AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster















.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, her türlü elverişsiz şartlara rağmen milletin iradesinin sandıkta tezahür ettiğini belirterek, 7 Haziran seçiminin AK Parti için sonun başlangıcı olarak olarak göründüğünü söyledi. MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, bunlardan birinin de yolsuzluk dosyalarının açılması olduğunu kaydetti.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, partisinin Yozgat İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında 7 Haziran seçimlerini değerlendirdi. Türk milletinin, kurgulanan dayatma, karartma ve aldatma mekanizmalarına rağmen hür iradesini sandıkta gösterdiğini ifade eden Durmaz, "Şimdi Türkiye'de yeni bir siyaset tablosu belirmiştir. 7 Haziran milletvekilliği genel seçimlerinin ilk sonucu, hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak bir sayısal çoğunluğa ulaşamamasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi, yaklaşık 13 yıldır süren tek başına iktidarını kaybetmiştir. AKP için sonun başlangıcı görünmüştür. Türk milleti, kutuplaşma simsarlarını açıkça ikaz etmiştir." dedi.

AK Parti'nin 7 haziran seçimlerinde devletin bütün imkanlarını pervasızca kullandığını söyleyen Durmaz, "7 Haziran seçimlerinde AKP gerilim ve gerginliğe dayalı siyaset anlayışı ile bugün ağır bir yenilgi almıştır. Dahası milli iradeyi karartmaya, demokrasiyi çarpıtmaya dönük her türlü algı operasyonunun tutmayacağı artık net olarak anlaşılmıştır. Şurası inkar edilemeyecek bir gerçektir ki, AKP 7 Haziran seçimlerinde devletin tüm imkanlarını pervasızca kullanmıştır. Devlet kanalı TRT, yandaş medya, AKP'nin siyasi kampanyası için seferber edilmiştir. Valiler AKP'ye çalışmıştır. Hazine kaynakları AKP'nin emrinde ahlaksızca israf edilmiştir. Tüm ülkemizde olduğu gibi özellikle Yozgat'ta seçim çalışmaları boyunca AKP'li eski bakan ve milletvekilleri devletin bütün imkanlarını seferber ederek, hak, hukuk gözetmeksizin çalışma yapmıştır. Buna Yozgat valisi de ön ayak olmuş, kurumlara yazılı talimatlarda bulunarak adeta AKP il başkanı gibi çalışmıştır. Yapmış olduğumuz uyarılar da dikkate alınmamıştır." diye konuştu.

17-25 ARALIK DAHİL NE KADAR YOLSUZLUK DOSYASI VARSA ÜZERİ AÇILACAK

MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, şunları kaydetti: "Bizim çizgilerimiz nettir. Birincisi çözüm süreci rafa kalkacak, ikincisi cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilecek, üçüncüsü 17-25 Aralık dahil bundan önce ne kadar yolsuzluk olayı varsa hepsinin üzeri açılacak ve hepsi ile soruşturmalar yeni baştan ele alınacak. Bizim söylediğimiz budur. Bu şartları kabul ediyorlarsa biz elbette bu ülkede birilerinin buradan bir kriz çıkartmasına müsaade etmeyiz. Biz elbette hükümet etme sorumluluğunu sonuna kadar üstleniriz. AKP'nin içerisinde bir grubun kasıtlı olarak diğer partilerin şartlarını kabul etmeyerek 'bakın biz koalisyon yapmak istiyoruz ama bizimle koalisyon yapmaktan, hükümet etmekten kaçıyorlar' şeklinde bir krize sebebiyet verme amacında olduklarını da duyuyoruz. Biz bütün bunların farkında olarak, çok akıllı, sağduyulu bir şekilde bu süreci yöneteceğiz. Yani biz baştan kesin hatlarla 'hayır biz yokuz' demiyoruz. 'Önce diğer seçenekleri deneyin' diyoruz. Nitekim, sayın cumhurbaşkanının anayasal sınırlara çekilmek şöyle dursun, başka bir partiye nezaketsiz bir şekilde, başka bir partinin içişlerine karışacak şekilde Deniz Baykal'ı çağırıyor olması, özel konuşma yapıyor olması da bizim kuşkularımızı da bizim kırmızı çizgilerimizde ne kadar haklı olduğumuzun teyididir."
HDP'nin olduğu hiçbir yapının içerisine olmalarının söz konusu olmadığını vurgulayan Durmaz, "HDP'nin içerisinde olduğu hiçbir yapıya bizim içeriden, dışarıdan, destek vermemiz söz konusu değildir. HDP ile hiçbir şart altında bir araya gelmemiz de söz konusu değildir." ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Levent Çotuk'tan muazzam bir durum değerlendirmesi (mevcut gelişme ve suçlamaların, yaşanan sürecin önemine binaen)
12 Haziran 2015 Cuma 00:37


Ey benim gönlü sıra dağlardan da büyük güzel yiğit kardeşim.
Sen Türkiyesin.
Sen bu tarihin en şerefli milletin evladısın. Evlad-ı Fatihan'sın.
Yakışanı yapmaktır sana yakışan.
Bak yaklaşıyor, yaklaşmakta olan.
Kimsenin kimseye faydası dokunamayacağı gün gelip çatmadan, babanın oğlundan kaçacağı gün gelmeden, yapılacak çok işimiz var, bilesin.
Öyle ya da böyle; bir şekilde bazı algılara uydun ve bu vesileyle bir tercih yaptın. Tercihin hayırlı olsun. Yarınların mübarek olsun. Fakat bugün aklı selim ile hareket etmek ve makul olmak zorundasın.
Seçim sonuçları açıklanmaya başladığı andan itibaren, gördüğüm manzara içindeki sen, sen değilsin. Ecdadın değil. Sanki garbın hizipleri gibi bir hal almışsın. Bundan hemen vazgeçmelisin.
Tek başına hükümet kurulamıyor diye sevinip zafer naraları atan değil, durumdan vazife çıkaran olmalısın. Kardeşinin göz yaşı ile ferahlayamazsın. Haklı olarak, kutuplaşmadan şikayet ederken, aynı hataya sende düşmemelisin.


Bak ben Saadet Partisiyim. Milletvekili adayı olarak hep anlattım. "Derdimiz oyların bölünmemesi değil, Ülkenin bölünmemesidir" dedim.
Kastettiğim sadece "toprak bölünmesin" değildi. Esasen "İnsanlarımız bölünmesin"i dert ediniyorduk.
Nedir şu gördüklerim?
Öbür taraftan bir diğer kardeşim; seçmeni cezalandırmak ister gibi, sırf karşı düşüncenin tarafı olduğu için, haydi hizmetler dursun da, enflasyon çıksın da, döviz yükselsin, piyasalar yerle bir olsun da, aklınız başınıza gelsin demek de ne demek oluyor?
Bu seni gerçekten mutlu mu edecek?
Neden içgüdüsel davranıyor, oraya buraya saldırma ihtiyacı hissediyorsun?
Hala mı ötekileştiriyorsun senden olmayanı?
Sen misin bu kardeşim?
Neden tanıyamıyorum seni artık? Bu "görün bilmem neyinizi" dili iyi bir dil değildir. Bak ey sevgili, en sevgili, güzeller güzeli, gönlü zengin, yiğit kardeşim.
Yaklaşıyor, yaklaşmakta olan.
Ben Saadet Partisiyim, Milli Görüş'üm. Buradan sanki ahireti görüyormuş gibi konuşuyorum. Siyonizm İlmek İlmek planlarını işlemeye devam ediyor. Her gün -1 gün olarak düşüyor geleceğinden.
Ne zaman uyanacaksın ey benim canım ciğerim?
Ne zaman, verdikçe artacak olan Sevgi'ni sloganlardan çıkarıp karşında durana sunacaksın?
Ben, O %2 diye dalga geçtiğin, eski kafalı olmakla, bölücü olmakla suçladığın Saadet Partisinin bir neferiyim. Benim sevgim hiçbir baraja takılmaz. Aziz Milletimin kıymetli ve şerefli tüm evlatlarına yeter.
Ben Milli Görüşüm. Bu milletin Makul sesiyim. Hakk'ı Hak, Batıl'ı Batıl olarak görmekle vazifeliyim.
Hepinizi, Hepimizi, Makul olmaya, boşaltılmış olan kavramların içini yeniden doldurmaya davet ediyorum. Ne olacaksa olacak. Bu Vatan için; ama benimle, ama bensiz, her ne yapılacaksa, en mükemmeli, en iyisi, en doğru ve en hayırlısı için gayret göstermeli, öyle temenni etmeliyiz. Cenab-ı ALLAH'a öyle Dua etmeliyiz.

Levent Çotuk

DORUKTÜRK HABER, Zeytinburnu, Sabih Samur


Tribünden Yılbaşı Manzaraları, CİZRE

Gönderen SABİH SAMUR | 12:14 ÖÖ | , , | 0 yorum »



"Cizre'de Yılbaşı için Havai fişek gösterileri erken başladı" diye bir haber görürseniz şaşırmayın. Maksat ALGI olsun.
Ekteki fotoğraf "olayların bizimle alakası yok" denen Cİzre'den...
Yakılan zırhlı araç ise YANLIŞLIKLA isabet almış oradan geçen bir TC Aracı.
Evet bu paylaşım olayı tribünden izleyen zevata bilgilendirme niteliğindeki bir paylaşımdır.
Yılbaşını nasıl istiyorsanız öyle kutlayın.
Bu aracımızı yakanlara da kızmayın.
Onlar "Yeni Türkiye" diyenlerin şımarttığı piçler ve Kendilerine verilen sözlerin tutulmasını istiyorlar.
2015 Memlekete Hayırlı Olsun.

Sabih Samur
Türkiyeliliği reddeden bir TC Vatandaşı
Bir TÜRK


Herkes safını oluşturmaya başladı.

CHP yanlış yolda; Kürtçülük yapanlarla omuz omuza bir CHP, Bayraktan, Vatandan, Milliyetçilik/Ulusalcılıktan dem vuramaz.

Saadet Partisi Milli Görüş söylemini güncelleyerek Merkeze talip olmuyor ve ya olmak istemiyor.

DP isim itibariyle kabul görmedi. Genel Merkez neye ve kime hizmet ediyor bilmiyorum.

DYP ismen iyi bir marka. Kadroda değişiklik yapabilirse...

MHP Devlet Bahçeli yönetiminde nereye kadar giderse...

YURT Partisi Sn. Tantan kalite bir marka isim. Sonrası?
Bekliyor ama neyi bekliyor bende bilmiyorum.

Durum benim penceremde bu.

Siyaset esnafı olmamış, AKP'de kirlenmemiş isimlerinde (mecburen) katılımıyla
Kürtçülük yapmayan Kürt kökenli vatandaşlarımızı da kucaklayacak, Ülkenin bölünmez bütünlüğü noktasında Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan söyleminde, Karma Ekonomi modelini öngören Komşu Ülkelerle ve Süper Güçlerle Barışık, Dik Duran, Onurlu Bir Türkiye oluşturmayı hedefleyen bir Merkez Parti.

17 Aralık, 1 Mayıs bunlar hep detay...

Sabih Samur

 
Bu an hiç bir zaman unutulmayacak!
Not alınmıştır.











ZAMANSIZ YAZILAR

… ilinin, … ilçesinde, … askerimiz (ve ya artık polisimiz) açılan hain ateş sonucu şehit olmuştur.
Ölenlere Allahtan rahmet, geri de kalanlara baş sağlığı…
Üç nokta(…) ile boş bırakılan yerleri dünün, bugünün ve yarın gerçekleşecek baskınların verileri ile doldurursanız göreceksiniz bizi yöneten eli silahlı ve silahsız (hükümet) yani asker ve politikacılar tarafından nasıl top yekûn kandırıldığımızı.
O yüzden bu yazılara zamansız yazılar diyorum ben. Şehit, mekân, detay isimlerinin havada uçuştuğu, net olmayan görüntüler. Ateşin sadece düştüğü yeri yaktığı gerisinin kocaman bir yalan olduğu…
Dün de Pervari’de bir Karakol Baskını…
Detayları olduğu gibi aynı olan bir önceki baskınların birebir aynısı.
Bekle karakolda!
Neyi?
Basılmayı ve öldürülmeyi.
Sonra tarafsız olmayan gazetelerde gazımızı almak için “yiğitçe, kahramanca çarpışarak öldüler.” gibi başlıklar.
Doğru! Kahramanca çarpıştılar ama keriz yerine, aptal yerine koyularak öldürüldüler!!!
Bu geri zekâlıca Karakol Sistemini kaldırmak için kaç aptalca ölüm ve adına şehit olduk imajı verilmesi ve anne babaların kandırılması gerekiyor?
Ey Genel Kurmay Başkanı sen ne iş yaparsın?
Bu devletten tıkır tıkır maaşını hangi kutsal görevi icra ederek alıyorsun şu an?
Elinde tüm istihbarat verileri varken, bu bizi basan itlerin geliş yerleri ve istikâmetleri belli iken,
neden karakol sistemini kaldırıp; pasif-savunma(dolayısıyla şehit olmak değil keriz gibi öldürülmeyi beklemek) yerine aktif-saldırı sistemi ile “BASKIN BASANINDIR!” mantığı ile Kandil’e kadar süpürüp, Kandil’i de başlarına yıkmıyoruz?
Genel Kurmay Başkanlığı ve TSK’ya Türk Milletinin güveninin günden güne azaldığını başarmak bir olaydı ve sen bu olayı başardın kardeşim! Sen derken üzerine alma.
Hilmi Özkök ile başlayan sürecin son seçilmiş kahramanısın sen.
Ve tarih tüm bu yaşananları not almaktadır. Gerekli ve gereksiz yere akan bu şehit kanlarının hesabı günü geldiğinde yine bu cumhuriyetin o günkü CUMHURİYET SAVCILARI tarafından isimlerine yakışır şekilde hesabı sorulacaktır.
Ve tüm bu zamansız yazılarda yer alan adını bile hatırlamadığımız şehitler yüzünden YARGILANACAK ve HÜKÜM GİYECEKSİNİZ!
İşte o zaman bu kanların hesabı alınmış olacak!

Sabih Samur

KORUMAK ve KOLLAMAK

Gönderen SABİH SAMUR | 5:43 ÖS | , , , , | 0 yorum »


Birileri "biz bu ülkeyi böleceğiz" diyor,
Birileri "eyalet sistemi" diyor.
Vallahi onu bunu bilmem; ben işimi yaparım!
İşim mi ne?
İşim Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün değerlerini
KORUMAK ve KOLLAMAK!
Bu fotoğraf dostlara güven,
bana pusu atmak isteyenlere de mesaj niteliğindedir!


Bu fotoğrafta
Tayyip Erdoğan yok!
Bülent Arınç yok!
Orasından, burasından ve muhtelif yerlerinden,
salya, sümük, göz yaşı akan takiyyeciler yok!
Burada Cumhuriyetine;
Bu Cumhuriyetin Savcısından,
Bu Cumhuriyetin Polisinden,
Bu Cumhuriyetin hükümetinden çok sahip çıkacak
ve çıkması gereken Türk Halkı var!
Bu Halk ki şimdilik sadece efendice yürüdü...
Bir mesaj verdi bu Halk bugün!
Duyan ama duymamazlıktan gelen kulaklara;

Makamına, mevkisine, erkine bakmadan,

Benim Bayrağıma el uzatanın ELİNİ KIRARIM!
Benim Toprağıma göz dikenin GÖZÜNÜ OYARIM!
Beni Devletsiz bırakmaya çalışanın CANINI ALIRIM!
diye KÜKREDİ!

Ve tüm bunlar Sn. AKP'nin başı olan siz, Tarabya'da boğaza karşı AKP'nin Cumhurbaşkanı ile kahvaltı ederken oldu!
Allah sizleri GAFLET, DALÂLET ve HIYANET şarhoşluğundan ayıltsın!
Gerçi Yaradana kalmadan bu millet ayıltacak!

Ve bu Yüce Milletin Genel Kurmay Başkanından bir beklentisi var:

Bu Yüce Millet der ki;

"Ey benim Yüce Ordumun, gözbebeğimin değerli Komutanı,
'Sana kim dur derse, geri dön derse' sakın dinleme!
Yüce Türk Sancağını bir daha inmemek üzere KANDİL DAĞI'NA DİK!
Kandil Dağı'nı Ateş Dağına çevir!
30 Ağustos Zafer Bayramında TRT 1 ile canlı yayında bizlerle Kandil Dağı'nda
O Yüce Ordunun başında bizleri selâmla!"

Evet sevgili arkadaşlarım bugün Taksim'de ve Türkiye'nin dört bir yanında
Bu Yüce Türk Milleti bunları söyledi.
Benden iletmesi...

Sabih Samur



Terörist dediğiniz bizim kahramanımız


“Bunu bu noktaya getirmeye kimsenin hakkı var mı? Bizim, siyasi partilerin, cumhurbaşkanının, başbakanın hakkı var mı”
“BM’nin 665 sayılı kararı da vardır. Diktatör, hak ve özgürlükleri tanımıyorsa, zulüm ediyorsa, operasyon yapılıyorsa, ezilen hakların başkaldırı hakkı vardır. Oysa biz gelip Meclis’te çözelim diyoruz. Halk bizi bunun için gönderdi. Gelin halkın iradesini tutuklamayın, kelepçelemeyin. Sizin terörist dediğiniz bizim için kahraman, vatanseverdir. Ya irademiz çıkar özgür olur Meclis’e gelir, ya da Meclis’in iradesi yok olur kelepçelenir.”

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan

Sabih Samur Yorumu:
Eğer bu ve benzeri kişiler göz göre göre T.C.'ye posta koyarak, tehdit edebiliyorsa...
Sözün bittiği yere gelinmiştir!
Bana hiç kimse "Bırakın bu ülkede Demokrasi var, herkes dilediği gibi konuşur" masalını okumasın.
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu acilen ikili toplantı yapmalı ve radikal kararlar almalı!
Yoksa tüm bu gelişmelere göz yuman, görmemezlikten gelenler,
bu ülkeyi bu duruma getirenlerle aynı kefeye koyulacak ve Cumhuriyet Koruyucuları
tarafından YARGILANACAKLARDIR! (AB,İsrail, ABD'ye rağmen).
Sabih Samur


Çek Yazılması ve Şeref ile Şerefsizlik Arası Çizgi
Ticaret erbabısındır, ihracat firman vardır, yurtdışına yüklediğin malların bedeli gelir ve yazmış olduğun çekleri güle oynaya ödersin. Bankalar sana çek karnesi vermek için her türlü şirinliği yaparlar. Ama gün gelir büyü bozulur. Beklediğin döviz bedeli zamanında gelmez ve bir anda o tarihli tüm çeklerin boşa düşer. Yani karşılığı yoktur. Rica edersin birkaç gün istersin çek yazdığın kişi veya firmalardan. Kimisi anlayışla karşılar kimisi ise doğru avukatına gider.
İşte o an radyoda “dönülmez akşamın ufkundayım” adlı şarkıyı dinlemenin vaktidir.
Ve ilk çekin yazılır. Peşinden banka müdürü arar ve tüm çeklerini iade etmenizi söyler.
Çekin yazıldığı duyulduğu an daha vadesi gelmemiş belki Şubat belki Mart ayındaki çekleriniz dahi yazdırılır. O sırada sen sudan çıkmış balık gibisindir. Neler olduğunu çözmeye çalışıyorsundur.
Ve düne kadar her türlü saygı ve sevgi gösterisinde bulunan çalıştığın kişi ve yanındaki personel ise artık sana bitik adam gözüyle bakmaktadır. Çünkü artık paran ve dolayısıyla gücün yoktur.
Bir gün gizli numara yazan bir telefon gelir, dayanamayıp açarsın. Karşında genelde Türkçe’si bozuk olan arkadaşlardan biri sana “şerefsizlik” üzerine hayat dersi vermektedir. Çünkü adama verdiğin çekin karşılığı yoktur ve sen artık şerefsiz bir işadamısındır. Ve bunu sana deklare etmek için çek sahibi arkadaş siyah takım elbiseli üçüncü sınıf bir ağır abi gönderir. Bu ağır abi sende paralarının kalmayacağını ve her türlü alacaklarını bildirme nezaketinde bulunur.
İşin vardır siparişlerin vardır ama sistem kilitlenmiştir. Çünkü sen çeki yazılmış bir adamsın.
Neyse madem işadamlığına soyundun çıkış yolunu da bulacak olan sensin. Davanda haklıysan Allah yardımcın olacaktır.
Gelecek günlerin çeki yazılan veya yazılmayan, borcu olan veya olmayan tüm güzel insanlara mutluluk, huzur, bol kazanç ve en önemlisi sağlık getirmesi dileklerimle.
Allah hepimize borçlarımızı ödemeyi ve lekesiz bir isimle yaşamayı nasip etsin.


61. Hükümet mutlaka bu soruna el atmalıdır.

Şu an 180.000 kişiyi aşmış olan çeki yazılmış ticaret erbabı vardır.
Bu kişilerin de yaklaşık yarısı yargıtay sürecini de tamamlamış olarak tutuklanmayı ve cezaevine götürülmeyi beklemektedirler.
Hâl böyle iken Silivri'nin kapasitesi 11.000 kişi olduğuna göre bir iki ay içinde yaklaşık 20 ADET SİLİVRİ CEZAEVİ BÜYÜKLÜĞÜNDE CEZAEVİ YAPMAK GEREKMEKTEDİR!!!
Ve ya bu konuya çözüm bulmalıdır.
Naçizane bireysel olarak önereceğim çözüm şudur:

1-Adalet Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ortak bir çalışma planı oluşturulmalı.
2-Devlet bankaları yurtdışından çok uzun vadeli kredi bağlantıları yapmalı!
3-Alınan bu krediler KOSGEB ve Halkbank, Ziraat Bankası gibi bankalar aracılığı ile
3a- Alacaklılar ellerindeki yazılmış çekleri bankaya teslim edecek
3b- Borçlular 3-5 yıl geri ödemesiz ve sonrasında min. 5 yıl geri ödemeli bir yapılandırma ile borçlarını ödeme taahhüdünde bulunacak
3c- Bahsi geçen kurumlar alacaklıya çek bedeli kadar ödeme yapacak.
Alacak verecek bitmiş olacak.
Mahkemeler inanılmaz rahatlayacak.
Herşeyden önemlisi bu kadar atıl ve işi bilen iş adamı, esnaf, çiftçi ve tüccarın tekrar yatırıma dönmesi, müteşebbis olması, istihdamı patlatacak, ekonomi ve dolayısıyla işlem hacmi büyüyecektir.
Gereğini 61. Hükümetin görüşlerine sunuyorum.

Sabih Samur


Kaynak: http://www.kariyergazetesi.net/hbr/haberdetay.asp?ID=1815

Dün



Bugün


Yarın


Günlerdir elim tuşlara gitmiyor.
Bize ait, bizim dönemimize ait, anılarımıza ait ne varsa AKP iktidarı döneminde bir bir elimden, beynimden alındığını görüyorum, hiç bir şey yapamıyorum.
Tarabya'da geziyorum. Bana ait hiçbir şey kalmamış. Parsellenmiş, talan edilmiş.
Ortaokulu okuduğum Akatlar'daki benim dönemimdeki adı Levent Lisesi olan okulumun TOKİ tarafından alınarak yıkılacağını ve yerine oranın rantına uygun bir bina yapılacağını öğreniyorum. Neymiş burası sayesinde başka yerlerde yüzlerce okul yapılacakmış. Kuleli Askeri Lisesi'ni de yıkın. Kıymetli arazi; binlerce okul yaparsınız başka yerlerde...
Arkadaşlarla konuşuyorum. "Pilav günümüz var, gelecek misin?" diye soruyorlar.
Sanki bende pilav yiyecek ağız ve tat kalmış gibi.
Düşünüyorum; ulan diyorum sıra lise yıllarımın geçtiği Tektil Meslek Lisemde.
Yedirirler mi oğlum diyorum sana bu okulu. Cevizlibağ'ın göbeğinde ki bu devasa arazi AKP ve kankası TOKİ'nin gözünden kaçar mı?
Nasıl koruyabilirim okulu mu?
Tekstil'e çaput bezi diyen hükümetin başına göre bu okul da çaput bezini imalat edenlerin yetiştirildiği gereksiz bir eğitim ve öğretim yuvasından ibaret değil mi?
Yakışmaz mı oraya güzel bir rezistans mı residence mi neyse ondan.
Önce okulun adını aldılar bizlere sormadan.
Şimdi de kendini alacaklar bizlere sormadan.
Otuz sene evvel o okulun bahçesine diktiğimiz çam fideleri şu an orman oldu!
Benle mi diktin onları AKP? TOKİ?
Benle dikmediğine göre bensiz de yıkamazsın!
Yıkacaksak beraber yıkacağız.
Evet Tekstil Meslek Lisesi pilav gününe katılacağım.
Ve Mezunlar Derneği başkanıma soracağım: "Biz pilav yemekten başka ne yapabiliriz?" diye...
Yapılacak çok şey var!
Konuşacağız.
Aklıma gelmişken arkadaşlar dikkat etmek lazım burası İstanbul.
Okulunu ve sana ait olan tüm değerlerini koruman lazım.
Boru mu bu karşında koskoca AKP ve onun başı var!
Bugün okulunu çizerler yarın seni.
Ne diyor reklamlarda?
"Kızım çantana dikkat et burası İstanbul"
Ağız tadında nice pilav günlerine, yarınsızlık olmaması dileklerimle.

Sabih Samur


CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, Antalya’nın Alanya ilçesinde seçim geçzilerini sürdürüyor. Partililere hitap eden Baykal, “Siyaset dürüst yapılır bir iş olmaktan çıkmış. Meşrutiyet Dönemi’nde siyasette muhalefet yapanları köprünün üstünden geçerken arkasından vururlardı. Suikast, adam öldürme siyaset yöntemiydi. Şimdi vurma yerine şantaj, tehdit, kaset, komplo. Bununla siyasi etkisizleştirme yöntemleri uygulanmaya başlandı” diye konuştu.YGS’de şifre iddialarına ilişkin savcılık tarafından verilen takipsizlik kararını da eleştiren Baykal, “Savcı, üzerine vazife olmadığı halde bir şey yok diye açıklama yaptı. Varı yoku mahkeme karar verecek. Hemen kapattılar bunu. Kapatıyoruz ama bunun hakkında yine de soruşturma yapın, acaba görevi kötüye kullanma, ihmal var mı bakılsın. Yani bir yandan işi kurtarmaya çalışıyorlar, bir yandan da bu kadar da açık bir uygunsuz tablo karşısında (hiçbir şey yok) demeye cesaret edemiyorlar. Şimdi bu neyi gösteriyor? Yargı bağımsız olmaktan çıkmış. Yargı hükümetin yanlışına dur diyecek noktada değil” dedi.

Eyalet sistemine geçiş
Başkanlık sisteminin federal yapı ve eyaletler sistemine geçiş süreci olduğunu belirten Baykal, “(Anayasayı değiştireceğiz, başkanlık rejimine geçeceğiz) deniliyor. Kişisel hegemonyasını anayasal düzen haline getirecek. Başkanlık sistemi olan yerlerde federal yapı, eyaletler sistemi var. Önce başkanlık sistemine geçersek arkasından eyaletler sistemine mi geçeceğiz? Eyaletler olunca ne olacak? Herkesin etnik kimliğine göre ayrı oluşumlar. Lozan’dan beri bizi nereye taşımak istiyorlar? Lozan neydi, Sevr neydi? Şimdi Sevr noktasına ince ince Türkiye’yi taşıyorlar kendi içimizde. Lord Curzon’nun yapamadığını Türkiye’de iktidarlara yaptırmaya çalışıyorlar. Şimdi bu gidişe ’dur’demek lazım” diye konuştu.

Kaynak: www.yg.yenicaggazetesi.com.tr


Geçen gün iş ve özel nedenle gittiğim Rumeli Kavağı dönüşünde durup nefes almak ve bu arada deklanşöre basarak bu enstantaneyi sizlerle paylaşmak istedim.
Gönül isterdi ki ne güzel bir fotoğraf çekmişim, manzara çok güzelmiş falan filan diye konuşalım.
Ama bazen gönlün istediği her şey maalesef olmuyor.
Bu anlam yüklü fotoğraf içinde başka bir anlamda taşıyordu aynı zamanda...
Apo denen bir Puşt var!
Hani şu Teröristbaşı olan Yavşak!
Anneler gününde annem diye seslenemeyen bebeklerin katili!
Hatırlayamadınız değil mi?
Çünkü onun Tayyip Efendi ve saz heyeti cephesindeki adı; İmralı Sakini.
Allah şahsıma bu yavşağa İmralı Sakini demeyi nasip etmesin.
Ve bu Sn. Yavşak öyle diyorlar başına (ve hatta kıçına) Sayın koymak gerekiyor.
Bu yavşakla pazarlık yapan ve sözde Türk Milletini, T.C'yi hasbel kader temsil eden bu hükümet ve başı seçim sonrası ortalığı kan gölüne çevireceğim diyen bu iti konuşturmaya devam ediyor. Çünkü daha önemli işleri var.
2023'e kadar İstanbul'u hallaç pamuğu gibi atmak...
08 Mayıs 2011 tarihini, terörist başı denen bu yavşağı ve bu sözde Kürt Açılımını yaparak kıçı açıkta kalan Usta'yı hiç bir zaman unutmayınız.
Tüm annelerin ve oğulları bu yavşağın talimatı, azmettirmesi ile şehit olan tüm şehit annelerinin Anneler Gününü en içten sevgi ve saygılarımla kutluyorum.

Sabih Samur

1) Tayyip Erdoğan fenomenini yaratan halk değildir.
2) Tayyip Erdoğan ilk kez 1991 seçimlerinde halkın karşısına çıkmış ve tercih oylarında kendi partilisi Mustafa Baş’a yenilmiştir..
Halkın karşısına ikinci çıkışı ise İstanbul Belediye seçimlerinde olmuş ve Dalan-Kesici-Livaneli rekabetinden yararlanarak yüzde 27 ile İstanbul’a başkan seçilmiştir.
3) Tayyip Erdoğan’ı halkın gözünde kahraman yapan operasyon ise 28 Şubatçı generaller tarafından yapılmıştır.
4) Dönemin generalleri Tayyip Erdoğan’ı şiir okuduğu için hapse gönderirken aslında Erdoğan’a mağduriyet bahşettiler ve onun imajına yani liderlik projesine ilk harcı koymuş oldular.
5) Bugün anlaşılmıştır ki dönemin bazı generallerinin şiir okuma suçuyla Erdoğan’ı hapse göndermeleri CIA’nin yeni bir lider yaratma projesidir.
6) Aksi olsaydı yani 28 Şubat’ın generalleri Tayyip Erdoğan’ı gerçekten tasfiyeyi hedefleseydi onu şiir okumaktan değil, İstanbul Belediyesinde yolsuzluk yapmaktan mahkûm ettirirdi ki böyle bir mahkûmiyet yüz kızartıcı suç olması sebebiyle Erdoğan’ı siyaseten o gün tamamen yok edecekti.
7) Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon ve darbeler soruşturması bağlamında 28 Şubat dönemini hiç görmemesi ve o dönemin sorumlularının üstüne zerre gitmemesi bu tezimizin kanıtıdır.
8) Sistematik bir biçimde liderliğe hazırlanan ve mağduriyet imajı bahşedilen Tayyip Erdoğan’ın gelişinin hızlanmasını ateşleyen olay ise dönemin Başbakan’ı Ecevit’in Irak’a ABD’nin müdahale etmesine sıcak bakmamasıdır. ABD Ecevit’in menfi tutumu gördüğü an Kemal Derviş’e erken seçim lafını ettirmiştir.
9) Seçime bir buçuk yıl varken alınan seçim kararı Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesine katkı sağlamıştır.
10) Eğer o dönem yani 2002’nin sonunda erken seçim olmasaydı ve seçim zamanında yapılsaydı Ecevit hükümetince başlatılan İstanbul Belediyesi ile ilgili yolsuzluk operasyonunda yargının Erdoğan için mahkûmiyet kararını vermesi güçlü ihtimaldi ki bu davaların dosyaları dokunulmazlık sebebi ile hâlâ kapanmamıştır.
11)Tayyip Erdoğan’ı erken seçim kararından sonra iktidara taşıyan ikinci olay CHP ve o günkü lideri Deniz Baykal’ın tarihi hatasıdır. Baykal seçilme hakkı olmayan ve mebus seçilemeyen Tayyip Erdoğan’a akıl almaz bir biçimde yasa ve kuralların dışına çıkarak el vermiş ve ona iktidarla Başbakanlığı altın tepside sunmuştur..Bu yanlışa ya da suça dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de iştirak etmiştir.
12) Baykal’ın CHP’si bunu yapmayıp yasa ve kuralların uygulanmasında ısrarlı olsaydı o gün Başbakanlık koltuğunda oturan Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan kanlı bıçaklı olacak ve AKP o süreçte ortasından ikiye bölünecekti...
Baykal Tayyip Bey’in önünü açarak AKP’nin bölünmesini engelledi ve Tayyiban yani baskıcı rejimin kurumsallaşmasına zemin hazırladı...
Kuşkusuz Deniz Bey o kararı, “Tayyip Erdoğan iktidara gelir yıpranır ve balonu da patlar” diye aldı, ancak öyle olmadı. Bu arada Deniz Bey’in aldığı o kararda dış dinamiklerin etkisinin olup olmadığı ise hâlâ sırdır.
13) Sonuç olarak görülmektedir ki Tayyip Erdoğan fenomeni ya da heyülasını yaratan halk değil, dış dinamikler, generaller ve güya AKP’yi devirmek isteyen partilerin liderleridir..

KURBAN ADAYI

Uzan-Ağar-Mumcu ve Baykal’dan sona sıra onda!

Tayyip Erdoğan Cem Uzan’ı ailesiyle beraber niye tasfiye etti biliyor musunuz?AKP’nin 2003 Haziran’ında yaptırdığı ankette yüzde 18 çıktığı için!Aynı şey Ağar-Mumcu ikilisi için de geçerlidir.2007 seçimleri öncesinde Tayyip Erdoğan baktı ki bu iki isim ittifakla seçime giderse yüzde 20’yi bulacaklar ve AKP tahtından inecek, hemen başka şeyleri devreye soktu.Önce Mehmet Ağar’a ziyarete gidildi.Akabinde Erkan Mumcu’ya bir şeyler söylendi ve iki isim bu birlikteliğin olmaması için tabanlarına rağmen kollarını sıvadı ve güç birliğini sabote ettiler!Sonuç mu?AKP yüzde 47 ile iktidar olurken Ağar ve Mumcu siyasetten çekildi.İlginçtir bu işin kokusu bugüne kadar çıkmadı, neden acaba?

Gelelim Deniz Baykal’a..

CHP’yi İslamla barıştırır ve mütedeyyin kesimlerle kaynaştırırken birden o malum kaset servis edildi.
Sonuç: Baykal da geri çekilmek zorunda kaldı.
Ve bugün...
Benzer çabalar Kemal Kılıçdaroğlu için sergileniyor.
Aylarca aradılar, taradılar ama zere bir defo bulamadılar.Buna rağmen referadum sürecinde utanmadan yalanlara dayalı kitaplar bile yazdırdılar!
Baktılar ki oradan da sonuç alamıyorlar bel altı dalışa karar kıldılar.
Önce boy ve soy dediler!
Etkili olamayınca PKK’lılık gibi absürt çamurları attılar.
O da bayağı ve komik bulununca kapan kurdular ve yanına gazeteci kılıklı birini gönderdiler.
Amaçları Kemal Bey’i AKP’li birine komplo kuran bir görüntüye sokmaktı ama o da tutmadı!
Hiç kuşkunuz olmasın seçime 90 gün var ve göreceksiniz buna benzer daha çok pusu kurulacak!Sorarım size muhalefete bunların yapıldığı bir ülkede gerçek bir demokrasiden söz edilebilir mi?
CHP’liler AKP’ye yukarıdaki isimleri hatırlatıp Kemal Kılıçdaroğlu’nu sana kurban ettirmeyeceğiz demeli!

Nasıl mı? Sokağa çıkıp demokratik bir metotla feveran ederek!

Sabahattin ÖNKİBAR


Çetin Emeç basın meslek ilkelerine ne kadar bağlı idiyse Nedim Şener de o kadar bağlıdır, Çetin Bey'den farkı soruşturmacı gazeteci olmasıdır.

Modern gazeteciliğin duayeni İngiliz medya patronu Lord Northcliffe, 'Haber bir yerlerde güç odaklarının örtbas etmeye çalıştığı şeydir, gerisi reklamdır' der. Nedim işte o şeyin peşinden koşan gazetecilerden biriydi. Ama gerçek bazen acıtıcıdır. Sorgusu basına nasıl yansıdı bilmiyorum, ne kadarı doğru? Sorulan sorulara bakınca hakikaten sadece mesleğini -benim adım karıştığı için de söylüyorum- dürüst ve tarafsız olarak yapmanın bile neredeyse başlı başına bir suç haline geldiğini görmekten derin azap duyuyorum.

42 yıllık meslek hayatım boyunca hep yargıya duyulan güvenin sarsılmaması için gayret gösterdim. Ergenekon sürecinde de birileri tarafından servis edilen belgelerin aslında soruşturmanın gizliliğine halel getirdiğini bildiğim için bunların hiçbirine itibar etmedim. Serinkanlılıkla soruşturmanın bitmesini ve ondan sonra hazırlanan iddianamenin kamuoyuna yansımasını bekledim.

Şimdi tabi ki gizlilik gerektiren bir soruşturmada yorum yapmak doğru değil ama yandaş tabir ettiğimiz ve sadece iktidarın yaptıklarını alkışlama konumunda bulunan gazetelere çarşaf çarşaf servis edilen, doğruluğu şüpheli, insanların şeref ve onurlarını zedeleyici, manipülatif bazı bilgilerin bugüne kadar hiçbir müdahale görmeden yayınlandığını düşünürsek bunu nasıl değerlendiririz artık kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

İçişleri Bakanı'mız sayın Atalay'a da bir mesaj göndermek istiyorum. Kendisinin yüreğinin temiz olduğuna inanıyorum ama söylediği 'Türkiye'deki basın özgürlüğü ABD'den daha ileridir' sözünün gelecek kuşaklar için çok önemli bir ironi olacağını düşünüyorum. İçişleri Bakanı'ndan haksızlıklara karşı kendi alanında müdahale etmesini ve sadece gazetecilik yapan insanların onur ve haysiyetleriyle oynanmasının önüne geçmesini diliyorum.

UĞUR DÜNDAR

Sabih Samur Yorumu:
Sn. Dündar tarihi bir misyon üstlenmiştir ve yapılması gerekeni yapmıştır. Bu açıklama da yerine ulaşmazsa bundan sonra yapılması gereken ise tüm büyük gazete köşe yazarlarının tamamının "Sn. Yetkili Makama, gazeteciyim dolayısıyla potansiyel suçluyum. Gereğini yapın ve beni önce Metris daha sonra da ebedi dinlenme tesisimiz olan Silivri Tesislerine sevk ediniz. Arz ederim. Gazeteci" örnek dilekçenin yazılmasıdır.
Çetin Emeç basın meslek ilkelerine ne kadar bağlı idiyse Nedim Şener de o kadar bağlıdır, Çetin Bey'den farkı soruşturmacı gazeteci olmasıdır.

Modern gazeteciliğin duayeni İngiliz medya patronu Lord Northcliffe, 'Haber bir yerlerde güç odaklarının örtbas etmeye çalıştığı şeydir, gerisi reklamdır' der. Nedim işte o şeyin peşinden koşan gazetecilerden biriydi. Ama gerçek bazen acıtıcıdır. Sorgusu basına nasıl yansıdı bilmiyorum, ne kadarı doğru? Sorulan sorulara bakınca hakikaten sadece mesleğini -benim adım karıştığı için de söylüyorum- dürüst ve tarafsız olarak yapmanın bile neredeyse başlı başına bir suç haline geldiğini görmekten derin azap duyuyorum.

42 yıllık meslek hayatım boyunca hep yargıya duyulan güvenin sarsılmaması için gayret gösterdim. Ergenekon sürecinde de birileri tarafından servis edilen belgelerin aslında soruşturmanın gizliliğine halel getirdiğini bildiğim için bunların hiçbirine itibar etmedim. Serinkanlılıkla soruşturmanın bitmesini ve ondan sonra hazırlanan iddianamenin kamuoyuna yansımasını bekledim.

Şimdi tabi ki gizlilik gerektiren bir soruşturmada yorum yapmak doğru değil ama yandaş tabir ettiğimiz ve sadece iktidarın yaptıklarını alkışlama konumunda bulunan gazetelere çarşaf çarşaf servis edilen, doğruluğu şüpheli, insanların şeref ve onurlarını zedeleyici, manipülatif bazı bilgilerin bugüne kadar hiçbir müdahale görmeden yayınlandığını düşünürsek bunu nasıl değerlendiririz artık kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

İçişleri Bakanı'mız sayın Atalay'a da bir mesaj göndermek istiyorum. Kendisinin yüreğinin temiz olduğuna inanıyorum ama söylediği 'Türkiye'deki basın özgürlüğü ABD'den daha ileridir' sözünün gelecek kuşaklar için çok önemli bir ironi olacağını düşünüyorum. İçişleri Bakanı'ndan haksızlıklara karşı kendi alanında müdahale etmesini ve sadece gazetecilik yapan insanların onur ve haysiyetleriyle oynanmasının önüne geçmesini diliyorum.

UĞUR DÜNDAR

Sabih Samur Yorumu:
Sn. Dündar tarihi bir misyon üstlenmiştir ve yapılması gerekeni yapmıştır. Bu açıklama da yerine ulaşmazsa bundan sonra yapılması gereken ise tüm büyük gazete köşe yazarlarının tamamının "Sn. Yetkili Makama, gazeteciyim dolayısıyla potansiyel suçluyum. Gereğini yapın ve beni önce Metris daha sonra da ebedi dinlenme tesisimiz olan Silivri Tesislerine sevk ediniz. Arz ederim. Gazeteci" örnek dilekçenin yazılmasıdır.


Hikâyeyi, bahaneyi, bildiriyi geçiniz! AKP, askeri yere sermiştir.
Tamam bunu CIA ve Pentagon’un sınırsız desteğiyle yapmıştır ama sonuç budur!
Bunu söylemekten ızdırap duyuyorum, lakin her şey
ortada!
Sakın bu ifademi hiç kimse Süheyl Batum örneği misali TSK’ya darbe yapmadığı için kızıyor diye tercüme etmesin!
Hep söyledim bir kere daha söyliyeyim.
Allah korusun asker yarın darbe yapsa denge olsun diye ilk içeri atılacaklardan biri yine bizim gibiler olur.
12 Eylül’de böyle olmadı mı?
Dolayısı ile en kötü sivil iktidarı bile en iyi askeri yönetime tercih ederiz.
Asker yenilmiştirden kastımız şudur:
Türk Silahlı Kuvvetlerinin diğer ülke ordularından bir farkı var.
Birincisi binlerce yıldır biz Türkler için ordu eşittir devlet demektir.
İkinci husus 1923’de batan bir imparatorluktan bir millet yaratan kurum ya da irade asker veya TSK’dır.
Türk Silahlı Kuvvetleri Anadolu’da hür ve birlikte yaşamanın ifadesi ve teminatıdır.
Bu ülkede yaşayan herkesin bilinç altında “İyi ki ordumuz var” bakışı ve dudaklarında “Allah askerimize zeval vermesin” duası var.
Asker ya da ordu bizde; inancımızın, iffetimizin ve hatta geleceğimizin teminatıdır.
Öyle olduğu içindir ki bizde TSK’ya Peygamber Ocağı
deniliyor.
Peki bu asker AKP’ye nasıl mı yenilmiştir?
Kendine rezilce komplolar kurulurken susarak!
Mensuplarına alçakça tezgâhlar işletilirken idare-i maslahat yaparak!
Bizatihi kurumsal kimliği açıktan hedef alınırken görmezden-duymazdan gelerek!
Mahremine, yani Kozmik Odasına fütursuzca girilirken hiçbir şey olmamış gibi davranarak!
Ne mi yapabilirdi?
Karşı psikolojik operasyonlar düzenlenebilirdi!
Hadi onu beceremediler,TSK’ya saldıranlar ve amaçları tek tek ortaya konup milletle paylaşılabilirdi.
Bunların hiç birini yapmadıkları gibi AKP’ye mağduriyet bahşettiler!
Bir ordu düşününüz ki yüzlerce mensubu hâlâ darbe yapmakla yargılanır iken amir konumunda olan ve dönemlerinde bu iddialar için yasal gerekleri yerine getirmeyen Birinci (Hilmi Özkök), ikinci (Aytaç Yalman) ve üçüncü (İker Başbuğ) derecede sorumluluk sahibi isimler bu ithamlardan muaf tutulup ayrıcalıklı konumdadır...Yahu TSK’da ve diğer dünya ordularında esas olan emir-komuta değil midir? Öyle ise emretme mevkiine oturanlar niçin sorumlu tutulmazlar?
Sadece bu tablo bile AKP’nin TSK’da işbirlikçiler bulduğunu gösteriyor!
Hiç kimse beni Çevik Bir’in, Hilmi Özkök’ün ve Yaşar Büyükanıt’ın yaptıklarını bir projeye hizmetin dışında olduğuna ikna edemez.
Lafı dolandırmıyorum, son
8 yıldır TSK’yı yönetenler cihan ordumuzu Mustafa Kemal’den rövanş almak isteyen AKP’ye ve onun ardındaki irade olan Paxamericana’ya peşkeş çekmişlerdir. Hiç kuşkunuz olmasın tarih bu rezilliği kaydedecektir.
ÇİFTE STANDART
Şivan’la Arınç değil de Kılıçdaroğlu görüşse bunlar olurdu?

1) Kürtçü ses sanatçısı Şivan Perver’i Almanya’da kaldığı otele davet eden Bülent Arınç değil de kazara CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olsaydı bütün yandaş medya Kemal Bey’i manşete oturtur ve “gizli gündem” başlıklarını atardı.
2) Evet Şirvan ile Kılıçdaroğlu buluşsaydı, “PKK’ya affı görüştüler” gibi yakıştırmalar yapılırdı.
3) Dahası, Kılıçdaroğlu’nun Şivan Perver aracılığı ile Abdullah Öcalan’a selam gönderdiği bile manşetlere taşınırdı.
4) Oysa aynı görüşmeyi Arınç yapınca olan sadece Kürt mes’elesine çözüm arayışı ve AKP’nin özgürlüklere nasıl sevecen baktığıdır....
5) Bu ülkede Bülent Arınç gibilerden olmak ne büyük bahtiyarlıktır.
UYDURMALAR...

Can Dündar, Tayyip Bey’e yalancı mı dedi!

Tayyip Erdoğan ziyaretine gelen Cumartesi Annelerine “1979’da ben de işkence gördüm” diyerek gözaltı sürecinde güya gördüğü muameleyi
aktardı.
Derken Can Dündür belgeselci olduğunu kanıtlayarak Başbakan’ın iddia ettiği gibi işkence görmediğini yazılan kitaplarla ortaya koydu.
Hayır kitapları yazan Tayyip Bey’in muhalifleri değil; biri eski basın danışmanı olan ve mebus yaptırdığı Hüseyin Besli, diğeri de kankası Star yazarı Mehmet Metiner’dir...
Evet bu kitaplarda değil işkence yapılması, bahsedilen olayda Erdoğan’ın görevli komutanla şakalaştığı bile yazılıyor. Dahası güya işkence gören gençler o süreçte müsabaka yaparcasına eğlenmek için güreş bile tutmuşlar, yani ona bile izin verilmiş.
Tayyip Bey’in çok çok yakınlarının yazdığı kitaplara göre Erdoğan hiç olmayan şeyi yani işkenceyi var ve olmuş gibi anlatıyor.
Sorarım size bir Başbakan’ın yapılmayan bir işkenceyi acındırmak ve siyaseten istismar için durduk yerde uydurmasını nasıl izah etmeliyiz!
Böyle bir şeye tevessül eden bir kişilik siyasi amaçları için
neler yapmaz!
GELİŞMENİN BÖYLESİ!..

Kaç para Tarhan Erdem, kaç para!
Adam aslında ODA TV’nin tespitine göre inşaat
mühendisi.
Milliyet’te tamirat, sıva ve badana işlerinden sorumlu imiş! Sonra dönemin etkili ismi ağabeyi Kaya Erdem’in ittirmesi ile 1987’de tanıtım ajansı Konda’yı kurmuş.
Derken 1999’de tesadüfen Altan Öymen’in CHP’ye Genel Başkan olduğu süreçte yani geçiş döneminde Genel Sekreter olmuş.
Aaa o da ne?..
O gün bugün kimseleri beğenmiyor.
Ecevit’ten Baykal’a herkese hücum etti.
Sadece onlar değil, şimdi Kılıçdaroğlu’nu dövüyor.
Sanırsınız ki siyasette allame ya da bulunmaz hind kumaşı!
Derken dün önemli bir isimden aldığım telefonda şu iddia yansıdı ahızeye:
- “Tarhan Bey Kılıçdaroğlu’ndan CHP’nin tanıtım işini şirketi KONDA için istedi, alamayınca şimdi hücum ediyor.”
Bana söylenen kesin doğru mu bilmiyorum -ki Tarhan Bey hayır derse sütunumda yayınlayacağım- ama doğru ise yazıklar olsun dememiz
gerekmiyor mu?

Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com



Devlet ağır tonajlı bir kamyondur.
Hükümet ise seçilmiş bir şofördür.
Şoförün kazaya sebebiyet vereceği kusurlar birikim olarak had aşamasına geldiği an kamyonun elektronik izleme sistemleri kendini korumak ve kollamak anlamında devreye girer ve şoför elinde direksiyon olduğu halde devre dışı kalır.
Böylece kamyon kendini ve yükünü bu tehlikeli şoförden korumuş olur.

Sabih Samur



Lafı döndürüp dolaştırmadan bize yakışan şekilde açıklamada bulunmak istiyorum.
Partiler üstü bir çizgide kalmak istesemde samimi dostlar beni kendi özel gruplarına davet ederek fikir alışverişinde bulunuyor, bulunmamı sağlıyorlar.
Ve bu ortamlarda söylediğimiz bazı sözler yüzünden müslüman mahallesinde salyangoz satan durumuna düştüğümüzde oluyor :)
Hâl böyle iken genel bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim.
Şahsi fikirlerimdir sadece beni bağlar.
CHP: Çizdikleri yol haritası, arzu ve istekler mantık dahilinde. Şu an ki ivme ile iktidar ortaklığında emin adımlarla yürüyor.
MHP: Gecikmiş ama güzel bir çıkışla aynı şekilde iktidar ortaklığına doğru yürüyor.
DP: % 2'ler de gözüken bir parti. Uyuyan bir dev. AKP'nin en büyük rakibi olması söz konusu. Böyle olmasına rağmen kuvvetle muhtemel AKP tarafından parti içine yerleştirilmiş elemanlarla rüzgâr gülü durumunda. İlhan Kesiciler mi ararsın, Bacıcılar mı, A. Özalcılar mı? Kimler yok ki?
Bu üç parti de benim memleketimin partisi.
Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne karşı olan, Tek bayrak, Tek vatan'ı dile getiren.
Farkındaysanız Tek'ler de azalma var!
Tek Millet (Halk),
Tek Dil nerede?
İşte bu noktalarda kimi liderler sessiz kalmaya ve "halk ne isterse" diye söze başlayan, yuvarlak laflarla ortadan ortadan gidiyorlar.
Sonuç?
Naçizane fikrim; hangi parti ve lideri bu diğer iki TEK'i de gönülden, kalben söylemlerine ve parti programlarına dahil edecekler, işte o zaman iktidar onların olacak!
Kim ki;
Memlekette demokrasi var,
Halkların kardeşliği var,
Tabelalarda Kürtçe de olsa ne olur ki?,
Kürt halkı özgürlük ve federasyon istiyor!
söylemlerine sıcak bakıyorsa benim o kişi ve o parti ile hiçbir bağlantım olamaz.
Ben Kürt kökenli TÜRK VATANDAŞIYIM diyenle ben Kürdüm, Türkiyeliyim diyen arasında nüans farkı değil Km vardır.

Ben Kürt kökenli TÜRK VATANDAŞIYIM diyen baştacımdır!

Saygılarımla
Sabih Samur


Zeki Müren, Süleyman Demirel ve DP
Memleket meseleleri ile ilgili bir yazı yazarken facebook’ta sohbet kısmında bir yeşil ışık yandı. Demokrat Parti adlı arkadaşımız. Bize anket yaptığını söyledi.
"21:41 Demokrat
anket yapıyorum da
sizce tansu mu gelsin başa
yoksa ilhan kesici mi?"
diye sordu? :)
Güler misin ağlar mısın?
Ben de kendisine Zeki Müren'i tanır mısınız? dedim.
Nerede vefat ettiğini hatırlıyor musunuz?
Sonra kendisini yormamak için sahnede yani olması gereken yerde vefat ettiğini söyledim.
Bugün gelinen noktada Sn. Cindoruk koltuğu devredecek bir başkan ararken birden bire vazgeçmiş, emanetçilikten çark ederek kaptanlığa devam kararı almıştır.
Öncelikle DP adına hayırlı olsun.
Gel gör ki bu manevrayı beklemeyen Tansu Çiller Hn. Yeniköy'den teklif gelirse memleket hizmetlerine devam ederiz modunda beklerken, hazırlıksız yakalanmıştır.
DP önce Mesutçularla Tansucuların kapışmasına seyirci olmuştur ve büyük kan ve zaman kaybetmiştir!
Bu arada Demokratlık çizgisine gönül bağı olanlar ise dışlanmamak adına maalesef "Tansu'yu Yüceltelim" sayfalarına, "Mesut'u Koruma ve Güzelleştirme Derneklerine" düzeltiyorum :) sayfalarına üye olmuşlardır.
Acıdır ama gerçektir.
En acısı Koskoca DP ve Çizgisi Bacı'dan tekrar medet umar haldedir.
Tekrar dönelim Zeki Müren'e.
Sahnede vefat etmiştir.
40 yıldır memleketi yöneten benim diyen (günahıyla, sevabıyla) Süleyman Demirel şu an nerededir?
Güniz Sokak'ta!
Allah gecinden versin, uzun ve sağlıklı ömür versin ama mâlumunuz üzere dinimizde de buyurulduğu üzere,
"Her canlı ölümü tadacaktır".
Hâl böyle iken Sn. Demirel'in de Güniz Sokak'ta vefat etme lüksü yoktur. Zeki Müren gibi sahnede hayata veda etmelidir.
Neresidir sahne? Anadolu'dur! Bölmeye çalıştıkları, Kürtçülerin ve Kürtçü aşıklarının üzerinde zafer çığlıkları attıkları benim toprağım.
Sağlık sıkıntılarınızı biliyoruz Sn. Demirel.
Tüm olumsuz sağlık koşullarınıza rağmen fötr şapkanızı alarak, eski arkadaşınız ve rakibiniz Bülent Ecevit kararlılığıyla,
Anadolu yollarına çıkmalısınız!
Yollar yürümekle aşınmaz benim değil sizin lafınız.
Memlekete son hizmetinizi yapın!
Geçin DP'nin başına AKP ve PKK ikilisini bitirmek için bir NEFER'de siz olun!
Bırakın hacıyı, bacıyı, Allah hepsinin yolunu açık etsin.
Saygılarımla
Sabih Samur 21 Ağustos 2010 c.tesi



Altemur Kılıç
Abesle iştigal… Lafı güzaf. Havanda su dövmek! Bu deyimleri çok kullandığımın farkındayım ama ne çare ki şu sırada Türkiye’deki durumlarını en açık olarak bu tabirler ifade ediyor…
Ve “bile bile lâdes" oynuyoruz.
Bu, toplumdaki kafa karışıklığını gösteriyor: "Lâdes" kemiğinin "kırılmasının" bedeli çok ağır olacak.
Kürt sorunu ve özellikle şu sırada PKK’nın ve DTP’nin "eylemsizlik-ateşkes", "Demokratik özerklik" açılımları, girişimleri konusunda söyledikleri, onların kafalarının hiç de karışık olmadığını, hiç de havanda su dövmediklerini, laf-ı güzaf ve abesle iştigal etmediklerini gösteriyor…
Onlar ne söylediklerini, amaçlarını biliyorlar ama bizim tarafta hem gaflet, hem de “ihanet" var... TV programlarında bu durum çok daha bariz şekilde görülüyor!
"Gaflet" iktidar olarak başımızda!
Erdoğan’ın "açılımı" başlı başına "abesle iştigal"di.
Bölücülüğe karşı direnci gevşetti.
Bölücüler bu zafiyet alametinden güç aldılar ve şimdi de azıyor, taleplerini gittikçe arttırıyorlar… Daha doğrusu, talepler hep aynı, şimdi daha pervasızca açıklıyorlar hatta ültimatomlar veriyorlar.
Fakat iktidarın gafleti Büyük Kürdistan’ı istemiyoruz.
Referandum öncesinde Güneydoğululara “evet” dedirtmek için bölgedeki söylediklerine ne ad vermeli?
TC'nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dersim’de kendisini dinleyen "bindirilmiş kıtalara" soruyor: "CHP’nin yeni genel başkanı nereli?" Kendisi yanıtlıyor, Dersimli…
İkinci soruyu ekliyor: "Dersim’in köylerini vergi vermediler diye kim bombaladı?" Yine kendisi yanıt veriyor: "CHP bombaladı" ve ekliyor: "O zamanki Cumhurbaşkanı’nın emriyle bombaladı. Kimdi Cumhurbaşkanı? İnönü’ydü" diyor...
Aslında, Erdoğan’ın suçladığı bu devletin kurucusu Kemal Atatürk…
Çünkü "Dersim isyanı" 1937’de başlatılmıştır.
O tarihte Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan, ancak 25 Ekim’den itibaren de Celâl Bayar Başbakandır.
Cehalet mi, gaflet mi, yoksa dolaylı olarak Mustafa Kemal'i suçlamak mı? Bunun adını siz koyun.
Başbakanın bu konuşmaları üzerine hakkında suç duyurusunda bulunan CHP Milletvekili Onur Öymen, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Dursun Atılgan, Demokrat Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Mehmet Arif Demiler, başvurularında şikâyetlerini özetlemişler: Ulusumuzun birliği, ülkemizin tümlüğü ve devletimizin tekliği için en büyük tehlike başbakandır...
"Müştekiler" Başbakanın bu ifadelerinin eski adı "Dersim" olan Tunceli halkını isyana teşvik olduğunu da söylüyorlar...
Ben ekleyeyim, daha da ötesi şu sırada Devletin Başbakanının ağzından çıkan sorumsuz ve ölçüsüz sözler, PKK ve DTP'den gelen talepleri haklı gösteriyor ve bu taleplere kapı açmak demektir! Ve de, bir Başbakan'a yakışmayacak cehalettir de...
Kendilerine, danışmanlarının sufle ettiklerine bakmayarak, devlet arşivlerinden ve tarihçilerden bu "isyan" konusundaki gerçekleri okumasını naçizane tavsiye ederim.
Dersim İsyanı da önceki 23 Kürt İsyanı gibi vergi vermekten veya aş-iş, kimlik talepleri için çıkmamıştı. Bu isyanın da, önceki 25 PKK terör isyanının da maksatları ve kaynakları, tıpkı bugünkü durumda olduğu gibi yabancı tahrikleriydi. Avrupa devletlerinin ve ABD'nin çıkar hesapları için tahrik ettikleri başkaldırılardı...
Söylem ve yöntemler değişik olsa da kaynak ve amaç aynı: Türkiye’yi bölmek ve "Büyük Kürdistan'ı" gerçekleştirmek.
Şu sıradaki TV programlarından birine katılmış olsaydım, PKK sözcülerine sorardım ve buradan soruyorum: Sizler hakikaten TC içinde, ortak vatanda "Ne Mutlu Türküm diyene" anlayışıyla hep birlikte yaşamak mı istiyorsunuz? Yoksa nihai amacınız "Büyük Kürdistan" değil mi? Yiğitseniz açıklayın, “Evet amacımız Büyük Kürdistan” deyin veya “hayır istemiyoruz" deyin de havanda su dövmeyin ve bizi abesle iştigal ettirmeyin!
PKK oyunları hususunda yazmaya devam edeceğim ama son numara Ahmet Türk olmayan Kürt, ABD müdahalesini istiyor…
Ha şöyle, dilinizin altındaki baklayı çıkarın. İç çatışmaları tahrik ederek yapmak istediğiniz yabancı güçler müdahalesini açıkça isteyin! Türkiye’yi Lübnan, Afganistan yapın…
ABD, bunu çoktan ister…
Obama’nın Erdoğan’a son cevabı, Kıbrıs krizi esnasında, Johnson'un mektubu gibi. ABD’nin kimden yana olduğunu gösterdi…
Teröre karşı kullanılacak silahlara da "ambargo!"
DEPREM NOTU: 17 Ağustos depreminden sonra Sakarya’da Saddam’ın hibesiyle yaptırılan konutlardan depremzedeler hoyratça, hem de yöneticilere konut vermek için çıkarılacak… Sayın Erdoğan oraya gitse de, o insanların feryatlarını da dinlese! Oradan, o insanlardan "Evet" getirir mi?