa'dan o tören kıyafetini çıkartmasını ve kamuflajlarını giymesini söylemiştik.Bu siteyi takip edenler hatırlayacaklardır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm kurum ve kuruluşları iyi yönetilmeyi hak ediyor.
Sabih Samur




Şanlı ordumuz gecikmeli de olsa sonunda sınır ötesi kara harekâtına başlamıştır. Bu Türkiye için çok önemli bir adımdır. İçimizde barınan yılanlar panik içindedir. Kaostan bahsetmektedirler. Doğrudur ama bunun adı kaos değil, uzayan dillerin kesilmesidir.
Türk Ordusu gitmesi gereken yere kadar gidecek, görevini icra edecek, güvenliği tesis ettikten sonra oluşturacağı tampon bölgede kalması gerektiği kadar kalacaktır.
Şimdiden 5 can verilen(Allah rahmet eylesin,mekanları cennet olsun) bu operasyon ile ilgili kimse dışarıdan gazel atamaz. Bu kanların bedelini bizi buralara girmek zorunda bırakanlar tarafından ödeninceye kadar biz burada olacağız. Kandil Dağı artık bir Türk üssü olacaktır. Uysa da uymasa da!
Dış İşleri bakanına çok iş düşmektedir. Şimdiden gerekli dış gezileri gerçekleştirerek Mehmet Al Birand’ın yönlendirmeye çalıştığı gibi “en fazla bir ay ile üç ay arası kalıp dönülür”gibi olmadığını, PKK bitene kadar Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne ait hiçbir tehdit unsuru gerek içerde gerekse dışarıda kalmayıncaya kadar Zaho ile Kandil arası çizgiye kadar tampon bölge oluşturacağımızı tüm dünya devletlerinin beynine işlemesi gerekmektedir.
Yolumuz açık gazamız mübarek olsun.
İnşallah bu esnada Barzani Cami duvarına işemez. Barzani’nin sarf ettiği o meşhur, yenilir yutulur gibi olmayan cümleleri Türk askerinin kuvvetli hafızasındadır. Umarım tanklarımızın karşısına kullanmayı dahi bilmedikleri tankları çıkarmayı göze alan Barzani bir çılgınlık yapmaz. Barzani ve sahiplerinin(?) başına çuval geçirerek, paket yapmaktan zevk duyacağımızı anlayacak zekâda olduğunu tahmin ediyoruz.
Amerika kaldığı sürece bizde burada olacağız. Musul ve Kerkük’ün boynu bükük olmayacak diyerek sözlerimi Bolu Müftüsü Yaşar Yaprak’ın Cuma namazı öncesi Yıldırım Bayezid Camii'nde yaklaşık 750 kişiden oluşan vatandaşımıza, bugün Kuzey Irak'a kara harekatı başlatan Mehmetçik için okuduğu dua ile bitiriyorum.
"Bugün, 'Şırnak geçilmez' diyen Mehmetçik, ülkemize yıllarca gözyaşı akıtılmasına sebep olan hainlere dersini vermek üzere. Eksi 30 derecenin altında ama toprağı savunmanın, vatanı vatan yapan ecdadın emaneti olan bu mukaddes vatanı, şüheda yurdunu korumak üzere olan Mehmetçik, Bolu'dan giden tugayımız başta olmak üzere yavrularımız, Mehmetçiklerimiz, biz sıcacık yataklarımızda uyurken onlar vatan bekçiliği yapıyor. Allah hepsinin yardımcısı olsun.
Bugün bu cennet vatana dikilen hain gözlerin çok olduğu, içimizden dışımızdan saldırıların her zaman olduğu, ne zaman birbirimize düşersek, üzerimize leş kargalarının uçuşmaya başladığının en fazla görüldüğü bir dönemdeyiz. Bu cennet vatanımızda bize yaşamayı çok gören hainler tarih boyunca olageldi, hala da olmaya devam ediyor. Rabbimden dileğim o dur ki, içimizden çıkarılıp aldatılan, kandırılan, adı Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin olan, bu güzel adlarını dahi değiştirerek bizi bizim içimizden çıkardıkları, kandırdıkları kişilerle vurmaya çalışan hainlere rabbim fırsat vermesin. Kandırılan kardeşlerimize Allah hidayet versin. Gerçeği görebilmeyi, bu vatanı bize emanet eden ecdadının emanetini koruyabilmeyi, hainlik yapmanın bir insana özellikle inanan bir insana yakışmayacağını bilebilmeyi, bu şuura erebilmeyi, içimizdeki bütün gaflet içinde olanlara rabbim hissedebilmeyi, duyabilmeyi nasip eylesin.
Allah'ım, ordumuz, yurdumuz, milletimiz sana emanet, muhafaza eyle. Mehmetçiğimize yurt savunmasında, vatanımızı koruma da güç ve kuvvet nasip eyle. Karada, havada, denizde, her yerde, her an nusretini, yardımını esirgeme yarabbim. Canlarını feda ederek bize emanet bıraktığın vatan topraklarımızı düşmanın çizmesi altında ezdirtme yarabbi. Rengini şehitlerimizin kanından alan, semalarımızda nazlı nazlı dalgalanan, istikbalimizin sembolü al bayrağımızı indirtme yarabbi. Ordumuzu, askerimizi, polisimizi, jandarmamızı muvaffak eyle yarabbi"

Gazamız mübarek,yolumuz ve bahtımız açık olsun.

Sabih Samur 23 Şubat 2008 01:00




VEFA VE BAĞLILIK
Ankara Keçiören Tarhuncu Ahmet Paşa İlköğretim Okulu yönetimi, Hakkari Dağlıca`da şehit edilen 44 askerin isimlerini sınıflara verilerek yaşatılacak.


Okul müdür yardımcısı Ömer Faruk Karaduman şehit düşen 44 askerin isimleri 3 bloktan oluşan okuldaki sınıflara, idari odalara, kütüphaneye ve çok amaçlı salona verileceğini belirtti.
Okul yönetimine en içten teşekkür ve takdirlerimizle...




Sabih Samur Yorumu: Tüm resmi kuruluşlarımıza örnek olması dileklerimizle



BASIN AÇIKLAMASI
TARIH : 21 Ekim 2007
NO : BA- 24 / 07
PKK terör örgütü mensuplarınca 21 Ekim 2007 günü Hakkari/Dağlıca'da gerçekleştirilen silahlı saldırı olayı, 23 No.lu Basın Açıklaması ile saat 14.05'den itibaren kamuoyuna duyurulmuş ve bölgede çatışmaların devam ettiği bildirilmiştir.
Çatışmalar sonucunda, saat 16.30 itibariyle etkisiz hale getirilen terorist sayısı 32'ye ulaşmıştır.
Vuku bulduğunda veya değişiklik olduğunda, gelişmeler kamuoyuna duyurulmaya devam edecektir.
Saygı ile duyurulur.



BASIN AÇIKLAMASI
TARIH : 21 Ekim 2007
NO : BA- 23 / 07
21 Ekim 2007 günü saat 00.20 sıralarında, Irak'ın kuzeyinden topraklarımıza sızan PKK terör örgütü mensupları tarafından, Hakkari/Dağlıca'da konuşlu Piyade Taburunun emniyet unsuru olan bir bölüğümüze kalabalık bir grupla üç ayrı bölgeden silahlı saldırıda bulunulmuştur.
Çıkan çatışmada 12 şehit, 16 yaralı verilmiştir.
Saldırıya anında misliyle karşılık verilmiş; teröristler, silahlı helikopterler tarafından görerek, mevcut ateş destek vasıtaları ile görmeyerek ateş altına alınmıştır. Şu ana kadar 23 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Ayrıca, olay bölgesinin güneyinde teröristlerle yeniden temas sağlanmış olup, çatışmalar devam etmektedir.
Teröristlerin kaçış istikametleri manevra birlikleriyle takip edilmektedir. Birliklerin harekatı ile koordineli olarak, 63 adet muhtemel hedef ağır silahlarla ateş altına alınmıştır.
Kamuoyu gelişmelerden ayrıca bilgilendirilecektir. Saygı ile duyurulur.

YÜREĞİMİZDE YAŞAYACAKLAR !

Gönderen SABİH SAMUR | 9:30 ÖÖ | , | 0 yorum »



Kıbrıs Sevdalısı olarak gönülbağı ile bağlı olduğum adamızın,yavru vatanımızın ve orada yaşayan sevgili Kıbrıs Türk'ümüzün ve KKTC'mizin tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte 20 TEMMUZ BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK BAYRAMI'nı kutluyorum.

Evet sevgili okuyucularım maalesef bu onurlu harekât 11 yıl gecikmeli olarak yapılabildi.Evet Kıbrıs Türkü 1963 yılından 1974 Temmuz'una kadar bizleri yani anavatanı bekledi,beklemek zorunda kaldı.Sizleri fazla detaya boğmadan kısaca nereden nerelere gelindi ve neden müdahale ettik?Kısaca bilgi vermek istiyorum.

-1959 YILINDA İMZALANAN ZÜRİH VE LONDRA ANLAŞMALARININ DEVAMINDA, 1960 YILINDA KIBRIS CUMHURİYETİ KURULMUŞTUR.


-DÜNYANIN EN UZUN ANAYASALARINDAN BİRİ OLAN, 199 MADDEDEN OLUŞAN KIBRIS ANAYASA’SI İLE İKİ EŞİT TOPLUMUN BİRLİKTE YÖNETECEKLERİ BİR DEVLET YARATILMIŞTIR.


-FAKAT RUMLAR KIBRISLI TÜRKLERİ HİÇBİR ZAMAN ORTAKLARI OLARAK GÖRMEDİLER. KIBRIS CUMHURİYETİ ANAYASASININ KIBRISLI TÜRKLERE VERMİŞ OLDUĞU EŞİTLİK HAKLARINI HİÇBİR ZAMAN KABUL ETMEDİLER.


-DURUMUN CİDDİYETİ 22 KASIM 1962 GÜNÜ TÜRKİYE’YE RESMİ BİR ZİYARET YAPAN KIBRIS CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI MAKARİOS’UN, “KIBRIS CUMHURİYETİ ANAYASI’NIN KIBRISLI TÜRKLERE VERMİŞ OLDUĞU HAKLARIN ÇOK FAZLA” OLDUĞUNU İFADE ETMESİ İLE ANLAŞILDI.


-MAKARİOS 30 KASIM 1963 GÜNÜ ANAYASA’DA DEĞİŞTİRİLMESİNİ İSTEDİĞİ 13 MADDEYİ RESMEN AÇIKLADI. DEĞİŞTİRİLMESİ İSTENEN MADDELERİN ÇOĞU TÜRK TOPLUMUNUN EŞİTLİĞİNİ VURGULAYAN MADDELERDİ.


-BU TEKLİFİN REDDEDİLMESİ ÜZERİNE EOKA TARAFINDAN KIBRIS TÜRK TOPLUMUNU YOK ETMEK İÇİN AKRİTAS PLANI UYGULANMAYA BAŞLANDI.


-KIBRIS TÜRK MAHALLELERİNE, TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÜYÜKELÇİLİĞİNE SİLAHLI SALDIRIDA BULUNULDU.


-21 ARALIK KANLI NOEL SALDIRISI İLE TÜRK ALAYINDA GÖREVLİ BNB.DR. NİHAT İLHAN’IN EŞİ VE İKİ ÇOCUĞU BUGÜN “BARBARLIK MÜZESİ” OLARAK KULLANILAN EVDE BANYO KÜVETİNİN İÇİNE SOKULARAK ÖLDÜRÜLDÜ.


-146 TÜRK ÖLDÜRÜLDÜ, 103 TÜRK KÖYÜ YAKILARAK 27.000 TÜRK GÖÇMEN DURUMUNA DÜŞÜRÜLDÜ.


1963 OLAYLARININ HUKUKİ BAKIMDAN EN ÖNEMLİ SONUCU, 1960 ANAYASASI İLE YÖNETİMDE İKİ TOPLUM ARASINDA KURULAN DENGEYİ, RUMLARIN SİLAH ZORU İLE YIKMIŞ OLMASIDIR.

BÖYLECE 1960 YILINDA KURULAN KIBRIS CUMHURİYETİ, RUMLARIN ENOSİS HEDEFİNDEN VAZGEÇMEMELERİ NEDENİYLE ANCAK 3 YIL YAŞAMIŞ VE 1963’DE RUMLAR TARAFINDAN YIKILMIŞTIR.


Evet onbir yıldır geciktik dememin sebebi sanırım daha iyi anlaşılmıştır.Allah rahmetli Ecevit ve o dönemki tüm emeği geçenlerden razı olsun.

İsterseniz bu yazı farklı olsun!Bırakın sizi harekat öncesine edebiyat yolculuğunda götüreyim.

"Orbay Deliceırmak'ın DOKUZU BEŞ GEÇE (1967) kitabında "Mısralarımı saat 9'u 5 geçede durmayanlara sevgiyle sunarım"diyor ve önsöz olarak ve Atatürk'ün ağzından Türkiyelilere sesleniyor:

Siz hâlâ 9'u 5 geçede duruyorsunuz

Benim bıraktığım noktada

Sizde bu tembellik varken

Daha çok bekler o Güneydeki ada.

Orbay'a göre Kıbrıs Türk'ünün her biri bir pusuladır;çünkü kendilerini bildiler bileli hep Kuzeye bakıyorlar.

"Sen bana

Anamdan daha yakın

Sen bana

Benden yakın" diyerek Türkiye'ye verdiği değeri yineliyor.

Ama noldu çürümüşse cesetlerimiz

Biz şuna inanıyoruz ki yine gelecek jetlerimiz

..........................................................

Düşmanın öldürdüğü de ne

Bizi asıl Türkiyesizlik öldürür.

Tüm bu sömürge çocuğunun seslenişleri bir sevgiyi ve saygıyı içerir. Anavatana karşı sabretmeyi ve ümitli olmayı önerir.Çünkü kendi diliyle "Ağaçlar bekleye bekleye büyümektedir."

Erenköy Savaşları denince akla Şehit Yüzbaşı Cengiz Topel gelmektedir.Kıbrıs Türk Halkı'nın Topel'e karşı duyduğu sevgi,ulusal direnişin bir itici gücü olmuş,Rum barbarlığının belleklerde daha da somutlaşmasına yol açmıştır.

Erenköy Direnişi'nin Kıbrs Türk Edebiyatı'ndaki izlerini Özker Yaşın'ın YÜZBAŞIM şiirinden birkaç dize ile sonlandıralım:

Yüzbaşım,Kahraman Yüzbaşım

Şimdi cennetin yeşil bahçelerinde

Seni karşılayan şehitlerimize

Selam söyle Yüzbaşım,selâm söyle,

Cennetin yeşil bahçelerinde

Kucakla şehitlerimizi teker teker

Öp yanaklarından Doktor İlhan'ın yavrularını

ayvasıl'dan küçük Ayşe'yi

Arpalık'tan İsmail Musa'ya selâm söyle

selâm söyle Hüseyin Ruso'ya,Salahi Şevket'e

Yollardan evlerden alınıp götürülen

O mezarsız ölülerin cümlesine selam söyle.

Evet sevgili okuyucularım bu senede böyle anılarla kutlayalım istedim 20 TEMMUZ BARIŞ ve ÖZGÜRLÜK BAYRAMI'mızı.

Bu vesileyle kaynak olarak yararlandığım Ali Nesim'in "Kıbrıs Edebiyatında sosyal konular" adlı kitabını ve aşağıda yer alan diğer kitapları mutlaka tedarik edip okumanızı önemle rica ederim.

-Mümtaz Soysal Aklını Kıbrıs'la Bozmak Bilgi Yayınevi

-Ufuk Büyükçelebi İhanet Yorgunu Denktaş Birharf

-İsmail Tansu Aslında Hiç kimse Uyumuyordu Minpa Matbaacılık


En içten sevgi ve saygılarımla


Sabih Samur






DAİMA HAZIRIZ

Gönderen SABİH SAMUR | 2:08 ÖS | , | 0 yorum »

SABİH SAMUR YORUMU :

Sözel olarak hazırız yetmediği için görsel olarakta K.Irak'a girmek için hazır olduğumuzun ifadesidir.

TAVSİYE OLUNUR !!!

Gönderen SABİH SAMUR | 6:47 ÖS | | 0 yorum »

TÜRKİYE VE SAVAŞ
VLADIMIR JABOTINSKY

iNGİLİZCEDEN ÇEVİREN : Zehra Tapunç
TÜRKÇE DÜZELTİ : Veysel Dinler

"Canlı bir vücudu parçalamak konusunda ısrar etmek üzücü bir görevdir.Özellikle ölüme mahkûm olan bir insanı tanıyan yazar için üzücü bir durumdur.Eğer insanları iyi ya da kötü olmak üzere iki gruba ayırmak gerekirse ,Türkler kesinlikle ilk gruba girer.Türkler genellikle dürüst,alçakgönüllü,konuksever ve cömert insanlardır.Her şeye karşın,eski askeri zaferleri de ortadadır.Türkler,yetenekli ve başarılı devlet adamları yetiştirmişlerdir.-Kuşkusuz artık o dönemler mevcut değil- Onları bir kez tanıdıktan sonra sevmemek olası değildir.Eğer siyaset sempati üzerine oluşturulabilseydi,hiç kimse bu sevimli insanlar tarafından kurulmuş ve sürekliliği sağlanmış olan bir imparatorluğu yıkmak düşüncesine katlanamazdı.Ne yazık ki siyaset başka etkenleri temel almıştır."

Bu eserin editörü sevgili dostum Veysel Dinler'in imzalıyarak bıraktığı bu eseri su içer gibi okudum.Kitap dostlarına tavsiye ediyorum.Günümüz savaşlarını anlayabilmek için Çanakkale'yi anlamak gerekiyor öncelikle...

Sabih Samur

Kitaba ulaşmak için : 0.212.550 61 99
e-posta: gereklikitap@gmail.com





BUSH VE İTİ

Gönderen SABİH SAMUR | 11:05 ÖÖ | , , , | 0 yorum »


UYAN ARTIK TÜRKİYEM !!!!
Şu sevecen ve hayranlık dolu bakışa bak.Eserini zevkle seyreden sanatçı edası.
Türkiyemi yönetenler ise rutin bir toplantıyı "Zirve" adı ile süsleyip içi ve sonucu bomboş olarak gerçekleştiriyorlar.Ve hâlâ bazılarımız dost ve müttefik kelimesini ısrarla kullanıyorlar.
Gaflet ve dalalet tabirine doğru koşarak gidiliyor!Mutlaka bu yaşananlar geçenlerde bir subayımızın dediği gibi KAYDA alınıyordur;alınmalıdır!
Türkiye dönülmez yoldadır.Savaş çığırtkanlığı yapalım demiyorum.Dediğim şudur;artık Türkiye Amerika ile değil AMERİKA'YA RAĞMEN K.Irak'a girmeli ve işini bitirmeden de çıkmamalıdır.Barzani hâlâ Kırmızı pasaportumuzu taşıyorsa T.C.'ye zarar verdiği gerekçesi ile paket yapılıp Türkiye'ye getirilip Türk Adaletine teslim edilinceye kadar bu operasyon sürmelidir.Bu operasyon Sn.Büyükanıt ile Sn.Erdoğan'ı aşmıştır.Acilen Sn. Cumhurbaşkanı başkanlığında bakanlar kurulu toplanmalı ve bu radikal kararı almalıdır.
Bu söylediklerim bazılarına deli saçması gelebilir.Ama unutmayın bizler bunu yapmadığımız sürece baskın basanındır taktiği ile 04 Temmuz 2007'de Amerika'dan bir gol daha yiyebiliriz.04 Temmuz 2003'te başımıza çuval geçiren ABD belki bir sürpriz yaparak Kuzey Irak'ta Türkiye'ye rağmen bir bağımsızlık ilan edebilir.O zaman zannediyorum o meşhur Kırmızı Çizgilerimizi koltuğumuzun altına alır "Kararlılığımız devam edecektir" türküsünü hep beraber söyleriz.Allah bize o günleri göstermesin!
O günler gelirse Mehmet Akif'in dediği gibi bendimi çiğner aşarım.
İşte o zaman kolpacılar,sahte kahramanlar,kolpacılar devre dışı kalır ve Türk Milleti'ni hiç kimse durduramaz,Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi...
sabih samur