YENİÇAĞ GAZETESİ'NE YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ!
DOSTLARIMIZIN YANINDAYIZ.
DORUKTÜRK MERKEZ GAZETESİ
SABİH SAMUR
YENİÇAĞ GAZETESİ'NE YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ!
Gönderen SABİH SAMUR | 11:19 ÖS | Sabih Samur YORUM HABER, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Bir "Milliyet" Meselesi
Gönderen SABİH SAMUR | 3:31 ÖS | Altemur Kılıç, Kod Adı: TC, Sabih Samur, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »
Başka bir gazetenin iç işlerine karışmak, dışarıdan ahkam kesmek caiz değil. Fakat Milliyet gazetesi Türkiye’nin çok eski ve çok önemli bir gazetesi. Rahmetli Ali Naci Karacan tarafından kurulalı beri Türk toplumunda inkar edilemez bir yeri var. Bütün yazarları tasvip etmesem de demokratik hayatta bu işlevi ihmal edilemez. Kaldı ki Milliyet’in özellikle benim için başka bir yeri var. Ali Naci Bey, Milliyet’e yeniden hayat verirken, babamın anılarını yayınlamakla tiraj sağlamıştı. Sonra oğlu okul arkadaşım, yeni hamle yaparken benim de kadroya katılmamı önermişti. Galiba Genel Yayın Yönetmeni olarak. Fakat o sırada DEVİR dergisini çıkartmaya hazırlandığım için sarfınazar ettim ve Genel yayın Müdürlüğü için rahmetli Abdi İpekçi’yi önerdim. Abdi o sırada Kore’de vatan hizmetinde idi. Ona yazdım ve gelince de elinden tutup Karacanlara götürdüm.
Sonrası malum; bence Türk gazeteciliğinin en mümtaz kişisi olan Abdi ekibiyle Milliyet’i Türkiye’nin en iyi gazetesi yaptı. DURUM başyazıları zamanın en objektif durum değerlendirmeleri, iç ve dış siyasetin pusulası gibiydi. Abdi, Milliyet bünyesinde gazetecilik yanında “Yıllık, Almanak” gibi yayınları ve ’Milliyet Yayınları’nı başlattı. Vefalı bir kişiydi. 27 Mayıs darbesinde tıkıldığım Yassıada’dan çıkmamdan sonra bana Milliyet Grubu’nda yer verdi. Milliyet Yayınları’nın başına getirdi. Ercüment’in oğlu Ali’nin yetişmesinde ve gazeteci olmasında biraz emeğim geçti. Onu oğlum gibi severim. Abdi’ye, Karacanlara vefa borcumdan başka, bütün bu sebeplerle Milliyet ve geleceği hususunda biraz konuşmaya, yazmaya ve endişelenmeye hakkım var.
***
Abdi İpekçi daha suikasta uğramadan, aslında Taksim’de yedek parçacılık yapan Aydın Doğan herhalde bir gazetenin ticari işlerine yarayacağı düşüncesiyle Milliyet’i almak -hatta beni aracı kılmayı düşünmüştü- istemişti. Teklifi Abdi’ye götürdüm, şiddetle reddetti. Fakat Abdi ölünce Ercüment herhalde Milliyet’i onsuz yürütemeyeceğini düşünerek gazeteyi Aydın Bey’e sattı ve Milliyet bundan sonra Aydın Doğan’ın kendi deyimiyle “market” oldu.
Her gazetede çeşitli düşüncelerde yazarlar olması mümkündür hatta gereklidir ama Abdi sağken, bunları dengelerdi. Aydın Bey döneminde veya “marketinde” bu denge bozuldu. En sonunda Aydın Bey kendisi dengeleri muhafaza edemeyeceğini anladı ve gazetenin AKP hükümeti “nezdinde” asıl ticari çıkarlarına sekte vuracağı için Milliyet ve Vatan’ı Demirören-Karacan Grubu’na sattı.
Ama Demirören’le Ali Karacan arasında Milliyet’in mahkeme karar verene kadar kayyım tarafından idare edileceği bir alacakaranlık devir başladı. Bu işin hukuki ve mali ayrıntıları hususunda ahkam kesecek değilim. Ancak beni rahatsız eden husus; Milliyet ve Vatan’ın çoğu yazarlarının gazeteci kökenli ve Milliyet kurucularının torununun mücadelesine destek olacakları yerde gazetecilikle ilgileri sadece ticari maksatlı olan Demirörenleri desteklemeleri en azından gazetecilik mesleği açısından ayıp.
***
Gazetecilik ticaret değil... Yazarların da gazeteleri ve geleceği hususunda söz hakları var ama bence bu hakkı dedesinin, babasının mirasını korumak için mücadele eden Karacanlardan yana kullanmaları hem daha makul hem de etik olurdu.
Bu yazarlar, Milliyet’te hakları olan Karacanlara “Ellerinizi Milliyet’ten çekin” diyorlarmış. Çünkü para ve galiba siyasi güç Demirörenlerde olduğu için!...
Daha önce de bu konuda yazmıştım; Siz Hazreti Süleyman olun da karar verin, “oksijensizlik” yüzünden çocuğunu kaybetmek acısını çeken “babadan”mı yoksa para sahibi oldukları için heveslerini tahakkuk ettirecek ve “organ” nakledenlerden mi yanasınız?..
Ben eski bir Milliyet mensubu ve baba dostu olarak bu mücadelede Karacanların yanındayım.
Sorumlu ve suçlusunuz!
Gönderen SABİH SAMUR | 6:30 ÖS | AKP, CHP, Deniz Baykal, Facebook, Kod Adı: TC, Mehmet Ağar, Sabahattin Önkibar, Sabih Samur, Tayyip Erdoğan, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »1) Tayyip Erdoğan fenomenini yaratan halk değildir.
2) Tayyip Erdoğan ilk kez 1991 seçimlerinde halkın karşısına çıkmış ve tercih oylarında kendi partilisi Mustafa Baş’a yenilmiştir..
Halkın karşısına ikinci çıkışı ise İstanbul Belediye seçimlerinde olmuş ve Dalan-Kesici-Livaneli rekabetinden yararlanarak yüzde 27 ile İstanbul’a başkan seçilmiştir.
3) Tayyip Erdoğan’ı halkın gözünde kahraman yapan operasyon ise 28 Şubatçı generaller tarafından yapılmıştır.
4) Dönemin generalleri Tayyip Erdoğan’ı şiir okuduğu için hapse gönderirken aslında Erdoğan’a mağduriyet bahşettiler ve onun imajına yani liderlik projesine ilk harcı koymuş oldular.
5) Bugün anlaşılmıştır ki dönemin bazı generallerinin şiir okuma suçuyla Erdoğan’ı hapse göndermeleri CIA’nin yeni bir lider yaratma projesidir.
6) Aksi olsaydı yani 28 Şubat’ın generalleri Tayyip Erdoğan’ı gerçekten tasfiyeyi hedefleseydi onu şiir okumaktan değil, İstanbul Belediyesinde yolsuzluk yapmaktan mahkûm ettirirdi ki böyle bir mahkûmiyet yüz kızartıcı suç olması sebebiyle Erdoğan’ı siyaseten o gün tamamen yok edecekti.
7) Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon ve darbeler soruşturması bağlamında 28 Şubat dönemini hiç görmemesi ve o dönemin sorumlularının üstüne zerre gitmemesi bu tezimizin kanıtıdır.
8) Sistematik bir biçimde liderliğe hazırlanan ve mağduriyet imajı bahşedilen Tayyip Erdoğan’ın gelişinin hızlanmasını ateşleyen olay ise dönemin Başbakan’ı Ecevit’in Irak’a ABD’nin müdahale etmesine sıcak bakmamasıdır. ABD Ecevit’in menfi tutumu gördüğü an Kemal Derviş’e erken seçim lafını ettirmiştir.
9) Seçime bir buçuk yıl varken alınan seçim kararı Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesine katkı sağlamıştır.
10) Eğer o dönem yani 2002’nin sonunda erken seçim olmasaydı ve seçim zamanında yapılsaydı Ecevit hükümetince başlatılan İstanbul Belediyesi ile ilgili yolsuzluk operasyonunda yargının Erdoğan için mahkûmiyet kararını vermesi güçlü ihtimaldi ki bu davaların dosyaları dokunulmazlık sebebi ile hâlâ kapanmamıştır.
11)Tayyip Erdoğan’ı erken seçim kararından sonra iktidara taşıyan ikinci olay CHP ve o günkü lideri Deniz Baykal’ın tarihi hatasıdır. Baykal seçilme hakkı olmayan ve mebus seçilemeyen Tayyip Erdoğan’a akıl almaz bir biçimde yasa ve kuralların dışına çıkarak el vermiş ve ona iktidarla Başbakanlığı altın tepside sunmuştur..Bu yanlışa ya da suça dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de iştirak etmiştir.
12) Baykal’ın CHP’si bunu yapmayıp yasa ve kuralların uygulanmasında ısrarlı olsaydı o gün Başbakanlık koltuğunda oturan Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan kanlı bıçaklı olacak ve AKP o süreçte ortasından ikiye bölünecekti...
Baykal Tayyip Bey’in önünü açarak AKP’nin bölünmesini engelledi ve Tayyiban yani baskıcı rejimin kurumsallaşmasına zemin hazırladı...
Kuşkusuz Deniz Bey o kararı, “Tayyip Erdoğan iktidara gelir yıpranır ve balonu da patlar” diye aldı, ancak öyle olmadı. Bu arada Deniz Bey’in aldığı o kararda dış dinamiklerin etkisinin olup olmadığı ise hâlâ sırdır.
13) Sonuç olarak görülmektedir ki Tayyip Erdoğan fenomeni ya da heyülasını yaratan halk değil, dış dinamikler, generaller ve güya AKP’yi devirmek isteyen partilerin liderleridir..
KURBAN ADAYI
Uzan-Ağar-Mumcu ve Baykal’dan sona sıra onda!
Tayyip Erdoğan Cem Uzan’ı ailesiyle beraber niye tasfiye etti biliyor musunuz?AKP’nin 2003 Haziran’ında yaptırdığı ankette yüzde 18 çıktığı için!Aynı şey Ağar-Mumcu ikilisi için de geçerlidir.2007 seçimleri öncesinde Tayyip Erdoğan baktı ki bu iki isim ittifakla seçime giderse yüzde 20’yi bulacaklar ve AKP tahtından inecek, hemen başka şeyleri devreye soktu.Önce Mehmet Ağar’a ziyarete gidildi.Akabinde Erkan Mumcu’ya bir şeyler söylendi ve iki isim bu birlikteliğin olmaması için tabanlarına rağmen kollarını sıvadı ve güç birliğini sabote ettiler!Sonuç mu?AKP yüzde 47 ile iktidar olurken Ağar ve Mumcu siyasetten çekildi.İlginçtir bu işin kokusu bugüne kadar çıkmadı, neden acaba?
Gelelim Deniz Baykal’a..
CHP’yi İslamla barıştırır ve mütedeyyin kesimlerle kaynaştırırken birden o malum kaset servis edildi.
Sonuç: Baykal da geri çekilmek zorunda kaldı.
Ve bugün...
Benzer çabalar Kemal Kılıçdaroğlu için sergileniyor.
Aylarca aradılar, taradılar ama zere bir defo bulamadılar.Buna rağmen referadum sürecinde utanmadan yalanlara dayalı kitaplar bile yazdırdılar!
Baktılar ki oradan da sonuç alamıyorlar bel altı dalışa karar kıldılar.
Önce boy ve soy dediler!
Etkili olamayınca PKK’lılık gibi absürt çamurları attılar.
O da bayağı ve komik bulununca kapan kurdular ve yanına gazeteci kılıklı birini gönderdiler.
Amaçları Kemal Bey’i AKP’li birine komplo kuran bir görüntüye sokmaktı ama o da tutmadı!
Hiç kuşkunuz olmasın seçime 90 gün var ve göreceksiniz buna benzer daha çok pusu kurulacak!Sorarım size muhalefete bunların yapıldığı bir ülkede gerçek bir demokrasiden söz edilebilir mi?
CHP’liler AKP’ye yukarıdaki isimleri hatırlatıp Kemal Kılıçdaroğlu’nu sana kurban ettirmeyeceğiz demeli!
Nasıl mı? Sokağa çıkıp demokratik bir metotla feveran ederek!
Sabahattin ÖNKİBAR
Evet, asker AKP’ye yenilmiştir!
Gönderen SABİH SAMUR | 1:31 ÖÖ | 12 Eylül, AKP, Çevik Bir, Hilmi Özkök, İlker Başbuğ, Kemal Kılıçdaroğlu, Sabahattin Önkibar, Tayyip Erdoğan, TSK, Yaşar Büyükanıt, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »
Hikâyeyi, bahaneyi, bildiriyi geçiniz! AKP, askeri yere sermiştir.
Tamam bunu CIA ve Pentagon’un sınırsız desteğiyle yapmıştır ama sonuç budur!
Bunu söylemekten ızdırap duyuyorum, lakin her şey
ortada!
Sakın bu ifademi hiç kimse Süheyl Batum örneği misali TSK’ya darbe yapmadığı için kızıyor diye tercüme etmesin!
Hep söyledim bir kere daha söyliyeyim.
Allah korusun asker yarın darbe yapsa denge olsun diye ilk içeri atılacaklardan biri yine bizim gibiler olur.
12 Eylül’de böyle olmadı mı?
Dolayısı ile en kötü sivil iktidarı bile en iyi askeri yönetime tercih ederiz.
Asker yenilmiştirden kastımız şudur:
Türk Silahlı Kuvvetlerinin diğer ülke ordularından bir farkı var.
Birincisi binlerce yıldır biz Türkler için ordu eşittir devlet demektir.
İkinci husus 1923’de batan bir imparatorluktan bir millet yaratan kurum ya da irade asker veya TSK’dır.
Türk Silahlı Kuvvetleri Anadolu’da hür ve birlikte yaşamanın ifadesi ve teminatıdır.
Bu ülkede yaşayan herkesin bilinç altında “İyi ki ordumuz var” bakışı ve dudaklarında “Allah askerimize zeval vermesin” duası var.
Asker ya da ordu bizde; inancımızın, iffetimizin ve hatta geleceğimizin teminatıdır.
Öyle olduğu içindir ki bizde TSK’ya Peygamber Ocağı
deniliyor.
Peki bu asker AKP’ye nasıl mı yenilmiştir?
Kendine rezilce komplolar kurulurken susarak!
Mensuplarına alçakça tezgâhlar işletilirken idare-i maslahat yaparak!
Bizatihi kurumsal kimliği açıktan hedef alınırken görmezden-duymazdan gelerek!
Mahremine, yani Kozmik Odasına fütursuzca girilirken hiçbir şey olmamış gibi davranarak!
Ne mi yapabilirdi?
Karşı psikolojik operasyonlar düzenlenebilirdi!
Hadi onu beceremediler,TSK’ya saldıranlar ve amaçları tek tek ortaya konup milletle paylaşılabilirdi.
Bunların hiç birini yapmadıkları gibi AKP’ye mağduriyet bahşettiler!
Bir ordu düşününüz ki yüzlerce mensubu hâlâ darbe yapmakla yargılanır iken amir konumunda olan ve dönemlerinde bu iddialar için yasal gerekleri yerine getirmeyen Birinci (Hilmi Özkök), ikinci (Aytaç Yalman) ve üçüncü (İker Başbuğ) derecede sorumluluk sahibi isimler bu ithamlardan muaf tutulup ayrıcalıklı konumdadır...Yahu TSK’da ve diğer dünya ordularında esas olan emir-komuta değil midir? Öyle ise emretme mevkiine oturanlar niçin sorumlu tutulmazlar?
Sadece bu tablo bile AKP’nin TSK’da işbirlikçiler bulduğunu gösteriyor!
Hiç kimse beni Çevik Bir’in, Hilmi Özkök’ün ve Yaşar Büyükanıt’ın yaptıklarını bir projeye hizmetin dışında olduğuna ikna edemez.
Lafı dolandırmıyorum, son
8 yıldır TSK’yı yönetenler cihan ordumuzu Mustafa Kemal’den rövanş almak isteyen AKP’ye ve onun ardındaki irade olan Paxamericana’ya peşkeş çekmişlerdir. Hiç kuşkunuz olmasın tarih bu rezilliği kaydedecektir.
ÇİFTE STANDART
Şivan’la Arınç değil de Kılıçdaroğlu görüşse bunlar olurdu?
1) Kürtçü ses sanatçısı Şivan Perver’i Almanya’da kaldığı otele davet eden Bülent Arınç değil de kazara CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olsaydı bütün yandaş medya Kemal Bey’i manşete oturtur ve “gizli gündem” başlıklarını atardı.
2) Evet Şirvan ile Kılıçdaroğlu buluşsaydı, “PKK’ya affı görüştüler” gibi yakıştırmalar yapılırdı.
3) Dahası, Kılıçdaroğlu’nun Şivan Perver aracılığı ile Abdullah Öcalan’a selam gönderdiği bile manşetlere taşınırdı.
4) Oysa aynı görüşmeyi Arınç yapınca olan sadece Kürt mes’elesine çözüm arayışı ve AKP’nin özgürlüklere nasıl sevecen baktığıdır....
5) Bu ülkede Bülent Arınç gibilerden olmak ne büyük bahtiyarlıktır.
UYDURMALAR...
Can Dündar, Tayyip Bey’e yalancı mı dedi!
Tayyip Erdoğan ziyaretine gelen Cumartesi Annelerine “1979’da ben de işkence gördüm” diyerek gözaltı sürecinde güya gördüğü muameleyi
aktardı.
Derken Can Dündür belgeselci olduğunu kanıtlayarak Başbakan’ın iddia ettiği gibi işkence görmediğini yazılan kitaplarla ortaya koydu.
Hayır kitapları yazan Tayyip Bey’in muhalifleri değil; biri eski basın danışmanı olan ve mebus yaptırdığı Hüseyin Besli, diğeri de kankası Star yazarı Mehmet Metiner’dir...
Evet bu kitaplarda değil işkence yapılması, bahsedilen olayda Erdoğan’ın görevli komutanla şakalaştığı bile yazılıyor. Dahası güya işkence gören gençler o süreçte müsabaka yaparcasına eğlenmek için güreş bile tutmuşlar, yani ona bile izin verilmiş.
Tayyip Bey’in çok çok yakınlarının yazdığı kitaplara göre Erdoğan hiç olmayan şeyi yani işkenceyi var ve olmuş gibi anlatıyor.
Sorarım size bir Başbakan’ın yapılmayan bir işkenceyi acındırmak ve siyaseten istismar için durduk yerde uydurmasını nasıl izah etmeliyiz!
Böyle bir şeye tevessül eden bir kişilik siyasi amaçları için
neler yapmaz!
GELİŞMENİN BÖYLESİ!..
Kaç para Tarhan Erdem, kaç para!
Adam aslında ODA TV’nin tespitine göre inşaat
mühendisi.
Milliyet’te tamirat, sıva ve badana işlerinden sorumlu imiş! Sonra dönemin etkili ismi ağabeyi Kaya Erdem’in ittirmesi ile 1987’de tanıtım ajansı Konda’yı kurmuş.
Derken 1999’de tesadüfen Altan Öymen’in CHP’ye Genel Başkan olduğu süreçte yani geçiş döneminde Genel Sekreter olmuş.
Aaa o da ne?..
O gün bugün kimseleri beğenmiyor.
Ecevit’ten Baykal’a herkese hücum etti.
Sadece onlar değil, şimdi Kılıçdaroğlu’nu dövüyor.
Sanırsınız ki siyasette allame ya da bulunmaz hind kumaşı!
Derken dün önemli bir isimden aldığım telefonda şu iddia yansıdı ahızeye:
- “Tarhan Bey Kılıçdaroğlu’ndan CHP’nin tanıtım işini şirketi KONDA için istedi, alamayınca şimdi hücum ediyor.”
Bana söylenen kesin doğru mu bilmiyorum -ki Tarhan Bey hayır derse sütunumda yayınlayacağım- ama doğru ise yazıklar olsun dememiz
gerekmiyor mu?
Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com
CIA'nın, orduyu bölmeye dayanan iç savaş stratejisi
Gönderen SABİH SAMUR | 4:09 ÖS | ABD, AKP, Arslan Bulut, İran, Sabih Samur, TSK, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »* * *
Yukarıdaki satırları 1998 yılında, bugün “Fatih Camisi’ni bombalayacaklardı” diye ortaya atılan CIA projesinin orijinali ABD’de tartışıldığı zaman Sağduyu gazetesinde yazdım.. O tarihten bugüne, köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye’nin malvarlığı tamamen yabancılara satıldı. Sıra orduyu bölmeye geldi. 17 Ağustos 2005’te “İrtica diye gürleyenler vatan satılırken niçin sessiz?” başlıklı yazımda da benzer uyarıları yapmıştım. Fakat aldığım karşılık, “Devletin askeri kuvvetlerini aşağılamak” suçundan hakkımda dava açılması oldu. TCK 301/2’den yargılandım. Neyse ki bir yıl sonra beraat ettim.
* * *
The Times gazetesi, “İktidar mücadelesi, silahlı kuvvetleri, yüksek profili olan komplocular ile hassas belgeleri sızdıran ve siyasetten uzak bir orduyu isteyen isimsiz askerler olmak üzere ikiye böldü. Bir araştırma şirketi, orduya olan güveninin yüzde 60’lık tarihi bir düşük düzeyde bulunduğunu açıkladı” diye yazıyor. Türkcelil.com’da çıkan bir yazıda, İranlı Mohsen Yazd, “İran’da da önce halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla mollaların safına çekildi. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı. Humeyni, devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. İran devriminde kargaşa ve kaos ortamında kışlaları basan yobazlar, ellerinde Kur’an ile erleri geçerek, direnen subay ve komutanları katlettiler” uyarısında bulunuyor! Mohsan Yazd, “Yüreğim kan ağlayarak İran’da ’O gün’ gelmeden önceki olayların sanki bir tekrarını sinemada izliyor gibi Türkiye’de görüyorum” diyor ve Türkiye’de kışlaları basacak olanların da emir komuta zinciri içinde hazır bekletildiğini belirtiyor.
Arslan BULUT
Altemur Kılıç'ın beni onurlandırdığı e-posta
Gönderen SABİH SAMUR | 12:59 ÖS | Altemur Kılıç, Asteğmen, Sabih Samur, TSK, Yeni Alanya Gazetesi, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Kimden: AİTEMUR KIİIÇ (altemurkilic@ttmail.com)
Gönderme tarihi: 21 Haziran 2009 Pazar 07:20:34
Kime: sabihsamur735@hotmail.com
yazdıklarınız bana cesaret veriyor sevgili ikiz kardeşim
----- Original Message -----
From: sabihsamur735@hotmail.com
To: altemurkilic@ttmail.com
Cc: Yeniçağ Gazetesi
Sent: Sunday, June 21, 2009 12:29 AM
Subject: sabih samur kullanıcısının yazdığı yorum
Altemur Kılıç'ı ruh ikizim olarak görüyorum. Düşünceler birebir bu kadar mı örtüşür? Allah kendisine sağlık dolu nice seneler versin.
Örnek alabileceğimiz, dönek ve kaypak olmayan, nabza göre şerbet vermeyen sayılı insanlardan biri...
Bazı aptallar bu yazıyı darbe çığırtkanlığı olarak yorumlayabilirler, o onların aptallığıdır.
Burada bu vatanı korumak ve kollamak için yemin etmiş bir yedek subayın vatan sevgisi yatıyor.
Anlayana...
Sabih Samur
www.kirmizi-beyaz.blogspot.com
Asker ya değişecek, ya da değiştirecek!
Gönderen SABİH SAMUR | 12:10 ÖÖ | AKP, Altemur Kılıç, Ergenekon, Genel Kurmay Başkanı, İran, Mustafa Kemal ATATÜRK, Sabih Samur, TSK, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »“Belge” konusu tıpkı “Ergenekon” davası gibi ve bu davayla birlikte, iddianamedeki kayıtlar, delil diye konulanlar “sahtedir-değildir” safhasını çoktan aştı, T.C. ve TSK için bir ölüm-kalım meselesi oldu; Ya “bizler”, Atatürk’ün Cumhuriyetini korumaya ant içmiş olanlar, ya da “onlar”, bu Cumhuriyeti yıkmak Orta Çağlara geri götürmek isteyen tüm şer kuvvetleri!...
Tuhaf olmaktan da öte akılları zorlayan bir şey var: Atatürk Cumhuriyetini korumaya ant içenleri, O’nun Cumhuriyetini yıkmaya ahdetmiş olanlar suçluyor ve yargılıyorlar... Bu, gözleri dönmüş “delilerin”, tımarhane haline getirdikleri ülkeyi ele geçirmeleri gibi bir fars, bir komedi değilse nedir?
“Genç Subayların” rahatsız oldukları söyleniyor... Gerçeği, neden gizlemeli.
Evet, sadece gençler değil bütün muvazzaf- emekli -yedeksubay ve askerler, hem de çok rahatsızlar! Ben, ölümün eşiğinde, yaşlı bir yedek subayım ve tarifsiz acılar içindeyim; Cumhuriyetin, bir “şeytan üçgeni” içinde, göz göre göre yutulmakta olduğunu gördükçe, uykularım kaçıyor, kâbuslarımda Mustafa Kemal’den ve babamdan, amcamdan fırça yiyorum; “Bu memleketi, bu hainlere iç ve dış düşmanların ellerine düşsün diye mi kurtardık?
Cumhuriyeti sağdan, soldan, birileri kendi bilmem kaçıncı Cumhuriyetlerini kursunlar diye mi kurduk?” diyesiler... Dramatize etmiyorum, aynen böyle!
Ordu düşmanları
TSK’ya, kendi ordularına düşman olanlar, her yeri her kesimi ve kurumu sarmışlar. TV programlarını işgal etmişler; Orduya ve Komutanlarına, boyuna kin kusuyorlar. Çok merak ediyorum; bu sönmez kinin sebebi ne? İnsan, kendi ordusuna neden, bu kadar husumet besler? Genetik mi? “Entel şıklık” modası gereği mi? Bazılarının babaları, büyük babaları askermiş; acaba bunun için mi karmaşık hisler duyuyorlar? “12 Mart-12 Eylül” hatıraları mı tepiyor? Ben bunların daha kötüsünü yaşadım ama kendi orduma düşman olmadım!
Bu, Türk Ordusu düşmanlarını temsil eden bir Ali Bayramoğlu var. “Belge” patlak verdikten sonra, daha fazla kin kusmak fırsatını buldu... Son yazılarının şu başlıklarına bakın:
“Asker ya değişecek ya değişecek- Başbuğ istifa etmeli-Askerin rengi açılıyor.”
Pekâlâ; Asker nasıl değişecek veya değiştirilecek? Fatih Altaylı cevabı, tabii cinasla veriyor: “Yapacak tek bir şey var. Silahlı kuvvetleri toptan kovalım... Genelkurmay Başkanı’ndan, yeni mezun teğmenine kadar tümünün işine son verelim!”
Bu, kara mizah değil. Bu adamlar gerçekten Ordudan ve komutanlarından kurtulmak isterler ve TSK’yı lağvedip yerine kendi işlerine yarayacak “lejyoner” veya “gurka” bir Asakir-i mensura, bir “Nizam-ı atika” ordusu kurmayı çok isterler... “Nizam-ı cedit”, yeni tarz demek. “Nizam-ı Atika”da, eski-geri nizam demek... İran’da bu yapıldı. İran generalleri, irtica çiçekleri, gözleri önünde büyürken fark etmediler ve işte bugünkü İran ordusu bambaşka. Komutanları top sakallı bir ordu! Şimdi İran halkının çoğunluğu, bu generallerden ve rejimden, kurtulmak için mücadele ediyorlar!
Evet; şimdi “Durum”, belgenin sahte olup olmadığı meselesini, çoktan aştı. Sahte veya tahrif edildiği, bilimsel olarak tespit edilse bile, inanmayacaklar, kulplar takacaklar... Zaten bunun işaretlerini de veriyorlar!
Dobra dobra sorarım; bugün, TC’ye karşı laik-üniter ulus devlete, Atatürk’e karşı gittikçe artan bir tehlike var mı yok mu? Ve bu tehdit ve tehlikelere karşı önlemler almak TSK’nın Genelkurmayının, yasal görevi değil mi? Ve Orduyu bu görevi yapamaz hale getirmiyorlar mı? Öyleyse ne yapmalı? Asker, bu “çoğunluk tramvayı demokrasisine”, “sizin-bizim” diye bölünmüş yargıya güvenip alanı, boyuna kıvıran politikacılara bırakıp, “kışlasında yan gelip yatmalı mı?” Belki akademik olarak öyle, ama ya gerçekte? Eğer askerler, tehditler karşısında, görevlerini ihmal etmişlerse, o zaman görevlerini, ihmal ettikleri için, cezalandırılmaları gerekir.
Kaynak: Yeniçağ Gazetesi, Altemur Kılıç
Sabih Samur Yorumu: Altemur Kılıç'ı ruh ikizim olarak görüyorum.Düşünceler birebir bu kadar mı örtüşür? Allah kendisine sağlık dolu nice seneler versin. Örnek alabileceğimiz, dönek ve kaypak olmayan, nabza göre şerbet vermeyen sayılı insanlardan biri...
Bazı aptallar bu yazıyı darbe çığırtkanlığı olarak yorumlayabilirler, o onların aptallığıdır.
Burada bu vatanı korumak ve kollamak için yemin etmiş bir yedek subayın vatan sevgisi yatıyor.
Anlayana...
Sınır topraklarını veren, yatak odasının camını kiralamış olur
Gönderen SABİH SAMUR | 4:47 ÖS | Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erbakan, Numan Kurtulmuş, Saadet Partisi, TBMM, TSK, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Muhsin Yazıcıoğlu hakkında "servis" haberleri ve Türkeş
Gönderen SABİH SAMUR | 11:10 ÖS | Alparslan Türkeş, Arslan Bulut, Awacs, Muhsin Yazıcıoğlu, Mustafa Kemal ATATÜRK, Sabih Samur, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »


IRAK'ın HASAN TAHSİN'i
Gönderen SABİH SAMUR | 9:06 ÖÖ | ABD, BUSH, Hasan Tahsin, Kuzey Irak, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »O bir halk kahramanıIraklı gazeteci Muntazar El Zeydi’nin fırlattığı ayakkabı 1.5 milyon sivili katleden, 6.5 milyon çocuğu yetim ve öksüz, 2 milyon kadını dul bırakan işgalci Bush ve emperyalizme tokat gibi indi
Irak’ı işgal ederek milyonlarca masum insanı katleden ABD Başkanı George Bush’un görev süresinin bitimine az bir süre kala Irak’a yaptığı sürpriz ziyarette Iraklı bir gazeteci tarafından protesto edilmesi dünya gündemine bomba gibi düştü. Başkanlığa veda turu kapsamında Irak’ın kukla Başbakanı Nuri el Maliki ile biraraya gelerek Bağdat’ta basın toplantısı düzenleyen Bush’a Arapça “ Al sana veda öpücüğü köpek” diye bağıran El Bağdadiye kanalının muhabiri Muntazar El Zeydi, ayağındaki ayakkabıyı Bush’un kafasına fırlatarak tepki göstermişti. Gazetecinin ayağından çıkarak fırlattığı ayakkabının teki Bush’un eğilmesi ile hedefini ıskalarken, ikinci teki ise Bush’un başının üzerinden geçerek duvara çarpmıştı. ABD gizli servis ajanları ve Iraklı güvenlik görevlileri ise protestonun ardından Zeydi’yi salondan dışarı çıkarmıştı.Sürekli ekranlardaIraklı gazeteci Muntazar El Zeydi dün Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin korumaları tarafından sorguya çekilmek amacıyla gözaltına alındı.Iraklı bir güvenlik yetkilisi , Zeydi’nin alkol ve uyuşturucu muayenesinden geçirildiğini, Bush’a karşı yaptığı protesto için ise kendisini kimlerin yönlendirdiğinin öğrenilmeye çalışıldığını ve 20’li yaşlardaki gazetecinin, ayakkabılarının kanıt teşkil ettiğini söyledi. El Zeydi’nin meslektaşları, gazetecinin geçen yıl kaçırıldığını, çalıştığı televizyon kanalı El Bağdadi’nin olaya müdahalesinin ardından serbest bırakıldığını söyledi. El Bağdadi televizyonu, ayakkabı fırlatma görüntülerinin yanı sıra El Zeydi’nin bırakılması çağrılarını defalarca yayımlamaya başladı ve muhabirleri El Zeydi’nin serbest bırakılması için dayanışma çağrısında bulundu. Haber alamıyoruzEl Bağdadi televizyonundan yapılan açıklamada, Irak hükümetinden El Zeydi’nin serbest bırakılması istendi. Kanal yöneticisi Fityan Muhammed de Associated Press ajansına verdiği demeçte, El Zeydi’ye olaydan bu yana ulaşamadıklarını ve telefonunun kapalı olduğunu söyledi. Dayanışma çağrısıMısır’ın başkenti Kahire’deki El Bağdadi televizyonunun yöneticisi Abdülhamid El Sayeh, muhabirlerinin serbest bırakılması için herkesi seferber ettiklerini, dünya çapında birçok kuruluşun da kendileriyle birlikte olduğunu söyledi.
“Al sana köpek” “Al sana veda öpücüğü köpek” diye seslenerek ayakkabılarını fırlatan Iraklı gazetecinin tepkisi, İşgalci Bush’un Irak’tan sonra gittiği bir diğer işgal bölgesi Afganistan’da da yankı buldu. Saldırı, Afgan gazeteciler arasında şaka konusu oldu. Zeydi’nin kardeşi Uday El Zeydi de, “Allah’a şükür, Muntazar, Iraklıların kalplerini gururla doldurdu. Eminim Iraklıların çoğu, Muntazar’ın yerinde olmak isterdi” derken, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da olay şaka konusu oldu. Irak’ın “14 Aralığı uluslararası ayakkabı günü” ilan etmeyi düşündüğü yolundaki mesajlar yayılmaya başladı.
Cesaret nişanı verilecekLibya lideri Muammer Kaddafi’nin kızı Ayşe’nin başkanlığını yaptığı hayır kurumu, Munhtazar El Zeydi’ye “cesaret nişanı” takma kararı aldı. Açıklamada, “Gazeteci, açıkça ’insan haklarını ihlale hayır’dedi ve bunu Bush’un suratına ayakkabılarını fırlatarak dile getirdi” ifadesi yer aldı.
Terlik yön değiştirdi9 Nisan 2003’te devrik lider Saddam’ın heykellerini yıkıp ayakkabı ve terlikle döven Iraklılar, aradan geçen 5.5 yıldan sonra 14 Aralık 2008’de bu kez Bush’a ayakkabı fırlattı.Iraklı gazetecinin tepkisi ülke genelinde “Kahramanlık” olarak nitelendirildi.
Hasan Tahsin’i hatırlattıIraklı gazeteci El Zeydi’nin, işgalci Bush’a ve Irak’taki zulme karşı eylemi Kurtuluş Savaşı’ndaki “Hasan Tahsin” olayını akıllara getirdi. 5 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan işgalci Yunan alayına ilk kurşunu sıkarak Türk direnişini başlatan gazeteci Hasan Tahsin, tek başına emperyalist işgalcilere tepki gösterip, Yunan sancaktarı teğmeni ördürmüştü. Kurşunu bitene kadar çarpışan Tahsin, karşı ateşle 31 yaşında şehit edilmişti. İzmir’de Hukuk-ı Beşer gazetesinin yayımcılığını da yapan Tahsin’in 1973 yılında anısına İzmir Konak Meydanı’nda “İlk Kurşun Anıtı” dikildi.
HER GÜN 2 YENİÇAĞ HER GÜN 1 YENİ OKUR
Gönderen SABİH SAMUR | 12:39 ÖS | Hergün 2 Yeniçağ, Kırmızı Beyaz, Mustafa Kemal ATATÜRK, Sabih Samur, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »
HER GÜN 2 YENİÇAĞHER GÜN 1 YENİ OKUR
En büyük gazete Her Yeniçağ gazetesi bir vatan par
İSTİKLÂL MARŞI ve MİLLETVEKİLİ YEMİNİ
Gönderen SABİH SAMUR | 6:07 ÖS | Ahmet Türk, Arslan Bulut, Devlet Bahçeli, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Bitlis doğumlu Kürt kökenli bir arkadaşımızla (06 Ağustos P.tesi,sabah)sohbet ediyoruz. Okuduğunuz bu yazıyı hazırlarken “Ağabey sert yazma, bak ortam ne güzel, her şey güzel olacak ,hoş görüyle yaklaşmak lazım” diyor.
C.tesi, Saat 16:00 civarıydı; Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Sn. Arslan Bulut ile gazetede randevumuz vardı. Bir taraftan sohbet ederken bir taraftan da göz ucu ile milletvekillerimizin yeminlerini izliyorduk. Sohbetimizin konusu malum, memleket meseleleri.
Arslan Bulut’u sadece yazılarından tanıyor kalemi ile gurur duyuyordum. Kendisini tanıdıktan sonra bu gururum bir o kadar arttı.Bir tarafta bireysel olarak ekmek kavgası,yaşam ve gelecek kaygısı; malum gazetecilik diğer taraftan adına yakışan arslan gibi bir yürek,keskin bir kalem!
Arslan Bulut ile daha sık bir araya gelmek üzere sözleşip ayrılıyoruz.
Akşam babamlara davetliyiz.Bir tarafta yemek hazırlığı bir tarafta yarım bıraktığımız yemin izleme görevine devam.Beklediğim an geliyor:Ahmet Türk Türkçe olarak yeminini ediyor.
Namusu ve şerefi üzerine Yüce Türk milleti adına ant içiyor.Yemin her dinde önemli!
Sonra kanalları geziyoruz,İstiklâl Marşı ile ilgili görüntüler geliyor ekrana.İçim burkuluyor,
Kötü oluyorum.Bir taraftan yemin ediyorsun diğer taraftan beraber savaştığını,bu toprakları birlikte kan dökerek elde ettiğini söylediğin bu toprağın,bu vatanın en önemli değeri olan İstiklâl Marşı’nı söylemek sana zûl geliyor!
Bu marştaki hangi kıta,hangi mısra ve ya hangi kelime seni rahatsız ediyor ki dudakların dahi kıpırdamıyor.Kürt kökenli arkadaşımızın sözleri kulağımda çınlıyor: “Hoş görüyle yaklaşmak lazım,ortamı germemek lazım!”
Kafam çok karışık, germeyelim,pekiyi sonra?
Daha düne kadar bütün askeri birliklerin duvarlarında ve milliyetçi söylemlerimizde şöyle bir dörtlük vardı:
Tek Dil
Tek Bayrak
Tek Millet
Tek Vatan
Ortamı germemek uğruna,AB uğruna,Demokrasi uğruna “Tek Dil” den ödün verdik ve sessiz sedasız TEK’liğimiz üçe indi.Şimdi yine germeyelim diyoruz.Meclisteyiz.Germeden , yumuşak yumuşak sıradaki ikinci TEK’i de ortadan kaldıracak mıyız?
Sırada hangisi var?
Tek Vatan mı? Tek Millet mi?
Federal sistemi ve ya Eyalet sistemini meclis çatısı altında, gergin olmayan bir ortamda, tatlı tatlı tartışarak “Tek Vatan” ve / ve ya “Tek Millet”ten hangisinden ödün vereceğiz?
Arkadaşıma verdiğim sözü elimden geldiğince tutmaya çalışıyorum.Sert yazmayarak kendi çapımda ortamı germemeye çalışıyorum(gel bir de içimdeki bana sor!).
Umarım bu yazdıklarımızın hiçbiri gerçekleşmez.Umarım Türk-Kürt ayrımı yapmadan beraber kurduğumuz ve adını Türkiye Cumhuriyeti ve üzerinde yaşayanlara da Türk Milleti dediğimiz bu vatandan Amerika ve benzeri ülkelerin ulusal çıkarları uğruna Kürtçülük ve Kürt Milliyetçiliği rüzgarına kapılarak ayrılmayı veya ayırmayı akıllarına bile getirmezler!
Her şeye rağmen yeni yasama dönemi hayırlı ve uğurlu olsun.
Saygılarımla
Sabih Samur 06 Ağustos 2007 23:26 İstanbul
YENİ ÇAĞ GAZETESİ'Nİ OKUMA KAMPANYASI
Gönderen SABİH SAMUR | 9:02 ÖS | Perinçek, Yeniçağ Gazetesi, Yeniçağ TV | 0 yorum »YENİ ÇAĞ GAZETESİ'Nİ OKUMA KAMPANYASI!
İşçi Partisi, ABD ve AB güdümlü, satılmış medyaya karşı ULUSAL BASINA DESTEK KAMPANYASI açtı. Bu kapsamda yurttaşlar, günlük gazeteler içinde ABD emperyalizmine karşı vatan savunması hattında doğru bir çizgi izleyen Yeni Çağ Gazetesini desteklemeye çağırıldı.İşçi Partisi Genel Sekreteri Av. Nusret Senem tarafından İl Örgütlerine gönderilen genelgede "Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik politikalarımızı en doğru ve etkili şekilde değerlendiren yayın organı Yeniçağ Gazetesi’dir. Bu gazetenin uzun zamandan bu yana Partimizin önderlik ettiği 'Ermeni Soykırımı Yalanı'na karşı mücadelede de etkili bir yayın çizgisi izlediği bilinmektedir. Partili arkadaşlarımızı ve dostlarımızı Yeni Çağ Gazetesi'ni almaları için teşvik etmeliyiz." denildi.
KAYNAK : İşçi Partisi Web Sitesi
Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliği Tarafından 28 Nisan 2007 Cumartesi günü saat:13.00'de Tandoğan'da düzenlenecek KERKÜK Mitingine Tüm halkımız davetlidir .
ayhan guler - 26.04.2007 01:40:24
kerkuk ve musul misak-i milli sinirlari icindedir. ingilizler doguda seyh sait isyanini baslattiginda biz isyani bastirmakla mesgul iken bu iki bolgeyi ingilizlere birakmayi kabul etmistik. simdi de benzer senaryo sahnede. yine turkiyeyi mesgul edecek teror ve barzani hareketi var. arkalarinda da abd ve onun arkasinda da ingilizler. musul ve kerkuk u tekrar geri almanin zamani geliyor.
niyazi efendi - 26.04.2007 01:13:48
niyazi efendi - 26.04.2007 01:09:26
Semih EREN - 26.04.2007 00:36:14
Kardeşlerim Türkiye arkanızda.. Bu mitinge mazeretsiz herkesin katılması bir vatan borcudur.
Vatandaş petrolüne sahip çıktı
Gönderen SABİH SAMUR | 10:40 ÖÖ | AKP, İran, KKTC, PKK, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »VETO EDİLEN PETROL KANUNU, BİR KEZ DAHA CEVİZ KABUĞU MASASINA YATIRILDI Bu yasa, talan yasasıdır!
CHP’li Tacidar Seyhan, Petrol Yasası’yla halkın parasının yabancıya hibe edilmek istendiğini belirtirken, ANAVATAN’lı Sarıbaş “ Kapitülasyon ve manda mantığıdır bu” dedi
AKP Hükümeti tarafından hazırlanan, ancak Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen yeni Petrol Yasası’nın AKP’liler tarafından yeterince bilinmediği ortaya çıktı. Önceki gece, Hulki Cevizoğlu’nun Kanaltürk televizyonunda yayınlanan Ceviz Kabuğu programında Sezer’in veto ettiği petrol yasası bir kez daha tartışıldı. 6,5 saatle yeni bir canlı yayın rekoru kırılan programa TBMM Enerji Komisyonu üyeleri AKP Aydın Milletvekili, “Acar Petrol” ün sahibi Ahmet Rıza Acar ile CHP Adana milletvekili Tacidar Seyhan katıldı. Programda sorulara net yanıt veremeyen ve ekran başındakileri çileden çıkaran AKP milletvekili, savunduğu tezleri kanıtlayamadı.
AKP’li Acar savunduAKP Milletvekili Acar, “Bu yasa Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtarıyor” derken, yasada milli petrol şirketi TPAO’nun lehine olan maddelerin kaldırılmasını açıklayamadı. Acar’ın sürekli olarak kendi sözleriyle de çelişkiye düştüğü görüldü. AKP milletvekilinin “Türkiye sürekli olarak etrafına düşmanlık üretti” demesi üzerine ile Hulki Cevizoğlu sert cevap verdi: “Yani, Türkiye Batı’nın ülkemizde PKK terörünü desteklemesi gibi o ülkelerde terör örgütü kurup onları rahatsız mı etti? Binlerce gencini mi şehit etti? Onlara gizlice silah mı verdi? Ekonomik olarak baskı mı uyguladı? Bu nasıl mantıktır? Yıllarca Türkiye üzerinde düşmanlıklarını gösterenlere karşı bunu nasıl söylersiniz?”
Yakıt bulamamıştıkCHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, yasaya ağır eleştirilerde bulundu: “Bu yasa, bir talan yasasıdır. Bu yasa ile, halkın parası yabancıya hibe ediliyor. Kimsenin buna hakkı yoktur. Yabancı petrolcüleri Kabotaj (sularımızdaki egemenlik hakkımız) Kanunu’ndan muaf tuttular. Yabancı petrol şirketleri, gelip Türkiye’de petrol arayacak, her türlü arama masraflarını vergiden düşecekler, hatta açtığı kuyuları kapatırsa bunun masrafını da düşecek. Kazandığı da en çok yüzde 40’a kadar vergilendirilecek. Ayrıca, ‘memleket ihtiyacı için harcama’ maddesi de kaldırıldığı için, yabancılar Türkiye’den çıkardığı petrolü tümüyle yurt dışına çıkaracak. Bunun sıkıntısını Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında ambargo yediğimiz sırada anlamıştık. Savaş uçaklarımız yakıt bulamamıştı. Sayın Cumhurbaşkanı da buna vetosunda buna işaret etmiştir. Bu yasa dudak uçuklatacak düzenlemelerle doludur.BTC (Bakü Tiflis Ceyhan) Boru hattında da hissemiz yüzde 25’ten yüzde 6,5’a inmiştir. Burada en çok 300 milyon dolar kazanmamız söz konusudur. Bu kadarcık paranın bile garantisi yoktur.”
Lozan deliniyorCeviz Kabuğu’na telefonla bağlanan Halkın Yükselişi Partisi Genel Başkanı Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk ise, “egemenlik haklarımızın elimizden alındığını” söyledi ve ağır eleştirilerde bulundu: “Bu kanun sadece ekonomik çıkarları değil, egemenlik haklarımızı da taciz ediyor Yabancılara verilen haklar âdeta imtiyaz niteliğinde. Türkiye’nin kabotaj hakkını rahatsız ediyor. Cumhurbaşkanı Lozan’la elde edilen haklarımızın saf dışı edildiğine dikkate çekiyor. Türkiye’nin egemenliği taciz ediliyor. Bu kanun, Türkiye üzerinde yürütülen Batı Operasyonları ile ilgilidir. İktidarın akıl almaz zaafı vardır. AB kurmaylarını memnun etmek adına yapılıyor. Devletin haklarını indiren bir garabettir. Türkiye’nin sistemli çökertilmesi operasyonudur.
Talihsiz bir yaklaşımBunun AB ve BOP’la ilgisi vardır. Çanakkale’yi geçemeyenlerin ekonomik rövanşıdır. Bütünüyle bir teslimiyet ifade ediyor. AKP milletvekili ‘Türkiye etrafına sürekli düşmanlık üretti’ dedi. Bu nasıl yaklaşımdır? Yabancıların Türkiye üzerindeki bir hayli tasallutunu bilmeyen var mıdır? Türkiye’nin direnç noktaları yok ediliyor. Bir siyasetçinin bunun söylemesi büyük talihsizliktir.” Menfaat görecelidirAKP Aydın milletvekili Ahmet Rıza Acar’ın bu sözler üzerine “Milli menfaatler görecelidir. Petrolün yurt dışına çıkarılması, ihraç edilmesi milli menfaat kapsamındadır” demesi ise büyük tepkilere neden oldu.
Geleceği ipotek altına aldılar DSP Genel Başkanı Yardımcısı, eski Devlet Bakanı Masum Türker, “AKP milletvekili, devleti ekonomiden çıkaran misyonun temsilcisi gibi. AKP, Türkiye’nin geleceğini ipotek altına aldı. Bilgi kirlenmesi ile gerçeği karıştırıyorlar. Bu petrol kanunu, Irak’taki gibi ülkeyi dış güçlere teslim ediyor. Bu kanun kabul edilirse, yabancılar Sultanahmet Camii’nin avlusunda bile petrol arayabilecek. Bu yasayla TPAO’yu yabancılara satmanın altyapısını hazırlıyorsunuz. Tek parti diktatörlüğü uygulanıyor” dedi. Ceviz Kabuğu’na telefonla bağlanan “İran Devleti Petrol Danışmanı” Prof. Dr. Ahmet Ercan ise, ilginç bilgiler verdi: “TPAO İran’a gelip petrol arama-çıkarma araştırması yapsın. İran buna izin veriyor. Kapı Türklere açık. BTC bizim değildir, Mete Göknel’i onaylıyorum. O projenin sismik araştırmalarını ben yaptım, yakından biliyorum. Ayrıca, ‘Birinci Dünya Savaşı’ değil, ‘Birinci Petrol Savaşı’ olmuştur. 1914’de, dünya petrolünün yüzde 57’sini Osmanlılar kontrol ediyordu. Osmanlıyı parçalayanlar, petrolün hesabını yapmışlar, ona göre bölmüşlerdir. Misak-ı Milli sınırları da bu petrolün sınırlarıdır. Şimdi ise, bu petrol yasası ile Güneydoğu Anadolu ayrıcalıklı bir hale getirildi. AB dayatmaları ile de ayrıcalıklı hale getirildi. Oyun aynı oyundur. ”
Petrol millileştirilsinProgramda düzenlenen ankette izleyicilere, “Türkiye’de çıkan petrol millileştirilmeli mi, özelleşti-rilmeli mi?” sorusu soruldu. 12 bin oyun geldiği ankette, “Petrol millileşti-rilsin” görüşünü savunanların oranı yüzde 99 oldu.
Para gelsin, imanı bile satarız zihniyeti buYine telefon bağlantısıyla katılan ANAP TBMM Grup Başkan Vekili, eski AKP’li Süleyman Sarıbaş da, AKP’ye ağır eleştiriler yöneltti: “Tam bir AKP zihniyeti görüyoruz. Her şeyi maddeye endekslemişler. Millilikten uzak, para gelsin imanı bile satarız zihniyeti bu. Türkiye’yi yabancılara peşkeş çekmek için tipik bir örnektir bu. Bu kanunu koltuğunuzun altına kim verdi? Milleti dinlemiyor, emir verenleri dinliyorsunuz.
Ülkenin teminatıUluslar arası küresel güçler, diğer ülkelerde tankla tüfekle yaptıklarını Türkiye’de kanunla yapmak istiyorlar. Uluslararası şirketler Türkiye’de petrol araştırma yapıp gitti, arkasından bu kanun çıktı. Türkiye’nin Kafkasya ile bağını koparmak istiyorlar.sizin kadar kimse ülkeyi satmadı. Kapitülasyon ve manda mantığıdır bu.” Bu ağır eleştirilere cevap veren AKP milletvekili Acar, gülümseyerek “BOP sizin aklınızı başınızdan almış, biz bu ülkenin teminatıyız... Boyuna atıyorsunuz...” dedi. Osmanlı imparatorluğunun yıkılışı üzerine yapılan tartışmada Acar’ın “Devletler de bazen yıkılabilir ” demesi ortamı gerdi. ANAP’lı Sarıbaş, “Bu, Türkiye de yıkılabilir anlayışıdır” dedi.
CHP’yi suçladıProgramı arayan Enerji Komisyonunun AKP’li başkanı, AKP Kütahya milletvekili Dr.Soner Aksoy ise, “Enerji ile ilgili çıkarılan yasaların yüzde 99’una CHP evet demiştir. Siz petrol işletmelerinin kapatılmasından yanasınız. Bir dolara mermi sıkacak durumdayım, ama petrolü çocuklarımız için yer altında saklayacağım, öyle mi?” dedi. AKP’li Aksoy, BTC petrol boru hattı projesinin de “Yüzyılın projesi olduğunu” ileri sürdü. CHP’yi de eleştiren AKP’li Aksoy, “Sizinki 1930 CHP zihniyetidir. Devlet yatırım yapa yapa özel sektörü kısır bıraktınız” şeklinde konuştu.
BTC yüzyılın yüz karasıBOTAŞ’ın eski Genel Müdürü Mete Göknel’in telefonda verdiği bilgiler ise, AKP’li milletvekillerinin açıklamalarını tekzip etti. Göknel şunları söyledi: “Sizin söylediğinizin aksine, Rusya Dışişleri Bakanı, enerji kaynaklarını yabancılara teslim etmeyeceğini açıkladı. Sadece, Sibirya’da çalışacak Rus bulamadıkları için Çinlilerle özel bir anlaşma yaptılar, o kadar. BTC projesi de yüzyılın projesi değildir.
Hakkımız yokYatırımın üçte ikisi bize kalmadı. İşin ameleliği bize kaldı. BTC üzerinde hiçbir hakkımız yok. Hiçbir zaman müdahale ya da engellememiz söz konusu değil. Bu hükümetler arası bir anlaşmadır. Ayrıca, Türkiye’den geçen boru hattının güvenliği sağlanamazsa uluslar arası güç korumaya gelecek. Bunun hangi güç olduğu da bellidir. Boru hattını sahibi BTC Konsorsiyumu. Bunun da yüzde 40’ı İngiliz milli petrol şirketi BP’dir. Bizim hissemiz ise sadece yüzde 6,5’dur. Bu hat bizim değil, sadece işletmesini aldık.”
Proje sulandırıldıBu sözler üzerine Hulki Cevizoğlu, “BTC projesi, AKP’li Aksoy’un dediği gibi yüzyılın projesi mi, yoksa yüzyılın yüzkarası mı? Ayrıca, 1 Mart tezkeresi ile ABD askerlerinin Türkiye’ye gelişi engellendi ama, BTC anlaşması ile yabancı silahlı güçler mi gelecek?” diye sordu. Eski BOTAŞ genel Müdürü ise şu karşılığı verdi: “Hayır, yüzyılın projesi değil. Proje sulandırıldı. Dolum merkezi Ceyhan olursamusluk bizde kalır. İsrail’e Kızıldeniz’e hat verirseniz hiç etkisi olmaz. Üstelik çevre ülkeleriyle papaz olursunuz.”

BAZILARI ÇENEDİR,BAZILARI YÜREK
YÜREKLİ KADIN İLE İLGİLİ ROPÖRTAJI YENİÇAĞ GAZETESİ'NDEN ALINTI YAPARAK SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.
Saygılarımla
Sabih Samur
YÜKSEL MUTLU, BANU AVAR’IN ÇARPITILAN SINIRLAR ARASINDA PROGRAMINI İZLEDİ VE YAZDI:
Nobel’in parası hâlâ silah satışlarından!
İsveç, en fazla silahı Amerika ve İngiltere’ye satıyor! Kendisi gölgede kalıyor, üretime devam ediyor! Halkın çoğunluğunun doğal desteği arkasında! Çünkü İsveç halkı her satılan silahla biraz daha zenginleşiyor... Ortadoğu’yu yakan silahlar, onlara medeniyet ve refah olarak geri dönüyor.
Nobel komitesi, her yıl sırf edebiyat dalında bir buçuk milyon euro ödül dağıtıyor. Diğer 4 dalın ödülü de bundan aşağı kalmıyor! Peki, bu para nasıl sağlanıyor? Vakıf gelirlerinden bir kısmı, Amerika’nın dev silah şirketleri Lockheed Martin ve Honeywell International adlı şirketlerin hisselerine yatırılıyor.
Nobel ödülünün ipliğini pazara çıkardığı için, Sabah ombudsmanı Yavuz Baydar ve Milliyet gazetesi tarafından adeta linç edilmek istenen, TRT’nin yüz akı isimlerden biri olan Banu Avar’ın son programının çözümünü Yeniçağ okurlarının bilgisine sunuyoruz. Bilindiği gibi, 301 kaldırılsın diyen Sabah’ın ombudsmanı Yavuz Baydar, Banu Avar’ı hem kendi kurumuna hem yargıya ihbar etmiş ve TCK 216’dan yargılanmasını istemişti. Sabah ve Milliyet gazeteleri ile NTVMSNBC ve Habertürk adlı internet siteleri de Baydar’ın başlattığı linç kampanyasına destek verdiler. Banu Avar, “Sınırlar Arasında” programında Nobel ödüllerini veren ülke olan İsveç’teki Nobel Vakfı’nın Amerikan Silah Şirketleri’nin hisse senetlerine yatırım yaparak para kazandığını ve ödülleri bu parayla ödediğini ortaya çıkarmıştı. Program, “İsveç’in Nobel’i” yazısıyla başladı ve şöyle denildi: “Amaca ulaşmak için her yol mübahtır. Bu, batılı bir atasözüdür. Doğulu atasözleri seçilen yolun çok daha önemli olduğundan sözederler. Batı dünyası, hedefe ulaşmak için barış ödülü de verir, silah da satar. Küresel seçkinler çıkarları doğrultusunda her yolu denerler. Her ülkede kendilerine yakın insanları örgütler, küçük gruplar oluşturarak kaleyi içten fethetmeyi hedeflerler... Kendilerine yakın olanları ödüllendirir, şöhrete garkederler ki başkaları da aynı yolu izlesin! Batı dünyası, Türkiye’deki aydınlara ödül verme yarışında. Orhan Pamuk Nobel edebiyat ödülünü aldı. Ardından Leyla Zana Norveç’te barış ödülü sahibi oldu. Elif Şafak da İsveç’te bir ödüle layık görüldü. Dünyada barış, edebiyat ve bilim ödülleri modasını başlatan Alfred Nobel’dir. Nobel, petrol ve silahla servet edinmiştir. Suçluluk duygusundan, ölüm makinalarıyla kazandığı paranın ödüllerde kullanılmasını vasiyet etmiştir... Gelin İsveç’e gidelim, ödüllerin ve silahların izini sürelim: Şaşaalı ödül törenleri, batı dünyasının en saygın isimleriyle dolu salonlarda yapılan gözkamaştırıcı toplantılar. Ekranlarda genellikle Washington, Paris, Brüksel çemberinde görünen büyük isimlerin yüzlerinde uçuşan medeni bir mutluluk. Dünya üçüncü bin yılda kana boyanırken verilen barış ödülleri! Dünya 3. binde kültürel olarak işgal edilirken verilen edebiyat ödülleri!
İSVEÇ’TEYİZ!İsveçdeyiz. Bir asırdır Nobel ödüllerini verme onurunu Norveç’le paylaşan ülkedeyiz.
Barış ödülünü, silah sanayiinin üstünde oturan Norveç, Edebiyat ödülünü de yine dünyaya silah ve demokrasi ihracıyla uğraşan İsveç veriyor. Her iki ülke de bu konularda Amerika’yı yakından takip ediyor. Aslında Nobel ödülü durumu mükemmel özetliyor. Bu ödüller adını Alfred Nobel’den alıyor. Peki, kimdir Alfred Nobel? Dinamiti dünyaya hediye eden adam! Bir silah sanayicisi bir petrol devi. Edebiyat ise hobisi. Alfred Nobel, bir asır önce küresel sermaye kozlarını paylaşırken ortaya çıkan önemli isimlerden biri. Patlayıcılara olan düşkünlüğünü babasından almıştı. Babasının Sen Petersburg’ta mayın fabrikaları vardı. Küçük bir çocukken patlayıcılara olan merakı yüzünden kızkardeşinin bile ölümüne sebep olmuştu...* * * Stockholm’de Horace Engdahl, bana Nobel törenlerinin yapıldığı büyük salonu gösteriyor:
Horace Engdahl: 1998’de Nobel komitesine seçildim. Tarihçi ve eleştirmenim. Bir yıl sonra komite sözcülüğüne getirildim. Ve edebiyat ödülü alanları ben açıklıyorum.Banu Avar: Alfred Nobel kimdir?Horace Engdahl: Nobel bir sanayiciydi ve bildiğiniz gibi dinamiti icad etmişti. Tüm Avrupa’da ve hatta Rusya’da silah sanayiini o kurdu. Sadece silah da değil, petrol yatırımlarına da girdi ve paranın büyük bir kısmı dinamit işinden değil Bakû petrollerinden geldi...* * * Petrol ve silah! Nobel, iki stratejik alanda yükselmişti. Alfred Nobel, Avrupa’nın her ülkesine, hatta Amerika ve Avustralya’ya silah satmıştı. Geçen yüzyıl başında 20 ülkede, 90 farklı yerde silah fabrikaları vardı. İsveç bu mirası bugün de sürdürüyor. Avrupa’nın en cevval silah yapımcılarından biri olarak biliniyor. Aynı zamanda adı ‘barış’la başlayan bir çok örgütlenmeye ev sahipliği yapıyor. Barış çalışmaları, barış enstitüleriyle adını dünyaya duyuruyor. * * * Alyson Bailes, SIPRI, yani Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü Başkanı. İngiliz bir diplomat ama İsveç’te yaşıyor, barış araştırmaları yapıyor...Banu Avar: SIPRI barış çalışmaları yapan bir enstitü. Burada ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?Alyson Bailes: İlgilendiğimiz konuların başında savunma harcamaları, silahlanma bütçeleri geliyor. İkinci olarak silahsızlanma konusuyla ilgileniyoruz ve son olarak güvenlik çalışmaları yani çatışmalı bölgelerde arabuluculuk konuları ilgi alanımızda.Banu Avar: Bunları silah satışıyla ünlenmiş bir ülkede nasıl yapabiliyorsunuz?Alyson Bailes: Biz İsveç’in silah satışını da araştırıyoruz ve silah sanayi ve ticareti konusunda soru işaretlerini ortaya koyuyoruz. Ama İsveç’in silah satış yasası oldukça düzenli. Şirketlerin çatışmalı bölgelere silah satışı yasalarla yasaklanmış.* * * SIPRI’nin silah transferi konusunda uzman araştırma görevlisi Simon Wezeman ise aynı fikirde değil: Siemon Wezeman (SIPRI’de uzman araştırmacı) : Yasalarda satış yasağı getirilmemiş, tavsiye niteliğinde cümleler var. Satılmayacak demiyor satılmamalı diyor. Biliyoruz ki şirketler dünyada çatışmalı bölgelere satış yapıyor! Maalesef kâr, prensiplerin önüne çıkıyor...Maddi çıkarlar tüm prensipleri ezip geçiyordu. İşte bu yüzden İsveç’in ünlü Bofors silah şirketi Asya’dan Afrika’ya tüm çatışma bölgelerine yıllardır silah satıyordu. 1991 yılındaki Körfez Savaşı’nda Amerika’nın kullandığı silahlar arasında Bofors’unkiler de vardı. Afganistan’ın işgalinde Bofors firması tarafından üretilen füzeler kullanılmıştı.Yasakları delenlere karşı, dünyada sulhun sağlanması için ne yapılabilirdi. Braşı enstitüsünün en tepesindeki isim Bailes, gariptir ama çözümü birleşik silah sanayiinde görüyor:Banu Avar: Ne yapılabilir yasakları delen ülkelere karşı?Alisson Bailes: Bu büyük bir problem. Her gün daha gelişmiş bir silah ortaya çıkıyor ve silah şirketlerinin maliyeti her geçen gün büyüyor. Bu maliyetin karşılanmasının tek yolu silahların dış pazarlara satılması! Biz şöyle bir çözüm üzerinde çalışıyoruz: Gelişmiş silahlar yapan ülkeler, maliyeti paylaşarak işbirliği içinde silah üretmelidir!Bir barış enstitüsü, batılı ülkelerin birleşik bir silah sanayii kurmasından sözediyor! İsveç en fazla silahı Amerika ve İngiltere’ye satıyor! Kendisi gölgede kalıyor üretime devam ediyor! Halkın çoğunluğunun doğal desteği arkasında! Çünkü İsveç halkı her satılan silahla biraz daha zenginleşiyor... Ortadoğu’yu yakan silahlar onlara medeniyet ve refah olarak geri dönüyor. Bu işin silah boyutu! İsveç Amerika ile silah sanayiindeki işbirliğini kültür diplomasisi denilen alanda ve demokrasi çalışmalarıyla da yürütüyor. Amerika’nın demokrasi projesinde aktif yer alıyor.* * * Kültür diplomasisi; aslında soğuk savaş yıllarında ortaya çıkmış bir amerikan projesi. Amaç, özellikle Müslüman ülkelerin aydınlarını, kazanmak olarak belirlenmişti. Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı bir raporda” Amerikan değerleri “nin yayılması için en etkili yöntemin ‘medeniyetler arası diyalog’la ilgili çalışmalar yapan yazar çizerin kazanılması olduğu belirtilmişti! Amerikan Başkanı George Bush 2004’de Türkiye ziyaretinde bakın ne diyordu: ” Orhan Pamuk’un eserleri, tıpkı Türkiye gibi, kültürler arasında bir köprüdür. Pamuk’un da söylediği gibi, bu toprakların insanları, uygarlıkların, kültürlerin, Doğu ile Batı’nın çatışmasının esas olmadığını anlamıştır. Pamuk, ‘en önemli şey, başka uygarlıklardan insanların, tıpkı sizin gibi olduğunu anlamaktır’ demiştir! “ Böylece Pamuk, son yıllarda Başkan Bush’un en çok adını andığı Türk unvanını da kazanmıştı. İsveç Akademisi ise, ‘2006 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Orhan Pamuk’a verirken şu açıklamayı yaptı: ‘Bu ödül bir kentin melankolik ruhunun izlerini süren, kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan Orhan Pamuk’a verilmiştir!” Horace Engdahl ise “önemli olan ‘küresel edebiyat’ yaratmak” diyordu: Engdahl: Küresel bir edebiyat fikri Alfred Nobel’in de fikriydi.. Banu avar: Alfred Nobel’in vasiyetinde ne vardı?Engdahl: Vasiyette Nobel ödülü alacak kişilere ait kriterlerle ilgili bir şey söylenmiyordu. Bir iki cümle vardı. ‘İdeal olanı, doğru, en mükemmel eseri bize takdim eden yazarı ödüllendirmeliyiz!’diyordu. Maalesef ‘ideal olan’nedir belirtmiyordu. Bu sebeple, 100 yıldır tartışmalar sürüyor...Alfred Nobel, San Remo’da 1896’da öldüğünde, serveti 1 milyar krondu! Miras üçe bölünecekti. Sevgilisi Sofie Hess ve kuzenlerı arasında üçte ikisi paylaştırıldı. Kalan 33 milyon kron, her yıl insanlığa hizmette bulunanlara sunulacaktı. Bu ödüller fizik, kimya, tıp edebiyat ve barışa hizmet edenlere toplam beş dalda verilecekti. Nobel’in bu vasiyeti önceleri büyük tartışma yarattı. Ancak 1900 yılında İsveç hükümeti Nobel Vakfı’nı kurdu. Bu yıldan sonra da nobel ödülleri düzenli olarak verilmeye başlandı. Bir çok kişi Nobel’in bu ödülleri bir çeşit suçluluk duygusuyla vasiyet ettiğini söyledi.- Öyle denir ama bence edebiyat ödülünden çok, barış ödülü bu duyguyla ilişkilendirilebilir. Patlayıcıların mucidi olarak böyle bir ruh haliyle bu ödülü düşünmüş olabilir...Nobel komitesi her yıl sırf edebiyat dalında bir buçuk milyon euro ödül dağıtıyor diğer 4 dalın ödülü de bundan aşağı kalmıyor! Peki, bu para nasıl sağlanıyor?Bilinen o ki Nobel’in mirası akıllıca kullanılıyor. Mesela vakıf gelirlerinden bir kısmı, Amerika’nın dev silah şirketleri Lockheed Martin ve Honeywell International adlı şirketlerin hisselerine yatırılıyor. Banu Avar, barış enstitüsü’nden Wezeman’a silahlanma yarışına karşı ne yapılabileceğini soruyor:Siemon Wezeman: (SIPRI uzmanı ) En korkunç silahlar artık kullanılmıyor. kullanımları yasak. Ama konvansiyonel silah satışı hâlâ çok fazla.Banu Avar: Ama Irak’ta kimyasal silahlar Türkmenlere karşı kullanıldı, Filistin’de beyaz fosfor..Siemon Wezeman: O zaman ambargolar ve yaptırımlar devreye girmeli!Banu Avar: Yapmayın... Sizce süper güç Amerika’ya kim yaptırım uygulayacak?Siemon Wezeman: Bu bir sistem ve anlaşmalar meselesi. Bence en büyük güç bile uluslar arası anlaşmalara karşı duyarlıdır. öte yandan eğer büyük bir güçseniz, bir çok yasayı ihlal edebilirsiniz!!!Nobel Barış ödülleri kimlere verildi? Büyük güçler her istediklerini yapar sonra o uluslar arası anlaşmalar denen tartışmaların üzerine çıkar işin içinden sıyrılır! Silahların üzerinde oturur, dünyaya barışı anlatırlar! Nobel barış ödülleri onlarca yıldır belli misyonların sahiplerine verildi. İşte değişik dönemlerden bazı ödül sahipleri: 1930’da ekümenik hareketin lideri, başpiskopos Lars Olof Nathan: Dine yaptığı katkılardan dolayı...1953’te Amerikan Başkanı George Marshall: Ünlü Marshall planı ile...1990’da Sovyetler Birliği son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov: Artık bir sovyetler kalmadığı için...2002’de Amerikan Başkanı Jimmy Carter: Demokrasi çalışmaları dolayısıyla, ve 2001’de BM Genel Sekreteri Kofi Annan, dünya barışına önemli katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülü aldılar! Kimisi yardım yaptığı ülkeleri, IMF’ye bitmez tükenmez borçla bağladığı için, kimisi sosyalizmin dağılmasına yardımcı olduğu için, kimisi Amerikan çıkarları doğrultusunda doğulu ülkelere demokrasi ithal ettiği için ödül almıştı!
GÜN OLA DEVRAN DÖNE
Gönderen SABİH SAMUR | 4:21 ÖS | Devlet Bahçeli, MHP, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »Dün, saygı duyduğum Yeniçağ Gazetesi Reklam müdürü Sn.Mustafa Usta ile öğle yemeği yedik.Siyaset ve ülke meseleleri konuşulurken konu dolaylı olarak kendi işi olan reklama geldi.Yeniçağ’ın daha fazla reklam alması için ve daha fazla kesime ulaşması için( şu an ki tirajı 80 ile 100 bin arası değişiyor) ne yapılabilir gibi fikir alışverişinde bulunduk.
Gelinen nokta çok enteresan:Eğer sen gazete olarak hükümete fikren muhalif gözüküyorsan gizli bir el,gizli bir kuvvet adını ne koyarsan koy sana gelen veya gelecek olan reklamlara blok oluşturuyor ve bir şekilde engelliyor.Gazeteye reklam vermek için can atan defalarca arayıp çalışmak isteyen firma; ilk reklamı çıktıktan sonra belki birkaç reklamlık dahi ücretini ödediği halde diğer reklamlarını çıkartmak istemeyebiliyor.Diğer taraftan Bir sürü gruba reklam veren başka bir büyük firma nedense Yeniçağ’a reklam verme konusuna gelince yeteri kadar bütçesinin olmadığını söyleyebiliyor.Kim veya kimler tarafından ticari anlamda korkutuluyorsa???
Hadi bu kişiler bir şekilde korkuyorlar diyelim.Peki MHP il ve İlçe Teşkilatlarına ve Ülkü Ocakları’na ne demeli!Eğer buralara düzenli bir dağıtım yapılsa tiraj % 50 daha artacaktır.
Yoksa onları da korkutan bir güç mü var?Yoksa bu güç Sn. Bahçeli mi?
MHP için onca ter döken ve MHP’nin ve ülkücü hareketin ülke için daha iyi yerlere gelmesini sağlamaya çalışan birbirinden değerli yazar kadrosunu istihdam eden böyle güzide bir ülke gazetesini MHP camiasının gerçek anlamda sahiplenmemesini bana kim izah edebilir?
Yemeğimizi bitirdikten sonra temsil ettiğim firmamın reklamını büyük bir zevk ile kendisine geçtim.Demirden korkuyorsan trene binmeyeceksin!
Bir sonraki yazımda kısmetse Prof.Ümit Özdağ’ın nerede hata yaptığını ve izlemiş olduğu stratejisindeki hataları kendi yorumumla sizlerle paylaşacağım.
Hoşçakalın.
Sabih Samur
Paşa'dan Kandil Şoku
Gönderen SABİH SAMUR | 10:03 ÖÖ | ABD, Kandil Dağı, Kuzey Irak, PKK, Yeniçağ Gazetesi | 0 yorum »
Paşa’dan Kandil şoku
Keşke ‘Git oraya, vur gel’ diyebilseydik. Ama bunu yapma imkanımız yok...
Terörle Mücadele Özel Temsilcisi E. Org. Edip Başer’in açıklamaları şok yarattı. Paşa, PKK yuvası Kandil Dağı’nın vurulmasını isteyenleri “hamaset yapmakla” suçladı. ABD kuklası Celal Talabani’ye tavır koyanlara da “Siz bu Irak’ı adam yerine koymamazlık edemezsiniz” sözleriyle yüklendi...
Konjonktür uygun değilmiş
Emekli Org. Başer’den şaşırtan soru: Kandil Dağı’na gittiniz; kaç tane teröristi orada yok edeceğinizi düşünüyorsunuz acaba. (Oraya giderim) diyen kahramanlara soruyorum bu soruyu
Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği’nin (UGSAD) toplantısında konuşan Türkiye’nin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Emekli Orgeneral Edip Başer’in açıklamalarını işitenler duyduklarına inanamadı. Terörle mücadeledeki kararlılığın altını çizmesi beklenen Emekli Orgeneral Başer, “Bu mesele sadece hamasetle hallolacak bir mesele değildir. (Ben olsam şöyle yapardım, vurduğum gibi girerdim, canına okurdum) kahramanlıkları ile bu işi çözmek mümkün değil.” ifadesini duyanlar şaşkınlığa uğradı.
Koşullar el vermiyor
Terör örgütü PKK’nın silahlı unsurunun çok büyük bir bölümünün Kuzey Irak’taki kamplarda olduğunu dile getiren Başer, “Irak’ın birliğini korumasını ve o şekilde devam etmesini, güvenilir bir komşu olmasını istiyorsunuz. O zaman siz bu Irak’ı adam yerine koymamazlık etmemelisiniz. Edemezsiniz de zaten. Çünkü konjonktür sizin bunu yapmanıza izin vermiyor” diye konuştu. Başer, şunları kaydetti:
* Keşke dünyanın süper gücü biz olsaydık da (kimse karışamaz benim işime; git oraya, vur gel) diyebilseydik. Sırf halkımızı tatmin etmek için veya terörü öyle bitecekse bitirmek için. Ama bunu yapma imkanınız yok. Niye yok; siyasi, askeri koşullar buna el vermiyor.
* Ama siz hayali olarak (Ben vururum, girerim Kandil Dağı’na...) Kandil Dağı’na gittiniz; kaç tane teröristi orada yok edeceğinizi düşünüyorsunuz acaba. (Oraya giderim) diyen kahramanlara soruyorum bu soruyu. Bu, terör örgütü... Onurlu bir devletin askeriyle savaşmıyorsunuz. Bunda onur, haysiyet yok.
* Dolayısıyla neyle oyun oynadığımızı bilmek zorundayız. O halde siz (benim terörüm) diyemezsiniz. Çünkü terörün görünen kısmı, silahlı unsurunun büyük bir kısmı başka bir ülkenin toprağında. Bu terör örgütünün finans kaynağının büyük bir bölümü yurtdışından geliyor. Belçika’dan, Almanya’dan, Fransa’dan geliyor. Oradaki PKK grupları, zorla ya da gönüllü para topluyor. Terörle mücadele, sadece güvenlik güçlerinin silahlı mücadelesinden ibaret değildir.
* Bu mesele sadece hamasetle hallolacak bir mesele değildir. (Ben olsam şöyle yapardım, vurduğum gibi girerdim, canına okurdum) kahramanlıkları ile bu işi çözmek mümkün değil.
Haber Tarihi : 18.11.2006 Kaynak : YENİÇAĞ GAZETESİ
SABİH SAMUR YORUMU
Bu zamana kadar ki bütün değerlerim,inançlarım bir bir yıkılmaya başladı.Bu memleketin yönetiminde Türk oğlu Türkler var.Kim takar Amerika'yı,Rusya'yı diye inanılmaz bir özgüven duyuyordum.Şu an alt üst olmuş vaziyetteyim.Umarım paşa ne söylediğinin farkındadır.
Eğer dil sürçmesi değil hakikaten böyle düşünüyorsa acilen istifa etmelidir.
Türk'ün hiç kimseden korkusu yoktur,hiç kimseye gebeliği yoktur.
Böyle düşünmek hamaset ise ben hamaset yapıyorum.
Eminim ordumuzda da benim gibi hamaset yapanlar vardır olmak zorundadır.
Eğer yoksa vah benim memleketim...

Gün kararıyordu. Bütün yarışlar, koşular, oyunlar bitmişti. Şimdi söz ozanlarındı. Kara Ozan ve Çuçu karşılıklı kopuz çalıp deyiş söyleyeceklerdi. Kağanın otağını çevreleyen halka daralmıştı. Önce Kara Ozan geldi. Kağanı selamlayıp bağdaş kurdu. Arkasından Çuçu geldi. O da kağanı selamlayıp Kara Ozan’ın karşısına oturdu. Sonra ağır ağır, yavaş yavaş kopuzlar inlemeye başladı. Bütün Türk budunu saygılı bir sessizlik içinde dinliyordu. İlk deyişi Kara Ozan söylüyordu. “Ötüken’in erleri, Bilir benim gücümü, Kopuzumun mızrabı, Aratmaz kılıcımı, Kara Ozan! Seninle, Aşık atan Çuçu mu?”Çuçu bu meydan okuyuşa hiç irkilmeden hemen cevap verdi: “Seni böyle söyleten, Kımız mıdır süçü mü? Böyle yaman söylersen, Sende komam öcümü, Deyişin kılıcından, Daha öldürücü mü? Sana basan şaşkınlık, Ağu Kadar acı mı?” Kara Ozan öfkelenir gibi oldu: “Ötüken erlerinin, Acunda çıkmaz eşi, Ötüken’in kızları, Gökte ayın on beşi, Yürekleri kan eder, Gözlerinin ateşi, O şaşkınlık dediğin, Çinli konuğun işi..” İçing Katun’dan Kara Ozan’ın sözlerini Çince olarak dinleyen Şen-king iğnelenmiş gibi irkildi. Fakat Kağanın ve bütün Türklerin taş gibi sessizliğini görünce durdu. Katun da öfkelenmişti. İşte bir ozan yüce bir bey olan kendi kardeşiyle açıkça alay ediyordu. Kağana eğilerek: -Bu bayağı kişinin yüce konuğu kınamasına göz yumacak mısın, dedi. Kağan ayni taş sessizlik içinde cevap verdi: -Ozanların sözü kutludur, kesilmez……
Yukarıdaki satırları Nihal Atsız “Bozkurtların Ölümü” adlı kitabında 1946 senesinde yazmıştır. Yukarıda anlatılan sahne belki hayal edilmiştir belki de gerçektir. Ancak önemli olan Türk töresinde ozana verilen değerdir. Ozanların sözü kutludur. Bu sadece bir romandaki hayali bir cümle bir yakıştırma mıdır? Hayır, bu gerçek Türk tarihi ve töresidir. Bir duygu hareketi de olan Türk milliyetçiliği 1960’lı yıllardan itibaren girdiği politik atılıma koşut olarak ortaya değişik alanlarda büyük eserler koymaya başlamıştır. Türk milliyetçisi sanat insanları roman, tiyatro hatta sinema da öne çıkmaya başlamışlardır. Ancak özellikle Türk milliyetçisi ozanlarımız Türk-İslam ülkücülerinin mücadelesini destanlaştırarak Anadolu’yu gezmeye başlamışlardır. Ozan Arif, böyle bir mücadelenin içinde Ülkücü hareketin ozanı olmuştur.12 Eylül rejiminin en acımasız günlerinde Ülkücü hareket ezilmeye çalışılırken Ozan Arif Türk milliyetçilerinin direnç merkezlerinden birisini oluşturmuştur. Ozan, bu dönemde ülkücü harekete moral vermiş, ülkü ocaklarının olmadığı bir dönemde yeni yetişen ülkücü gençlik için kasetleri sanki seminer/parti okulu işlevi üstlenmiştir. 12 Eylül’ün ve sonrasının karanlık günlerinde Ozan Arif demek ülkücü direniş demektir özetle.
Uzun yıllardan bu yana MHP’nin ve Ülkü Ocaklarının şölenlerinde Ozan Arif yok. Hatta Almanya’da Türk Federasyonun şölenine gittiği zaman kapıdan çevriliyor. Ozan Arif’in davet edilmediği şölenlerde ve konserlerde ise ülkücü hareketin yeni önemli sanatçılarından Ferdi Tayfur ve Zara davet ediliyorlar. Ozan Arif’e layık görülen ise hakaret, dışlanma ve nihayet hakkında suç duyurusu, mahkemeler. Oysa Ülkücü Hareket Ozan Arif’i seviyor. Oysa Ülkücü hareket Ozan’ı ile mahkemelik olmak istemiyor. Oysa Ülkücü Hareket Ozan Arif’ini geri istiyor.
Yazan: Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ
Kaynak: Yeniçağ
Sayfayı Yazdır











