Kemal Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemal Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster




Adalet Yürüyüşü, Kemal Kılıçdaroğlu'nun gerçekten zekice bir hamlesi. Kutluyorum.
Bu yürüyüşte yer alanlar Türk Milletinin resmi vatandaşları.
Öncelikle dalga geçmek, "Hızlı Tren" esprisi filan asla bu tepkinin ciddiyet seviyesini aşağı çekemez, önemli olan hükümetin mesajı almasıdır. Almıştır da.

Bağımsız olması gereken Yargı, ne kadar siyasallaştırılırsa siyasallaştırılsın gün gelir özüne yani Cumhuriyet ayarlarına döner ve görevini icra eder.

Bu Devlet Sadece 90 küsur senelik devlet değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, buzdağının deniz üzerinde görünen küçücük bir parçasıdır. Bu Devlet 2.500 yıllık KADİM Devlettir.
İşte denizin içinde olan ve görünmeyen asıl büyüklük budur.

FETÖ, PKK, ASALA kimler geldi kimler geçti ve geçmeye devam ediyor...

Devlet her daim ayakta olacaktır!

Türkiye, FETÖ öncesi ve sonrası bu ve benzeri hiçbir cemaat, kişi ve dini yapılanmanın güdümüne sokulamaz!
Yaşayacak ve göreceğiz.

Adalet Önemli, Yürüyüş Önemli

Sabih Samur, 17 Haziran 2017

Kaynak: http://www.dorukturk.tv/makale/sabih-samur/adalet-onemli-yuruyus-onemli/459.html 



Terörist dediğiniz bizim kahramanımız


“Bunu bu noktaya getirmeye kimsenin hakkı var mı? Bizim, siyasi partilerin, cumhurbaşkanının, başbakanın hakkı var mı”
“BM’nin 665 sayılı kararı da vardır. Diktatör, hak ve özgürlükleri tanımıyorsa, zulüm ediyorsa, operasyon yapılıyorsa, ezilen hakların başkaldırı hakkı vardır. Oysa biz gelip Meclis’te çözelim diyoruz. Halk bizi bunun için gönderdi. Gelin halkın iradesini tutuklamayın, kelepçelemeyin. Sizin terörist dediğiniz bizim için kahraman, vatanseverdir. Ya irademiz çıkar özgür olur Meclis’e gelir, ya da Meclis’in iradesi yok olur kelepçelenir.”

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan

Sabih Samur Yorumu:
Eğer bu ve benzeri kişiler göz göre göre T.C.'ye posta koyarak, tehdit edebiliyorsa...
Sözün bittiği yere gelinmiştir!
Bana hiç kimse "Bırakın bu ülkede Demokrasi var, herkes dilediği gibi konuşur" masalını okumasın.
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu acilen ikili toplantı yapmalı ve radikal kararlar almalı!
Yoksa tüm bu gelişmelere göz yuman, görmemezlikten gelenler,
bu ülkeyi bu duruma getirenlerle aynı kefeye koyulacak ve Cumhuriyet Koruyucuları
tarafından YARGILANACAKLARDIR! (AB,İsrail, ABD'ye rağmen).
Sabih Samur



2023 yılı, 23 Nisan.
Başkan yardımcısı Nimet Çubukçu Amed (eski adıyla Diyarbakır) Eyaletindeki törenleri gözleri yaşlı bir şekilde izliyor. Törenleri gökyüzünde oluşturulan devasa büyüklükteki üç boyutlu görsel aktarıcıdan izleyen halka, unutulmak üzere olan Türkçeyi de nezaketen, gönül koyulmasın babında alt yazı ile geçme jesti yaptırıyor Sn. Çubukçu.
O an aklına yıllar önce, sanırım 2011 yılında, adını bile hatırlayamadığı MHP adlı partinin bir yetkilisinin kendisine söylediği “iki dillilik olamaz o dili kopartırım” sözü geliyor. Gülüp geçiyor. Ne yıllardı diyor içinden tören yürüyüşünde yer alan miniklerin Sarı-Kırmızı-Yeşil den oluşan cıvıl cıvıl kıyafetlerine bakarak.
Seçimlere çok az kalmıştı, Başkan Erdoğan o zaman T.C.’nin Başbakanı idi. CHP bir şeyler yapmaya çalışıyor o iste muhteşem hatipliği sayesinde Kılıçdaroğlu ile tabiri caiz ise oynuyordu.
Devlet Bahçeli 12 Eylül’e takılmışlığı ile zaman zaman ani çıkışlar yapmış ama daha öteye gidememişti.
DP ise uyuyan dev denmesine rağmen uyanmayı başaramadı. Facebook denen ilkel, birinci nesil paylaşım sitesinde en son 20. grubu kurmuşlar ve “ben söyle yaptım, ben böyle yaptım” diye genç kızlık hikayelerini anlatıyorlardı birbirlerine.
Biz de bu sırada kömürden sonra baharda neler dağıtabiliriz fakirleştirdiğimiz ve yardıma yatkın hale getirdiğimiz halkımıza, onu planlıyorduk.
Stratosfer katmanında oluşturulan lazer yağmuru bir anda gökyüzünü Sarı-Kırmızı-Yeşil renklere büründürdü. Ve beklenen an gelmişti. Gökyüzünde Yüce lider Başkan Erdoğan belirdi.
Halkına İstanbul’a taşınan Başkanlık Sarayı’ndan sesleniyordu.
Bu arada unutmadan; önce Merkez Bankası ile başlayan süreç tüm bakanlıklar ve resmi dairelerin İstanbul’a taşınması ile tamamlanmıştı. 2018 yılında alınan kararla Atatürk’ün Ankarası ilçe durumuna getirilmişti. Herkes mutluydu eski ve köhnemiş olan Atatürk’ün Cumhuriyeti’nin tüm izleri silinmişti.
Evet bu sadece bir hikaye.
Bu hikayenin gerçek olmasını arzuluyorsanız durmayın, paylaşım sitelerinde birbirinizi yemeye, aptalca kıskançlıklar ve en çok ben bilerim pozlarıyla harcayın seçime kadar olan Allahın verdiği sayılı günleri.
Büyüksün Tayyip Erdoğan.
Ve şanslısın. Bu kadar beceriden yoksun bir muhalefete sahip olduğun için.

Sabih Samur


Hikâyeyi, bahaneyi, bildiriyi geçiniz! AKP, askeri yere sermiştir.
Tamam bunu CIA ve Pentagon’un sınırsız desteğiyle yapmıştır ama sonuç budur!
Bunu söylemekten ızdırap duyuyorum, lakin her şey
ortada!
Sakın bu ifademi hiç kimse Süheyl Batum örneği misali TSK’ya darbe yapmadığı için kızıyor diye tercüme etmesin!
Hep söyledim bir kere daha söyliyeyim.
Allah korusun asker yarın darbe yapsa denge olsun diye ilk içeri atılacaklardan biri yine bizim gibiler olur.
12 Eylül’de böyle olmadı mı?
Dolayısı ile en kötü sivil iktidarı bile en iyi askeri yönetime tercih ederiz.
Asker yenilmiştirden kastımız şudur:
Türk Silahlı Kuvvetlerinin diğer ülke ordularından bir farkı var.
Birincisi binlerce yıldır biz Türkler için ordu eşittir devlet demektir.
İkinci husus 1923’de batan bir imparatorluktan bir millet yaratan kurum ya da irade asker veya TSK’dır.
Türk Silahlı Kuvvetleri Anadolu’da hür ve birlikte yaşamanın ifadesi ve teminatıdır.
Bu ülkede yaşayan herkesin bilinç altında “İyi ki ordumuz var” bakışı ve dudaklarında “Allah askerimize zeval vermesin” duası var.
Asker ya da ordu bizde; inancımızın, iffetimizin ve hatta geleceğimizin teminatıdır.
Öyle olduğu içindir ki bizde TSK’ya Peygamber Ocağı
deniliyor.
Peki bu asker AKP’ye nasıl mı yenilmiştir?
Kendine rezilce komplolar kurulurken susarak!
Mensuplarına alçakça tezgâhlar işletilirken idare-i maslahat yaparak!
Bizatihi kurumsal kimliği açıktan hedef alınırken görmezden-duymazdan gelerek!
Mahremine, yani Kozmik Odasına fütursuzca girilirken hiçbir şey olmamış gibi davranarak!
Ne mi yapabilirdi?
Karşı psikolojik operasyonlar düzenlenebilirdi!
Hadi onu beceremediler,TSK’ya saldıranlar ve amaçları tek tek ortaya konup milletle paylaşılabilirdi.
Bunların hiç birini yapmadıkları gibi AKP’ye mağduriyet bahşettiler!
Bir ordu düşününüz ki yüzlerce mensubu hâlâ darbe yapmakla yargılanır iken amir konumunda olan ve dönemlerinde bu iddialar için yasal gerekleri yerine getirmeyen Birinci (Hilmi Özkök), ikinci (Aytaç Yalman) ve üçüncü (İker Başbuğ) derecede sorumluluk sahibi isimler bu ithamlardan muaf tutulup ayrıcalıklı konumdadır...Yahu TSK’da ve diğer dünya ordularında esas olan emir-komuta değil midir? Öyle ise emretme mevkiine oturanlar niçin sorumlu tutulmazlar?
Sadece bu tablo bile AKP’nin TSK’da işbirlikçiler bulduğunu gösteriyor!
Hiç kimse beni Çevik Bir’in, Hilmi Özkök’ün ve Yaşar Büyükanıt’ın yaptıklarını bir projeye hizmetin dışında olduğuna ikna edemez.
Lafı dolandırmıyorum, son
8 yıldır TSK’yı yönetenler cihan ordumuzu Mustafa Kemal’den rövanş almak isteyen AKP’ye ve onun ardındaki irade olan Paxamericana’ya peşkeş çekmişlerdir. Hiç kuşkunuz olmasın tarih bu rezilliği kaydedecektir.
ÇİFTE STANDART
Şivan’la Arınç değil de Kılıçdaroğlu görüşse bunlar olurdu?

1) Kürtçü ses sanatçısı Şivan Perver’i Almanya’da kaldığı otele davet eden Bülent Arınç değil de kazara CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olsaydı bütün yandaş medya Kemal Bey’i manşete oturtur ve “gizli gündem” başlıklarını atardı.
2) Evet Şirvan ile Kılıçdaroğlu buluşsaydı, “PKK’ya affı görüştüler” gibi yakıştırmalar yapılırdı.
3) Dahası, Kılıçdaroğlu’nun Şivan Perver aracılığı ile Abdullah Öcalan’a selam gönderdiği bile manşetlere taşınırdı.
4) Oysa aynı görüşmeyi Arınç yapınca olan sadece Kürt mes’elesine çözüm arayışı ve AKP’nin özgürlüklere nasıl sevecen baktığıdır....
5) Bu ülkede Bülent Arınç gibilerden olmak ne büyük bahtiyarlıktır.
UYDURMALAR...

Can Dündar, Tayyip Bey’e yalancı mı dedi!

Tayyip Erdoğan ziyaretine gelen Cumartesi Annelerine “1979’da ben de işkence gördüm” diyerek gözaltı sürecinde güya gördüğü muameleyi
aktardı.
Derken Can Dündür belgeselci olduğunu kanıtlayarak Başbakan’ın iddia ettiği gibi işkence görmediğini yazılan kitaplarla ortaya koydu.
Hayır kitapları yazan Tayyip Bey’in muhalifleri değil; biri eski basın danışmanı olan ve mebus yaptırdığı Hüseyin Besli, diğeri de kankası Star yazarı Mehmet Metiner’dir...
Evet bu kitaplarda değil işkence yapılması, bahsedilen olayda Erdoğan’ın görevli komutanla şakalaştığı bile yazılıyor. Dahası güya işkence gören gençler o süreçte müsabaka yaparcasına eğlenmek için güreş bile tutmuşlar, yani ona bile izin verilmiş.
Tayyip Bey’in çok çok yakınlarının yazdığı kitaplara göre Erdoğan hiç olmayan şeyi yani işkenceyi var ve olmuş gibi anlatıyor.
Sorarım size bir Başbakan’ın yapılmayan bir işkenceyi acındırmak ve siyaseten istismar için durduk yerde uydurmasını nasıl izah etmeliyiz!
Böyle bir şeye tevessül eden bir kişilik siyasi amaçları için
neler yapmaz!
GELİŞMENİN BÖYLESİ!..

Kaç para Tarhan Erdem, kaç para!
Adam aslında ODA TV’nin tespitine göre inşaat
mühendisi.
Milliyet’te tamirat, sıva ve badana işlerinden sorumlu imiş! Sonra dönemin etkili ismi ağabeyi Kaya Erdem’in ittirmesi ile 1987’de tanıtım ajansı Konda’yı kurmuş.
Derken 1999’de tesadüfen Altan Öymen’in CHP’ye Genel Başkan olduğu süreçte yani geçiş döneminde Genel Sekreter olmuş.
Aaa o da ne?..
O gün bugün kimseleri beğenmiyor.
Ecevit’ten Baykal’a herkese hücum etti.
Sadece onlar değil, şimdi Kılıçdaroğlu’nu dövüyor.
Sanırsınız ki siyasette allame ya da bulunmaz hind kumaşı!
Derken dün önemli bir isimden aldığım telefonda şu iddia yansıdı ahızeye:
- “Tarhan Bey Kılıçdaroğlu’ndan CHP’nin tanıtım işini şirketi KONDA için istedi, alamayınca şimdi hücum ediyor.”
Bana söylenen kesin doğru mu bilmiyorum -ki Tarhan Bey hayır derse sütunumda yayınlayacağım- ama doğru ise yazıklar olsun dememiz
gerekmiyor mu?

Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com



17 Temmuz 2010
Sabih Samur
Haftalarca tüm iletişim araçlarıyla bu buluşma şişirildi, şişirildi, sanırsınız ikisi bir araya geldiği an tüm sorunlar çözülecek.Başbakan “Biz gidelim o halde” dedi ve aldı birkaç korumasını (yaklaşık 20 kişiden oluşan) düştü yola.
Malum yollar tehlikeli ve uzun.Meclisin Okmeydanı bölgesi yolunu tercih etmedi ve Gazi Mahallesi koridorundan gelerek; yolda pusu ve mayına karşı gerekli tedbirleri öncü ve artçı korumalarla(ne de olsa meclis koridoru burası, her şey olabilir) zorlu intikâli başarıyla tamamlayarak, Mavi Birliklerin olduğu tepeye ulaştı.
Kılıçdaroğlu ile Recep Bey nihayet bir araya gelmişti.
İntikâlin başarı ile tamamlanması üzerine Kılıçdaroğlu kıta yükü erzağında bulunan sıcak çorbadan servis yapmak istedi fakat Recep Bey deplâsmanda olduğunu hatırlattı.
İntikâli birlikte geçirdiği kadrosunda yer alan uzman ve profesyonel çaycısından –kişiye özel- kodlu çayını istedi.
Güzel geçen görüşme sonrası kapı çıkışında Kılıçdaroğlu Recep Bey’den her nedense Sn. Başbakan diye bahsetmeyi uygun gördü.
Çok faydalı bir görüşme olduğunu ve bazı devlet sırrı niteliğindeki bilgileri Sn. Başbakanın kendisi ile paylaştığını söyledi.
Bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmasının mümkün olamayacağını ve ikisinin arasında sır olarak kalacağını iletti.
Bu faydalı görüşmenin ardından odasına çekilen ve yalnız kalmak isteyen Kılıçdaroğlu hâlâ Recep Bey’in, çaycısının göğsünden çıkartarak masaya bıraktırdığı Pembe dosyada kendisine ait çok özel bilgilere nasıl ulaşılabildiğini yarı kızgınlık yarı hayranlıkla düşünüyordu.
Artık bu çok özel bilginin onun tarafından biliniyor olması hırçın muhalefetini engelleyecekti.
O da susturulanlar arasına katılmıştı.Recep Bey’e seve seve Sn. Başbakanım demek zorundaydı.
Sonra dosyada yazan o çok özel bilginin yaşandığı günlere dalıp gitti.
7 yaşında ve Malatya’daydı. Arkadaşları ile beraber sıcak ve bunaltıcı bir yaz günü komşularının kayısı bahçesinden birer avuç kayısı aşırmışlar, bir güzel yemişler ve çekirdeklerini yine komşularının bahçesine dikmişlerdi.
Fakat geçimsiz ve hoşgörüsüz olan Melahat teyze onları yakalamış ve kulaklarını çekmişti.
İşte şu an 90 yaşında olan bu yaşlı teyzeyi bulmuşlar konuşturmuşlar ve bu konuşmayı ıslak imza ile kayıt altına almışlar…
Bir avuç kayısı başıma neler açtı diye düşünürken içi geçti, uyuyakaldı…