Bursa Nutku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursa Nutku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster



ATATÜRK’E KÜFREDEBİLME ÖZGÜRLÜĞÜ ve YAVAŞ ATIN TEKMESİ



Dünya koşar adım muhafazakârlaşmaya gidiyor.
Yeni trend dindarmış gibi gözükmek…
En modern şekilde başını kapatıp, vücut hatlarını alabildiğine ortaya çıkartacak şekilde giyinip, jipe binip alışverişe gitmek…
Bu cümleye konuyu en basite indirilmiş hatta olaya basitçe bakış hali diyebiliriz.
Konu bu cümleden çok daha vahim.
Konuyu detaylı ele alalım:


Menderes’in Çocukları:

1945-1950 doğumlular.
Atatürk zeki bir adamdı. Devrimleri bir bir gerçekleştirdi.
Laikliği istedi. Biliyordu ki Din öyle bir güç ki iktidar yanlış kişilerin (Cumhuriyet Düşmanları) eline geçtiği an, erki elinde bulunduranlar, kanunları istediği gibi değiştirerek, Din olgusunu kullanarak halkı etkileyerek, günlük rutin olayları dahi “Allah böyle buyurdu doğrusu budur” şeklinde değiştirebilirlerdi.
Atatürk’ün rahmetli olması ile Milli şef unvanlı İnönü’nün, bugünkü Tayyip Erdoğan iktidarının ağzına sakız olan Atatürk’ün hedeflediği çizgiden çıkmış olan icraatları, halk ile iktidar arasında soğumaya yol açtı. CHP adında yer alan Halk kelimesine rağmen halkı algılayamadı ve kendini anlatamadı.
Bu kopuşu değerlendiren Menderes oldu.
Menderes o meşhur Din enstrümanını muhteşem şekilde çaldı.
Halk sanki kaybettiği dinine tekrar kavuşmuştu.
İşte Menderes’in iktidar yıllarında ilköğretimde olan nesil “Siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz!” cümlesi ile nurlandılar, yıkandılar.
O çocuklar büyüdü. Bugün Türkiye’yi yönetiyorlar, iktidardalar.

Özal’ın Çocukları:

1980 ve sonrası doğumlular.
Türk’ü Türk yapan (iyisiyle, kötüsüyle) tüm değerlerin alt üst edildiği yıllar.
“Paradır adamı adam yapan”, “Parayı bulda nasıl bulursan bul.” zihniyetiyle yönetilen yıllar…
Zengini seven bir Başbakan.
“Benim memurum işini bilir.” diyen zihniyet…
Ordunun 1980’de yönetime el koymasıyla iktidara gelen Menderes’in çocuklarından olan, Cumhuriyetin yıkım emrini veren, bayrak yarışında bayrağı eline alan Nurlu Atlet.
Özal’ın çocukları Türklük ile ilgili cumhuriyet ile ilgili tüm duygulardan başarı ile arındırıldılar.
Bu dönemde asıl olan parayı bulmak olduğu ve paraya ulaşmak içinde yapılacak tüm faaliyetlerin etik olduğu bu çocuklara öğretildi.
Ahlakı, karakteri zayıf, çalışmayı ayıp zanneden, iş bitirici bir nesil yetiştirildi.


Fetullah’ın Çocukları:

1990 ve sonrası ve doğmaya devam eden çocuklar.
TSK’yı yönetme erkini hasbelkader elinde bulunduran üst düzey subaylar, orduevlerinde ellerinde kadeh memleketi kurtarma geyikleri yaparken, halktan koptuklarını fark etmeden, dümenden nutuklar atarak, sert çocuğu oynarken, birileri tüm alt yapılanmasını tamamlamış, gece gündüz çalışarak “abiler” yetiştirmiş, bu yetiştirilen hizmete inançlı abiler de yine hizmete inananlar yetiştirmeye başlamıştı.
Çığ gibi büyüyen “Hizmet”, TSK’nın üst komuta düzeyi, Emniyet, Yargı ve bütün kurumlara girmiştir.
Fetullah’ın çocukları Türkiye’yi bütün kurumları ile ele geçirmiştir.
Özetle sürecin son devresine gelinmiştir.
Bahsettik ya Atatürk zeki adamdı diye. Bu Atatürk aslında tehlikeli adam. Belki de medyum.
Öyle ileriyi görmüş ki; gün gelir kanı ve sütü bozuk olanlar Türklüğü ve T.C.’yi tamamen ortadan kaldırmaya teşebbüs edebilirler diye;
“Gençliğe Hitabe”yi yazmış.
“Türk, Öğün, Çalış, Güven” demiş.
“Ne Mutlu Türküm Diyene!” demiş.
Şimdi bunları kaldırma zamanı.
Atatürk’e gönül rahatlığıyla küfretme zamanı.
Gün bu çocukların günü!


BİZİM ÇOCUKLAR:

Yahu az kaldı unutuyordum. Bir de bizim çocuklar var.
Herhangi bir tarihte, herhangi bir ilimizde doğan.
Türk-İslâm sentezi ile kandırılmamış, ılımlı islâm şerbetini içti gözüküp tükürüp atmış,
İnancı olan ama devletini laik çizgi de yürütmeye kararlı,
Cumhuriyetin tüm yapı taşlarını peşkeş çekilenlerin elinden tekrar geri almaya yemin etmiş,
Elinde silahı olan kolpacılardan değil, silahsız, yüreği mavzer olan yiğitler!
İşte bu yiğitlerin gömlek cebinde Ata’sının yazdığı BURSA NUTKU var…
Ne mi bekliyor bu çocuklar?
Yavaş atın tekmesi ağır olur.

Baki Selamlar…

Sabih Samur 05 Şubat 2012
 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
FACEBOOK YORUMLARI:
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
Ayşe Bengi  Gerçekten Sabih Samur kolay yetişmiyor....Muhteşem bir yazı....Yüreğinize sağlık kardeşim...Atam'ın medyumluğuna katılıyorum, zira en iyi icraatlarından birisi de , kendi kanından çocuklarının olmaması.....Kötü çocuk mu olacaklardı...ASLA....Ama daha sonrakiler ne olurdu, bilinmez....Teşekkür ederim, sevgilerimle.....
 
Doğan Dinçer  


Merhaba değerli kardeşim..Adım adım Atatürk sonrasından bu güne kadar gelinen TARİH SIRALAMASINI ( ÇÖKÜŞ VE KANDIRILIŞ.) mükemmel analiz etmişsiniz yürekten KUTLARIM..Ben de bir iki kelimeyle bu mükemmel yazıya katılayım..Şöyle ki.!!; İsme...t İnönülü yıllar da DİN, ( belki iyi niyetle anlatılması için.) Türkçeleştirilerek ( EZAN-KURAN ve ,İLMİHAL İLE PARALARDA İNÖNÜ RESİMLERİ,PULLARDA, RESMİ DAİRELERDE İNÖNÜ PORTRELER. ) zor olan Arapça-farsça ve Acem ağırlıklı öğretilerden Öz Türkçe olarak okuyup öğrenmek için..Bu yapılan doğru bile olsa yapılmamalı,Vatandaşlık bilinci ve Eğitim düzeyi yükseltilmeden yapılmamalıydı( şahsi düşüncem.)ÖZAL gençliği çabuk köşeyi dönmek için her yolun mübah ve olağan olduğunu öğrendi../buda yanlıştı../ 1980 darbesi ( ki bu güne gelinen durumun yaratıcısı ve din ağırlıklı okulların açılması-Fetullah Gülen gençliğinin yetiştirildiği tüm okulların ilk önce yurt dışında sonra Ülkede açılmaları.) Anlı Şanlı Generallerimizin Ülkeyi sahiplenme ve yönetme idealleri ile uyguladıkları baskılar..Halkın son 10 yılda maddi ve manevi çöküşünü İktidarın izlemesi ( baskı-tehdit-karalama ve susturma) ve iyileştirme için bir şey yapmamaları ve en önemlisi Terörü azdırmaları ve halkın tüm dikkatini bu yöne çekerek Çalışanlara-Emeklilere-Şehit Ailelerine ve Dul ve yetimlere sürünmeyi layık gördükleri halde bu kesimlerin hiç bir tepki göstermemeleri..Şimdi güvencemiz olan TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN artık hiç bir şey yapamayacağı konuma sürüklenmeleri.3 ERKTEN biri olan YARGI erkinin de ( Çoğu IŞIK EVLERİNDE)yetişen bireylerin YARGI ve HSYK yı ele geçirerek VESAYET olarak TSK lerinin yerini alması..Evet şimdi TAKKEMİZİ ÖNÜMÜZE KOYUP DÜŞÜNME ZAMANI..Selamlarımı ve saygılarımı sunarım...
Firdevs Başak Karaca çok teşekkür ederim.....bizim çocuklar fena kalkacak ayağa buna kimsenin şüphesi olmasın.....
Leyla Yüksel Çok güzel bir yazı..Yüreğinize sağlık Sabih Bey..Teşekkür ederim.
Cengizhan Erdoğan

YAZIYI YAZAN,SABİH BEYE;ETİKETİ YAPAN ÖMÜR HANIM'A TEŞEKKÜRLER.GERÇEKDEN ÇOK ÖNEMLİ HATIRLATMALAR,VE UNUTULMAMASI GEREKEN KONULAR.BAZI ŞEYLERİN IHMALKARLIĞININ TELEFİSİ OLSA DA,BÖYLESİNE ÖNEMLİ,TEMEL DEĞERLERİN İHMALKARLIĞI OLMAZ.BU ÜLKENİN... HAKİKİ SAHİPLERİ,BU ÜLKEYİ SAHIPSIZ BIRAKIRLAR,VE DÜŞMANA TESLİM EDERLERSE,EMANETE SAHIP ÇIKMAZLARSA,SONUMUZ IRAK'DAN DA,AFGANİSTAN'DAN DA KÖTÜ OLUR.O YÜZDEN SEN SAHİP OLURSAN,BU VATAN BATMAYACAKTIR.ONUN İÇİN,SANA LAZIM OLAN KUVVET,DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUDDUR.SAYGILARIMLA CENGİZ HAN Cc
Banu Tahbaz Sabih bey sayfama eklediginiz icin cokk tesekkur ederim..
Zahrettin Kaya

GÜZEL DOSTUM SEVGİLİ ARKADAŞIM SABİH..ÖYLE MÜKEMMEL TESPİTLERİN VAR Kİ ŞAPKA ÇIKARTILIR LAKİN BU HAİN SOYSUZLAR HEDEFLERİNE DOĞRU ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE İLERLEMEKTE VE BİZLER BUNA KARŞI YAZIP ÇİZİP SEYRETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYORUZ YAPAM...IYORUZ YAZIK Kİ..BİR CHP'Lİ OLARAK İLK ÖNCE KENDİ PARTİME BAKIYORUM DURUM ORTADA.. ÇOK FAZLA DEMOKRASİ VAR BU KADARI DA ZARAR DEMEKTEN ARTIK KENDİMİ ALAMIYORUM..DİĞER PARTİLERE BAKTIĞIMDA İSE HEPİMİZİN MALUMU..NE VAR BU KOLTUKLARDA LANET OLASICA KOLTUKLAR BİZİM OCAĞIMIZA İNCİR DİKMEKTE YAZIKKİ..BU VATAN HEM İÇERİDEN HEM DIŞARIDAN BU KADAR TEHDİT ALTINDA İKEN BAŞTA KENDİ PARTİM OLMAK ÜZERE MUSTAFA KEMAL ÇİZGİSİNDE OLDUĞUNU İDDİA EDİP MİLLİ MUTABAKAT SAĞLAMAYAN TÜM PARTİLERİ VE PARTİ YÖNETİCİLERİNİ KINIYORUM..GÜN SİYASET YAPMA KOLTUK SEVDASINA KAPILMA GÜNÜ KESİNLİKLE DEĞİLDİR GÜN SATHI MÜDAFAA GÜNÜDÜR.. ZİRA ATI ALAN ÜSKÜDAR'I ÇOKTAN GEÇTİ ANCAK BU VATAN ÜSKÜDAR'DAN İBARET OLMADIĞINI HEPİMİZİN ALGILAYIP BUNA GÖRE BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE TEK YÜREK TEK YUMRUK OLARAK HAREKET ETME GÜNÜDÜR..VE KİMSE ŞUNU UNUTMAMALIDIR:KANINA BAŞKA KAN KARIŞMAMIŞ HER TÜRKÜN YÜREĞİNDE BİR MUSTAFA KEMAL YATMAKTADIR..BİZİM ÜSTÜMÜZE DÜŞEN GÖREV İSE BU İŞGAL KUVVETLERİ ÇOCUKLARI VE TORUNLARINA KARŞI YÜREKLERDE YATAN MUSTAFA KEMALLERİ AYNI GÜN AYNI SAATTE HAREKETE GEÇİRİP BU MAKÜS KADERİMİZİ YENMEKTİR..ZİRA ANALARINI ALIP GİTME SIRASI ONLARA GELMİŞTİR..SÜRÇ-Ü LİSAN ETTİYSEM AF OLA..SEVGİ VE SAYGILARIMLA..YÜREĞİNE EMEĞİNE SAĞLIK DİYORUM :))
Zeyda Söğüt Oğur Değerli kardeşim yüreğinize, elinize sağlık hele ki ; şakşakçılığın alabildiğince prim yaptığı bir dönemde duygularımıza fikirlerimize tercuman olduğunuz için çok sağolun var olun ÇİFTE YÜREKLİ SABİH SAMUR bey... ve bu yazıdan haberdar olmamı sağlayan güzel kardeşim ÖMRÜM sağol ...













Dinle beni Çocuk !
Bırak şimdi CHP, MHP, DP, HEPAR, BBP particiliği!
Onu sonra yine yaparsın.
Acilen ayağa kalk!
Benim Bursa'da 1933 senesinde gençlere yapmak zorunda kaldığım
ve tarihe BURSA NUTKU olarak geçen metni oku ve ezberle!!!
Sonra benim sağ kolum olan Kılıç Ali'nin oğlu Altemur Kılıç'ın
tüm köşe yazılarını da acil oku !!!
Ve artık benim fotoğraflarımı, sevdiğim şarkıları, türküleripaylaşarak vakit kaybetme!
Benden hiçbir beklentin olmasın;
sadece DAMARLARINDAKİ ASİL KANA GÜVEN!
Hasretle gözlerinden öperim.
Mustafa Kemal Atatürk


Ülkemizin içinden geçtiği süreci göz önüne aldığımızda bizler gençlik olarak;
Hiç bir savcıyı ve hukuk adamını göreve davet etmiyoruz.
Hiç bir askerden veya polisten medet ummuyoruz.
Zamanında Kemalizmi yazılarından düşürmeyip şimdi dönenlere de kızmıyoruz.
Hele hele insanlarımıza ve gençliğe hiç bir dargınlığımız yok ;
Bugün olanlarla ve bizleri galeyana getirmek isteyen güçlere inat rağmen gayet sakiniz...
Yalnız bizi oyuna getirmek isteyenler şunu çok iyi bilsinler ki ;
Bizler gibi düşünen insanlar , icazetlerini uluslararası sömürgecilerin kirli oyunlarından , paralarından, siyasetlerinden , çıkar hırslarından ve geleceğe yönelik rant planlarından almazlar.
Bizim kıblemiz "sermayenin egemenliği" değildir.
Biz yetkimizi sadece ;
Tıbbiyeli Hikmet'ten,
Demircili Mehmet Efe'den,
Nene Hatun'dan,
Gördesli Makbule'den,
Şahin Bey'den,
Yüzbaşı Faruk'tan,
Reşat Çiğiltepe'den,
Kara Fatma'dan,
Hasan Tahsin'lerden,
Sütçü İmam'lardan,
Parti Pehlivanlar'dan,
Kubilay'dan,
ULU ÖNDER GAZİ MUSTAFA KEMAL
O'nun Bursa Nutkundan ve Gençliğe Hitabesinden,
En önemlisi de yüreğimizden ,
bilincimizden ve tarihimizden alırız.
GÖRMEK İSTEYENLERE,
İŞBİRLİKÇİLERLE ARADAKİ FARKI GÖSTERMEYİ BÜYÜK BİR MEMNUNİYETLE KABUL EDERİZ.

SAYGILAR.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
BURSA ŞUBESİ GENÇLİK KOLLARI


BURSA NUTKU


"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek" Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir." İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği! "
Mustafa Kemal ATATÜRK
Bursa, 5 Şubat 1933



Aylardır konuşulan "demokratik açılım"ın içeriği netleşti.
8 bakanlık, atacağı adımları tek tek belirleyip Başbakan'a sundu.
MGK üyesi bakanlar da maddeleri tartıştı.
İşte o maddeler:
1. Suça karışmayanlar 3 ay rehabilitasyonla serbest kalacak.
2. Suça karışıp pişman olan 5 yıl gözetim altında tutulacak.
3. Kürtçe ilköğretim ve lisede seçmeli ders olacak.
4. Q,W,x alfabeye dahil edilecek.
5. Mahmur kampındaki Türkler getirilecek.
6. Kürtçe yer isimleri iade edilecek.
7. Devlet, Kürtçe yayınları destekleyecek.
8. Devlet Tiyatroları "Mem u Zin"i oynayacak.
9. Kütçe Kuran mealini devlet bastıracak.
10. Devlet dairelerinde Kürtçe tercüman bulunacak.
11. "Ne mutlu Türk'üm diyene" yazıları yenilenmeyecek.
12. İlköğretim andı kaldırılacak.
13. Karayollarına Kürtçe levhalar konulacak.

Yorumu sizlere bırakıyorum.
Hayırlı bayramlar diliyorum.


Not: Günde 3 defa,sabah, öğle ve akşam aç karnına Atatürk'ün Bursa Nutku'nu okuyun. Faydasını göreceksiniz. Ne açılım kalır ne de İrtica. Rahat olun!

Sabih Samur



“Sn. Altemur Kılıç
Lütfen bu kadar karamsar olmayın.
- Aponun her yeri kıpır kıpır tap taze olsa ne olur?
- Memleketin % 50 si ve belki daha fazlası (TSK dahil olmak üzere) Fethullah Gülen yandaşlarının eline geçse ne olur?
- Batman, Diyarbakır kökenli vb. çete bozuntuları, İst. Emniyetinin Gözü önünde İstanbul'un haracını parselleseler ne olur?
- Operasyon yarım kalmış, hava soğukmuş, şartlar müsait değilmiş geri dönmüşüz ne olur?
- Milletin dili kulağına kaçmış, Ergenekoncu derler diye; deseler ne olur?
Bu yaşta sizin gibi Kılıçlar başımızda ,yanımızda da Atatürk'ün Bursa Nutku olduktan sonra bu memleketi yıksalar da yeniden, yine Atatürk'ün çizgisinde kurarız.
Saygılarımla
Sabih Samur”
Bu yorum iletisini Sn. Altemur Kılıç’ın “Biji Apo…” adlı yazısına istinaden yazmıştım. Çok enteresan bir zamanlama ile “Kurtlar Vadisi Pusu” adlı dizide de Türkiye’nin sahipsiz olmadığı ve adı ne olursa olsun yine Türkiye’ye ait güçler tarafından, memleketin tüm meselelerinin izlenip gözlemlendiği ve olayların demokrasi boyutunda çözülemediği noktalarda adına “derin” denen yapılanmanın devreye girdiği, dizi ortamında meşhur “Kırmızı Kitap”ın da adı geçerek dile getirildi.
Cümle biraz uzun oldu kusura bakmayın. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde “derin” denen bir yapılanma tuhaf geliyor. Bana da öyle geliyor ama. Evet, aması var. Bakıyorsun ülke gün geçtikçe kötüye gidiyor. Seksen küsur senenin yapı tuğlaları tek tek yıkılıyor yani güncel deyimle özelleştiriliyor. Devletin olmadığı tamamen özelleşmiş bir milletin ayakta kalması mümkün mü?
Topkapı Tekstil Meslek Lisesi 2. sınıfta Milli Güvenlik dersindeyiz.Sene 1982. Bir kız arkadaşımız Binbaşı rütbeli hocamıza “-hocam keşke sınırlarımızda bekleyen tüm askerlerimiz aynı gün terhis olsa anneler bayram etse”demişti. Hiç unutmuyorum. Hocamız “sevgili arkadaşım işte o gün, o annelerin gözyaşı dökeceği bir avuç dahi vatan toprağı kalmaz. Senin o “komşu” dediğimiz devletler bir anda Türkiye’yi istila ederler”demişti.
Evet, sevgili okuyucular Türk Milleti bugün dimdik ayakta ise ve bastığı yerler vatan toprağı ise o sınırları bekleyen, dosta ve düşmana anlayacağı dilde mesaj veren Mehmetçik sayesindedir. Ki o Mehmetçik bizzat kendi bağrından çıkmaktadır. Lejyoner değildir.
2008 yılı tüm uzmanlar tarafından kabus yılı ilan edilirken;
- Türk halkına pembe tablolar çizmek,bir günde kişi başına düşen milli geliri bilmem kaç dolar artmış gibi göstermek,
- İhracatçılar kan ağlarken ihracatın zirve yaptığından dem vurmak…
- Turizmciler turist sayısında patlama yaşandığını, filanca havaalanında falanca sayıda turist girişi oldu geyiğini dinlerken, kendi kendine “peki ben neden kiramı ve personel maaşlarımı dahi ödeyemiyorum” diye sessizce mırıldanırken…
Müsaade edin de birileri iktidar yalakalığı yapmadan gerçekleri görebilsin ve dile getirsin. İster yerüstünde ister yeraltında…
Lütfen unutmayın; Semra Özal döneminde iktidarın etrafı eli purolu, bardağı viski dolu Papatyalar kaynıyordu ama Papatya olmayanlar gözlem yapıyordu. Şimdide iktidarın etrafı inananıyla, inanmayanıyla Türbanlı dolu. İktidara yakın olmayanlar ise yine geçmişte olduğu gibi gözlem yapmaya devam ediyorlar derinden derinden.
Anlayan anlayacağını anlayacağı gibi anlasın lütfen.
Sabih Samur


Cumhurbaşkanı ve ya sonuna (m) ekleyerek cumhurbaşkanım arasındaki nüans farkı.
Bakışlardan mana çıkarmalar. “Bence Genelkurmay Başkanı şu mesajı kendi ve TSK adına verdi” gibi büyük yorumlar. Yorumlar, yorumlar, yorumlar.
30 Ağustos Gecesi.Mekan KKK bahçesi.Devlet’in zirvesi.Sanki 40 yıllık arkadaşmışçasına
oturan 3 kişi.Yeni Cumhurbaşkanımız,yeni Başbakanımız ve Genelkurmay Başkanımız.
Fenerbahçe’nin galibiyeti ile başlayan güleç bir sohbet. Yorumlar ve yorumcular altüst olmuş durumda. Ne yapıyor bizim Gen. Kur. Başkanımız? Nasıl güler? Nasıl sohbet eder bizim olmayan bu yeni Cumhurbaşkanı ile hani şu sonuna (m) eklenmeyen?
Belki de şöyle yazılacak: Bakmayın Büyükanıt Paşa’nın güldüğüne, Fenerbahçe’den filan usule ten bahsettiğine aslında içi kan ağlıyor!
Buraya kadar bu yazıyı sabırla okuyanlar vay be Sabih Samur’da değişmiş o da iktidarcı olmuş diyecekler. Hayır, öyle değil. Benim inandığım şu. Uyuyarak, karpuz gibi yatarak, ben nasılsa Atatürk’ün Partisiyim diyerek yenilmiş bir CHP ve maalesef Devlet Bahçeli’nin tüm yetersiz liderliğine rağmen kısmen başarılı olmuş bir MHP’nin karşısında alınmış ciddi bir iktidar zaferini ve bunun uzantısı olan Cumhurbaşkanlığı seçim başarısını hiçbirimiz görmemezlikten gelemeyiz. Bu Başbakan, Bu Cumhurbaşkanı bileğinin ve yüreğinin hakkı ile buralara gelmiştir. Sevsek de sevmesek de onlar T.C.’yi temsil etmektedirler. Biz de T.C. olduğumuza göre bizi temsil etmektedirler. Temsil ettiklere makama devlet terbiyesine yakışır bir şekilde saygı göstermek zorundayız.
BUNDAN SONRA NE YAPILMALI?
Eğer Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile Türkiye Cumhuriyeti bazılarının dediği gibi yıkılacaksa ve bu kadar zayıf temeller üzerinde duruyorsa ve bizde aman yıkılmasın diye korkuyorsak hiç durmasın yıkılsın!
Demek ki biz bu cumhuriyeti ayakta tutacak değerleri yeterince perçinleyememişiz ki her dakika yıkılmasından, bölünmesinden, vatan toprağımızın elimizden akıp gitmesinden bahsediyoruz.
Kimse korkmasın bizler buradayız. Bizler gücünü Atatürk’ün Nutkundan alan görev bilincini ise Bursa Nutkundan alan Türk evlatlarıyız.Bizi ne içten ne dıştan hiç kimse yıkamaz!
Görevimiz korkuyla yaşamak değil! Türkiye’nin tüm kurumlarının mevcut seçilmiş kişilerle ahenkli bir şekilde çalışmasını sağlamak. Bu mevcut kişilerin sisteme zarar verecek hâl ve hareketlere girmesini adım adım izleyerek demokrasinin enstrümanları ile engellemek.
Türkiye’mizi gerçekten tam bağımsız (ekonomisiyle, siviliyle ve askeriyle) hale getirmek için mücadele etmek.
Bunlar bizim izleyerek, eleştirerek, lobi oluşturarak yapmamız gereken görevlerimiz.

KANDİL DAĞI

Bir laf var “yemeyenin malını yerler “Bilmiyorum uydu mu? Uysa da uymasa da…
Biz Amerika’dan Kuzey Irak’a girmek için ve hangi şartlarda girebiliriz? İcazetini almayı bekleye duralım eloğlu beklemiyor! (Ne başbakanından yazılı talimat ne de Amerika acaba bir şey der mi?)
Evet. İran gümbür gümbür Kandil Dağı’nı vuruyor! Niçin? PKK’nın İran sürümü Ulusal çıkarlarını tehdit ettiği için. Eline sağlık İran.
Yapamadığımızı yaptığın için.
Sevgili dostlar yapılacak çok iş var. Hepimizin işi var. Hepimiz kurumsal değerlerimizi koruyarak, temsil ettiğimiz makamların yetki ve sorumluluklarını gerektiği gibi kullanarak
Laf değil icraat yaparak Türkiye’yi daha güzel günlere getirmeliyiz.
Sabih Samur

NEDEN BABA ?

Gönderen SABİH SAMUR | 3:34 ÖS | , , , | 0 yorum »

NEDEN BABA ?

Yazının sonundaki soruya cevap vermek durumunda kaldığınızda gerçekten ölmek istemiyecekmisiniz?
"Neden Baba?"
Çocuklarınız yarın böyle mi yaşasın?
..Yıl 2030,kızım 18,ben 47 yaşındayım...
"Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay-yıldız varmış neden şimdi haç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var? 2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk, o atlasta gördük daha önce Edirne'den Kars'a kadar Türkiye toprağı imiş, şimdi neden o haritanın 1/5'ine Türkiye diyoruz? Eskiden her mahallede 1–2 cami varken, şimdi neden her ilde bir cami var, dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış, günde 5 defa camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba? Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail'in kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da, toprakları mızı sattırıp şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz. Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu toprakları, emaneti böyle mi korudunuz. Günden güne topraklarımız satılırken siz uyuyor muydunuz baba? Baba küçükken herkesin beni Aybüke diye çağırdığını hatırlar gibiyim şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi söyledin? Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan, Ingiliz, Fransiz askerleri kim baba? Hergün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi! mi getirdiler baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğretiler sanki Elime geçen gün bir kitapgeçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz Ankara'ya taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep'miş ve 6317 şehit vererek "Gazi" lik ünvanını kazanmış. Neden şimdi oraya kürdistan diyorlar baba. Baba hani sizlere kürtlerle Türkler kardeştir demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde ayrı devlet kurdular. Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti. O her kimse 1933'te Bursa'da bir nutuk vermiş, ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken, sizin gençliğiniz bu kadar mı cahildi de o uyarıları dikkate almadınız. Şimdiki kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin, hiç mi kanın donmadı baba. Neden hesap sormadınız bunları görmezden gelen yöneticilerinize? O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitabe yazmış ve sizi hain yöneticilere ve uşaklara karşı uyarmış ve hitabenin sonunda da "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur." demiş. Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi bu hale getirenlerin yakasına yapışmadınız. Baba Türkiyeli ne demek, biz Türk çocuğu değil miyiz, soyumuz belli değil mi bizim, o kitapta okumuştum "Ne mutlu Türküm diyene" yazıyordu. Peki, baba ben neden mutlu değilim. Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden söylerdiniz. Baba biz Kurtuluş Savaşı denen bir şey yaşamışız, kitaba göre dünyanın gördüğü en şanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz. Madem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz. Hiç mi kitap okumadınız, hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi göremediniz ülkemizin peşkeş çekildiğini, eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız sizin o hainlerden ne farkınız kaldı. Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacaksınız baba. "Vatan sevgisi imandandır" diye bir hadis varken hadi diyelim ki Türklüğünüzden vazgeçtiniz bari İslam'ın emrine uysaydınız. Senin eski cd'lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklal Marşımız varmış, o marşı yalnızca körü körüne ezberlediniz mi? Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış, demiş ki "Ey Türk titre ve kendine dön."Baba ne zaman titreyeceksiniz, Ankara'yı da kaybettikten sonra mı? Bundan 13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi. Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün."Ya devlet başa,ya kuzgun leşe" diyebilecek bir Hasan Tahsin,bir Şehit Şahin,bir Sütçü İmam yok muydu aranızda?Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize! Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüzden utanmadınız hiç olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba. Bu vatan göz göre göre altınızdan kayarken hiç olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ?"
- Allah, din, bayrak, vatan ve Atatürk sevgisi kalptendir. Bu değerler siyaset ile ölçülemez. SİYASET ÜSTÜDÜR



Sevgili Atam gözlerindeki gururu okuyabiliyorum.Zamanın uçaklarına bakarak geleceği okuyorsun.Ama üzgünüm sana verdiğimiz sözü tutamadık.Birbir kapattırdılar bize Tayyare fabrikalarımızı!Uğraşmayın dediler nasılsa biz yapıyoruz bizden alırsınız.

Para veriyoruz bari istediğimiz gibi olsun dedik olmaz dediler.Onların ulusal çıkarları gereği veremezlermiş istediğimiz teknolojik verileri...

Bunları yazmak ve dile getirmek için senin Bursa Nutku'ndan güç aldığımızı vurgulayalım dedik ne anarşistliğimiz kaldı ne provakatörlüğümüz.

Olsun bizi bilen biliyor.Eminim gerek Alanya'da gerekse internet üzerinden okuyan ve yazılarıma dolayısıyla fikirlerime ulaşan okuyuculardan hiç olmazsa bir kaçı bize hak veriyordur.

Nisan 2006'dan beri yazmış olduğum yazılardaki çizgimde bir sapma olmadığı gibi tecrübesine ve yaşına saygı duyduğumuz büyüklerimizin bizi fazla heyecanlı görmesi vatan sevgimizi "garip bir milliyetçilik" diye adletmelerine aldırmadan inandımız ülküde (Tam Bağımsız Türkiye) sonuna kadar,hedefe kadar yürüyeceğimizi arz ederim.

Saygılarımla

Sabih Samur

Dip Not: Bu mektup Sn. Sami Çaycoşar'ın 06 Şubat 2006 tarihli Yeni Alanya Gazetesi'ndeki(www.yenialanya.com)" İsmail Haboğlu ve Sabih Samur" başlıklı yazısına istinaden yazılmıştır.



Atatürk’ün Bursa Nutku ve F-35 Şimşek II

Şubat 1933'ün ilk günlerinde Bursa Ulu Cami'de toplanan 100 kadar irticacı kişi
camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar.
Ayaklanma kısa sürede bastırılır. Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider.
Çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi
Atatürk’e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı
hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü...".
Atatürk hemen konuşmakta olan kişinin sözünü keser ve günümüzde "Bursa Nutku"
diye anılan konuşmayı yapar.
“Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır,jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle,
taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için
salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben
inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım.
Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve
etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”
Bu nutuk bizlere bir misyon yüklemiştir.Kırmızı-Beyaz’ı kendine renk kabul eden her Türk evladı (kökeni ne olursa olsun) Cumhuriyeti korumak ve kollamakla yükümlüdür.
Bu ön bilgi ışığında zaman zaman ülke savunmasında kullanılmak üzere ,gözbebeğimiz ve gururumuz olan TSK için silah,araç ve gereç alımlarına gidiyoruz.Bu defa da Türkiye’nin hava savunmasında çok önemli yer tutan F-16 uçaklarımızın yerini alacak F-35 ile ilgili sizleri sıkmamaya çalışarak -ama mecburen- teknik olarak bilgilendirmeye çalışacağım.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ABD önderliğinde geliştirilmekte olan yeni nesil F-35 savaş uçaklarının üretim aşamasına Türkiye'nin de katılmasını öngören sözleşme niteliğindeki mutabakat muhtırasını Amerika’da imzaladı.Söz konusu belgenin imzalanmasıyla birlikte Türkiye'nin resmen F-35savaş uçağı projesinin üretim aşamasında yer alacak dokuz ülkeden biri olmuştur.Türkiye'nin de üretimine katılacağı F-35 programının diğer ortakları, ABD, İngiltere, İtalya, Hollanda, Avustralya, Danimarka, Kanada ve Norveç'ten oluşuyor.Türkiye'nin, proje çerçevesinde gelecek 15-20 yılda 100 adet F-35 savaş uçağı alması planlanıyor. Bunun bedeli olan yaklaşık 11 milyar doların kayda değer bir miktarının Türk savunma sanayiinin uçakların üretimine yapacağı katkı yoluyla Türkiye'ye geri dönmesi öngörülüyor.ABD'nin Lockheed Martin şirketinin önderliğinde geliştirilen F-35 uçaklarından en az 3 bin adet üretilmesi planlanıyor. Bu uçakların büyük kısmını ABD satın alacak. Toplam proje, yaklaşık 280 milyar dolarlık bedeliyle dünyanın en büyük savunma programı niteliğini taşıyor.
F-35 JSF (Joint Strike Fighter / Müşterek Saldırı Uçağı), savaştaki her amaç için farklı uçak geliştirmenin masraflı olmasından dolayı tek bir uçağın tüm görevleri yerine getirmesi amacıyla tasarlanan bir savaş uçağı.
ABD, deniz ve hava kuvvetlerindeki F-16, A-10, F/A-18, AV-8B'leri İngiltere ise Harrier'leri bu uçak ile değiştirecektir. Uçağın üretim projesinde 11 ülke yer almıştır bu ülkeler içinde Türkiye de bulunmaktadır. Türkiye elindeki F-16'ları bu uçak ile takviye edip değiştirecektir. Uçak F-22'de kullanılan teknolojilerden faydalanılarak üretilmiştir. Radardaki izi F-22 kadar küçük olamasa bile günümüz uçaklarından düşüktür. Bunu sağlamak için silah istasyonları gövdenin içine saklanmıştır. Dikine inip kalkabilmesi için STOVL sistemli bir modeli de vardır, bu sayede uçak gemilerine ve elverişsiz yerlere rahatlıkla inebilecektir. Uçak gemisine inip kalkarken mancınık ile fırlatılabilmesi ve kanca ile yakalanabilmesi için gövde altı sağlamlaştırılmıştır. Tek kişilik ve tek motorludur .

Teknik özellikleri
Mürettebat: 1
Uzunluk: 15,37 m
Yükseklik: 5,28 m
Kanat açıklığı: 10,65 m
Boş ağırlığı: 12.000 kg
Yüklü ağılığı: 19.000 kg
Motor: 1× Pratt & Whitney F135 ikincil yanmalı turbofan, (165 kN) ve 1x General Electric/Rolls-Royce F136 ikincil yanmalı turbofan, (178 kN)
Performans
Azami hız: 1,6 Mach (2000km/sa.)
Menzil: 12.000 km
Çıkabildiği azami yükseklik: 48.000 fit (15.000 m)
Tırmanış değeri: 40.000 fit/dak. (200 m/sn).
Buraya kadar her şey çok güzel.Şimdi bizim görevimiz başlıyor.Biz kim miyiz?Atatürk’ün Bursa Nutku’ndan görev alan Türk Genciyiz(gerçi 19 Mart’ta kısmetse 40 yaşına gireceğiz ama yine de genciz).Görevimiz:Türkiye’nin Kutsal Ulusal Çıkarlarına zarar gelmesini engellemek;bunun içinde halkımızı bilgilendirmek!
Lockheed Martin F-35'lerin yazılım kodlarını Türkiye'ye göndermiyor. Bu kodlar uçağın en kritik sistemini oluşturuyor ve yazılım kodları verilmediği sürece uçaklarla istenilen tüm görevleri yapmak mümkün olmayacak.
Sn.Milli Savunma Bakanımız Vecdi Gönül’e sormak istiyorum.23 Haziran 2006 tarihinde yapmış olduğunuz açıklama aynen şöyle idi:
“F-16’da olduğu gibi F-35’lerde de ’bilgisayar yazılım kodlarının’ ABD tarafından kullanıcı ülkelere verilmemesi sorunu doğrudur.Yazılım kodlarının verilmemesi, sistem üzerindeki hakimiyette bazı riskler doğurmaktadır. Uçak üzerinde milli olarak geliştirilmek istenen çalışmalar yapılamamaktadır.Uçakların "bilgisayar yazılım kodlarının" ABD tarafından projedeki diğer ülkelere verilmemesinin Lockheed Martin firmasından kaynaklanmamaktadır. Bu karar, ABD’nin ulusal ifşa politikasının gereğidir.”demiştiniz.Peki Sn. Bakanım ABD’yi bu konuda ikna edebildik mi?
Yani bizim Şimşek 2’ler tüm görevleri Türk pilotlarının hür iradesi ile yerine getirebilecekler mi?Yoksa F-16’lardaki sıkıntıyı yaşayacak mıyız?
Cevabınız maalesef ise Türkiye’nin savunmasına savunma bakanı olarak ne kadar büyük bir zarar verdiğinizi aşağıdaki alıntıyı okuduğunuzda anlayacağınızı ümit ederim.
Alıntı Türk Hava Kuvvetleri kaynaklı bir hikayeden ibarettir(anlayana)
Çokta uzak olmayan bir geçmişte, modern medeniyetin beşiği Avrupa’nın göbeğinde bir savaş çıkar. Aslında savaştan çok bir insanlık dramıdır yaşananlar. Arkalarına Rusların desteğini alan Sırpların ardından Hırvatlarda Boşnakları katletmeye girişmiştir. Ve bizim insan hakları konusunda mangalda kül bırakmayan Avrupalılar durumu aylarca seyrettikten sonra duruma Amerikanın müdahalesi ile NATO ve BM ülkeye bir barış harekatı düzenler.Bu harekatta İtalya’da üslenen F-16’ larımız da Hırvatları etkisiz hale getirmek bombardıman uçaklarını koruma görevi yapmaktadırlar.Derken günlerden bir gün bir görev dönüşünde yerde Hırvat birliklerinin içlerinde sivillerinde bulunduğu Boşnakları çembere almak istediklerini görürler. Durumu operasyonu yöneten awacs aracılığı ile merkeze bildirirler. Gelen yanıt çok nettir: "Durum görevin kapsamı içinde olmadığından takım üsse dönmelidir"Diğer uçaklar üsse dönerken Türk uçuş kolu izin ister operasyon için. ABD Awacs komutanından bir kez daha sert bir red yanıtı alırlar.Bunun üzerine yer saldırısı için hazırlıkları olmamasına rağmen aşağıdaki insanları kurtarmak için emri dinlemezler ve geri dönüp dalışa geçerler.İşte o anda hepsinin kanını donduran bir şey olur ve F-16 larımızın bütün elektronik yön bulma sistemleri susar. Bizim pilotlarımız üsse dönememe riskini göze alarak sabahın alaca karanlığında yaptıkları kör uçuşla aşağıdaki Hırvat Kuvvetlerini vurur ve aynı şekilde kör uçuşla üsse dönerler...Neyse ki bu sadece bir hikaye yoksa stratejik ortağımız ABD subayları hiç bizim pilotlarımızı yakıtları bitip, düşme riski ile karşı karşıya bırakır mı ?

Sabih Samur 31 Ocak 2007

ABD'nin BOP'u varsa Türkiye'nin de TOP'u var!