İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster



Bizi Karamürsel sepeti zannetme gafletine düşenler,
Dünyanın Brüksel'den, New York'tan yönetildiğini zannederler!
Fotoğrafa dikkatli bakın ve mesajı alın.
Burası İstanbul.
Burası Sultanahmet.
Burası Ayasofya.
Son sözü Türkiye söyler.
Son sözü TÜRK söyler.


Sabih Samur, 24 Mart 2016, İSTANBUL


"onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir" cümlesini gerçekleştiren ve İstanbul'u bizlere emanet olarak bırakan SEN ve emaneti sirke çeviren BİZLER.
Nasıl planladın, nasıl fethettin bu detaylara girmeyeceğim. Biz zaten senin başarını kendi başarımızmış gibi yıllarca ballandıra ballandıra anlatıp durduk. Yarın ve diğer günde muhtemelen anlatacağız.
Ve işte bu nedenle senden özür diliyorum maalesef senin gibi yüce bir insanı bugünkü, bizce önemli seçimlerimiz için, 7 Haziran için; seni kullanacağız.
Kızma bize.
Dünya değişti. Hepimiz bencil olduk.
Çabuk tüketiyoruz.
Bugün aslında 29 Mayıs değil, bugün 7 Haziran.
Dün de 7 Haziran'dı. Artık hep 7 Haziran.
Biz ki Kabe'nin etrafına dahi gökdelenlerin dikilmesine müsaade etmiş Müslümanlarız, biz ki Mekke'ye, Medine'ye gitmeyi turistik seyahat durumuna getirmiş insanlarız anla bizi lütfen bu muazzam 7 Haziran seçimleri için seni çok rahat kullanırız ve kullanacağız.
İnanmıyor musun, yapmaz benim torunlarım mı diyorsun?
Peki lütfen yarın bizleri izle.
Üzgünüm daha yazışmak dertleşmek isterdim fakat Güzel Komutanım malum yarın için hazırlık var. Fethi kutlayacağız.
Neden mi bugün, gerçek gününde kutlamıyoruz?
Konjonktür öyle gerektiriyor diyelim geçelim bir kalem.
Aziz hatıran önünde saygı ile eğiliyoruz.


Senin Torunların


Geçen gün iş ve özel nedenle gittiğim Rumeli Kavağı dönüşünde durup nefes almak ve bu arada deklanşöre basarak bu enstantaneyi sizlerle paylaşmak istedim.
Gönül isterdi ki ne güzel bir fotoğraf çekmişim, manzara çok güzelmiş falan filan diye konuşalım.
Ama bazen gönlün istediği her şey maalesef olmuyor.
Bu anlam yüklü fotoğraf içinde başka bir anlamda taşıyordu aynı zamanda...
Apo denen bir Puşt var!
Hani şu Teröristbaşı olan Yavşak!
Anneler gününde annem diye seslenemeyen bebeklerin katili!
Hatırlayamadınız değil mi?
Çünkü onun Tayyip Efendi ve saz heyeti cephesindeki adı; İmralı Sakini.
Allah şahsıma bu yavşağa İmralı Sakini demeyi nasip etmesin.
Ve bu Sn. Yavşak öyle diyorlar başına (ve hatta kıçına) Sayın koymak gerekiyor.
Bu yavşakla pazarlık yapan ve sözde Türk Milletini, T.C'yi hasbel kader temsil eden bu hükümet ve başı seçim sonrası ortalığı kan gölüne çevireceğim diyen bu iti konuşturmaya devam ediyor. Çünkü daha önemli işleri var.
2023'e kadar İstanbul'u hallaç pamuğu gibi atmak...
08 Mayıs 2011 tarihini, terörist başı denen bu yavşağı ve bu sözde Kürt Açılımını yaparak kıçı açıkta kalan Usta'yı hiç bir zaman unutmayınız.
Tüm annelerin ve oğulları bu yavşağın talimatı, azmettirmesi ile şehit olan tüm şehit annelerinin Anneler Gününü en içten sevgi ve saygılarımla kutluyorum.

Sabih Samur

Çok acı...
Türkiye'de uzun yıllardır planlanmış olan Ankara'dan göçme, İstanbul'u tekrar Başkent yapma ülküsü adım adım gerçekleştiriliyor.
2023 Türkiyesi'nde Ankara İLÇE olacaktır.


http://www.tasdelen.org/video/vakifbank-reklami-turkiyenin-bana-ihtiyaci-var/

Bu adreste yer alan Vakıfbank reklâmı bize Bankanın Genel Müdürlüğü'nün İstanbul'a taşınmasının faydalarından ve olması gerektiğinden bahsediyor.
Vakıfbank kurum olarak bu oyunda yer almak zorunda!
Sırada nereler var?
Taşınması gereken tüm kamu kuruluşları.
TSK dahil. Kuleli Askeri Lisesi otel olmaktan kurtulur böylece.
Boğaza nazır Çengelköy'de Genel Kurmay Başkanlığı.
Ne işin var Buz gibi Ankara'da.
Ne diyor Sn. Başbakan?
"Durmak yok yola devam."
Yakışır sana bu yollar başbakan.
Bizler iyi ve sessiz birer seyirci olduktan sonra...

Sabih Samur


Okunması gereken bir eser...

Sabih Samur

-------------------------------------------------

İstanbul'da doğmuşum. Kimliğimde Eminönü, Karahüseyin Mahallesi Kabasakal Sokak yazar. Dört yaşımda Anadolu Hisarı'na taşındık. Taşındığımız günle ilgili olarak belleğimde kalan tek şey Göksu deresinde bir sandal, sandalın içerisinde annemin çeyiz sandığı, annem ve ben. İlkokula Yenimahalle'deki okulda başladım. İkinci sınıfı bugünkü Sabancı Öğretmen Evi'nin binasında okudum. O yıl babamı kaybettik. Babamın ölümünden sonra Sarıyer'e taşındık. Üçüncü sınıfa buradaki ahşap okulda devam ettim. Öğrencilik yıllarım her yıl başka bir okulda İstanbul'un değişik semtlerinde geçti. Dördüncü ve beşinci sınıfı Büyük Reşit Paşa İlkokulu'nda, ortaokulu İstanbul Kız Lisesi'nde tamamladım. Dört yıllık çalışma hayatından sonra evlendim. Dışarıdan bitirme sınavlarına girip 1969 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'ndan mezun oldum. İstanbul'un değişik ilçelerinde öğretmenlik yaptım. 1992 yılında Ataköy İlkokulu'ndan emekliye ayrıldım. Hacıbeşir Medresesinde yaşadıklarımı belleğimin bir köşesine hapsetmiştim. Orada yaşananlar bizimle birlikte yok olup gidecekti. Bütün tanıkların birer birer yok olmasına tanıklık ediyordum. Sanırım tanıkların sayısı iyice azaldı. Üstelik burada yaşananları kimse hatırlamak istemiyor da. Oysa İstanbul sadece Taksim, Beyoğlu, Boğaziçi, Moda değil ki... Bunun dışında da bir İstanbul var ve burada ki hayatlar anlatılmadan İstanbul'u anlatmak imkânsızdır. Bu insanların hayatları bu kentin tarihinin bir parçasıdır. Beğensek de beğenmesek de, zengin de olsa yoksul da, ünlü de olsa sıradan biri de kim olursa olsun bu kentin değerli bir parçasıdır. O parça olmadan eksik oluruz. Ben eksik parçalardan birini yerine koydum. Puzzle'ın tamamlanması için bütün parçaların bulunması gerekir. Bu tanıklık başkalarını cesaretlendirip onların da kendilerinde saklı kalan parçayı yerine koyarak puzzleın tamamlanmasına katkıda bulunacağına inanıyorum. Bizim hayatımız bu kentin tarihidir. Hayatlarımızı, yaşadığımız sokakları, semtleri kayıt altına aldığımızda bu İstanbul'un tarihi olacaktır. Günlük hayatlardan kentin tarihini öğrenmek gelecek kuşaklara bırakabileceğimiz en değerli hediye olacaktır.

ANKARA - İSTANBUL

Gönderen SABİH SAMUR | 2:03 ÖS | , , , , | 0 yorum »

ANKARA – İSTANBUL 02.09.2008



Seksen küsur yıldır bitmeyen şarkı. Başkent İstanbul mu yoksa Ankara mı olmalı?
Yüzyılların alışkanlığı İstanbul varken neden Anadolu, neden Ankara?
Yıl 2008. Aylardan Eylül, günlerden Salı. 2 Eylül Salı. Gündem inanılmaz yoğun. Gürcistan’ın Güney Osetya’yı işgal etmesine tepki gösteren Rusya, Gürcistan’a girmişti. NATO ve ABD her zamanki gibi önce rest çekti sonra diplomatik daha sonra da ekonomik ambargo söylemlerine geçti.
Ama lafta kaldı…
Türkiye ise her ne kadar ABD müttefiki ve NATO üyesi olsa da Rusya ile olan ikili ilişkileri doğrultusunda, konuyu birebir mütalaa etmeyi tercih etti. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tatilini yarıda kesip, Rusya’ya giderek Putin ile görüşmesi iyi bir hamle idi. İkinci adım Rusya’dan geldi. Bugün, 02 Eylül’de Rus Dış İşleri Bakanı Lavrov Türkiye’ye geldi. Türkiye’nin neresine geldi? Gelmesi gereken yer, Dış İşleri Bakanlığı’nın bulunduğu Ankara yani başkent idi. Ama (AKP hükümetinin tercihi) İstanbul’a geldi.
Dolmabahçe Sarayı’na. Daha önceki önemli konuklarda olduğu (yaklaşık bir ay önce İran İslâm Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı) gibi.
Bugünlere nerelerden gelindi? İstanbul, düşman çizmeleriyle çiğnenmemiş miydi? Onlar tarihte kaldı, bir daha böyle şeyler olmaz, zaten balistik füze savaşlarının olacağı bir dünyada, başkentin sahilde veya Anadolu’nun göbeğinde olmasının çok önemi yok diyenlere, tarihi hatırlatmak istiyor ve sizi 1922 yılına götürüyorum:
“Başkentin Ankara ya da İstanbul olması, o günlerde devrimcilik yada tutuculuk ölçüsü sayılabilecek önemdedir. İtilaf Devletleri; belki de güçlü donanmalarının tehdidi ve kontrolü altında tutmak amacıyla, ısrarla başkentin İstanbul olmasını isterler. Hilafetçiler ve Saltanatçılar da, Halife’yi geçici olarak Ankara’da istemektedirler. Barıştan sonra Meclis de, Halife de İstanbul’a gidecektir. İstanbul, İslâm’ın merkezidir. Atatürk, İzmit’te gazetecilere başkent seçerken iki noktanın göz önünde tutulmasını söyler. İlk nokta, Başkentin güvenli yerde olmasıdır: “Bir geminin topundan telâşa düşebilecek bir yerde hükümet olamaz.” İkinci nokta da şudur: “Hükümet merkezi öyle bir yerde olmalı ki, hükümet gözünü memleketin bütün çevrelerine eşit biçimde çevirebilirsin. Memleketin bir kenarına çekildiğimiz zaman, vatanın bizden uzak kalan, bayındırlıktan yoksun yerlerini unutuveriyoruz.”
(İsmail Arar, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı S.31)
2008’deyiz. Hilafet ve Saltanatçıların adı değişti; Muhafazakâr ve hatta “Yeni Osmanlılar”.
Karşılarında ise Atatürkçülerin, Cumhuriyetçilerin olması gerekirken “Ergenekoncu” damgası yememek için kimse kalmamış. Meydan bomboş. Dış İşleri Bakanlığı’nın fiili olarak İstanbul’a taşınmaması için hiçbir sebep yok! Nasılsa görüşmelerin büyük çoğunluğu İstanbul’da gerçekleşiyor. T.C. Merkez Bankası ve T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü taşındıktan sonra neden olmasın?
Dünyada söz sahibi olabilecek durumdayız. Türkiye’nin önü (doğru ellerde yönetildiği an) inanılmaz açık, kendi başımıza bir gücüz. Sözü dinlenen ve her iki süper güç tarafından saygı duyulabilecek bir güç olabilecekken biz geçmişle hesaplaşıyoruz.
Görünen o ki geçmişin hesaplaşması bitmiyor, bitmeyecek de…