Lütfen bu yazıyı üzerini tıklayarak dikkatlice en az iki üç defa okuyunuz. Hastalığı ve yaşlılığı ile dalga geçenler, belki şu an ki durumu ve kıpırdayacak yerimiz kalmadığını gördüklerinde yüzleri kızarır ve utanırlar; umarım.
Allah rahmet eylesin, nur içinde yat Büyük Türk.
Sabih Samur
Bülent Ecevit ve Derin Öngörüsü
Gönderen SABİH SAMUR | 5:36 ÖS | ABD, Barzani, Bülent Ecevit, Kerkük, Kuzey Irak, Sabih Samur, Talabani | 0 yorum »ÜLKEMİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ,MHP ve DEVLET BAHÇELİ
Gönderen SABİH SAMUR | 9:19 ÖÖ | AKP, Devlet Bahçeli, DTP, Genel Kurmay Başkanı, Kandil Dağı, Kerkük, KKTC, MHP, Tayyip Erdoğan, TBMM | 0 yorum »

TBMM Genel Kurulunda 2009 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı
...
Partimiz, bunlardan birini diğerine, milleti, devleti ya da demokrasiyi ötekine tercih ederek yapılacak sözde yaklaşımların eksik, kusurlu ve sakat olacağına veya bunlardan birinde neden olunacak tahribatın çok önemli beka meselelerine yol açacağını öngörmektedir.
Bu nedenle, konuşmamın bu bölümünde, adına bütçe yaptığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin ve büyük Türk milletinin varlığını, birliğini ve devamlılığını tehdit eden başlıca riskler ile bunların çözümü konusundaki değerlendirmelerimi Yüce Meclisle paylaşmak düşüncesindeyim.
Maddi yokluklar ve stratejik sarsıntıların arasından, muhteşem bir mücadele ile doğmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 85 yıllık yolculuğunda aldığı önemli mesafeyi küçümsemek, hor görmek, adaletli bir değerlendirme olmayacaktır. Bu süre içinde ülkemiz ve milletimiz elbette ki birçok başarılara imzasını atmıştır.
Daha müreffeh bir toplum, daha kalkınmış bir ülke, daha kudretli bir devlet, daha sağlam bir millet yapısı bu süre içinde her hükümetin arzusu olmuş, bu uzunca dönemde her siyasal görüş bu alanlarda az ya da çok katkı sağlamıştır.
Devlette devamlılık, hizmette süreklilik vardır. Bugüne kadar yapılmış bütün güzel işlerin ve gelişmelerin hakkını teslim etmeyi ve emeği geçenlere şükranlarımızı sunmayı bir kadirşinaslık olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.
Ancak, Türkiye’mizin bu yolculuğunda, kalkınma, demokratikleşme ve milletleşme yolundaki yetersizliklerin ve noksanların, özellikle siyasi vizyon eksikliği ile birleşince bugün karşımıza çok ciddi toplumsal ayrışma ve çözülme tehlikesini çıkardığını üzülerek ifade etmek durumundayım.
Bugün ülkemiz ve milletimiz, yıllardır birikmiş sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlarını aşamamış olmanın zafiyetiyle ve özellikle altı yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin “yüzleşme, ezber bozma, tabuları yıkma” adı altında tekrarladığı yanlışlarıyla beka düzeyinde tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Bunları yok farz etmek, iyimser ifadelerle üstünü örtmek, geliştik, kalkındık, büyüdük, itibarımız arttı gibi sanal söylemlerle pembe tablolar çizmek, ya da alt kimlikleri nakarat halinde tekrarlayıp durmak önümüze çıkan gerçekleri asla değiştirmeyecektir.
Karşılaşılan tehdit, milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve milli kimliğini ayrıştırmaya yönelik sosyolojik kırılma; üniter devletimize yönelik egemenlik paylaşımı ve topraklarımızın bir bölümünü yönetememe tehlikesinin baş göstereceği siyasal çözülme sorunudur.
Mutabık kalınacak ciddi, kalıcı ve köklü çözümlerin uygulanmasında gecikilmesi halinde, kapanması mümkün olmayan derin yaraların açılacağı, milli birlik ve bütünlüğümüzün onarılamayacak kadar zedeleneceği çok tehlikeli bir süreç, maalesef Türkiye’nin karşısındadır.
Gerek ihmal, gerek tahrik, gerekse dayatmalarla gelinen nokta, Cumhuriyetin kuruluşu ile elde edilen kazanımların, devlet ve millet hayatımızın temelini oluşturan kurucu ilkelerin ve bizi bir arada tutan kardeşliğimizin keskin bir yol ayrımına yaklaştığını ortaya koymaktadır.
Hepimizin arzusu olan çağdaş ve müreffeh bir topluma ulaşmada, tek seçenek paketi olarak dayatılan “demokratikleşme, çok kültürlülük, alt kimliklerin siyasallaşması, ana dilde eğitim, bölücülüğe ve teröre af ile yerel yönetimlere alabildiğine özerklik” gibi yıkım projelerine hepinizin dikkatini çekmek isterim.
Bu taleplerin siyaset eliyle ilerleme kaydetmesi ve zemin bulması halinde, bu badireden ne devletimizin, ne de milletimizin bütünlük ve birlik içinde çıkması mümkün görülmemektedir.
Bilinmelidir ki, en az bin yıllık muhteşem bir kaynaşma ile yükselerek vücut bulmuş büyük “Türk Milleti”nin, alt kimliklere doğru dönüş ve kıvrılış göstereceği böylesi bir gelişmenin yaşanması halinde, Cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği milli devleti ve üniter yapıyı korumak ve yönetmek, tamamen imkânsız hale gelecektir.
Adına ne denirse denilsin, ister çağdaşlaşma, ister Avrupalı olma, ister demokratikleşme; göz yumulan kimlik tahriklerine, verilen tavizlere devam edilmesi ve bu taleplere önümüzdeki dönemde anayasal kılıf ve zemin hazırlanması, Yüce Meclisin varlık nedenini inkâr anlamı taşıyacaktır.
Bunun gerçekleşmesi halinde, toplumun Türk Milleti’ne olan mensubiyet bağlarını kopartmadan korumak ve aynı geleceği, aynı coğrafyada, aynı devlet çatısı altında paylaşma arzusunu canlı ve diri tutmak zor olacaktır.
Biliniz ki, bu uyarılar asla bir vehmin ve aşırı hassasiyetin ürünü değil, bütün dikkati aziz millet varlığının bekasına odaklanmış bir siyaset hareketinin çok ciddiye alınması gereken uyarıları ve öngörüleridir.
Bugün gelinen aşamada, artık açıkça dillendirilen, “federasyon, ayrı bayrak, ayrı eğitim dili, ortak kurucu halk, çokluklar devleti, özyönetim ve hatta ayrılma tehditleri” gibi talepler karşımızdaki tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Ancak, burada asıl önemli olan, Türkiye’nin karşısına çıkartılan bu süreci yönetebilecek, tehditleri bertaraf edebilecek ve asal mevcudiyeti koruyabilecek inanca, değerlere, stratejiye ve vizyona sahip kadrolar tarafından yönetilmiyor olmasıdır.
Ülkemizin içinde bulunduğu yakın coğrafyada yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin sürüklendiği olumsuz süreci hızlandırıcı rol oynamakta, ne üzücüdür ki çözüm adı altındaki yabancı dayatmaların bölgesel senaryolarla beslenmesini kaçınılmaz hale getirmektedir.
Hükümetin teröre desteğini sürdüren Irak’taki yerel yönetimle; iddialarından vazgeçmeyen Ermenistan’la; uzlaşmaya asla yanaşmayan Kıbrıs Rum Yönetimiyle; talep listeleri bir türlü bitmeyen Avrupa Birliğiyle ve komşularımızı tanzim etmeye çalışan Amerika ile olan ilişkilerimizi bu çerçevede ele almak gerekecektir.
Son zamanlarda ortaya çıkıp tarihle yüzleşme adı altında, utandıkları geçmişimizi yargılayarak tam bir işbirlikçi refleks gösteren sözde aydınlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Bu itibarla, sıraladığımız gerçek gündemle, ülkemizin yüzleşmeye başlaması için yaptığımız siyasi hamleler, partimizin öncelikli siyaset tercihi ve vazgeçilmez milli sorumluluğudur.
Çünkü Milliyetçi Hareket, bu sorunların toplum ve siyasetçi tarafından doğru değerlendirilmemesi ve önemine göre sınıflandırılmaması halinde, üretilecek sözde çözümlerin Türkiye’yi yeni ve daha büyük sıkıntılara sürükleyeceğinin farkındadır.
Değerli Milletvekilleri,
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz temel sorun, milli ve manevi değerlerimizin toplumsal çatışma alanına dönüştürülmesi ve Türkiye’nin köken, inanç ve mezhep temelinde çok tehlikeli bir ayrışma ve cepheleşme sürecine çekilmek istenmesidir.
Elbette ki, çağdaş ve modern bir millet ve devlet yapısı için almamız gereken çok mesafe, müreffeh ve hakkaniyetli bir toplum oluşturabilmek için yapmamız gereken çok işler vardır.
Ve İnsanın karşılaştığı her sorun elbette ki siyasetin ilgi alanındadır ve siyasetçinin sorunudur. Bu sorunların ise öncelikli konuşma ve çözüm yeri Yüce Meclis çatısıdır.
Ancak siyasetçinin bir sorumluluğu da, sorunları milletinin temel değerleri ekseninde çözmeye çalışmak ve çözüm alternatiflerini binlerce yılda oluşmuş milli değerler sisteminin içinden arayıp çıkartabilmektir.
Bu açıdan birileri millet kimliği dışında yeni arayışlar ve tanımlar talep ediyor diye milleti bu talepler üzerinden yeniden adlandırmak; devleti bu taleplere göre yeniden tanzim etmek, emsali görülmemiş bir yıkım olacak ve bitmeyecek başka ayrışma taleplerinin önünü açacaktır.
Nitekim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yüce Meclis çatısı altında temsil edildiğimiz 2002 yılında, aralarında idamı kaldıran, ana dilde yayına ve özel kurslara izin veren yasaların da bulunduğu uyum paketlerine “hayır” oyu verirken temel kaygımız işte buydu.
Maalesef gelişmeler bizi haklı çıkarmış, bu tarihten sonra ne taleplerin sonu gelmiş, ne de verilen tavizlerin ardı arkası kesilmiştir.

Kimlik arayışları ile ortaya çıkan mihrakların, Avrupa’nın dayatmalarına rıza gösteren Yüce Meclis eliyle, sözde uyum ve demokratikleşme adına elde ettikleri yasal imtiyazlar bugüne kadar bitmek tükenmek bilmemiştir.
Ulaşılan her aşamadan sonra çıkılan yeni basamak, bir sonraki adımın zemini yapılmış, yeniden başlatılan kampanyalarla bölünmeye ve ayrışmaya giden merdiven birer birer çıkılmaya başlanmıştır.
Nerede durulacağı, daha ne kadar taviz verileceği, bölünme taleplerinin hangi aşamada biteceği de belli değildir.
Anayasanın ve yasaların değişimi yoluyla bölücülüğün önündeki engeller birer birer ortadan kaldırarak daha nereye kadar bu sürece refakat edilecektir? Buna artık bir son verilmek mecburiyetindedir.
Biz baştan beri, milleti oluşturan ana gövdeden kopacak küçük parçaların meşrulaşarak giderek husumeti körüklemesinden ve bütünün ufalanarak sonu gelmeyen ayrışma sürecinin başlamasından endişe etmiştik. Şimdi de ediyoruz.
Bunun oluşmuş bir milleti, sosyolojik anlamda geriye götürecek, boy ve kabilelere dönüştürecek iptidai ve ırkçı proje olarak görüyorduk. Şu anda da aynı tehlikeyi artan bir vurgu ile söylüyoruz.
Karşımıza çıkacak sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik sorunların çözümünde takip edilecek ilkeler; millet varlığının devamını ve gelişmesini sağlayacak, milli devletin bekasını sürdürecek bir çerçeve içinde ele alınmak zorundadır.
Kavramları kutsayarak ve putlaştırarak, vatansız bir demokrasi arayışını kabul etmemiz; milletsiz bir demokratikleşmeyi dikkate almamız inandığımız siyaset değerleri açısından mümkün değildir.
Yaklaşık ikiyüz yıldır siyasi şekil ve anlam bulmuş olan millet kavramı etrafında açık veya gizli mücadelelerinin bütün hızıyla sürdüğü dünyada, milletleşmenin durdurulmaya çalışılması bizim açımızdan kabul edilemeyecek bir boş hayaldir.
Bedeli kanla ödenerek kazanılmış bağımsızlığımız, bin yıl boyunca sevgi ile yoğurduğumuz kardeşliğimiz, asırlarca alın terimizle oluşturduğumuz mili varlıklarımız, birlikte yaşanan binlerce yılın ürünü olan milli kültürümüz bu ham hayalin önündeki en büyük güvencemizdir.
Elbette ki, çağdışı bir tek tip vatandaş arayışında değiliz. Herkesin birbirinin aynı olmasını beklemiyor ve hedeflemiyoruz.
Ancak, sonu gelmeyen isteklerin ve verilmesi düşünülen tavizlerin siyasal alt kimlik bilinci oluşturmasına ve bunun yeni talepler listesi halinde dayatılmasına da izin veremeyiz.
Türkiye’nin milli birliği ve bölünmez bütünlüğü gibi hayati öneme sahip milli beka meselelerinde, siyasetçilerin görüşleri ve duruşlarının zamana ve şartlara göre değişmesini düşünemeyiz.
Başta Sayın Başbakan olmak üzere, bu konuda sorumluluğu olan herkes samimi bir vicdan muhasebesi yapmalı ve Türkiye’mizi ateşe atacak yeni adımlardan ve yanlışlardan dönme basiretini gösterebilmelidir.
Bu vatanın kurucusu ve sahibi olanlar, aziz millet varlığına hep birlikte vücut veren büyük Türk Milleti ailesidir. Bulunacak bütün çözüm yolları bu ailenin bağlarını güçlendirmeli; küçülme, zayıflama, yalnızlaşmanın kimseye yarar getirmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır.
Bu eksende olmak üzere, hükümeti kapsayıcı millet tanımından uzaklaşarak alt kimlik taleplerini tırmandıracak söylemlerden kaçınmaya; yıllardır bitmeyen bölücü taleplere verilecek yeni tavizlerden uzak durmaya davet ediyorum.
1910’lu yıllar temel alındığında, dönemin küresel gelişmelerine karşı aziz milletimizin yegâne dayanma gücü, birleşme arzusu; vatanseverlerin heyecanı ve direnci ile eşdeğerdi ve ne mutlu ki bunu başardılar.
Bugün de karşımızdaki ayrılma ve bölünme tehlikelerine karşı en önemli direnç ve dayanma noktası; yüreklerinin vatan ve millet sevgisi ile dolu olduğuna inanmak istediğim muhterem milletvekillerinin iradesidir.
Milletvekillerinin yeri ve zamanı geldiği vakit, mensubu oldukları “Gazi Meclis”in anlamına uygun hareket edeceklerine olan inancım tamdır.
Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliği Tarafından 28 Nisan 2007 Cumartesi günü saat:13.00'de Tandoğan'da düzenlenecek KERKÜK Mitingine Tüm halkımız davetlidir .
ayhan guler - 26.04.2007 01:40:24
kerkuk ve musul misak-i milli sinirlari icindedir. ingilizler doguda seyh sait isyanini baslattiginda biz isyani bastirmakla mesgul iken bu iki bolgeyi ingilizlere birakmayi kabul etmistik. simdi de benzer senaryo sahnede. yine turkiyeyi mesgul edecek teror ve barzani hareketi var. arkalarinda da abd ve onun arkasinda da ingilizler. musul ve kerkuk u tekrar geri almanin zamani geliyor.
niyazi efendi - 26.04.2007 01:13:48
niyazi efendi - 26.04.2007 01:09:26
Semih EREN - 26.04.2007 00:36:14
Kardeşlerim Türkiye arkanızda.. Bu mitinge mazeretsiz herkesin katılması bir vatan borcudur.
MEMLEKETİ KURTARMAK
Gönderen SABİH SAMUR | 3:28 ÖS | ABD, Genel Kurmay Başkanı, Kerkük, KKTC, Mehmetçik, Muavenet | 0 yorum »Türkiye’de başı sıkışan “Kurtar bizi Paşam” gönderisi yapar.Bu gönderiler belli bir adede ulaşıp kamuoyu pozisyonu aldığı an,şartlarda müsaitse,durumdan vazife çıkarma arzusu had safhaya gelir ve günün birinde kuvvetle muhtemel TRT’den sabah namazını müteakip Darbe Açıklaması yapılır.
Buralara nasıl gelinir?Öncelikle vatanın birliği ve beraberliği,bölünmez bütünlüğü tehlikeye girmiştir.İnsanlar çok rahat federal yapılanmadan,komşu devletlerin bünyesinde yer alan ayrılıkçı kesimlerle birleşmeden söz edebilmektedirler.Devletin bütün iktisadi değerleri,ülkenin geleceğini tehlikeye sokabilecek şekilde özelleştirme adı altında müttefiklerimize pazarlanmaktadır.(% 100 yerli sermayeden oluşan bankamız kaldı mı?).İnsanlara yabancı şirketlerle evlilik olmazsa olmaz şeklinde lanse edilmektedir.Türk Milliyetçisiyim demek nerede ise utanılması gereken çağdışı bir söylem haline getirilmek istenmektedir.Bunları söyleyen gazetecilere Başbakan “Abi” diye hitap etmektedir.KKTC konusunda yürütülen yanlış politikalarla Barış Harekatı sonrası doğan ve genç olan nesil çok acı ama maalesef Rum’un kucağına itilmiştir.İnsanlarımızda geçmiş dönem politik hatalarında etkisiyle para gelsin de nereden gelirse gelsin mantığı ile Güney’e çok sıcak bakma eğilimi başlamıştır.Ve çok acıdır Sn. Rauf Denktaş KKTC’den ziyade Türkiye’de söylemlerde bulunabilmektedir.Kendi kendimize yaptığımız kabadayılıkla KKTC’yi çözmüşüz gibi Kerkük ile ilgili silik,cılız söylemlerde bulunulmaktadır.Türkmen yöneticilere sürekli suikastler düzenlenmekte,Kerkük Türkmenlerinin üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturulmaktadır.Esir bir askeri için dünyayı ayağa kaldıran İsrail bir tarafta silik bir Türkiye yönetimi diğer tarafta.
Gelinen nokta budur.Tam bir fiyasko!Fakat işin acı tarafı ve dillendirilmekten çekinilen nokta düne kadar zehirin bir panzehiri,hastalığın (iyi ve ya kötü tartışılır) bir iyileştirici reçetesi vardı.Oysa şimdi bu da yok.Kurumlar suçlu değildir.Kurumları yönetenler suçludur.Bugün yukarıda ki paragraf doğrudur diyebiliyorsak askeri ve sivil üst düzey yönetim birlikte suçludur.Şuçu açmak gerekir!Aşağıda soracağım sorular neden yapılmamıştır?
1-Ülkenin milli menfaatleri gerekirse Amerika’ya ters düşmek uğruna Kuzey Irak’a operasyon düzenlemeyi gerektirdiği halde neden sadece “kararlılık masalı”ndan öteye gidilememiş ve K.Irak’a operasyon yapılmamıştır?
2-Yapılmayan operasyon yüzünden Şerefli Türk Ordusu’nun bölgedeki caydırıcılığının kaybolması ve ya azalması sadece Hükümet yüzünden midir yoksa bir o kadar da Genel Kurmay Başkanı’nın şahsen hatası var mıdır?
3-Çıkartılan Petrol Yasası ile Türkiye olarak seyirci durumuna düştüğümüz “Petrol akar Türk bakar” misali gelinen noktaya neden Büyükanıt Paşa tarafından MGK’da veya basında ciddi tepki gösterilmemiştir?
4-Şahşen takık durumda olduğum ve marka tesciline de bizzat müracaat ettiğim “Muavenet” gemimizin (02.10.1992) Amerika tarafından vurulalı yaklaşık 15 yıl olmasına rağmen hala resmi özür diletilememesinin sorumluluğu hükümette midir?Genel Kurmay Başkanı’nda mı dır?Yoksa her ikisinde midir?
Bilemiyorum.Bir bilen varsa beri gelsin.Aman ha Süleyman Demirel’i kastedmiyorum.
Neyse yakında seçim var.Her halde birileri bizi kurtarır,biz kurtarılmayı bekleme modunda olduğumuz sürece…
Sabih Samur
DÜĞMEYE BASILDI !
Gönderen SABİH SAMUR | 12:23 ÖS | ABD, Kerkük, Kuzey Irak, PKK, Teröristbaşı Abdullah Öcalan | 0 yorum »

Sadece demeç vererek, yiğit gözükmeye çalışarak, atıp tutarak hiçbir yere varılamayacağını söylerken ve hatta konuları, ip uçlarını birbirine bağlayıp çok bilinmeyenli denklemi çözmeye çalışırken, 5. sınıf hatta sınıflandırma kategorisine dahi giremeyecek, güya faili meçhul bir cinayet karşımıza çıkıverdi..Öncelikle ölen Ermeni kökenli Türk vatandaşımızın toprağı bol olsun diyoruz. Kim bu vatandaşımız? Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink. İnanılmaz bir tesadüftür ki ölüm haberini bir iş toplantısı yaptığımız sevgili ağabeyimiz Hırant Aleksanyan ile görüşürken alıyoruz. Aynı ismi taşıyan Hırant ağabey olaydan biraz daha farklı etkileniyor 60 yaşında bir kişi olarak. Bu cinayeti şiddetle kınarken olayın zamanlamasına ve iki gün içinde cereyan eden gelişmelere dikkatinizi çekmek istiyorum.
-Başbakanımız sert bir çıkış yapıyor; Kerkük ile çok yakından ilgilendiğimizi vurguluyor. Hemen karşı yanıt ABD’den geliyor. Kerkük bir Irak şehridir ve konu iç işlerine karışmak anlamına gelebilir diyor.(T.C. 1 - ABD 1)
-MİT ilk defa açıklama yapıyor ve dün başbakan Kerkük konusunda MİT’ten bilgi alıyor.Ukrayna Başbakanı ile başbakanımız ortak basın açıklaması yaparken bir telefon geliyor ve ava giden kurmay avlanıyor! Ölüm haberini alan başbakan apar topar ülkesine geri dönüyor.
-K.Irak’a operasyon yapılmalıdır söylemleri gecikmeli de olsa duyulmaya başlarken formaliteden, dostlar alışverişte görsün misali güya ABD bir baskın düzenliyor Peşmergelerle beraber bir kampa! (T.C. 2 – ABD 2)
-Enteresan bir şekilde, Adana’dan kalkan uçağımız düşüveriyor ve parçalarının incelenmesine nedense izin verilmiyor. Canlı kurtulan ve tedavi gören bir vatandaşımızın ise hafızası sizlere ömür. Olayı hiçbir zaman hatırlamayacak! (T.C. 2 – ABD 3)
-Kitaplarını zevkle okuduğum Osman Pamukoğlu beyanat veriyor: Türk Ordusu Irak’a girerse sadece PKK’yı değil, 7 milyon Kürt’ü bulacak. Kerkük’e girmek çılgınlıktan başka bir şey değildir. (Kendi kalemize gol attığımızı düşünüyorum; T.C. 2 –ABD 4)
-9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “…Türkiye Kuzey Irak’ta kurulan Kürt devletinin içeriye vereceği zararı bahane ederek kuvvet kullanmaya kalkmamalı daha fazla kan dökülmesine zemin hazırlamamalıdır.Bu aşamadan sonra problemi diplomatik yollarla çözmelidir.”(Kendi kalemize gol attığımızı düşünmüyorum, eminim. T.C. 2 – ABD 5)
Sayın okuyucular bu ne yüce kudrettir ki bu memlekete emeği geçen ve geçmeyen ve de geçmiş gibi gözüken tüm kategorilerdeki büyüklerimiz ağız birliği yapmışçasına diyorlar ki yaşasın ABD!Çünkü yapılan tüm beyanatlardan şu sonuç çıkıyor. K.Irak’ta ABD olduğu sürece PKK’ya hiçbir şey yapamayız. (Tunceli’de operasyon yapıp 2 ton gıda ele geçiririz). Kerkük ile ilgili meclis’te hangimiz daha baba konuşma yaparız ve daha çok alkış alırız? Bizler bunun derdindeyiz. Unutmayın Girit bir zamanlar bizimdi şimdi ellerin. Yarın bu basiretsiz büyüklerimizle Kıbrıs içinde aynı şarkıyı söyleriz.
Sonuç! Sonuç belli Amerika tercihini yapmış ve düğmeye basmış durumdadır. Türkiye eyalet sistemine geçecektir. Bir sonraki durak bağımsız büyük Kürdistan’dır.
Takvim:
24 Nisan 2007 ABD resmi olarak sözde Ermeni soykırım gününü kutlayacaktır.Mayıs 2007 APO efendinin PKK olarak tek taraflı ateşkesinin dolum tarihidir ve 134 milletvekilimize de mektup ile belirttiği üzere Türkiye daha özgür ve demokratik bir yönetime bu tarih itibariyle başlamalıdır. Yoksa ne olur? Sözde soykırım tasarısının kabulünün hızlandırılması için, nasıl Mossad ve CIA odaklı bir operasyon ile Hrant Dink aramızdan ayrıldıysa; Mayıs 2007’yi takip eden günler içinde APO efendi talimatıyla kuvvetle muhtemel Osman Baydemir hakkın rahmetine kavuşturulur. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, üzerinde Türkçe ‘Gökkuşağı renginde buluşalım’, Kürtçe aynı anlama gelen ‘Em di rengen keskesore de bicivin’ yazılı tabutu ile defnedilir ve kahraman olur. Suçlanan ise Derin Devlet olur. Sonra…Sonrasını ülke olarak düşünmek bile istemiyorum.23 Ocak Salı günü yapılacak kapalı oturuma şu an mecliste yer almayan parti liderleri de mutlaka çağrılmalıdır (bölücülük yapanlar hariç). “Milli mutabakat” ın sağlanacağı partiler üstü bu toplantı Türkiye’nin kaderinin çizildiği ciddiyette olmalıdır.Lütfen aldığınız kararlara saygı duymamızı sağlayınız.
Memleket elden gitmeden. ....
KAYNAK : Yeni Alanya Gazetesi Sabih Samur 22 Ocak 2007
KERKÜK KATLİAMA DOĞRU GİDİYOR
Gönderen SABİH SAMUR | 10:06 ÖÖ | ABD, Kerkük, Kuzey Irak, Mustafa Kemal ATATÜRK, PKK, Tayyip Erdoğan, Yaşar Büyükanıt | 0 yorum »


Türkmeneli Sağlık Sosyal ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Dr. Aydın Beyatlı, “Irak’ta işlevini yerine getiren bir hükümetin bulunmaması durumunda Türkmenlerin ve bazı diğer azınlıkların büyük risk altına gireceğini” söyleyen Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in sözlerini değerlendirdi. Senatör John Mccain’in dediklerini 3 yıldır çeşitli platformlarda söylediklerini ancak kimseye dinletemediklerini vurgulayan Beyatlı, bunu bazı kesimlerin yıllardır gözardı ettiğini anlattı. Kuzeyden Kerkük’e giden 400 bin peşmergenin hızlı şekilde silahlandığını vurgulayan Beyatlı, “Bunlardan 100 binin üzerindeki silahlıları Türkmenlere katliam uygulamak için bekliyor. Irak’a güçlü hükümet gelmeden yapılacak referandum bölgeyi karıştıracak” diye konuştu. Beyatlı, Irak ile ilgili rapor hazırlanırken bütün etnik gruplarla konuşulduğunu ancak Türkmenlerin yok sayıldığını belirterek, “Artık patlama noktasına geldik. Bizim kimseyle düşmanlığımız yoktu. Sunni ile Şii arasında da düşmanlık yoktu ama bunu başardılar. Bölgede etnik temizlik ve katliam yapılacak. İç savaşın yanında Türkmen ve Kürt savaşını da çıkartmaya çalışıyorlar” dedi. Beyatlı, Kerkük konusunda Türkiye’nin seyirci kalmaması gerektiğini vurgulayarak, “Kerkük’ün kaderi Türkiye’nin de kaderini belirler” diye konuştu.
Katliam uyarısıKerkük’e getirilen 400 bin peşmergeden 100 bininin silahlandırıldığını belirten Türkmeneli Derneği Başkanı Aydın Beyatlı, bunun bir katliam hazırlığı olduğunu söyledi.
Çok mu soğukkanlıyız ? Yoksa 1.Dünya Savaşı ve onu takip eden Kurtuluş Savaşımızda almış olduğumuz tecrübelerin ışığında yukarıdaki konuya bölgesel çatışma niteliğinde mi bakıyoruz? Bilemem ama bildiğim bir şey var o da siviliyle askeriyle odaklandığımız tek konu var; Başbakanın köşke çıkartılmaması.Çıkarsa ne olur Cumhuriyet tehlikeye girer.Peki hükümet devletin işlerini yürütmeden yani bir fiil icraattan sorumlu yetkili ve temsil makamı değil mi? T.C. olarak yurtdışı ve yurt içinde bağlayıcı kararlara imzayı Sn.Erdoğan atmıyor mu?Sn. Erdoğan şu an T.C.’nin Başbakanı mı,değil mi?Yahu Sn. Erdoğan sen ne büyük adammışsın benim 1923’ten beri devam eden Cumhuriyetimi tehlikeye sokabiliyorsun!Breh breh.Biz böyleyiz.Bütün dünya Suriye ile olan mayınlı sınır bölgemizin altının inanılmaz bir petrol rezervi olduğundan bahsediyor biz Cumhurbaşkanlığı makamına kimi yerleştirsek onun derdindeyiz.Sonra dallamanın biri çıkar “zaten o bölgenin mayınlarını temizlemek bilmem kaç on yıl alır,en iyisi biz orayı Birleşmiş Milletlerin kontrolüne bırakalım” der ve inanın bırakırız.Aynen petrol deryası olan Musul’u ve Kerkük’ü “ne işimiz var bu çöllerde bırakalım salak İngilizlere” diyen Osmanlı Paşası gibi.
Ne alakaysa birden aklıma geldi.Evet Sevgili Kerkük’ümüz.Senden özür diliyoruz.Biz şu an çok önemli işlerle meşgulüz.Bizden 2007 sonuna kadar sana fayda yok.Meşgulüz dedik ya!
Cumhurbaşkanlığı koltuğuna bizden birisini(Rahmetli Ecevit gibilerinin kafasına anayasa fırlatacak niteliklere haiz olması tercih sebebidir) oturtacağız,seçimlere hazırlık yapacağız.Meydanlara inip düz ova muhabbeti yapacağız( oy uğruna!).Meydanların dolu olduğunu gören diğer büyüklerimiz yaylalara çıkıp uluyacaklar(Kerkük’te değil yaylalarda).
Bu arada sen arkana kalın bir şeyler al.Biz meşgulüz ya. Amerika şahsen ve Iraklı Kürtleriyle ananı ağlatırken biz yanında olamayacağız.Sık biraz dişini, zaten kafana çuval geçirecekleri için bir şey görmezsin.Bir de biliyorsun biz Sarıkamış’ta Rus’a değil soğuğa yenik düştüğümüz için genelde kışın operasyon yapmayız.PKK’nın kış uykusuna yatıp palazlanmasını bekleriz.Zaten bu soğukta çıkart tören kıyafetlerini ,giy kamuflajları, kalk Ankara’dan git kıtalara uzun iş.Yani Ata’mıza diyoruz ya ”İZİNDEYİZ”.İzin dönüşü 2007 sonrası seninle ilgileneceğiz,ABD ananı ağlatırken!Bekleyemem mi diyorsun o zaman Erdoğan büyüğümüzün dediği gibi “ al ananı git kardeşim” Allah Allah.
Ama merak etme yukarıda yazıldığı gibi aramızda izinde olmayanlar var ve onlar senin özgürlük mücadelende yanında olacaklardır.Korumak ve kollamak için.Umarım.
Sabih Samur 11 Ocak 2007
ŞEREFSİZ AMERİKALI'YA ÇUVAL ÖDÜLÜ
Gönderen SABİH SAMUR | 9:15 ÖÖ | ABD, Barzani, Kerkük, Kuzey Irak, PKK | 0 yorum »
Bush, Türk askerinin başına çuval geçirten generali Irak’ta başkomutan yapıyor.Şerefsiz Amerikalı Türk askerine terörist muamelesi yapmıştı.
Özür bile dilemediler
Türk milletinin içinde kanayan bir yara olmaya devam eden, bazı emekli paşaların ifadesiyle “henüz rövanşı alınamayan” çuval vakasının baş sorumlusu Korgeneral David Petraeus, ABD Başkanı Bush tarafından ödüllendiriliyor. Irak’ın işgali sırasında 101’inci hava indirme tümeni-nin komutanlığını yapan Petraeus’un karargahı Musul’daydı.
Çuval baskınından Irak komutanlığına
“Henüz rövanşı alınamayan” çuval vakasının baş sorumlusu Korgeneral David Petraeus, ABD Başkanı George Bush tarafından ödüllendiriliyor.ABD Başkanı Bush, Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirten generali Irak’ta başkomutan yapıyor. Böylece, Türk milletinin içinde kanayan bir yara olmaya devam eden, bazı emekli paşaların ifadesiyle “henüz rövanşı alınamayan” çuval vakasının baş sorumlusu Korgeneral David Petraeus, Bush tarafından ödüllendiriliyor.
Casey’in yerine...
Yeni Irak planını gelecek hafta açıklaması beklenen ABD Başkanı George W. Bush’un, Irak ekibini toptan değiştirmeye hazırlandığı belirtiliyor. Irak’taki ABD kuvvetlerinin komutanı Orgeneral George Casey’in yerine ise Korgeneral David Petraeus’un getirilmesi bekleniyor. Irak Savaşı’na katılan Petraeus, Temmuz 2003’te Süleymaniye’de meydana gelen ‘çuval olayı’ sırasında Kuzey Irak’tan sorumlu ABD’li komutandı. ABD’de 7 Kasım 2006 Kongre seçimlerinde, Irak’taki durumun da etkisiyle rakibi Demokrat Parti’ye karşı ağır yenilgi alan ve kongrede çoğunluğu Demokrat Parti’ye kaptıran Cumhuriyetçi Partili Bush, seçimlerin hemen arkasından ABD Savunma Bakanlığı pozisyonunda değişiklik yapmış ve Donald Rumsfeld’in yerine Bob Gates’i atadığını duyurmuştu. Rumsfeld’in arkasından Bush’un, ABD’nin Irak’taki en üst düzey komutanı olan Orgeneral George Casey’i de görevden almaya hazırlandığı, Casey’nin, Irak’taki kötü gidişatta rolü bulunduğuna inandığı söylentileri bulunuyordu. Amerikan ABC televizyonu, açıklamadığı kaynaklara dayandırarak Bush’un, Casey’nin yerine Korgeneral David Petraeus’u atayacağını bildirdi. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, bu haberle ilgili yorum yapmadı.
Musul’da görev yapmıştı
Korgeneral David Petraeus, Irak’ın 2003 yılı işgali sırasında 101’inci hava indirme tümeninin komutanlığını yapmıştı. 101’inci hava indirme tümeni, Kuzey Irak’ta özellikle Musul’da görev yapmıştı. Demokrat Parti’nin çoğunluğu ve dolayısıyla kontrolünü ele geçirdiği ABD Kongresinde, yeni dönem Kongre üyelerinin yemin edip göreve başladığı gün, Bush’un Irak’ta yeni atamalar yapacağı haberlerinin basına sızması dikkat çekti. ABD Temsilciler Meclisinin ilk kadın başkanı olan Demokrat Partili Nancy Pelosi, Kongrede göreve başlarken yemin töreninde, Amerikan halkının Kongrede güç değişikliğine destek vermesinin, ülkenin gittiği yönü beğenmediği anlamına geldiğini söyledi. Pelosi, Irak konusunda Bush’un kısa süre içinde halka açıklama yapacağını hatırlatırken, “Iraklıların kendi sokaklarını savunması ve kendi güvenliğini sağlaması gerektiğini anlamalarını sağlayacak bir planı dile getirmek Başkan’ın sorumluluğudur. Bu plan bölgeye istikrar getirmeli ve biz de askerlerimizi sorumlu bir şekilde yönlendirebilmeliyiz” dedi.
Savaş karşıtları tepkili
ABD Kongre binası önünde toplanan yaklaşık 150 kişilik bir grup, yeni milletvekilleri ve senatörlerden Başkan George W. Bush’u yargılamalarını talep etti. Göstericiler arasında Guantanamo esir kampında tutulan mahkumların giydiği üniforma benzeri giysiler giyenler de vardı. Ortadoğu’da barışın sağlanmasını talep eden göstericiler, hep birlikte yürüyüş düzenledi.
Kaynak: Yeniçağ Gazetesi 06 Ocak 2007
Epey zamandır internet üzerinde dolaşan aşağıdaki e-postayı sizlerle paylaşmak istedim.
Sabih Samur
Adnan Kahveci- Eski Maliye Bakanı. Dedi ki;"Bizim bağımsız olmamız için Amerika ve IMF'den kurtulmamız lazım.." 2 gün sonra trafik kazasında öldü
Bedri İnce Tahtacı- Saadet Partisi Gaziantep milletvekili. Dedi ki;"Amerika en büyük engeldir bu ülkeye; istediğini Başbakan yapar, istediğini Cumhurbaşkanı yapar" 5 gün sonra G.Antep'e giderken trafik kazasından öldü..!
Levent Çotuk - İş Adamı. Aylık 400.000 adet konfeksiyon ihracatı yapıyordu.Bankalarla sıkı kredi ilişkileri vardı. .............isimli bankadan yaklaşık 3.000.000 Milyon Dolar kredi talebinde bulundu.Bunu haber alan Yahudi kökenli bir factoring sahibi kendisine bu parayı tedarik edebileceğini söyledi;Levent Çotuk kabul etmeyince şirketi tarih oldu ve Türkiye kaybetti.
Turgut Özal- Cumhurbaşkanı. Dedi ki;"Musul ve Kerkük bizimdir alacağız"10 gün sonra öldü..!
Eşref Bitlis- Jandarma Komutanı. Dedi ki;"Amerika'nın İncirlik'ten kalkan uçakları pkk'ya yardım atıyor" 4 gün sonra - (eksi) 60 dereceye kadar dayanıklı olan helipkopter ile Siirt'e giderken helikopteri düştü ve öldü..!(Kaza nedeni helipkopter motorların buzlanması! Oysa Siirt'te o esnada hava sıcaklığı -11 idi)
Recep Yazıcıoğlu- Denizli Valisi. Denizli'de kanun çıkardı;"Artık bundan sonra cafe ve benzeri yerlerde Ingilizce isim kullanılmayacak, yani "cafe" degil "kahve" yazılacak" dedi ve 1 hafta sonra Ankara'ya giderken trafik kazasında öldü..!
TBMM-1 mart tezkeresine red oyu verdi. 3 gün sonra İstanbul'un göbeğinde bombalar patladi.
Kaç kişi öldü..!
KARARLI OLMAK
Gönderen SABİH SAMUR | 3:26 ÖS | Devlet Bahçeli, Kerkük, Kuzey Irak, MHP, PKK, Tayyip Erdoğan, Yaşar Büyükanıt, Yeni Alanya Gazetesi | 0 yorum »Kararlıyım.
Kararlısın.
Kararlı.
Kararlıyız.
Kararlısınız.
Kararlılar.
Hangisini seçmek istiyorsanız seçin, yapacağınız kararlılık içeren konuşmalarınızdan birine yerleştirin.
Irak Başbakanı Ankara’ya geliyor; Sn. Erdoğan ile beraber basın toplantısı yapıyorlar. Sn. Erdoğan Türkmen konusunda ne kadar kararlı olduğumuzu vurguluyor, Maliki de cevabı yapıştırıyor. “Irak ve dolayısıyla Kerkük Irak Anayasası’na göre yönetilmektedir” diyor.
Kara Kuvvetleri komutanımız ABD’deki ziyaretinde (dostumuz ve müttefikimiz olan ABD) ta oralardan sesleniyor; “Tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadelemiz sürecektir, bizler hükümetimiz doğrultusunda hareket ediyoruz, PKK ile mücadele kararlılığımız sürecektir” diyor. Oysa koordinatör atayarak Irak yönetiminin de içinde olduğu oluşumda yine bir çatlak ses cevaben, PKK kelimesini bile kullanmadan Uç olarak bahsediyor terörist örgütten. Ve büroların kapatılmasında göstermiş oldukları kararlılıktan dem vuruyor Irak Başbakanı Maliki.
Prof. Dr. Ümit Özdağ 19 Kasım Pazar Günü yapılacak kurultaya katılmakta ve aday olmakta kararlı görünüyordu; Sn. Devlet Bahçeli ise kendisini bırakın kurultaya, kurultayın bahçesine bile almamaya kararlı gözüküyordu. Bu sırada Alanya MHP yönetimi hangi kararlılıkta idi onu da merak ediyorum?
Papa Türkiye’ye gelmekte kararlı gözüküyor, bizlerde ağırlamakta…
Bu kadar kararlılık içinde Sn. Mehmet Ali Dim’in yaklaşık on gündür yazmıyorsunuz uyarısına, yazma kararlılığım devam ediyor ama yetkisi ve sorumluluğu olan kişilerin siviliyle ve askeriyle, sadece ellerindeki A4’leri okuyarak mevkilerinin gerektirdiği icraatları yapıyormuş gibi gözüküp yapmamaları Türkiye’ye vakit kaybettiriyor, bu kadar yazıp-çizen ve okuyanın yanında ben Sabih Samur olarak Alanya ve İstanbul’dan gazel atmışım kim takar, Sn. Dim demek istiyorum.
TEŞEKKÜRLER DEVREM
Neyse biraz da olumlu şeylerden bahsedelim. İki gün evvel İstanbul Zeytinburnu Abdi İpekçi Spor Salonu önü.Belediye veya Karayolları hangisi becermiş bilemiyorum. Yaklaşık 10 cm derinliğinde 20 cm genişliğinde bir kazı sonucu yol kilit durumda. Sürücüler arabalarına zarar gelmesin diye milim milim ilerliyor. Korna çalanlar bağıranlar, küfredenler… Yolun kenarında ise 25li yaşlarda genç bir trafik polisi arkadaş. Herkesin tuhaf ve şaşkın bakışları içinde kenarda yığılmış olarak bırakılmış bordür taşlarından taşıyabildiği kadar kucağına doldurarak kararlı adımlarlarla caddenin ortasına geldi ve araçların geçmesine engel olan o boydan boya olan kazıyı tek tek bordür taşlarıyla doldurdu. Bunu gören ön taraflardaki birkaç sürücü de araçlarından inerek kendisine yardım ettiler ve trafik tekrar akmaya başladı.Şikayet etmek yerine yetki ve sorumluluğunda olmadığı halde sorun çözmeğe çalışan gencecik ve umut dolu bir Türk Polisi.Teşekkürler Devrem.
BİRAZ DA TURİZM
Geçen Pazar Günü ailece geziyorduk. Kumburgaz’da Marin Hotel’in önünden geçerken durdum. Otelin önünde kapalı otoparkında yer kalmadığı için belki 200 den fazla araç var. Merak edip sordum. Otel yöneticisi rutin bir kalabalık olduğunu çok iyi bir pazarlama yönetimlerinin olduğu yazın yerli ve yabancı turistle kışın ise panel ve seminerlerle % 80 – 90 dolulukta olduklarından bahsetti .Gurur duydum. Aklıma Sevgili dostum Alon AVM Yön. Kur. Bşk. Serbülent Sürmeli ile yazın yaptığımız, sonu olmayan bitmez tükenmez Alanya muhabbetleri geldi. Yazın çalışan kışın dinlenen bir Alanya. Belki bu cümle bazı birlikleri, dernekleri ve ya kuruluşları rahatsız edecektir ama lütfen özeleştiri olarak kabul etsinler ve bence bahsi geçen otel ve benzeri otellerle (özellikle Alanya’nın coğrafyası ve fiziksel şartları ile benzerlik gösteren ) temasa geçsinler. Hepimizin bildiği şeyi tekrar etmek istemiyorum ama kış öyle veya böyle geçecek. Fakat boş ve verimsiz geçecek bir 2007 Yazına hiç kimsenin tahammülü olduğunu zannetmiyorum. 2007 Eylül’ünde kimsenin nerede hata yaptık geyiği yapmaya fırsatı olmaması dileklerimle…
Sabih Samur Yeni Alanya Gazetesi 28 Kasım 2006
TEŞEKKÜRLER KANAL D
Gönderen SABİH SAMUR | 2:12 ÖS | F-16, Kerkük, Kurtlar Vadisi Pusu, Kuzey Irak | 0 yorum »


KANAL D ' de yayınlanan Kurtlar vadisi IRAK adlı film zamanlama olarak inanılmazdı.Sanki Sn Koordinatörümüz Edip Başer Paşa'yı cevaplar nitelikteydi.
Düşünün bir tarafta "Irak'ta hiçbirşey yapamayız" diyen bir hükümet görevlisi,diğer tarafta ise HAMASET yapan(?) bir film.
Ne Mutlu Türküm Diyene! Türklük gururumuzu,inancımızı kırmak isteyenlere rağmen.
F-I6'lar silahsız uçuyor!
F-I6 larımızın bomba kısımlarına Mavi-Beyaz karanfiller yükleyip,Yunanistan Semalarına boşaltalım diyorum hatta birer koltuk ilave yapıp uçaklarımızı turizm için dahi faydalı hale getirebiliriz.
Önemli olan spor olsun.
Sabih Samur

