Ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


ERKENKONDU NEDİR?

Sevgili Facebook Köyü Sakinleri, komşularım!
Bizler burada mangalda kül bırakmazken,
En büyük milliyetçi biz iken,
Kimimiz rahmetli Türkeş'ten,
Kimimiz Atatürk'ün fotoğraflarından,
Kimimiz Deniz Gezmiş'ten,
Kimimiz Che'den,
medet umarken, el oğlu boş durmuyor!!!
Yarın neler yapacaklarını RESMİ YAYIN ORGANLARI OLAN SAMANYOLU TV'den
avazları çıktığı kadar bağırıyorlar.
Biz de burada birbirimize gönderdiğimiz şarkıların altına ve müsait yerine BEĞENDİ koyuyoruz. Yüreğine sağlık, çok hoşsunuz diyoruz (ben dahil).

Bu akşam 22:30 yani bir saat önce.
Habertürk TV.
CHP'den SN. Batum bağsuruna zarar verebilecek bir öfke ile yırtınıyor.
İki Yargıça da feryat figan.
"Yargıçlar haksızdır, yalancıdır!" diyor, kim takar? Kimin umurunda?
Eşzamanlı olarak Samanyolu TV.
Kollama adlı dizi.
Final Bölümü:
Polisler ve savcı mangal başında.
Kutlama var!
Herkes mutlu...
Bu arada bahçedeki küçük televizyonda haberler:
ERKENKONDU (ERGENEKON) ÇÖZÜLDÜ!!!
Her kesimden onlarca kişi tutuklanıyor!
TOPLANACAK TUTUKLU SAYISININ 2.000-3.000 KİŞİYE ULAŞACAĞI SÖYLENİYOR!
TV'yi izleyen küçük kız güzel günler göreceğiz baba diyor gülümseyerek.

Evet Facebook köyümün sakinleri neğde gamıştık?
Hadi patlat oradan bir Samanyolu, Berkant'tan olsun.
Bir elinde cımbız bir elinde ayna...
Bekle ki Atatürk dirilecek?

Dostlar lütfen bu dizinin son cümleswini ciddiye alın.
Bu şarkı bitmez diyor üçüncü defa seçilen ama hiçbirimizin oy vermediği (nasıl oluyorsa?) Başbakan.

Sevgiyle kalın
Türkçe Kalın

Sabih Samur


Babalar Gününüz Kutlu Olsun

Biz babalar böyle günlerde hüzünleniriz.
Baba olmak zordur.
Sevinç,
hüzün,
öfke,
kızgınlık,
utanç,
çaresizlik v.b. ifadelerden oluşan duygular bu günlerde had safhalara çıkar.
Ve hepsi birbirine karışır.
Evlâtların vardır evlâdım diyemezsin.
Kimi cezaevinde tutukludur, masumiyeti kanıtlanana kadar yargıya müdahil olmama anlamında sesin soluğun çıkmaz.
Kimi evlâdın vardır başına çuval geçirilmiştir.
Senin için hicran yarasıdır, için içini yer,
Gününü beklersin.
Muavenet muhribinde 5 evladını şehir vermişsindir.
İçin yanar. Her yılın 02 Ekim gecesi sabah olmayı bilmez.
O uğursuz, o cenabet geceyi yaşarsın, için içine yer,
Gününü beklersin.
Evlatlarından Eşref Bitlis gelir aklına; kahredersin,
Gününü beklersin.
Ve bu beklenen gün geldiğinde ,
İşte o gün geldiğinde,
Artık böyle günlerde hüzünlenmeyeceğiz!
Baba olarak Babalar Gününü gerçekten mutlu bir şekilde kutlayacak ve bizlerin de kutlanmasına sevinçle eşlik edeceğiz.

Sabih Samur
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan,
Türkçe konuşan,
Türk Vatandaşı bir BABA.


TUNCAY ÖZKAN
Bugün Tayyip Erdoğan İçin Ne Yaptınız?
"Hükümdar" Tayyip Erdoğan'ı dinledim gözlerim kapalı.
Silivri'de sıcak,rutubet, zindan bir de Recep Tayyip Erdoğan...
Ulu hükümdara gözü açıkkatlanamadım. Diyor ki;"Ben her şeyi yapıyorum, siz de ey muhalefet ne düşünüyorsanız getirin bana söyleyin, ne öyle televizyonda orada burada boş boş konuşuyorsunuz. Konuşturuyorsunuz...
"Gerçi Erdoğan'ın ardından ne demek istediğini anlatmak için onlarca"Erdoğan'ı anlama kılavuzu" devreye girip; "Aslında", "Kastı", "Demek istedi ki" gibi başlangıçlarla her şeyi bilen hükümdarı bize anlatıyorlar.
Yoksa anlamak mümkün değil.
Muhalifi olduğum için Recep Tayyip Erdoğan tarafından zindanda, Silivri esir kampında tutulan biri olarak, bundan sonra iktidarın başına katkımı her sabah sorgulayacağım.
Silivri'de onun zulmüyle yattığımı unutup, ayna karşısına geçip soracağım kendime:"Bugün Recep Tayyip Erdoğan için ne yaptım?
Terör sorununu çözmesi içinproje ürettim mi?
Ekonomik bataklıktan hükümdarı çıkarmak için ne yapacağız?
İşsizlik için önerim ne?
Finansman açığını nasıl kapatacak?
Et, süt, tahıl,ziraat, çiftçi, işçi, memur, açlık, yokluk, yoksulluk sorunları nasıl çözülecek? Yolsuzluk ve çürümüşlükten nasıl sıyıracaklar?
Dış politika bataklığından ne yapıp çıkacaklar?
Dokunulmazlıkları ömür boyu nasıl devam edebilir?
Bu ve benzeri konularda Tayyip Erdoğan'ı kurtarmak için ne yaptım?
"Hazret öyle istiyor. Bütün muhalifleri; onun, partisinin, iktidarının danışma kolları gibi olacağız. Bu rejimin adı da demokrasi olacak!
Tayyip Erdoğan, 12 Eylül referandumunda "Evet" diyeceksiniz, böylece daha özgür ve demokrat olacaksınız, diyor.
Yani topluca her sabah ayna karşısında kendimize "Bugün Recep Tayyip Erdoğan için ne yaptım" diye sorma, projelerinizi kendisine sunma özgürlüğü ve demokrasisi içinde yaşayacaksınız.
Ama "Hayır" derseniz, muhalefet ederseniz Ergenekon'a dâhil olursunuz.
Cehennemlik olursunuz.
Yarışma meşhur. Eskiden iki kelime ile yapılıyordu: "Evet" ve "Hayır".
12 Eylül'de sandık ortaya konunca; hükümdar oyundan "Hayır" kelimesini çıkarmak istiyor. Soruyor:-AKP iktidarının ve böylece istikrarın korunmasına büyük Türkiye'nin yaratılmasına 12 Eylül'de ne diyeceksiniz?AKP'li yüksek zevat bağırıyor: "EVET"-Daha özgür, demokrat, millet iradesinin emrindeki hukuk yapılanmasına 12Eylül'de ne diyeceksiniz? "EVET"-12 Eylül'de "Evet" demezseniz bunca yaptığımız yüzünüze, gözünüze dursun.
"EVET"Türkiye'nin dinamosu muhalefeti olmuştur. Bugün bir yere geldiysek Cumhuriyet'in muhalefet etme, "Hayır" deme, karşı çıkma hakkı sayesinde geldik.
Şimdi hayır demeyi yok eden, iktidara hep evet diyen, danışman muhalefeti yaratmaya çalışanları alkışlayacağız. Onlara "Evet" diyeceğiz.
İktidarın başının istediği herkesin salla baş olması.
Topluca "Evet"diyeceğiz. Baş efendi rahatlayacak.
Toplumun aklı, vicdanı, sorumluluğu,bilgeliği; cehaletin iktidarına ve cüretine teslim edilecek ve Türkiye, Anadolu buna "Evet" diyecek! Öyle mi?
Türkiye 12 Eylül 1980'de itildiği karanlığa da, bugün sürüklendiği bataklığa da var gücüyle en büyük çığlığıyla "Hayır" diyecektir.
Herkes, "Bugün Türkiye için ne yaptım?" diye soracak, kapı kapı dolaşacak, AKP'ye oy veren değerli yurttaşımıza gidecek, felaketi anlatacak, onlarla kucaklaşıp 12 Eylül'de "Hayır" diyerek 13 Eylül'de, Hayırlı günlerin gelmesine, başlamasına neden olacaktır.
Bugün birlik, güven ve dayanışma içinde cehaletin karanlığının yenilmesi için çalışma günüdür. Türkiye Aşkı ile vicdan sahibi yurttaşlar el ele, gönül gönüle 12 Eylül'de Hayırlı günleri getirecektir.
13 Eylül günü Hayırlı günlerin aydınlığı, Türkiye'nin üzerinde bir sevda güneşi gibi parlayacaktır.
Tuncay Özkan
Yeni Parti Genel Başkanı


İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in şehit edilişinin 17. yıldönümünde bir mesaj yayınladı.

Perinçek'in mesajını aşağıda sunuyoruz.


EŞREF BİTLİS’LE BAŞLAYAN SÜREÇ

Uğur Mumcu’nun şehit edilmesinden 24 gün sonra, Org. Eşref Bitlis’in 17 Şubat 1993’te şehit edilmesiyle başlar bu süreç.

ABD emperyalizmi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Jandarma Genel Komutanı’nı Ankara semalarında katletmiştir ve komutanlar, silah arkadaşlarına sahip çıkamamışlardır.Org. Eşref Bitlis, o kadar sahipsizdir ki, adı sözümona MİT’in yaptığı Ergenekon şemasındaki 69 ismin içinde çıkmıştır.


GENELKURMAY BAŞKANI

TÜRK SUBAYINI BİLMİYOR MU?

Bugün durum 17 yıl öncesine göre çok daha vahimdir.

Türk Ordusu’nun kahramanları intihar ediyor; madalyalarını yerlere atıp çiğniyorlar.

Gazetelerdeki, televizyonlardaki manzaralara bakınız: Türk Ordusu’nun teğmenleri, uyuşturucu kullanıyormuş; seks partileri yapıyormuş, komutanlarına suikastlar düzenliyorlarmış! TSK komutanları, camileri bombalama planları yapıyor, kendi uçaklarını düşürme fesatları tertipliyorlarmış.

O onurlu teğmenlerin, o namuslu komutanların bunları yapmadığını, Genelkurmay Başkanı bilmiyor mu?

Türk Ordusu’nun savaş yeteneğini çürüten bu tertibe, “tertiptir” diyecek, bu yalanlara “yalandır” diyecek, teğmeninin generalinin onurunu çiğnetmeyecek bir komutan özlenmektedir.

Millet, akılları ayaklandıran, vicdanları isyan ettiren bir durumla karşı karşıyadır. Sorumlular eziktir; asıl yürekleri yakan da budur.


BIRAKIN BU NATO YALANLARINI

Bu “hayasız akın”a boyun eğebilmek için, hukuk devletine yalancı tanıklık yapılmaktadır. “Yargı çözer” yalanlarına sığınılmaktadır.

Bırakın bu NATO yalanlarını, bu Amerikan akademilerinde öğretilen ikiyüzlülükleri!

Hukuk devleti olsa, bu kanunsuzluklar, bu tertipler yaşanır mı?Hiç abartmadan belirtiyoruz, kırk yılda karara bağlanamayacak uydurma yargılamalar kurgulanmıştır.

Bu tertipleri, yargı çözmeyecek ama halk devrimi çözecektir.


NEREDE VURULAN SİLAH ARKADAŞINI

OMUZUNDA TAŞIYAN KOMUTAN?

Mesele, Türk vatanseverlerinin çektikleri değildir. Onlar, Namık Kemallerden Mustafa Kemallere, Nâzım Hikmetlerden Deniz Gezmiş ve Muammer Aksoylara kadar iki yüzyıldır bu zulümle boğuşuyorlar; daha da boğuşacaklardır. Silivri ve Hasdal kalelerinde yatanlara bakın, hepsi Uğur Mumcular ve Eşref Bitlislerdir.

Mesele, Türk subayının sahipsiz kalmasıdır. Silivri duruşmalarına bakın, en sahipsiz, en savunmasız olanlar subaylardır. Gazetelere televizyonlara bakın, en çok vurulanlar, en çok kırılanlar, en çok çiğnenenler; hep subaylardır ve Türk Ordusu’na sahip çıkanlardır.Düşmanın vurduğu Türk askerini, silah arkadaşı omzuna alır taşır değil mi?Hayır, o şerefli askeri komutanı yerde bırakmıştır; vurulmuş alnından, tertemiz hapishanede yatmaktadır.

Anladık, NATO bağlantıları, Türk Ordusu’ndaki yurtseverliği, komutan sorumluluğunu, silah arkadaşlığını, mertliği, dayanışmayı çürütmektedir. Gerçektir bunlar! Yaşanmaktadır! NATO süreci sonunda Türk subayı sahipsiz kalmıştır.


TÜRK SUBAYI ÖRGÜTSÜZ KALMIŞTIR

İtfaiyecinin örgütü vardır. Temizlik işçisinin örgütü vardır.

Madencinin, Tekel işçisinin örgütü vardır.

Eczacının, doktorun, bakkalın ve avukatın örgütü vardır.

Türk subayını zulme ve hakarete karşı koruyan bir örgüt yoktur.Denecektir ki, işte var ya, ifadeye çağırılan komutanları adliye binasına mutfak kapısından sokan bir örgüt var; perdeleme mangası var; ifadeye götürülen Türk subayının yüzünü beyaz kağıtla örtme timleri var…

Bizim söylediğimiz örgüt o örgüt değildir. Biz, “asimetrik harekâta” teslimiyet örgütünden söz etmiyoruz. Kendi ülkesinde yabancı devlet operasyonuna boyun eğmeyecek, tertibi bozguna uğratacak, Türk subayının onurunu koruyacak örgütten söz ediyoruz. Şu anda böyle bir örgüt yoktur. Veya o örgüt vardır; ama ABD tehdidi karşısında yeraltına inmiştir.


ULUSAL KANAL/ 16 Şubat 2010


Başbakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi:
“Ülke güvenliğine ilişkin konuların yanı sıra gündemdeki ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’na yönelik tartışmalar da değerlendirilmiştir.
‘Eylem Planı’ iddialarına ilişkin soruşturma süreci, adli ve askeri yargı makamları tarafından, kendi görev ve yetki alanları kapsamında yürütülmektedir. Bu sürecin en kısa zamanda gerçeği ortaya çıkarması beklenmektedir. Bu süreçte herkese düşen görev, sürecin sonuçlanmasını beklemek, kişi ve kurumları hedef alan davranış ve yorumlardan kaçınmaktır.”

Sabih Samur Yorumu:
Bu açıklamanın yapılması için yüzümüzü fotoğrafta görüldüğü gibi asmamız mı gerekiyordu?
Keşke 29 Ekim’i hep birlikte, olması gerektiği gibi mutluluktan kahkahalarla yaşayabilseydik.
Keşke…

Ergenekon destanı, adı üstünde destan...
Geçmiş yüzyıllarda, tarihin derinliklerinde, Çin-i Maçin’de yaşanıp ağızdan ağıza tevatürle beslenen bu destan, biz Türkler için önemli mi önemli bir anlam taşıyor...
Neden?..
Çünkü Ergenekon’un bozkurt olduğu üzerine geçmişten bugüne bir fikir birliği var...
Söylenceye göre bir çıkmaza saplanan Türklerin önüne bir bozkurt düşüyor...
Yol gösteriyor...
Daha başka deyişle kurtarıcımız, rehberimiz, kılavuzumuz bozkurt...
Ergenekon yalnız eski zamanlarda Çin-i Maçin’de mi yaşandı?..
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Türklere kim yol gösterdi?..
Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti nasıl kuruldu?..
Atatürk’le ikinci Ergenekon destanını tarihimize yazdık...
Doğrusu ya ulusların destanlara gereksinmesi var dır...
Yalnız biz de değil başka ülkelerde de toplumların geçmişini güzelleştirip insanları bütünleştiren masalsı öykülerin işlevi büyüktür;
bu efsanelerde düş ile gerçek, tarih ile hayat birbirine karışır, kuşaktan kuşağa aktarılan bilincin zincirleme mirasında insanlar birbirlerine bağlanır;
ulusal istenç elle tutulacak kadar somutlaşır, onurlu birlikteliğin gücünde geleceğe dönük el ele yürüyüşün ayak sesleri bugünden duyulur...
Ergenekon’un da Türklerin tarihinde ve bilincindeki işlevi buydu...
Ama, ne oldu?..
Kim Ergenekon’a düşmanlaştı?..
Kim Ergenekon destanını geçmişimizden söküp güncel politikanın pisliğine, rezilliğine, haksızlığına, hırsızlığına alet etmek için yaşadığımız iğrenç tertibi tezgâhladı?..
Ergenekon bugün neyi vurguluyor?..
Bozkurtu mu?..
Tilkiyi mi?..
Çakalı mı?..
Sırtlanı mı?..
Yılanı mı?..
Kertenkeleyi mi?..
El ele, onurlu bir toplum gibi geleceğe yürüyüşü mü?..
Yoksa kutsal İslamı kullanıp Türklüğün köküne kibrit suyu ekmek isteyen bir güruhun Türkiye’yi parçalamak isteyen dış kökenli tezgâhını mı?..
Tarihimize kara çalarak, destanlarımızı kirleterek, hırsızlık, dolandırıcılık, üçkâğıtçılık, sahtekârlık üzerine yükseltilen deniz feneri rejiminin iktidar tezgâhı Türkiye’yi hiçbir yere taşıyamaz, çukura gömer...
Ne kadar kirletip pisletmeye çalışsalar da Ergenekon destanı bugün de ulusun var oluşunda gerekli işlevini yerine getirecektir...

İlhan Selçuk/Cumhuriyet

“Belge” konusu tıpkı “Ergenekon” davası gibi ve bu davayla birlikte, iddianamedeki kayıtlar, delil diye konulanlar “sahtedir-değildir” safhasını çoktan aştı, T.C. ve TSK için bir ölüm-kalım meselesi oldu; Ya “bizler”, Atatürk’ün Cumhuriyetini korumaya ant içmiş olanlar, ya da “onlar”, bu Cumhuriyeti yıkmak Orta Çağlara geri götürmek isteyen tüm şer kuvvetleri!...
Tuhaf olmaktan da öte akılları zorlayan bir şey var: Atatürk Cumhuriyetini korumaya ant içenleri, O’nun Cumhuriyetini yıkmaya ahdetmiş olanlar suçluyor ve yargılıyorlar... Bu, gözleri dönmüş “delilerin”, tımarhane haline getirdikleri ülkeyi ele geçirmeleri gibi bir fars, bir komedi değilse nedir?
“Genç Subayların” rahatsız oldukları söyleniyor... Gerçeği, neden gizlemeli.
Evet, sadece gençler değil bütün muvazzaf- emekli -yedeksubay ve askerler, hem de çok rahatsızlar! Ben, ölümün eşiğinde, yaşlı bir yedek subayım ve tarifsiz acılar içindeyim; Cumhuriyetin, bir “şeytan üçgeni” içinde, göz göre göre yutulmakta olduğunu gördükçe, uykularım kaçıyor, kâbuslarımda Mustafa Kemal’den ve babamdan, amcamdan fırça yiyorum; “Bu memleketi, bu hainlere iç ve dış düşmanların ellerine düşsün diye mi kurtardık?
Cumhuriyeti sağdan, soldan, birileri kendi bilmem kaçıncı Cumhuriyetlerini kursunlar diye mi kurduk?” diyesiler... Dramatize etmiyorum, aynen böyle!
Ordu düşmanları
TSK’ya, kendi ordularına düşman olanlar, her yeri her kesimi ve kurumu sarmışlar. TV programlarını işgal etmişler; Orduya ve Komutanlarına, boyuna kin kusuyorlar. Çok merak ediyorum; bu sönmez kinin sebebi ne? İnsan, kendi ordusuna neden, bu kadar husumet besler? Genetik mi? “Entel şıklık” modası gereği mi? Bazılarının babaları, büyük babaları askermiş; acaba bunun için mi karmaşık hisler duyuyorlar? “12 Mart-12 Eylül” hatıraları mı tepiyor? Ben bunların daha kötüsünü yaşadım ama kendi orduma düşman olmadım!
Bu, Türk Ordusu düşmanlarını temsil eden bir Ali Bayramoğlu var. “Belge” patlak verdikten sonra, daha fazla kin kusmak fırsatını buldu... Son yazılarının şu başlıklarına bakın:
“Asker ya değişecek ya değişecek- Başbuğ istifa etmeli-Askerin rengi açılıyor.”
Pekâlâ; Asker nasıl değişecek veya değiştirilecek? Fatih Altaylı cevabı, tabii cinasla veriyor: “Yapacak tek bir şey var. Silahlı kuvvetleri toptan kovalım... Genelkurmay Başkanı’ndan, yeni mezun teğmenine kadar tümünün işine son verelim!”
Bu, kara mizah değil. Bu adamlar gerçekten Ordudan ve komutanlarından kurtulmak isterler ve TSK’yı lağvedip yerine kendi işlerine yarayacak “lejyoner” veya “gurka” bir Asakir-i mensura, bir “Nizam-ı atika” ordusu kurmayı çok isterler... “Nizam-ı cedit”, yeni tarz demek. “Nizam-ı Atika”da, eski-geri nizam demek... İran’da bu yapıldı. İran generalleri, irtica çiçekleri, gözleri önünde büyürken fark etmediler ve işte bugünkü İran ordusu bambaşka. Komutanları top sakallı bir ordu! Şimdi İran halkının çoğunluğu, bu generallerden ve rejimden, kurtulmak için mücadele ediyorlar!
Evet; şimdi “Durum”, belgenin sahte olup olmadığı meselesini, çoktan aştı. Sahte veya tahrif edildiği, bilimsel olarak tespit edilse bile, inanmayacaklar, kulplar takacaklar... Zaten bunun işaretlerini de veriyorlar!
Dobra dobra sorarım; bugün, TC’ye karşı laik-üniter ulus devlete, Atatürk’e karşı gittikçe artan bir tehlike var mı yok mu? Ve bu tehdit ve tehlikelere karşı önlemler almak TSK’nın Genelkurmayının, yasal görevi değil mi? Ve Orduyu bu görevi yapamaz hale getirmiyorlar mı? Öyleyse ne yapmalı? Asker, bu “çoğunluk tramvayı demokrasisine”, “sizin-bizim” diye bölünmüş yargıya güvenip alanı, boyuna kıvıran politikacılara bırakıp, “kışlasında yan gelip yatmalı mı?” Belki akademik olarak öyle, ama ya gerçekte? Eğer askerler, tehditler karşısında, görevlerini ihmal etmişlerse, o zaman görevlerini, ihmal ettikleri için, cezalandırılmaları gerekir.

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi, Altemur Kılıç

Sabih Samur Yorumu: Altemur Kılıç'ı ruh ikizim olarak görüyorum.Düşünceler birebir bu kadar mı örtüşür? Allah kendisine sağlık dolu nice seneler versin. Örnek alabileceğimiz, dönek ve kaypak olmayan, nabza göre şerbet vermeyen sayılı insanlardan biri...
Bazı aptallar bu yazıyı darbe çığırtkanlığı olarak yorumlayabilirler, o onların aptallığıdır.
Burada bu vatanı korumak ve kollamak için yemin etmiş bir yedek subayın vatan sevgisi yatıyor.
Anlayana...


Yargıtay, dinlemeye elverişli suçlarda, sanıkların telefon görüşmelerinden elde edilen bilgilerin maddi kanıtlarla desteklenmemesi halinde ”belirti kanıtlarını” cezalandırma için yeterli bulmadı.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 11 sanık hakkında ‘’suç işlemek için örgüt kurma, örgüte üye olma, yardımda bulunma, parada sahtecilik, kıymetli damgada sahtecilik, mühürde sahtecilik, belgede sahtecilik” suçlarından verilen hapis cezalarının temyiz incelemesinde, son günlerde tartışılan telefon dinleme kayıtlarının hangi durumlarda delil olarak kullanılacağına ilişkin tespitlerde bulundu.

Daire, 3 sanık hakkındaki temyiz incelemesini yaparken, dosya içeriğine göre bu sanıklar hakkında mahkeme kararıyla dinlemeye elverişli suçlardan dinleme yapıldığına işaret etti.Kararda, şöyle denildi:

”Bu sanıkların yaptıkları telefon görüşmelerinden elde edilen bilgilere ilişkin maddi kanıtlarla desteklenmeyen belirti kanıtların cezalandırılmalarına yeterli kesin ve inandırıcı olmaması, sanıkların üzerlerinde ve evlerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanmaması karşısında, sanıklar hakkında beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesi hükmün bozulmasını gerektirmiştir.”

Yargıtay kaynakları, karardaki ”belirti kanıt” ifadesiyle ‘’sanığın ikrarına dayanmayan, maddi niteliği olmayan” kanıtların kastedildiğini bildirdi.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, daha önce de ”içeriği maddi bulgularla desteklenemeyen telefon görüşmelerine dayalı iletişim kayıtlarını” delil olarak kabul etmemişti.

İlhan Selçuk - Cumhuriyet Gazetesi

1 Mayıs 2009

Silahlı güç deyince herkesin aklına hemen asker gelir…
Peki, ya polis?..
*
Son günlerde polis deyince akla ne geliyor?..
Hakkâri’de Kürt çocuğunu silahının dipçiğiyle hastanelik eden polis mi?..
İstanbul’da teröristin şehit ettiği polis mi?..
Üniversite rektörlerinin, profesörlerinin, TV yöneticilerinin, yazarların, sendikacıların, E. generallerin kapısına sabahın köründe dayanan polis mi?..
*
Polis deyince akla başka hangi soru geliyor?..
Cumhuriyet polisi mi?..
F tipi polis mi?..
*
ETÖ ne demek?..
Fethullahçı ve yalaka takımının kullandığı bu rumuz “Ergenekon terör örgütü” demek…
Polis ETÖ suçlamasıyla yüzlerce değerli insanımızı topladı…
Çıt çıktı mı?..
Ama polis, İstanbul’da gerçek bir teröristin kapısına dayandığı zaman ne oldu?..
Altı saat çatışma, bir vatandaşın ve bir polisin öldürülmesi, yedi yaralı…
Üniversite rektörünü terörist diye rahatça gözaltına alan polisin karşısına gerçek bir terörist çıkınca ne oluyor?..
Polise yazık oluyor…
*
Polis, İstanbul’da polis şehit eden teröristi daha önce dinliyor muydu?..
Gazetelerin yazdıklarına bakılırsa teknolojinin en son aygıtlarıyla 70 bin kişi Türkiye’de gizli gizli dinleniyormuş…
Polis kimi dinliyordu?..
Rektörü..
Profesörü..
E. generali..
Yazarı, vb…
*
Yoksa F tipi polis, Emniyet örgütünde yönetici ve egemen mi?..
Polis Ergenekon soruşturması kapsamında kazı yapıyor, toprağın altında gömülü silah ve mühimmat buluyor…
Genelkurmay Başkanı da diyor ki:
- Bu silahlar bize ait değil…
Bir de rakam veriyor:
- 1988 yılında MKE (Makine Kimya Endüstrisi) Kurumu’nun ürettiği 3300 el bombasının 300’ü orduya, 3 bini polise verildi…
O zaman akla ne geliyor?..
Şimdi bin bir propaganda, tantana ve suçlamayla keşfedilen bu silahları sakın F tipi polis toprağa gömmüş olmasın?..
*
Polisteki yönetimin ‘cemaat’, nam-ı diğer ‘Fethullahçılar’ın eline geçtiği iddiası yoğunlaşıyor…
Necati Doğru’nun Vatan gazetesinde çıkan dünkü yazısından bir alıntı:
“- Bugüne kadar yapılan 12 dalga operasyonla tutuklanan, gözaltına alınan, tutuksuz yargılanmak üzere haklarında dava açılan yaklaşık 350 kişinin arasında rektörler var. Profesörler, yazarlar, gazeteciler, parti başkanları, TV sahipleri, bilim adamları, ‘Baba beni okula gönder’ciler bulunuyor.
350 kişinin hepsinin özelliği; Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laiklik savunucusu olmaları…
Bu 350 kişinin arasında neden ‘Cumhuriyetçi, Atatürkçü olmayan ve laikliği savunmayan bir tek kişi’ bile yok?“
*
Ve yazıyı bitirirken bir de ben sorayım:
Ergenekon pazarlaması ‘Gatakulli Fethullah’ın Amerika’daki merkezi karargâhından mı yönetiliyor?..





KKTC hakkında konuşmak ve AZİZ ÜSTEL
Yazı öyle bir güçtür ki mermi gibidir, küfür gibidir. Her ikisi de ağızdan çıktıktan sonra dönüşü yoktur! Kıvırabilirsin öyle söylemek istemedim yanlış anlaşıldı vesaire vesaire.
Aziz Üstel. Star Gazetesi köşe yazarı. Galatasaray hakkında söz sahibi. İstediği yorumu yapabilir; bilgilidir. Ama insanın susması gereken (bilmediği konularda) zamanlar vardır ki adam zannetsinler misali.
Ey Aziz Üstel öyle bir konuya değindin ki sana on gömlek büyük! Sana göre stratejik önemi olmayan KKTC bizim için bir yük, bir kambur, bir safra… “At veya ver ve kurtul” dan ibaret. Aman senin verdiğin vergiye bir şey olmasın. Ne kadar vergi verdiğini de bilmiyoruz ya. Bu düz mantığa göre Çorum’un veya Denizli’nin de stratejik bir önemi yok. Oralara da senin o meşhur verdiğin vergilerinden ödemeler yapılıyor. Oraları da gözden çıkaralım istersen.
Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz? Vatan toprağımız olan, bizim için Diyarbakır, Trabzon, Urfa, Şırnak ne ise Lefkoşa, Gazi Magusa, Güzelyurt, Girne’si de öyle olan can verdiğimiz ve seve seve tekrar verebileceğimiz KKTC.
KKTC’yi küçümseyen, Dr. Fazıl Küçük’ten sonra gelmiş ikinci lidere hakarette bulunabilen bir zavallı; Aziz Üstel.
Lütfen aşağıda yer alan yazısını okuyun ve tüm çevrenize iletin. Ve Allahınıza şükredin bu ve bunun gibi insanlara rağmen bu TC ve KKTC hâlâ ayakta. Tanınsa da tanınmasa da…
İt ürür kervan yürür.
Saygılarımla
Sabih Samur

Veli Küçük’ün kankası, son derebeyi Denktaş, Ergenekon sofrasında!

KKTC diye adlandırdığımız, senin benin vergimle tam tamına 35 yıldır ayakta tuttuğumuz Akdeniz’de, ki bu adanın kuzeyi, aslında devlet mevlet değil, bir kişinin derebeyliğidir.


Bundan yıllar önce stratejik önemi çok büyüktür denmiş, o gün bu gündür de bu hikaye bir palavra olarak dolanır durur ortalıkta. Herhangi bir kurmaya sorun. Size bugünün dünyasında KKTC’nin askeri anlamda stratejik hiçbir değeri ve anlamı olmadığını söyler.


Adanın bu bölünmüşlüğü, Kuzey Kıbrıs’lılara da büyük zarar verir aslında. Çünkü güneyi AB üyesiyken kuzeyi, gelişmemiş, Türk vatandaşlarının vergileriyle ayakta duran, bir derebeyliktir. Güney’de kişi başına yıllık gelir 20 bin doları geçmişken Kuzey bunun neredeyse altıda biridir. Adına KKTC dersiniz, ama TC’den başka böyle bir yeri ne tanıyan vardır ne de ağzına alan. Örneğin bir Türk futbol takımı KKTC’ye gidip maç yapsa, hem TFF hem de o takım UEFA’dan ceza üstüne ceza yer. Bunca yıldan sonra KKTC kumar sanayi ile ayakta durabilmektedir senin benim vergimin dışında, bir de türlü çeşitli hatun kişilerin alacakaranlıkta ortaya çıkmasıyla! Böyle bir derebeyliğin daha uzun süre ayakta kalabilmesi için, Türkiye’de Ergenekon’un özlemini çektiği bir yönetimin, yani ‘vurdum mu oturturum’ anlayışını benimsemiş, 12 Eylül türü bir hükümetin olması gerekir.


O da yok.


Ne var?


KKTC Başbakanı Ferdi Soyer’in de açıkladığı gibi, Rauf Denktaş’ın ve Derviş Eroğlu’nun kendilerine Ergenekon sofrasına yer arama hamleleri var! Ya da iddia bu yolda!


Soyer, hem Denktaş hem de Eroğlu’yla ilgili soruşturma isteminde bulundu. İddiaların çok ciddi olduğunu ve kamu yararı gereği, KKTC yasaları çerçevesinde soruşturma yapılacağını açıkladı. Veli Küçük’ün bir dönem KKTC’yle ‘yakından ilgilendiğini’, orada vurulan gazeteciyi, Barnabas’ın mezarı olduğu söylenen yerin Küçük’ün adamlarınca talan edildiği ileri sürülmüştü zaten. KKTC’de soruşturma açılmasına neden olan belgelerde Ergenekon Üst Kurulu’nun, seçimleri etkilemek için adaya 20 milyon dolar gönderdiği ve bu paralarla seçime ne tür hileler karıştırılmak istendiği öne sürülüyor.


Bu üst kurul, 1998 seçimlerine müdahelede başarılı olduğunu açıkladıktan sonra, kolları sıvayıp 1999 Türkiye seçimlerine yönelmiş...


Bunlar doğru olsun olmasın: Artık adanın birleşme zamanı gelmiş de geçmektedir. Hedefi AB üyeliği olan Türkiye için de bu ‘olmazsa olmaz’lardan biridir. Kürt açılımı, Ermeniler’le ilişkileri geliştirme girişimleri, Türkiye’nin dünyada git gide yükselen değeri, bu çıban başının gündemden düşmesini gerekmektedir! Haklı olduğumuz kimi davalarda, KKTC karşımıza bir koz olarak sürülüyor. Onun için de bu kozun, masadan Türkiye’nin kabul edebileceği bir biçimde çözümü şart oldu!


TARİH : 20 Ocak 2009

SAAT : 10:30

NO : BN -09 / 09

1. Son zamanlarda, bazı basın ve yayın organlarında, sözde bir itirafçının ifadelerine dayanarak, 10 Nisan 1998’de Serik/ANTALYA’da teröristlerle girdiği çatışmada bakıma muhtaç Malul Gazi olan, Emekli Jandarma Albay Abdülkerim KIRCA ile ilgili olarak suçlayıcı haberlere yer verilmiştir. Dün Emekli Jandarma Albay Abdülkerim KIRCA’nın evinde intihar ederek vefat ettiği öğrenilmiştir.

2. 16 Ocak 2009 tarihli Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda belirtildiği üzere, yargılama sürecinde sorumlu ve duyarlı olması gereken kesimlerin özen ve hassasiyeti göstermesi gerekirken, kişi ve kuruluşların âdeta yargısız infaz edilerek suçlu ilan edilmesi, temel insan haklarına aykırı olduğu gibi hiçbir hukuki ve ahlaki kuralla da bağdaşmamaktadır. Artık, yetkili ve sorumlu makamlar ile sağduyulu medyanın üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek üzere söylem yerine gerekli tedbirleri alma zamanıdır.

Kamuoyunun takdirine sunulur.

Silivri’de, “Ergenekon Davası”nda yargılanan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük dostumdur. Çok beraber olmadık ama çok telefonlaştık; ülke meseleleri ve Atatürk Cumhuriyeti’nin nerelere sürüklendiği ve buna karşı ne yapmak gerektiği hususunda dertleşirdik! Bu telefonları birileri herhalde dinlemişlerdir; eğer Atatürkçüler olarak böyle dertleşmek-konuşmak, “Ergenekoncu” olmaksa, ben de suç işlemiş sayılabilirim!
“TOPAL OSMAN”
Veli Paşa ile dostluğumuz, Kurtuluş Savaşı’nın yiğit kahramanı “Topal Osman” konusuyla başladı. Mustafa Kemal’e bağlılığı yüzünden, yaptığı aşırı bir harekâtın cezasını hayatıyla ödemişti bu yiğit Kardanız uşağı! Onu, dostu olan ve adı geçince gözleri yaşaran babamdan tanımıştım ve Veli Paşa’nın Giresun’da, “Topal Osman’ın heykelini” dikmek teşebbüsünü desteklemiştim! Bu trajedinin bir benzeri, şimdi oynanmakta! “Topal Osman” bazılarının iddia ettikleri gibi “eşkıya” değildi. Bana göre Veli Paşa da, “eşkıya” değildir ve aksi, hiçbir şüpheye mahal kalmadan ispat edilene kadar masumdur!
TUNCAY GÜNEY
Meczup mu, iliştirilmiş-yerleştirilmiş iki taraflı “ajan” mı, Tuncay Güney adlı bir adam, kendisine, hakkında kitaplar yazacak kadar inanmış iki gazeteci, beni TV programlarına telefonla konuk ettiler ve bu adamın benim Veli Küçük Paşa’nın “akıl hocası” olduğumu iddia ettiğini söylediler. Onlara; “Paşa benim dostumdur, onun akıl hocası olsaydım iftihar ederim… Ama Türk Ordusu’nda Tuğgeneralliğe kadar yükselmiş, Atatürkçülüğü Harp Okulu’nda özümsemiş bir kişiye akıl hocalığı yapmak haddim değil” diye cevap verdim. Ben yazılarımla, konuşmalarımla, kimseye “akıl hocalığı” yapmıyorum. Akılsızlara akıl vermeye vatan hainlerine hadlerini bildirmeye çalışıyorum! Ama iddiaya göre, Paşa eğer “Ergenekonun” “Bir” numarasıysa, demek asıl şef benim! Yoksa “Mustafa” mı? Geçenlerde malum bir gazetede çizgi bir bulmaca vardı; bir tarafta güya Tolon, Eruygur ve Küçük Paşalar, diğer yanda, belli belirsiz bir kişi. Gazete soruyordu; “Bilin bakalım bu kişi kim?” diye! Seçeneklerden biri “Mustafa”! Buna karşılık, internette dolaşan bir çizgi var; Anıtkabir önünde kara pardösülü kara gözlüklü iki kişi, ellerindeki telefonla “Şef; henüz çıkmadı, çıkarsa tutup getireceğiz” diyorlar! Gördünüz mü getirildiğimizi halleri!
Veli Paşa hakikaten iddia edildiği gibi bir örgüt kurduysa ve başı ise, bana bunu haber vermediği için, doğrusu ona kırıldım. Eğer haber vermiş olsaydı, orduda aldığım terbiyeye göre, saygı dairesinde, ama haddimi aşarak, “bunun yanlış olacağını terörle, darbeyle bir yere varılamayacağını, aksine mücadeleye zarar vereceğini, haklı mücadeleyi, meşru yöntem ve örgütlerle yapılması gerekeceğini” söylerdim!
ÇAPRAZ ATEŞİNDE
Veli Küçük Paşa su sırada yargılanıyor, çapraz sorguya çekiliyor… Onun maslağı askerlik ve savunması da haksızlıklara karşı hiddet! İyi yetiştirdiği avukat kızı Zeynep Küçük, hukuki savunmasıyla bunu tamamlıyor! Davanın ayrıntılarına giremem. Bazılarının bol bol yargısız infaz yapmalarına karşılık haklı da olsa, “hüküm” veremem ve davayı görmekte olan yargıçları etkilemeye teşebbüs edemem. Onlara sonuna kadar güvenirim. Silivri’de yargılanan ve aylardır, haklarındaki iddianameyi, yargılanmayı bekleyen Generaller ve diğerleri, evrensel hukuk kaidelerine göre, aksi hiçbir şüpheye mahal kalmayancıya kadar, masumdurlar.
Fakat Ergenekon olayının başından beri, bir kısım medya, kanunlara rağmen kasten sızdırılan bölük-pörçük iddia ve dedikodularla sanıklar hakkında, peşin hükümlerini verdiler, veriyorlar ve onları yargısız infaz ediyorlar! Veli Küçük Paşa’yı da şu sırada özellikle, öyle… Daha yargılama devam ederken, onun hakkında yazdıkları aşağılamalar en azından haksızlık fakat aslında ahlaksızlık! Malûm TARAF gazetesinin manşeti “Turşucu Paşa”… Yani Türk ordusunun şerefli bir generali “Turşucu”! Türk ordusuna olan sönmez hınçlarını, Veli Paşa’dan alıyorlar ve Tolon ve Eruygur Paşalardan alıyorlar!Bütün bu rezillikler karşısında Veli Küçük ve diğerlerini aksi sabit olana kadar masum olanları korumak boynumun borcudur!

Farkında mısınız? Türbanın “T”si bile gündemde yok .Varsa yoksa “Ergenekon”.Artık her kelimenin bir karşıt kelimesi mutlaka var.

Bölücü-Terörist --------------------Gerilla
PKK destekçisi----------------------Barış ve Demokrasi savaşçısı
Ergenekon--------------------------Çete

Evet , Türkiye’nin artık tek gündemi “Ergenekon” denen yapılanma iddiası.İddiası diyorum ama ortada savcılık tarafından bir fiil hazırlanmış herhangi bir iddianame maalesef yok.Emekli Subay Muzaffer Tekin’in tutukluluk süresi Sekiz ayı geçti.Ger gör ki ortada herhangi bir iddianame olmadığı için devamında başlayacak bir mahkeme süreci de yok;daha doğrusu şimdilik yok.Eğer suçlu ise cezasını çeksin.Ya değilse …
Gelelim Doğu Perinçek’e.Geçen yıl blog siteme (www.kirmizi-beyaz.blogspot.com)Kandil’de Bölücü başı ile teröristlerinden oluşan bir fotoğraf karesini koymuştum.
Ve altına inşallah bu karede yer alan Sn. Perinçek’in T.C.’nin bilgisi ve/veya görevlendirmesi ile orada olmasını temenni etmiştim.Bu dileğim kalbendi.Çünkü MHP ve ülkücü kardeşlerimizin yapamadığı muhalefeti,vatansever mücadeleyi kat kat fazlası ile yapan bir İşçi Partisi ve Başkanı vardı.
Şimdi Bu parti hallaç pamuğu gibi dağıtılırken ve başkanı bölücü başı gibi tutuklanırken DTP kıs kıs gülüyor.TBMM ‘de Nevruz fotoğraflarıyla kafalarına göre şov yapıyorlar.Ülkeyi bölmekten,federasyondan bahsediyorlar,iktidarda tık yok!
Devir bölücü olma dönemi. Puan kapmak istiyorsan birkaç vatansevere hakaret et ve hatta paket yap.hatta içeri tık.
Umarım Doğu Perinçek’in tutuklanmasında aşağıda yer alan 24 Şubat’ta yer alan şok açıklamaların katkısı yoktur. Umarım.
“İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturması Tayyip Erdoğan ve oğluna dayandıAlmanya’dan gelen kara para ve dolandırıcılık dosyası MASAK’ta bekletiliyor.Almanya’da 25 Nisan 2007 günü 340 polis ve iki savcı tarafından yapılan operasyonla başlayan “Deniz Feneri ve Kanal 7” soruşturmasında, Tayyip Erdoğan ve oğlu Burak’ın suçları araştırılıyor.Operasyondan önce Deniz Feneri ve Kanal 7’yi dört ay izlemeye alan Frankfurt Savcılığı, “Uluslararası hukuk yaptırımlarından faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz” diyor.Savcılık, izleme sırasında Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın aynı binadaki Deniz Feneri ve Kanal 7’ye sık sık gittiğini saptadı. Bu saptama, Burak Erdoğan’la ilgili kurye kuşkusunun kamuoyuna yansımasına neden oldu.İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (23 Şubat 2008) partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturmasının Tayyip Erdoğan’a ve oğlu Burak Erdoğan’a dayandığını söyledi. Perinçek’in açıklaması şöyle:

KARAPARA DOSYASI GELDİ, MASAK’TA BEKLİYOR

Federal Almanya Frankfurt Savcılığı, kara para aklama ve dolandırıcılık suçundan geçen Nisan ayında açtığı soruşturmayla ilgili olarak Türk makamlarından bazı talepleri içeren dosyayı Ankara’ya gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’na iletilen dosya Adalet Bakanlığı’nca incelendikten sonra Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)’na devredildi. Dosya MASAK’ta bekliyor.

TUTUKLANMASAYDI AKP’DEN ADAY OLACAKTI.

Soruşturmada tutuklanan, Almanya’daki bütün hesaplarına el konulan, bütün mal varlığının satışı durdurulan Mehmet Gürhan’ın Türkiye ilişkileri konusunda Frankfurt Savcısı Doris Moeller-Scheu şunları belirtiliyor:“Mehmet Gürhan aldığımız bilgilere göre Türkiye’de Temmuz ayındaki seçimlerde AKP’den milletvekilliğine aday gösterilecekti. İncelediğimizde şahsın, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini Ankara’ya giderek bizzat gerçekleştirdiğini tespit ettik.”

TAYYİP ERDOĞAN’IN İFADESİNİNALINMASINI TALEP EDECEĞİZ

Savcı Doris Moeller Scheu’ün açıklaması şöyle devam ediyor:“Erdoğan ailesi ile sıkı ilişkilerde olan Mehmet Gürhan’ın İzmir limanında demirleyen ve İtalya’dan Türkiye’ye gurbetçi taşımak için satın alınan geminin Deniz Feneri’ne yapılan bağışlarla alındığını tespit ettik. Ayrıca uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz.“1992 yılında 2000 Mark karşılığı taksi şoförlüğü yapan Gürhan’ın 1,5 milyon Euro değerindeki filosuna nasıl sahip olduğunu, bir villa ve dört daireden oluşan 4,5 milyon Euro’luk mülkiyeti nasıl ve hangi parayla aldığını Gürhan’dan sorduk. Gürhan gibi avukatları da çelişkili açıklamalarda bulundular.”



BURAK ERDOĞAN KURYE Mİ?



Frankfurt Savcılığı’nın 2007 yılının Nisan ayında başlattığı soruşturmada, en çok Mehmet Gürhan ile Türkiye arasındaki para trafiği üzerinde duruluyor. Buna göre Deniz Feneri Almanya’dan Türkiye’deki bazı banka hesaplarına yüklü miktarlarda paralar transfer ediliyor. Para transferlerinde üst düzey bir bürokratın Ziraat Bankası hesaplarının kullanıldığı, savcılık tarafından belirleniyor. Bu konu, Ankara’ya gönderilen ve şu anda MASAK’ta bulunan dosyaya da yansıtılıyor.Alman savcılığı, kara para hareketlerinin yaşandığı dönemde bir başka noktaya dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, tam da bu dönemde Deniz Feneri ve Kanal 7 Almanya’nın bulunduğu binaya sık sık gidip geliyor. Savcılığın bu ziyaretleri önemsemesi ve para transferleriyle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekmesi, gazetecilerin de dikkatini çekiyor. Akşam ve Güneş gazeteleri internet siteleri gibi bazı yayın organlarında, “Burak Erdoğan kurye mi?” soruları ortaya atılıyor. Burak Erdoğan’ın Başbakan’ın oğlu olarak VIP salonlarını kullanması, üstünün veya eşyalarının aranmaması gibi özellikler de bu soruların dayanağı olarak değerlendiriliyor.



İÇ İÇE İLİŞKİLER AKP’Yİ GÖSTERİYOR



Frankfurt’ta kapılar kırılarak girilen binada çok sayıda belgeye el konulmuştu. Operasyonun nedeni Deniz Feneri Derneği’nin topladığı 16 milyon Euro’nun 8 milyon Euro’sunu Kanal 7’nin Avrupa bürosuna aktarmasıydı. Frankfurt Savcılığı’nın baskında gözaltına aldığı dört zanlıdan üçünün, hem Deniz Feneri Derneği’nde hem de paraların aktarıldığı Kanal 7 ve YİMPAŞ Grubu şirketlerinde yöneticilik yaptığı açıklandı.Kanal 7, 1995 yılında, Almanya’da Media 7 GmbH adıyla bir şirket kurdu. Gurbetçileri dolandıran Yimpaş’tan Media 7’ye, Media 7’den de Kanal 7’ye milyonlarca dolar aktarıldı. Paralarını Yimpaş’a ve patronu Dursun Uyar’a kaptıran gurbetçiler perişan olurken, onların paraları ile Media7 ve Kanal 7 palazlandı. Bu operasyonda görev yapan isimler daha sonra Deniz Feneri Derneği’nin Avrupa merkezinde bir araya geldiler.O dönemde şirketin başında son operasyonda tutuklanan Mehmet Gürhan ve arkadaşları vardı. Bu isimler aynı zamanda Kanal 7’nin de yönetiminde görev yaptılar. Hortumlanan paralar Kanal 7’ye akıyordu.Gurbetçi paralarını hortumlayan Yimpaş’ın ortak olduğu Media 7 daha sonra iflas ettiğini açıkladı. Media 7 iflas edince yerine Euro 7 kuruldu.Mehmet Gürhan Euro 7’nin de ortağı. Mehmet Gürhan son operasyonda Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarını Euro 7’ye aktardığı için tutuklandı. Aslında Almanya’da başlatılan operasyonunun Türkiye’ye uzanan ilişkiler zincirinde hep aynı isimler ve bu isimlere ait şirketler var.



BURAK ERDOĞAN SIK SIK GİDİP GELİYORDU



Ön soruşturması yapılan davada Deniz Feneri Avrupa Başkanı ve Kanal 7 Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan’ın ve muhasebe sorumlusu Firdevs’i Ermiş’in de ifadeleri alındı.Önceleri taksicilik yapan Mehmet Gürhan’ın Frankfurt’ta 17 taksiden oluşan taksi filosunu nasıl elde ettiği ve Frankfurt yakınlarındaki Dietzenbach kasabasındaki daire ve villa gibi gayrimenkullerin kaynağı soruldu. Frankfurt Savcısının yaptığı araştırmaya göre Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın da çeşitli zamanlarda Frankfurt Deniz Feneri ve Kanal 7’ye gelip gittiği belirlendi.Savcılık, araştırmanın en az bir yıl süreceğini, iki kamyon dolusu dosyanın incelenmesinin zaman alacağını, açıkladı.Ayrıca İzmir limanında bulunan Atlas isimli gemiye el konulabileceğini, bunun için de Frankfurt savcılığı nezdinde ön çalışmaların tamamlandığını belirten Savcılık, ileriki günlerde bir grup Alman avukatın, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ile işbirliği yaparak, gemiye el konulması için hareket edilecek.



ALMAN POLİSİ KOSOVA’DA ARAŞTIRMA YAPTI



Federal Suç Dairesi (Kriminalamt) Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya ve İngiltere’nin yanı sıra Kosova, Türkiye ve Endonezya’da topladığı bilgilerle makbuzları karşılaştırdı.Savcılık, Kosova’dan gelen ilk makbuzlarla Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan; Kosova’da fakir köylere dağıtıldığı ileri sürülen yardımlara ilişkin makbuzların ilk karşılaştırmasında söz konusu Deniz Feneri’nin bağışladığı miktarlar ve kişilerin hayal ürünü olduğunun belirlendiğini açıkladı.Alman ve Kosova polisinin işbirliğiyle Deniz Feneri’nin makbuzlarda verdiği adres ve köylere gidildi. Buna göre 28 köyün muhtarı ile yapılan görüşmelerde söz konusu makbuzlarda yer alan bu isimlere ait kayıtlar bulunamadı. Kosova’daki muhtarlar, Alman İnterpol yetkililerine, “Hayatımızda ne Deniz Feneri duyduk, ne de sözü edilen kişiler köylerimizde var” dediler.”
Yorumu siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum.
Ergenekon Demircisi bulunduğu an düğüm çözülecektir.

Sabih Samur 26 mart 2008


21 Mart Nevruz bayramı, Türk dünyasında Türklerin Ergenekon’dan çıkışı ve 12 hayvanlı Türk takviminde yeni yılın başlangıcı olarak 5 bin yıla yakın bir süreden beri kutlanıyor.
21 Mart’ta gece ile gündüz eşittir. 21 Mart doğanın yeniden doğuşudur, baharın müjdecisidir.
Kültür Bakanlığı’nın İnternet sitesinde de Nevruz böyle tanımlanıyor. Ama Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Ergenekon kavramına sahip çıkacağına bu kavramı çete ile özdeşleştirenlere katıldığı gibi Türkiye Cumhuriyeti Başsavcısının da çeteden etkilenmiş olabileceğini söyledi biliyorsunuz. Ardından gazeteci Reha Muhtar, “Ben çeteci miyim?” başlığı altında “Bir Yargıtay Başsavcısı bu kadar kolay ’çetecilikle bağlantılı’sayılabiliyorsa, koskoca Başsavcı bu kadar kolay çetecilikten töhmet altında bırakılabiliyorsa, bu ülkede yarın benim, senin, onun çetecilikle yargılanmayacağımızın, içeri atılmayacağımızın hangi garantisi var?” diye yazdı.
Nitekim Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve resmi koruma polisleri, Ferit İlsever, Adnan Akfırat, Serhan Bolluk, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alındı.
Bu duruma, Susurluk kampanyasının baş aktörlerinden Fikri Sağlar bile isyan etti. Televizyonlara çıkıp İlhan Selçuk’u savundu. Barolar Birliği, İstanbul Barosu, Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi ve diğer basın derneklerinin başkanları harekete geçti. Çoğu Cumhuriyet gazetesine ve Ulusal Kanal’a ziyarete gitti, televizyonlarda canlı yayına çıktılar. Aslında bunu, daha önce aynı yöntemlerle evleri basılan ve terörist muamelesi yapılan gazeteciler, avukatlar için de yapmalıydılar ama sustular!
* * *
İlhan Selçuk söz konusu olunca bardak taştı!
83 yaşında, 15 yıldır koruma polisi ile devletin gözetiminde yaşayan İlhan Selçuk’un sabaha karşı evinden alınması herkesi harekete geçirdi! Özellikle Selçuk sayesinde herkes Ergenekoncu oldu! Ne de olsa “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı” nı yazan adam o!
İşte Ergenekon müjdesi budur!
Yoksa kimsenin kılını bile kıpırdatacağı yoktu!
Evet biraz mağdur olacaklar ama bu durum, uyuyanların biraz uyanmasına vesile olacaktır! Bu arada Cumhuriyet gazetesi okurları adına konuşan bir avukatın, canlı yayında “ülkücü mafya” nın verdiği ifadeler yüzünden gözaltına almaların geldiğini iddia etmesi yakışmadı! Sürüye kurt çağırıyor! Ülkücülerin bu olaylarla ne ilgisi var? Kaç defa söyledik; mafya, bütün dünyada devlet güçlerinin uzantısıdır!
* * *
En doğru değerlendirmeyi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yaptı. Baykal “AKP şimdi kendi derin devletini inşa etmektedir. Bu böyle gidemez” dedi. Hüseyin Gülerce’nin canlı yayındaki “100 yıllık hesaplaşma” tespiti ise daha çok bir itirafa benziyor!
Evet, birileri Batı adına Mustafa Kemal ile hesaplaşıyor!
Ahmet Altan da “Kemalizm tasfiye ediliyor” demişti zaten!
Peki, yüzbinlerce Mustafa Kemal’i ne yapacaklar?
KAYNAK : Yeniçağ Gazetesi Arslan Bulut
SABİH SAMUR YORUMU : Sevgili Dostum Arslan Bulut kalemine ve yüreğine sağlık.

BASIN BÜLTENİ

Gönderen SABİH SAMUR | 9:20 ÖS | , , , | 0 yorum »

Muvakkithane sok. No: 14-5 Kadıköy-İstanbul 34-122-107 Tel:0216-3488082
http://www.haberder.net/

BASIN BÜLTENİ….. HABERCİLER DERNEĞİ….BASIN BÜLTENİ

‘’Selçuk’un gözaltına alınış biçimi basın özgürlüğüne gözdağı olarak algılanmıştır’’
Türkiye’nin en eski yayın organlarından birisi olan Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı duayen gazeteci İlhan Selçuk’un sabah 04.00’de evinde gözaltına alınış biçimi basın özgürlüğüne baskı olarak algılanmıştır.
Bağımsız yargı sağlam deliller oluştuğunda vatandaşlarını gözaltına alma serbestisine sahiptir. Bu hukukun gereğidir. Ancak konumu itibariyle her türlü soruşturma kapsamında davet edildiği taktirde ifade vermeye gidecek olan Gazeteci İlhan Selçuk’un sabahın 04.00’ünde gözaltına alınması basın özgürlüğüne gözdağı olarak algılanmıştır.
İlhan Selçuk’un suçlu olup olmadığına elbette bağımsız yargı karar verecektir. Ancak, ülkemizin böylesine keskin dönemeçlerden geçtiği bir ortamda karar vericilerin basının saygın temsilcilerine karşı bu tür uygulamaları toplumda endişe yaratmaktadır. Gün, hukuka ve basın özgürlüğüne daha çok sahip çıkma ve özen gösterme günüdür.
Halkımızı ve halkımıza ışık tutan tüm gazeteci ve yazar meslektaşlarımızı sağduyulu olmaya davet ediyoruz. Yapılan haberlerin ve köşelerde sivriltilen kalemlerin nelere mal olduğunu unutanları gazete arşivlerinde kısa bir araştırmaya davet ediyoruz.
Gerek Yargıtay’ın AKP’ye yönelik açtığı dava gerekse de “Ergenekon” soruşturmalarının halkı ayrıma sürüklemeden bağımsız yargılamalarla kısa zamanda sonuca ulaşmasını ümit ediyoruz.

Burak Ersemiz
Haberciler Derneği
Sözcü- Başkanvekili

burakersemiz@burakersemiz.com http://www.haberder.net/ baskan@haberder.net

Ergenekon soruşturması kapsamında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,



Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk ile


İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun da


aralarında bulunduğu 12 kişi gözaltına alındı.



Ünlü isimler gözaltına alındıİstanbul’daki operasyon kapsamında İP lideri Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Selçuk ve İ.Ü. eski Rektörü Alemdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu 12 kişi gözaltında
Türkiye, dün yeni gözaltılara sahne oldu. Avukat Kemal Kerinçsiz ve gazeteci Vedat Yenerer’den sonra sabaha karşı evlerinden alınan ünlülere yeni isimler eklendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan bilgiye göre, Ergenekon soruşturması kapsamında polis, dün bazı adreslere baskın düzenledi. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarının talimatı ve mahkeme kararlarına istinaden gerçekleştirilen operasyonlarda, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk ile Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever gözaltına alındı. Değişik adreslere baskınEş zamanlı baskında ayrıca, iş adamı İbrahim Benli, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Perinçek’in koruması Yusuf Beşirik, gazeteci Adnan Akfırat ile Yusuf Tuncer, Aydın Gergin, Mahir Güngör ve Aykut Tokak da gözaltına alındı. Gizlilik kararı bulunduğundan, soruşturmanın görevli savcılarca büyük bir hassasiyet ve dikkatle sürdürüldüğü kaydedildi. Uçakla İstanbul’a getirildiİstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatı doğrultusunda, Ankara’da sabahın erken saatlerinde gözaltına alınan İP lideri Perinçek, THY’ye ait bir uçakla Atatürk Havalimanı’na getirildi. Perinçek, havalimanından Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü. Olaya ilişkin daha önceden gözaltına alınan, aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz’in de bulunduğu 39 kişi tutuklanmıştı.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gözaltılara sert tepki gösterdi.
‘Cumhuriyet susturulmak isteniyor’Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gazetenin imtiyaz sahibi İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Yıldız, Selçuk’un gözaltına alınmasının ardından Şişli’deki gazete binası önünde toplanan gruba hitaben yaptığı konuşmada, “İlhan Selçuk’un, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbe dönemlerini anımsatan bir yöntemle gözaltına alınmasının anlamını kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz” dedi. İbrahim Yıldız, şunları söyledi: “Kamuoyunda ’Ergenekon Operasyonu’ olarak bilinen ve uzun süredir devam etmekte olan soruşturmanın, AKP’nin kapatma davası ile ilişkilendirilmesi ve Cumhuriyet Gazetesinin bu yolla sindirilmek, susturulmak istenmesi oyununa alet olmayacağız. İsmini Atatürk’ün verdiği Cumhuriyet Gazetesi, kurulduğundan beri 84 yıldır demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti sistemini savunmaktadır.”
Avukatları görüşemediİşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Avukatı Osman Aydın Şahin ile gazeteci İlhan Selçuk’un avukatı Akın Atalay, müvekkileriyle görüşemedi. Bilgi almak için Emniyet’e gelen Şahin, Perinçek ile görüştürülmediğini söyledi. İlhan Selçuk’un avukatı Atalay da, müvekkili ile görüşmesine, 24 saat süreyle izin verilmediğini söyledi. Atalay, “Şu anda iyi olduğuna dair yetkililerden bilgi aldık. Normalde bu suçlarla ilgili gözaltı süresi 48 saattir. Yarın (bugün) sabah görüştüğümüzde kendisi ile ilgili daha ayrıntılı bilgi öğreneceğiz. Şu anda kendisine yöneltilmiş bir suçlama da yok” dedi. Atalay, Selçuk’un evinde arama yapıldığını da sözlerine ekledi.
Bilgisayarlara el konulduAnkara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin İşçi Partisi (İP) Genel Merkezi’nde sabah saatlerinde başlattıkları aramalar saatlerce sürdü. Arama sırasında, binadaki bazı bilgisayarlar ile klasörler incelenmek üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’ne götürüldü. İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bedri Gültekin, “Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesi karşısında paniğe kapılanlar gündemi değiştirmek, dikkatleri başka yerlere çekmek istiyorlar” dedi. Bu arada, İP Genel Merkezi önünde toplanan bir grup sivil toplum kuruluşu üyesi, gözaltıları protesto etti.

Operasyona tepkiler...TGC, olayın takipçisi olacakTürkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından yapılan açıklamada, “Özellikle kim olduğu bilinen, adı Türkiye’nin en eski yayın organı Cumhuriyet ile özdeşleşen, yaşamı evi ile gazetesi arasında ve iki resmi koruma eşliğinde geçen, 83 yaşındaki gazeteci İlhan Selçuk’un evinin basılarak sabaha karşı gözaltına alınmasının gereğini anlamış değiliz. Konunun takipçisi olacağımızı duyururuz” denildi.
12 Mart hatırlatmasıTürkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada da şöyle denildi: “Gözaltılar yöntem itibarıyla bize ne yazık ki 12 Mart dönemindeki Ziverbey Köşkü soruşturmalarını anımsatmıştır. Ancak o dönemden bugüne tek değişen husus, Ziverbey Köşkü’nün ’AB standartlarına’ uyumlu olarak yeniden yapılandırılmış olmasıdır. Bağımsız yargı, devlet içindeki gruplaşmaların siyasi çekişmelerine alet edilmemelidir.”
Mersin’de de protesto Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Ünal ve bir grup gazeteci de gözaltıları protesto etti. Ünal, “Böyle uygunsuz bir şekilde gözaltına alınan meslektaşlarımızın ortak özelliği yazıları ve açıklamalarıyla mevcut iktidara muhalefet olmalarıdır. Bu durumu basına karşı büyük bir sindirme ve korku salma eylemi yapıldığını düşünmekteyiz” dedi. Grup, daha sonra çeşitli sloganlar atarak, dağıldı.

KAYNAK : YENİÇAĞ GAZETESİ

SABİH SAMUR YORUMU : Rahmetli Menderes'in son döneminde yaşanan bir sürü olay aynen yaşanmakta eski tabirle cereyan etmektedir.inşallah sonundaki benzerlikte aynen yaşanmaz.

Gidilen yol kesinlikle yanlış bir yoldur. Ve enteresandır bu yol "Çıkmaz Sokak" tır.

İktidar süreci sonsuz değildir. İktidardaki yetki de Padişah yetkisi değildir.

Allah hepimizin sonunu hayırlı eylesin, hepimize akıl fikir versin.



“Sn. Altemur Kılıç
Lütfen bu kadar karamsar olmayın.
- Aponun her yeri kıpır kıpır tap taze olsa ne olur?
- Memleketin % 50 si ve belki daha fazlası (TSK dahil olmak üzere) Fethullah Gülen yandaşlarının eline geçse ne olur?
- Batman, Diyarbakır kökenli vb. çete bozuntuları, İst. Emniyetinin Gözü önünde İstanbul'un haracını parselleseler ne olur?
- Operasyon yarım kalmış, hava soğukmuş, şartlar müsait değilmiş geri dönmüşüz ne olur?
- Milletin dili kulağına kaçmış, Ergenekoncu derler diye; deseler ne olur?
Bu yaşta sizin gibi Kılıçlar başımızda ,yanımızda da Atatürk'ün Bursa Nutku olduktan sonra bu memleketi yıksalar da yeniden, yine Atatürk'ün çizgisinde kurarız.
Saygılarımla
Sabih Samur”
Bu yorum iletisini Sn. Altemur Kılıç’ın “Biji Apo…” adlı yazısına istinaden yazmıştım. Çok enteresan bir zamanlama ile “Kurtlar Vadisi Pusu” adlı dizide de Türkiye’nin sahipsiz olmadığı ve adı ne olursa olsun yine Türkiye’ye ait güçler tarafından, memleketin tüm meselelerinin izlenip gözlemlendiği ve olayların demokrasi boyutunda çözülemediği noktalarda adına “derin” denen yapılanmanın devreye girdiği, dizi ortamında meşhur “Kırmızı Kitap”ın da adı geçerek dile getirildi.
Cümle biraz uzun oldu kusura bakmayın. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde “derin” denen bir yapılanma tuhaf geliyor. Bana da öyle geliyor ama. Evet, aması var. Bakıyorsun ülke gün geçtikçe kötüye gidiyor. Seksen küsur senenin yapı tuğlaları tek tek yıkılıyor yani güncel deyimle özelleştiriliyor. Devletin olmadığı tamamen özelleşmiş bir milletin ayakta kalması mümkün mü?
Topkapı Tekstil Meslek Lisesi 2. sınıfta Milli Güvenlik dersindeyiz.Sene 1982. Bir kız arkadaşımız Binbaşı rütbeli hocamıza “-hocam keşke sınırlarımızda bekleyen tüm askerlerimiz aynı gün terhis olsa anneler bayram etse”demişti. Hiç unutmuyorum. Hocamız “sevgili arkadaşım işte o gün, o annelerin gözyaşı dökeceği bir avuç dahi vatan toprağı kalmaz. Senin o “komşu” dediğimiz devletler bir anda Türkiye’yi istila ederler”demişti.
Evet, sevgili okuyucular Türk Milleti bugün dimdik ayakta ise ve bastığı yerler vatan toprağı ise o sınırları bekleyen, dosta ve düşmana anlayacağı dilde mesaj veren Mehmetçik sayesindedir. Ki o Mehmetçik bizzat kendi bağrından çıkmaktadır. Lejyoner değildir.
2008 yılı tüm uzmanlar tarafından kabus yılı ilan edilirken;
- Türk halkına pembe tablolar çizmek,bir günde kişi başına düşen milli geliri bilmem kaç dolar artmış gibi göstermek,
- İhracatçılar kan ağlarken ihracatın zirve yaptığından dem vurmak…
- Turizmciler turist sayısında patlama yaşandığını, filanca havaalanında falanca sayıda turist girişi oldu geyiğini dinlerken, kendi kendine “peki ben neden kiramı ve personel maaşlarımı dahi ödeyemiyorum” diye sessizce mırıldanırken…
Müsaade edin de birileri iktidar yalakalığı yapmadan gerçekleri görebilsin ve dile getirsin. İster yerüstünde ister yeraltında…
Lütfen unutmayın; Semra Özal döneminde iktidarın etrafı eli purolu, bardağı viski dolu Papatyalar kaynıyordu ama Papatya olmayanlar gözlem yapıyordu. Şimdide iktidarın etrafı inananıyla, inanmayanıyla Türbanlı dolu. İktidara yakın olmayanlar ise yine geçmişte olduğu gibi gözlem yapmaya devam ediyorlar derinden derinden.
Anlayan anlayacağını anlayacağı gibi anlasın lütfen.
Sabih Samur