
ERKENKONDU NEDİR?
Sevgili Facebook Köyü Sakinleri, komşularım!
Bizler burada mangalda kül bırakmazken,
En büyük milliyetçi biz iken,
Kimimiz rahmetli Türkeş'ten,
Kimimiz Atatürk'ün fotoğraflarından,
Kimimiz Deniz Gezmiş'ten,
Kimimiz Che'den,
medet umarken, el oğlu boş durmuyor!!!
Yarın neler yapacaklarını RESMİ YAYIN ORGANLARI OLAN SAMANYOLU TV'den
avazları çıktığı kadar bağırıyorlar.
Biz de burada birbirimize gönderdiğimiz şarkıların altına ve müsait yerine BEĞENDİ koyuyoruz. Yüreğine sağlık, çok hoşsunuz diyoruz (ben dahil).
Bu akşam 22:30 yani bir saat önce.
Habertürk TV.
CHP'den SN. Batum bağsuruna zarar verebilecek bir öfke ile yırtınıyor.
İki Yargıça da feryat figan.
"Yargıçlar haksızdır, yalancıdır!" diyor, kim takar? Kimin umurunda?
Eşzamanlı olarak Samanyolu TV.
Kollama adlı dizi.
Final Bölümü:
Polisler ve savcı mangal başında.
Kutlama var!
Herkes mutlu...
Bu arada bahçedeki küçük televizyonda haberler:
ERKENKONDU (ERGENEKON) ÇÖZÜLDÜ!!!
Her kesimden onlarca kişi tutuklanıyor!
TOPLANACAK TUTUKLU SAYISININ 2.000-3.000 KİŞİYE ULAŞACAĞI SÖYLENİYOR!
TV'yi izleyen küçük kız güzel günler göreceğiz baba diyor gülümseyerek.
Evet Facebook köyümün sakinleri neğde gamıştık?
Hadi patlat oradan bir Samanyolu, Berkant'tan olsun.
Bir elinde cımbız bir elinde ayna...
Bekle ki Atatürk dirilecek?
Dostlar lütfen bu dizinin son cümleswini ciddiye alın.
Bu şarkı bitmez diyor üçüncü defa seçilen ama hiçbirimizin oy vermediği (nasıl oluyorsa?) Başbakan.
Sevgiyle kalın
Türkçe Kalın
Sabih Samur
ERKENKONDU NEDİR?
Gönderen SABİH SAMUR | 9:45 ÖÖ | Alparslan Türkeş, CHP, Ergenekon, Erkenkondu, Facebook, Kod Adı: TC, MHP, Sabih Samur, Samanyolu Haber | 0 yorum »Babalar Gününüz Kutlu Olsun
Gönderen SABİH SAMUR | 2:57 ÖS | Babalar Gününüz Kutlu Olsun, Ergenekon, Eşref Bitlis, Kod Adı: TC, Muavenet, Sabih Samur, TSK | 0 yorum »
Babalar Gününüz Kutlu Olsun
Biz babalar böyle günlerde hüzünleniriz.
Baba olmak zordur.
Sevinç,
hüzün,
öfke,
kızgınlık,
utanç,
çaresizlik v.b. ifadelerden oluşan duygular bu günlerde had safhalara çıkar.
Ve hepsi birbirine karışır.
Evlâtların vardır evlâdım diyemezsin.
Kimi cezaevinde tutukludur, masumiyeti kanıtlanana kadar yargıya müdahil olmama anlamında sesin soluğun çıkmaz.
Kimi evlâdın vardır başına çuval geçirilmiştir.
Senin için hicran yarasıdır, için içini yer,
Gününü beklersin.
Muavenet muhribinde 5 evladını şehir vermişsindir.
İçin yanar. Her yılın 02 Ekim gecesi sabah olmayı bilmez.
O uğursuz, o cenabet geceyi yaşarsın, için içine yer,
Gününü beklersin.
Evlatlarından Eşref Bitlis gelir aklına; kahredersin,
Gününü beklersin.
Ve bu beklenen gün geldiğinde ,
İşte o gün geldiğinde,
Artık böyle günlerde hüzünlenmeyeceğiz!
Baba olarak Babalar Gününü gerçekten mutlu bir şekilde kutlayacak ve bizlerin de kutlanmasına sevinçle eşlik edeceğiz.
Sabih Samur
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan,
Türkçe konuşan,
Türk Vatandaşı bir BABA.
Bugün Tayyip Erdoğan İçin Ne Yaptınız?
Gönderen SABİH SAMUR | 10:32 ÖÖ | 12 Eylül, AKP, Ergenekon, Facebook, Referandum, Sabih Samur, Tayyip Erdoğan, Tuncay Özkan | 0 yorum »TÜRK SUBAYI ÖRGÜTSÜZ KALMIŞTIR
Gönderen SABİH SAMUR | 10:18 ÖS | ABD, Doğu Perinçek, Ergenekon, Eşref Bitlis, İP, Mustafa Kemal ATATÜRK, NATO, TSK, Uğur Mumcu | 0 yorum »ISLAK İMZA ve ASIK YÜZ İFADESİ
Gönderen SABİH SAMUR | 9:04 ÖÖ | Cumhuriyet Bayramı, Ergenekon, Genel Kurmay Başkanı, Tayyip Erdoğan, TSK | 0 yorum »Sabih Samur Yorumu:
Bu açıklamanın yapılması için yüzümüzü fotoğrafta görüldüğü gibi asmamız mı gerekiyordu?
Keşke 29 Ekim’i hep birlikte, olması gerektiği gibi mutluluktan kahkahalarla yaşayabilseydik.
Keşke…
Bozkurt sırtlan mı oldu?
Gönderen SABİH SAMUR | 12:33 ÖÖ | Bozkurt, Cumhuriyet Gazetesi, Ergenekon, İlhan Selçuk | 0 yorum »Ergenekon destanı, adı üstünde destan...
Geçmiş yüzyıllarda, tarihin derinliklerinde, Çin-i Maçin’de yaşanıp ağızdan ağıza tevatürle beslenen bu destan, biz Türkler için önemli mi önemli bir anlam taşıyor...
Neden?..
Çünkü Ergenekon’un bozkurt olduğu üzerine geçmişten bugüne bir fikir birliği var...
Söylenceye göre bir çıkmaza saplanan Türklerin önüne bir bozkurt düşüyor...
Yol gösteriyor...
Daha başka deyişle kurtarıcımız, rehberimiz, kılavuzumuz bozkurt...
Ergenekon yalnız eski zamanlarda Çin-i Maçin’de mi yaşandı?..
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Türklere kim yol gösterdi?..
Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti nasıl kuruldu?..
Atatürk’le ikinci Ergenekon destanını tarihimize yazdık...
Doğrusu ya ulusların destanlara gereksinmesi var dır...
Yalnız biz de değil başka ülkelerde de toplumların geçmişini güzelleştirip insanları bütünleştiren masalsı öykülerin işlevi büyüktür;
bu efsanelerde düş ile gerçek, tarih ile hayat birbirine karışır, kuşaktan kuşağa aktarılan bilincin zincirleme mirasında insanlar birbirlerine bağlanır;
ulusal istenç elle tutulacak kadar somutlaşır, onurlu birlikteliğin gücünde geleceğe dönük el ele yürüyüşün ayak sesleri bugünden duyulur...
Ergenekon’un da Türklerin tarihinde ve bilincindeki işlevi buydu...
Ama, ne oldu?..
Kim Ergenekon’a düşmanlaştı?..
Kim Ergenekon destanını geçmişimizden söküp güncel politikanın pisliğine, rezilliğine, haksızlığına, hırsızlığına alet etmek için yaşadığımız iğrenç tertibi tezgâhladı?..
Ergenekon bugün neyi vurguluyor?..
Bozkurtu mu?..
Tilkiyi mi?..
Çakalı mı?..
Sırtlanı mı?..
Yılanı mı?..
Kertenkeleyi mi?..
El ele, onurlu bir toplum gibi geleceğe yürüyüşü mü?..
Yoksa kutsal İslamı kullanıp Türklüğün köküne kibrit suyu ekmek isteyen bir güruhun Türkiye’yi parçalamak isteyen dış kökenli tezgâhını mı?..
Tarihimize kara çalarak, destanlarımızı kirleterek, hırsızlık, dolandırıcılık, üçkâğıtçılık, sahtekârlık üzerine yükseltilen deniz feneri rejiminin iktidar tezgâhı Türkiye’yi hiçbir yere taşıyamaz, çukura gömer...
Ne kadar kirletip pisletmeye çalışsalar da Ergenekon destanı bugün de ulusun var oluşunda gerekli işlevini yerine getirecektir...
İlhan Selçuk/Cumhuriyet
Asker ya değişecek, ya da değiştirecek!
Gönderen SABİH SAMUR | 12:10 ÖÖ | AKP, Altemur Kılıç, Ergenekon, Genel Kurmay Başkanı, İran, Mustafa Kemal ATATÜRK, Sabih Samur, TSK, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »“Belge” konusu tıpkı “Ergenekon” davası gibi ve bu davayla birlikte, iddianamedeki kayıtlar, delil diye konulanlar “sahtedir-değildir” safhasını çoktan aştı, T.C. ve TSK için bir ölüm-kalım meselesi oldu; Ya “bizler”, Atatürk’ün Cumhuriyetini korumaya ant içmiş olanlar, ya da “onlar”, bu Cumhuriyeti yıkmak Orta Çağlara geri götürmek isteyen tüm şer kuvvetleri!...
Tuhaf olmaktan da öte akılları zorlayan bir şey var: Atatürk Cumhuriyetini korumaya ant içenleri, O’nun Cumhuriyetini yıkmaya ahdetmiş olanlar suçluyor ve yargılıyorlar... Bu, gözleri dönmüş “delilerin”, tımarhane haline getirdikleri ülkeyi ele geçirmeleri gibi bir fars, bir komedi değilse nedir?
“Genç Subayların” rahatsız oldukları söyleniyor... Gerçeği, neden gizlemeli.
Evet, sadece gençler değil bütün muvazzaf- emekli -yedeksubay ve askerler, hem de çok rahatsızlar! Ben, ölümün eşiğinde, yaşlı bir yedek subayım ve tarifsiz acılar içindeyim; Cumhuriyetin, bir “şeytan üçgeni” içinde, göz göre göre yutulmakta olduğunu gördükçe, uykularım kaçıyor, kâbuslarımda Mustafa Kemal’den ve babamdan, amcamdan fırça yiyorum; “Bu memleketi, bu hainlere iç ve dış düşmanların ellerine düşsün diye mi kurtardık?
Cumhuriyeti sağdan, soldan, birileri kendi bilmem kaçıncı Cumhuriyetlerini kursunlar diye mi kurduk?” diyesiler... Dramatize etmiyorum, aynen böyle!
Ordu düşmanları
TSK’ya, kendi ordularına düşman olanlar, her yeri her kesimi ve kurumu sarmışlar. TV programlarını işgal etmişler; Orduya ve Komutanlarına, boyuna kin kusuyorlar. Çok merak ediyorum; bu sönmez kinin sebebi ne? İnsan, kendi ordusuna neden, bu kadar husumet besler? Genetik mi? “Entel şıklık” modası gereği mi? Bazılarının babaları, büyük babaları askermiş; acaba bunun için mi karmaşık hisler duyuyorlar? “12 Mart-12 Eylül” hatıraları mı tepiyor? Ben bunların daha kötüsünü yaşadım ama kendi orduma düşman olmadım!
Bu, Türk Ordusu düşmanlarını temsil eden bir Ali Bayramoğlu var. “Belge” patlak verdikten sonra, daha fazla kin kusmak fırsatını buldu... Son yazılarının şu başlıklarına bakın:
“Asker ya değişecek ya değişecek- Başbuğ istifa etmeli-Askerin rengi açılıyor.”
Pekâlâ; Asker nasıl değişecek veya değiştirilecek? Fatih Altaylı cevabı, tabii cinasla veriyor: “Yapacak tek bir şey var. Silahlı kuvvetleri toptan kovalım... Genelkurmay Başkanı’ndan, yeni mezun teğmenine kadar tümünün işine son verelim!”
Bu, kara mizah değil. Bu adamlar gerçekten Ordudan ve komutanlarından kurtulmak isterler ve TSK’yı lağvedip yerine kendi işlerine yarayacak “lejyoner” veya “gurka” bir Asakir-i mensura, bir “Nizam-ı atika” ordusu kurmayı çok isterler... “Nizam-ı cedit”, yeni tarz demek. “Nizam-ı Atika”da, eski-geri nizam demek... İran’da bu yapıldı. İran generalleri, irtica çiçekleri, gözleri önünde büyürken fark etmediler ve işte bugünkü İran ordusu bambaşka. Komutanları top sakallı bir ordu! Şimdi İran halkının çoğunluğu, bu generallerden ve rejimden, kurtulmak için mücadele ediyorlar!
Evet; şimdi “Durum”, belgenin sahte olup olmadığı meselesini, çoktan aştı. Sahte veya tahrif edildiği, bilimsel olarak tespit edilse bile, inanmayacaklar, kulplar takacaklar... Zaten bunun işaretlerini de veriyorlar!
Dobra dobra sorarım; bugün, TC’ye karşı laik-üniter ulus devlete, Atatürk’e karşı gittikçe artan bir tehlike var mı yok mu? Ve bu tehdit ve tehlikelere karşı önlemler almak TSK’nın Genelkurmayının, yasal görevi değil mi? Ve Orduyu bu görevi yapamaz hale getirmiyorlar mı? Öyleyse ne yapmalı? Asker, bu “çoğunluk tramvayı demokrasisine”, “sizin-bizim” diye bölünmüş yargıya güvenip alanı, boyuna kıvıran politikacılara bırakıp, “kışlasında yan gelip yatmalı mı?” Belki akademik olarak öyle, ama ya gerçekte? Eğer askerler, tehditler karşısında, görevlerini ihmal etmişlerse, o zaman görevlerini, ihmal ettikleri için, cezalandırılmaları gerekir.
Kaynak: Yeniçağ Gazetesi, Altemur Kılıç
Sabih Samur Yorumu: Altemur Kılıç'ı ruh ikizim olarak görüyorum.Düşünceler birebir bu kadar mı örtüşür? Allah kendisine sağlık dolu nice seneler versin. Örnek alabileceğimiz, dönek ve kaypak olmayan, nabza göre şerbet vermeyen sayılı insanlardan biri...
Bazı aptallar bu yazıyı darbe çığırtkanlığı olarak yorumlayabilirler, o onların aptallığıdır.
Burada bu vatanı korumak ve kollamak için yemin etmiş bir yedek subayın vatan sevgisi yatıyor.
Anlayana...
Yargıtay: Telefon dinlemeleri kanıt olamaz
Gönderen SABİH SAMUR | 12:11 ÖÖ | Ergenekon, Yargıtay | 0 yorum »Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 11 sanık hakkında ‘’suç işlemek için örgüt kurma, örgüte üye olma, yardımda bulunma, parada sahtecilik, kıymetli damgada sahtecilik, mühürde sahtecilik, belgede sahtecilik” suçlarından verilen hapis cezalarının temyiz incelemesinde, son günlerde tartışılan telefon dinleme kayıtlarının hangi durumlarda delil olarak kullanılacağına ilişkin tespitlerde bulundu.
Daire, 3 sanık hakkındaki temyiz incelemesini yaparken, dosya içeriğine göre bu sanıklar hakkında mahkeme kararıyla dinlemeye elverişli suçlardan dinleme yapıldığına işaret etti.Kararda, şöyle denildi:
”Bu sanıkların yaptıkları telefon görüşmelerinden elde edilen bilgilere ilişkin maddi kanıtlarla desteklenmeyen belirti kanıtların cezalandırılmalarına yeterli kesin ve inandırıcı olmaması, sanıkların üzerlerinde ve evlerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanmaması karşısında, sanıklar hakkında beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesi hükmün bozulmasını gerektirmiştir.”
Yargıtay kaynakları, karardaki ”belirti kanıt” ifadesiyle ‘’sanığın ikrarına dayanmayan, maddi niteliği olmayan” kanıtların kastedildiğini bildirdi.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, daha önce de ”içeriği maddi bulgularla desteklenemeyen telefon görüşmelerine dayalı iletişim kayıtlarını” delil olarak kabul etmemişti.
Gömülü Silahlar Polisin mi?..
Gönderen SABİH SAMUR | 10:29 ÖS | ABD, Ergenekon, Fethullah Gülen, Genel Kurmay Başkanı, İlhan Selçuk, TSK | 0 yorum »
İlhan Selçuk - Cumhuriyet GazetesiPeki, ya polis?..
*
Son günlerde polis deyince akla ne geliyor?..
Hakkâri’de Kürt çocuğunu silahının dipçiğiyle hastanelik eden polis mi?..
İstanbul’da teröristin şehit ettiği polis mi?..
Üniversite rektörlerinin, profesörlerinin, TV yöneticilerinin, yazarların, sendikacıların, E. generallerin kapısına sabahın köründe dayanan polis mi?..
*
Polis deyince akla başka hangi soru geliyor?..
Cumhuriyet polisi mi?..
F tipi polis mi?..
*
ETÖ ne demek?..
Fethullahçı ve yalaka takımının kullandığı bu rumuz “Ergenekon terör örgütü” demek…
Polis ETÖ suçlamasıyla yüzlerce değerli insanımızı topladı…
Çıt çıktı mı?..
Ama polis, İstanbul’da gerçek bir teröristin kapısına dayandığı zaman ne oldu?..
Altı saat çatışma, bir vatandaşın ve bir polisin öldürülmesi, yedi yaralı…
Üniversite rektörünü terörist diye rahatça gözaltına alan polisin karşısına gerçek bir terörist çıkınca ne oluyor?..
Polise yazık oluyor…
*
Polis, İstanbul’da polis şehit eden teröristi daha önce dinliyor muydu?..
Gazetelerin yazdıklarına bakılırsa teknolojinin en son aygıtlarıyla 70 bin kişi Türkiye’de gizli gizli dinleniyormuş…
Polis kimi dinliyordu?..
Rektörü..
Profesörü..
E. generali..
Yazarı, vb…
*
Yoksa F tipi polis, Emniyet örgütünde yönetici ve egemen mi?..
Polis Ergenekon soruşturması kapsamında kazı yapıyor, toprağın altında gömülü silah ve mühimmat buluyor…
Genelkurmay Başkanı da diyor ki:
- Bu silahlar bize ait değil…
Bir de rakam veriyor:
- 1988 yılında MKE (Makine Kimya Endüstrisi) Kurumu’nun ürettiği 3300 el bombasının 300’ü orduya, 3 bini polise verildi…
O zaman akla ne geliyor?..
Şimdi bin bir propaganda, tantana ve suçlamayla keşfedilen bu silahları sakın F tipi polis toprağa gömmüş olmasın?..
*
Polisteki yönetimin ‘cemaat’, nam-ı diğer ‘Fethullahçılar’ın eline geçtiği iddiası yoğunlaşıyor…
Necati Doğru’nun Vatan gazetesinde çıkan dünkü yazısından bir alıntı:
“- Bugüne kadar yapılan 12 dalga operasyonla tutuklanan, gözaltına alınan, tutuksuz yargılanmak üzere haklarında dava açılan yaklaşık 350 kişinin arasında rektörler var. Profesörler, yazarlar, gazeteciler, parti başkanları, TV sahipleri, bilim adamları, ‘Baba beni okula gönder’ciler bulunuyor.
350 kişinin hepsinin özelliği; Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laiklik savunucusu olmaları…
Bu 350 kişinin arasında neden ‘Cumhuriyetçi, Atatürkçü olmayan ve laikliği savunmayan bir tek kişi’ bile yok?“

*
Ve yazıyı bitirirken bir de ben sorayım:
Ergenekon pazarlaması ‘Gatakulli Fethullah’ın Amerika’daki merkezi karargâhından mı yönetiliyor?..
Atatürk'ün Bozkurt Sevgisi
Gönderen SABİH SAMUR | 5:51 ÖS | Bozkurt, Ergenekon, Mustafa Kemal ATATÜRK | 0 yorum »KKTC hakkında konuşmak ve AZİZ ÜSTEL
Gönderen SABİH SAMUR | 3:56 ÖS | Aziz Üstel, Ergenekon, Fazıl Küçük, KKTC, Rauf Denktaş, Sabih Samur, Star Gazetesi, VELİ KÜÇÜK PAŞA | 1 yorum »Yazı öyle bir güçtür ki mermi gibidir, küfür gibidir. Her ikisi de ağızdan çıktıktan sonra dönüşü yoktur! Kıvırabilirsin öyle söylemek istemedim yanlış anlaşıldı vesaire vesaire.
Aziz Üstel. Star Gazetesi köşe yazarı. Galatasaray hakkında söz sahibi. İstediği yorumu yapabilir; bilgilidir. Ama insanın susması gereken (bilmediği konularda) zamanlar vardır ki adam zannetsinler misali.
Ey Aziz Üstel öyle bir konuya değindin ki sana on gömlek büyük! Sana göre stratejik önemi olmayan KKTC bizim için bir yük, bir kambur, bir safra… “At veya ver ve kurtul” dan ibaret. Aman senin verdiğin vergiye bir şey olmasın. Ne kadar vergi verdiğini de bilmiyoruz ya. Bu düz mantığa göre Çorum’un veya Denizli’nin de stratejik bir önemi yok. Oralara da senin o meşhur verdiğin vergilerinden ödemeler yapılıyor. Oraları da gözden çıkaralım istersen.
Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz? Vatan toprağımız olan, bizim için Diyarbakır, Trabzon, Urfa, Şırnak ne ise Lefkoşa, Gazi Magusa, Güzelyurt, Girne’si de öyle olan can verdiğimiz ve seve seve tekrar verebileceğimiz KKTC.
KKTC’yi küçümseyen, Dr. Fazıl Küçük’ten sonra gelmiş ikinci lidere hakarette bulunabilen bir zavallı; Aziz Üstel.
Lütfen aşağıda yer alan yazısını okuyun ve tüm çevrenize iletin. Ve Allahınıza şükredin bu ve bunun gibi insanlara rağmen bu TC ve KKTC hâlâ ayakta. Tanınsa da tanınmasa da…
İt ürür kervan yürür.
Saygılarımla
Sabih Samur
Veli Küçük’ün kankası, son derebeyi Denktaş, Ergenekon sofrasında!

KKTC diye adlandırdığımız, senin benin vergimle tam tamına 35 yıldır ayakta tuttuğumuz Akdeniz’de, ki bu adanın kuzeyi, aslında devlet mevlet değil, bir kişinin derebeyliğidir.
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI Bilgi Notu
Gönderen SABİH SAMUR | 10:39 ÖÖ | Ergenekon, Genel Kurmay Başkanı, TSK | 0 yorum »Veli Küçük Paşa
Gönderen SABİH SAMUR | 3:57 ÖS | Ergenekon, Tuncay Güney, VELİ KÜÇÜK PAŞA | 0 yorum »ERGENEKON DEMİRCİSİ
Gönderen SABİH SAMUR | 11:32 ÖS | AKP, Doris Moeller Scheu, DTP, Ergenekon, Masak, MHP, Muzaffer Tekin, Perinçek, Tayyip Erdoğan, Türban | 0 yorum »Farkında mısınız? Türbanın “T”si bile gündemde yok .Varsa yoksa “Ergenekon”.Artık her kelimenin bir karşıt kelimesi mutlaka var.
Bölücü-Terörist --------------------Gerilla
PKK destekçisi----------------------Barış ve Demokrasi savaşçısı
Ergenekon--------------------------Çete
Evet , Türkiye’nin artık tek gündemi “Ergenekon” denen yapılanma iddiası.İddiası diyorum ama ortada savcılık tarafından bir fiil hazırlanmış herhangi bir iddianame maalesef yok.Emekli Subay Muzaffer Tekin’in tutukluluk süresi Sekiz ayı geçti.Ger gör ki ortada herhangi bir iddianame olmadığı için devamında başlayacak bir mahkeme süreci de yok;daha doğrusu şimdilik yok.Eğer suçlu ise cezasını çeksin.Ya değilse …
Gelelim Doğu Perinçek’e.Geçen
yıl blog siteme (www.kirmizi-beyaz.blogspot.com)Kandil’de Bölücü başı ile teröristlerinden oluşan bir fotoğraf karesini koymuştum.
Ve altına inşallah bu karede yer alan Sn. Perinçek’in T.C.’nin bilgisi ve/veya görevlendirmesi ile orada olmasını temenni etmiştim.Bu dileğim kalbendi.Çünkü MHP ve ülkücü kardeşlerimizin yapamadığı muhalefeti,vatansever mücadeleyi kat kat fazlası ile yapan bir İşçi Partisi ve Başkanı vardı.
Şimdi Bu parti hallaç pamuğu gibi dağıtılırken ve başkanı bölücü başı gibi tutuklanırken DTP kıs kıs gülüyor.TBMM ‘de Nevruz fotoğraflarıyla kafalarına göre şov yapıyorlar.Ülkeyi bölmekten,federasyondan bahsediyorlar,iktidarda tık yok!
Devir bölücü olma dönemi. Puan kapmak istiyorsan birkaç vatansevere hakaret et ve hatta paket yap.hatta içeri tık.
Umarım Doğu Perinçek’in tutuklanmasında aşağıda yer alan 24 Şubat’ta yer alan şok açıklamaların katkısı yoktur. Umarım.
“İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturması Tayyip Erdoğan ve oğluna dayandıAlmanya’dan gelen kara para ve dolandırıcılık dosyası MASAK’ta bekletiliyor.Almanya’da 25 Nisan 2007 günü 340 polis ve iki savcı tarafından yapılan operasyonla başlayan “Deniz Feneri ve Kanal 7” soruşturmasında, Tayyip Erdoğan ve oğlu Burak’ın suçları araştırılıyor.Operasyondan önce Deniz Feneri ve Kanal 7’yi dört ay izlemeye alan Frankfurt Savcılığı, “Uluslararası hukuk yaptırımlarından faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz” diyor.Savcılık, izleme sırasında Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın aynı binadaki Deniz Feneri ve Kanal 7’ye sık sık gittiğini saptadı. Bu saptama, Burak Erdoğan’la ilgili kurye kuşkusunun kamuoyuna yansımasına neden oldu.İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (23 Şubat 2008) partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturmasının Tayyip Erdoğan’a ve oğlu Burak Erdoğan’a dayandığını söyledi. Perinçek’in açıklaması şöyle:
KARAPARA DOSYASI GELDİ, MASAK’TA BEKLİYOR
Federal Almanya Frankfurt Savcılığı, kara para aklama ve dolandırıcılık suçundan geçen Nisan ayında açtığı soruşturmayla ilgili olarak Türk makamlarından bazı talepleri içeren dosyayı Ankara’ya gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’na iletilen dosya Adalet Bakanlığı’nca incelendikten sonra Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)’na devredildi. Dosya MASAK’ta bekliyor.
TUTUKLANMASAYDI AKP’DEN ADAY OLACAKTI.
Soruşturmada tutuklanan, Almanya’daki bütün hesaplarına el konulan, bütün mal varlığının satışı durdurulan Mehmet Gürhan’ın Türkiye ilişkileri konusunda Frankfurt Savcısı Doris Moeller-Scheu şunları belirtiliyor:“Mehmet Gürhan aldığımız bilgilere göre Türkiye’de Temmuz ayındaki seçimlerde AKP’den milletvekilliğine aday gösterilecekti. İncelediğimizde şahsın, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini Ankara’ya giderek bizzat gerçekleştirdiğini tespit ettik.”
TAYYİP ERDOĞAN’IN İFADESİNİNALINMASINI TALEP EDECEĞİZ
Savcı Doris Moeller Scheu’ün açıklaması şöyle devam ediyor:“Erdoğan ailesi ile sıkı ilişkilerde olan Mehmet Gürhan’ın İzmir limanında demirleyen ve İtalya’dan Türkiye’ye gurbetçi taşımak için satın alınan geminin Deniz Feneri’ne yapılan bağışlarla alındığını tespit ettik. Ayrıca uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz.“1992 yılında 2000 Mark karşılığı taksi şoförlüğü yapan Gürhan’ın 1,5 milyon Euro değerindeki filosuna nasıl sahip olduğunu, bir villa ve dört daireden oluşan 4,5 milyon Euro’luk mülkiyeti nasıl ve hangi parayla aldığını Gürhan’dan sorduk. Gürhan gibi avukatları da çelişkili açıklamalarda bulundular.”
BURAK ERDOĞAN KURYE Mİ?
Frankfurt Savcılığı’nın 2007 yılının Nisan ayında başlattığı soruşturmada, en çok Mehmet Gürhan ile Türkiye arasındaki para trafiği üzerinde duruluyor. Buna göre Deniz Feneri Almanya’dan Türkiye’deki bazı banka hesaplarına yüklü miktarlarda paralar transfer ediliyor. Para transferlerinde üst düzey bir bürokratın Ziraat Bankası hesaplarının kullanıldığı, savcılık tarafından belirleniyor. Bu konu, Ankara’ya gönderilen ve şu anda MASAK’ta bulunan dosyaya da yansıtılıyor.Alman savcılığı, kara para hareketlerinin yaşandığı dönemde bir başka noktaya dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, tam da bu dönemde Deniz Feneri ve Kanal 7 Almanya’nın bulunduğu binaya sık sık gidip geliyor. Savcılığın bu ziyaretleri önemsemesi ve para transferleriyle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekmesi, gazetecilerin de dikkatini çekiyor. Akşam ve Güneş gazeteleri internet siteleri gibi bazı yayın organlarında, “Burak Erdoğan kurye mi?” soruları ortaya atılıyor. Burak Erdoğan’ın Başbakan’ın oğlu olarak VIP salonlarını kullanması, üstünün veya eşyalarının aranmaması gibi özellikler de bu soruların dayanağı olarak değerlendiriliyor.
İÇ İÇE İLİŞKİLER AKP’Yİ GÖSTERİYOR
Frankfurt’ta kapılar kırılarak girilen binada çok sayıda belgeye el konulmuştu. Operasyonun nedeni Deniz Feneri Derneği’nin topladığı 16 milyon Euro’nun 8 milyon Euro’sunu Kanal 7’nin Avrupa bürosuna aktarmasıydı. Frankfurt Savcılığı’nın baskında gözaltına aldığı dört zanlıdan üçünün, hem Deniz Feneri Derneği’nde hem de paraların aktarıldığı Kanal 7 ve YİMPAŞ Grubu şirketlerinde yöneticilik yaptığı açıklandı.Kanal 7, 1995 yılında, Almanya’da Media 7 GmbH adıyla bir şirket kurdu. Gurbetçileri dolandıran Yimpaş’tan Media 7’ye, Media 7’den de Kanal 7’ye milyonlarca dolar aktarıldı. Paralarını Yimpaş’a ve patronu Dursun Uyar’a kaptıran gurbetçiler perişan olurken, onların paraları ile Media7 ve Kanal 7 palazlandı. Bu operasyonda görev yapan isimler daha sonra Deniz Feneri Derneği’nin Avrupa merkezinde bir araya geldiler.O dönemde şirketin başında son operasyonda tutuklanan Mehmet Gürhan ve arkadaşları vardı. Bu isimler aynı zamanda Kanal 7’nin de yönetiminde görev yaptılar. Hortumlanan paralar Kanal 7’ye akıyordu.Gurbetçi paralarını hortumlayan Yimpaş’ın ortak olduğu Media 7 daha sonra iflas ettiğini açıkladı. Media 7 iflas edince yerine Euro 7 kuruldu.Mehmet Gürhan Euro 7’nin de ortağı. Mehmet Gürhan son operasyonda Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarını Euro 7’ye aktardığı için tutuklandı. Aslında Almanya’da başlatılan operasyonunun Türkiye’ye uzanan ilişkiler zincirinde hep aynı isimler ve bu isimlere ait şirketler var.
BURAK ERDOĞAN SIK SIK GİDİP GELİYORDU
Ön soruşturması yapılan davada Deniz Feneri Avrupa Başkanı ve Kanal 7 Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan’ın ve muhasebe sorumlusu Firdevs’i Ermiş’in de ifadeleri alındı.Önceleri taksicilik yapan Mehmet Gürhan’ın Frankfurt’ta 17 taksiden oluşan taksi filosunu nasıl elde ettiği ve Frankfurt yakınlarındaki Dietzenbach kasabasındaki daire ve villa gibi gayrimenkullerin kaynağı soruldu. Frankfurt Savcısının yaptığı araştırmaya göre Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın da çeşitli zamanlarda Frankfurt Deniz Feneri ve Kanal 7’ye gelip gittiği belirlendi.Savcılık, araştırmanın en az bir yıl süreceğini, iki kamyon dolusu dosyanın incelenmesinin zaman alacağını, açıkladı.Ayrıca İzmir limanında bulunan Atlas isimli gemiye el konulabileceğini, bunun için de Frankfurt savcılığı nezdinde ön çalışmaların tamamlandığını belirten Savcılık, ileriki günlerde bir grup Alman avukatın, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ile işbirliği yaparak, gemiye el konulması için hareket edilecek.
ALMAN POLİSİ KOSOVA’DA ARAŞTIRMA YAPTI
Federal Suç Dairesi (Kriminalamt) Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya ve İngiltere’nin yanı sıra Kosova, Türkiye ve Endonezya’da topladığı bilgilerle makbuzları karşılaştırdı.Savcılık, Kosova’dan gelen ilk makbuzlarla Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan; Kosova’da fakir köylere dağıtıldığı ileri sürülen yardımlara ilişkin makbuzların ilk karşılaştırmasında söz konusu Deniz Feneri’nin bağışladığı miktarlar ve kişilerin hayal ürünü olduğunun belirlendiğini açıkladı.Alman ve Kosova polisinin işbirliğiyle Deniz Feneri’nin makbuzlarda verdiği adres ve köylere gidildi. Buna göre 28 köyün muhtarı ile yapılan görüşmelerde söz konusu makbuzlarda yer alan bu isimlere ait kayıtlar bulunamadı. Kosova’daki muhtarlar, Alman İnterpol yetkililerine, “Hayatımızda ne Deniz Feneri duyduk, ne de sözü edilen kişiler köylerimizde var” dediler.”
Yorumu siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum.
Ergenekon Demircisi bulunduğu an düğüm çözülecektir.
Sabih Samur 26 mart 2008
Ergenekon müjdesi gibi!
Gönderen SABİH SAMUR | 9:53 ÖS | Deniz Baykal, Ergenekon, İlhan Selçuk, Kültür Bakanlığı, Mustafa Kemal ATATÜRK, Nevruz, Perinçek, Türk Dünyası | 0 yorum »Muvakkithane sok. No: 14-5 Kadıköy-İstanbul 34-122-107 Tel:0216-3488082
http://www.haberder.net/
BASIN BÜLTENİ….. HABERCİLER DERNEĞİ….BASIN BÜLTENİ
‘’Selçuk’un gözaltına alınış biçimi basın özgürlüğüne gözdağı olarak algılanmıştır’’
Türkiye’nin en eski yayın organlarından birisi olan Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı duayen gazeteci İlhan Selçuk’un sabah 04.00’de evinde gözaltına alınış biçimi basın özgürlüğüne baskı olarak algılanmıştır.
Bağımsız yargı sağlam deliller oluştuğunda vatandaşlarını gözaltına alma serbestisine sahiptir. Bu hukukun gereğidir. Ancak konumu itibariyle her türlü soruşturma kapsamında davet edildiği taktirde ifade vermeye gidecek olan Gazeteci İlhan Selçuk’un sabahın 04.00’ünde gözaltına alınması basın özgürlüğüne gözdağı olarak algılanmıştır.
İlhan Selçuk’un suçlu olup olmadığına elbette bağımsız yargı karar verecektir. Ancak, ülkemizin böylesine keskin dönemeçlerden geçtiği bir ortamda karar vericilerin basının saygın temsilcilerine karşı bu tür uygulamaları toplumda endişe yaratmaktadır. Gün, hukuka ve basın özgürlüğüne daha çok sahip çıkma ve özen gösterme günüdür.
Halkımızı ve halkımıza ışık tutan tüm gazeteci ve yazar meslektaşlarımızı sağduyulu olmaya davet ediyoruz. Yapılan haberlerin ve köşelerde sivriltilen kalemlerin nelere mal olduğunu unutanları gazete arşivlerinde kısa bir araştırmaya davet ediyoruz.
Gerek Yargıtay’ın AKP’ye yönelik açtığı dava gerekse de “Ergenekon” soruşturmalarının halkı ayrıma sürüklemeden bağımsız yargılamalarla kısa zamanda sonuca ulaşmasını ümit ediyoruz.
Burak Ersemiz
Haberciler Derneği
Sözcü- Başkanvekili
burakersemiz@burakersemiz.com http://www.haberder.net/ baskan@haberder.net
Türkiye, dün yeni gözaltılarla uyandı
Gönderen SABİH SAMUR | 11:46 ÖS | Adnan Menderes, AKP, Ergenekon, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Kemal Kerinçsiz, Perinçek, Terörle Mücadele Şubesi | 0 yorum »
Ergenekon soruşturması kapsamında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,
Türkiye, dün yeni gözaltılara sahne oldu. Avukat Kemal Kerinçsiz ve gazeteci Vedat Yenerer’den sonra sabaha karşı evlerinden alınan ünlülere yeni isimler eklendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan bilgiye göre, Ergenekon soruşturması kapsamında polis, dün bazı adreslere baskın düzenledi. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarının talimatı ve mahkeme kararlarına istinaden gerçekleştirilen operasyonlarda, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk ile Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever gözaltına alındı. Değişik adreslere baskınEş zamanlı baskında ayrıca, iş adamı İbrahim Benli, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Perinçek’in koruması Yusuf Beşirik, gazeteci Adnan Akfırat ile Yusuf Tuncer, Aydın Gergin, Mahir Güngör ve Aykut Tokak da gözaltına alındı. Gizlilik kararı bulunduğundan, soruşturmanın görevli savcılarca büyük bir hassasiyet ve dikkatle sürdürüldüğü kaydedildi. Uçakla İstanbul’a getirildiİstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatı doğrultusunda, Ankara’da sabahın erken saatlerinde gözaltına alınan İP lideri Perinçek, THY’ye ait bir uçakla Atatürk Havalimanı’na getirildi. Perinçek, havalimanından Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü. Olaya ilişkin daha önceden gözaltına alınan, aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz’in de bulunduğu 39 kişi tutuklanmıştı.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gözaltılara sert tepki gösterdi.
‘Cumhuriyet susturulmak isteniyor’Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gazetenin imtiyaz sahibi İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Yıldız, Selçuk’un gözaltına alınmasının ardından Şişli’deki gazete binası önünde toplanan gruba hitaben yaptığı konuşmada, “İlhan Selçuk’un, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbe dönemlerini anımsatan bir yöntemle gözaltına alınmasının anlamını kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz” dedi. İbrahim Yıldız, şunları söyledi: “Kamuoyunda ’Ergenekon Operasyonu’ olarak bilinen ve uzun süredir devam etmekte olan soruşturmanın, AKP’nin kapatma davası ile ilişkilendirilmesi ve Cumhuriyet Gazetesinin bu yolla sindirilmek, susturulmak istenmesi oyununa alet olmayacağız. İsmini Atatürk’ün verdiği Cumhuriyet Gazetesi, kurulduğundan beri 84 yıldır demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti sistemini savunmaktadır.”
Avukatları görüşemediİşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Avukatı Osman Aydın Şahin ile gazeteci İlhan Selçuk’un avukatı Akın Atalay, müvekkileriyle görüşemedi. Bilgi almak için Emniyet’e gelen Şahin, Perinçek ile görüştürülmediğini söyledi. İlhan Selçuk’un avukatı Atalay da, müvekkili ile görüşmesine, 24 saat süreyle izin verilmediğini söyledi. Atalay, “Şu anda iyi olduğuna dair yetkililerden bilgi aldık. Normalde bu suçlarla ilgili gözaltı süresi 48 saattir. Yarın (bugün) sabah görüştüğümüzde kendisi ile ilgili daha ayrıntılı bilgi öğreneceğiz. Şu anda kendisine yöneltilmiş bir suçlama da yok” dedi. Atalay, Selçuk’un evinde arama yapıldığını da sözlerine ekledi.
Bilgisayarlara el konulduAnkara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin İşçi Partisi (İP) Genel Merkezi’nde sabah saatlerinde başlattıkları aramalar saatlerce sürdü. Arama sırasında, binadaki bazı bilgisayarlar ile klasörler incelenmek üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’ne götürüldü. İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bedri Gültekin, “Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesi karşısında paniğe kapılanlar gündemi değiştirmek, dikkatleri başka yerlere çekmek istiyorlar” dedi. Bu arada, İP Genel Merkezi önünde toplanan bir grup sivil toplum kuruluşu üyesi, gözaltıları protesto etti.
Operasyona tepkiler...TGC, olayın takipçisi olacakTürkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından yapılan açıklamada, “Özellikle kim olduğu bilinen, adı Türkiye’nin en eski yayın organı Cumhuriyet ile özdeşleşen, yaşamı evi ile gazetesi arasında ve iki resmi koruma eşliğinde geçen, 83 yaşındaki gazeteci İlhan Selçuk’un evinin basılarak sabaha karşı gözaltına alınmasının gereğini anlamış değiliz. Konunun takipçisi olacağımızı duyururuz” denildi.
12 Mart hatırlatmasıTürkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada da şöyle denildi: “Gözaltılar yöntem itibarıyla bize ne yazık ki 12 Mart dönemindeki Ziverbey Köşkü soruşturmalarını anımsatmıştır. Ancak o dönemden bugüne tek değişen husus, Ziverbey Köşkü’nün ’AB standartlarına’ uyumlu olarak yeniden yapılandırılmış olmasıdır. Bağımsız yargı, devlet içindeki gruplaşmaların siyasi çekişmelerine alet edilmemelidir.”
Mersin’de de protesto Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Ünal ve bir grup gazeteci de gözaltıları protesto etti. Ünal, “Böyle uygunsuz bir şekilde gözaltına alınan meslektaşlarımızın ortak özelliği yazıları ve açıklamalarıyla mevcut iktidara muhalefet olmalarıdır. Bu durumu basına karşı büyük bir sindirme ve korku salma eylemi yapıldığını düşünmekteyiz” dedi. Grup, daha sonra çeşitli sloganlar atarak, dağıldı.
AMUR YORUMU : Rahmetli Menderes'in son döneminde yaşanan bir sürü olay aynen yaşanmakta eski tabirle cereyan etmektedir.inşallah sonundaki benzerlikte aynen yaşanmaz. ANLAYAN ANLAYACAĞINI ANLADIĞI GİBİ ANLASIN
Gönderen SABİH SAMUR | 12:50 ÖÖ | Altemur Kılıç, Bursa Nutku, Derin Devlet, Ergenekon, Fethullah Gülen, Kurtlar Vadisi Pusu, Muzaffer Tekin, Türban | 0 yorum »Lütfen bu kadar karamsar olmayın.
- Aponun her yeri kıpır kıpır tap taze olsa ne olur?
- Memleketin % 50 si ve belki daha fazlası (TSK dahil olmak üzere) Fethullah Gülen yandaşlarının eline geçse ne olur?
- Batman, Diyarbakır kökenli vb. çete bozuntuları, İst. Emniyetinin Gözü önünde İstanbul'un haracını parselleseler ne olur?
- Operasyon yarım kalmış, hava soğukmuş, şartlar müsait değilmiş geri dönmüşüz ne olur?
- Milletin dili kulağına kaçmış, Ergenekoncu derler diye; deseler ne olur?
Bu yaşta sizin gibi Kılıçlar başımızda ,yanımızda da Atatürk'ün Bursa Nutku olduktan sonra bu memleketi yıksalar da yeniden, yine Atatürk'ün çizgisinde kurarız.

Saygılarımla
Sabih Samur”
Bu yorum iletisini Sn. Altemur Kılıç’ın “Biji Apo…” adlı yazısına istinaden yazmıştım. Çok enteresan bir zamanlama ile “Kurtlar Vadisi Pusu” adlı dizide de Türkiye’nin sahipsiz olmadığı ve adı ne olursa olsun yine Türkiye’ye ait güçler tarafından, memleketin tüm meselelerinin izlenip gözlemlendiği ve olayların demokrasi boyutunda çözülemediği noktalarda adına “derin” denen yapılanmanın devreye girdiği, dizi ortamında meşhur “Kırmızı Kitap”ın da adı geçerek dile getirildi.
Cümle biraz uzun oldu kusura bakmayın. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde “derin” denen bir yapılanma tuhaf geliyor. Bana da öyle geliyor ama. Evet, aması var. Bakıyorsun ülke gün geçtikçe kötüye gidiyor. Seksen küsur senenin yapı tuğlaları tek tek yıkılıyor yani güncel deyimle özelleştiriliyor. Devletin olmadığı tamamen özelleşmiş bir milletin ayakta kalması mümkün mü?
Topkapı Tekstil Meslek Lisesi 2. sınıfta Milli Güvenlik dersindeyiz.Sene 1982. Bir kız arkadaşımız Binbaşı rütbeli hocamıza “-hocam keşke sınırlarımızda bekleyen tüm askerlerimiz aynı gün terhis olsa anneler bayram etse”demişti. Hiç unutmuyorum. Hocamız “sevgili arkadaşım işte o gün, o annelerin gözyaşı dökeceği bir avuç dahi vatan toprağı kalmaz. Senin o “komşu” dediğimiz devletler bir anda Türkiye’yi istila ederler”demişti.
Evet, sevgili okuyucular Türk Milleti bugün dimdik ayakta ise ve bastığı yerler vatan toprağı ise o sınırları bekleyen, dosta ve düşmana anlayacağı dilde mesaj veren Mehmetçik sayesindedir. Ki o Mehmetçik bizzat kendi bağrından çıkmaktadır. Lejyoner değildir.
2008 yılı tüm uzmanlar tarafından kabus yılı ilan edilirken;
- Türk halkına pembe tablolar çizmek,bir günde kişi başına düşen milli geliri bilmem kaç dolar artmış gibi göstermek,
- İhracatçılar kan ağlarken ihracatın zirve yaptığından dem vurmak…
- Turizmciler turist sayısında patlama yaşandığını, filanca havaalanında falanca sayıda turist girişi oldu geyiğini dinlerken, kendi kendine “peki ben neden kiramı ve personel maaşlarımı dahi ödeyemiyorum” diye sessizce mırıldanırken…
Müsaade edin de birileri iktidar yalakalığı yapmadan gerçekleri görebilsin ve dile getirsin. İster yerüstünde ister yeraltında…
Lütfen unutmayın; Semra Özal döneminde iktidarın etrafı eli purolu, bardağı viski dolu Papatyalar kaynıyordu ama Papatya olmayanlar gözlem yapıyordu. Şimdide iktidarın etrafı inananıyla, inanmayanıyla Türbanlı dolu. İktidara yakın olmayanlar ise yine geçmişte olduğu gibi gözlem yapmaya devam ediyorlar derinden derinden.
Anlayan anlayacağını anlayacağı gibi anlasın lütfen.
Sabih Samur










