ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster



Dün:

Amerikan askerleri yuhalanıyor ve Türk Askeri korumasında Türkiye'ye alınıyor.

Bugün:

Yuhalayanlar yanlışlıkla ABD tarafından bombalanıyor. 62 ölü.

Sonuç: ABD "pardon" diyor. Hata olmuş.

Kimse şaka yapmıyor. Bu saatten sonra kimse kimsenin dostu ve müttefiki değil. Cumhurbaşkanı ABD'ye gitmemeli ve Memleketinin başında SAVUNMA ve TEYAKKUZ halinde olmalı!

Kod Adı TC


Umarım, Devletimi Yönetenler Demokrasi Nöbeti tutarken, Belediye Kamyonları da tüm kışlaların önünü güvenceye almışken,
Nöbetçi, kulübesinden garip garip kamyonları seyrederken, Belediyenin kamyon şoförü aracında yorgunluktan horul horul uyurken, Vatan Haini ilan edilen ve asla Üniformaları ile sokağa Ailesi ile çıkamayan kırgın bir TSK personeli evinde sıranın kendisine de geleceği düşüncesi ile bir an önce emekli olsam düşüncesine girmişken, tüm Komuta kademesi, Bakanı, Bürokratı her gün yeni bir şeyler anlatırken...
Televizyonlar bu ne olduğu belli olmayan Darbeyi anlatmaktan yorulmuşken;
El oğlu boş durmuyor.
Türkiye kendi ordusunu, karargahlarını, askerini hapsetmiş durumda.
Ve Elin gavuru her an "İŞTE TAM ZAMANI" diyebilir.
Bu alemde dost yok!
Yarın çok geç olmadan herkes artık işinin başına dönsün.
Asker askerliğini, Belediye Başkanı Başkanlığını, MİT mitliğini, Polis polisliğini yapsın.
28 Temmuz YAŞ kararları sonrası her şey normale dönmek zorunda.
Ülke Savunmasız!


Vatandaş olarak görevimi yapıyorum.
Lütfen toparlanalım.
Su uyur düşman ve müttefik uyumaz!

Sabih Samur, 27 Temmuz 2016 00:45



İZMİR’in Seferihisar ilçesi Doğanbey mevkisinde gerçekleştirilen Efes Birleşik Fiili Atışlı Tatbikatı’nda Almanya, ABD, Azerbaycan, İngiltere, Katar, Pakistan, Polonya ve Suudi Arabistan’dan 900 yabancı asker yer alırken, yaklaşık 7 bin 500 personel görev yapmaktadır.
Sözde Dost ve Müttefik ABD'nin (yanlışlıkla) tarafımıza atacağı gerçek füzelere karşı TSK, tatbikat bitene kadar kendini Kırmızı pozisyonda savunma ve taarruz durumunda hazır bulundurmalıdır.
Vurulduktan sonra çizilen kestanenin davası olmaz!
1992 MUAVENET VURULMASI dün gibi aklımızdadır.

Sabih Samur, 1 Haziran 2016, TÜRKİYE


Değerli Arkadaşlarım oyun çok büyük diye aylardır yırtınıp duruyoruz. T.C. Cumhurbaşkanı etrafındaki ABD işbirlikçisi bir takım Danışmanlar tarafından kandırılıyor diye AKİT TV'de ki programımda da dahil olmak üzere isim de vererek açıkladım.
Recep Tayyip Erdoğan egolarına yenik düşürülerek Yeni Osmanlı adı altında Osmanlıcılık Masalı ile KANDIRILMIŞTIR!
Ve kandıran ABD bu defa Askere ayar vererek yürüyün arkanızdayım demektedir. Linke göz atın. Ne demek istediğimi çok net anlayacaksınız.


"ABD'deki bir düşünce kuruluşunda dikkat çekici bir yazı yayımlandı. Eski bir Pentagon yetkilisi, Türkiye'de bir askeri darbe ihtimalini tartıştıktan sonra, ABD'nin olası bir darbede, darbe yönetimi ile ilişki kuracağını söyledi.

http://haber.sol.org.tr/…/eski-pentagon-yetkilisi-turkiyede… "

Zerrap falan filan bunlar Buzdağının rakıya koyulan buz parçası büyüklüğünde.
Asıl istenen Cumhurbaşkanının illegal olarak indirilip, ABD isteği ile yargılanması!
Bir Türk Vatandaşı olarak Recep Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum.
Lütfen artık uykudan uyanın. Bu aziz milletten özür dileyin.
Ve ne olur "Türk Milleti" deyin. "Ben Türküm" deyin.
Bu millet sizi sahiplenecektir.
Diğer taraftan şunu çok net söylüyorum. Eğer bir suç varsa bunu sorgulayacak olan T.C.'dir!
Bizden, benim Devletimden kimse Amerika'nın dümen suyuna girmesini beklemesin, bekleyemez!
Türkiye doğru yolu kendi iradesi ile bulacaktır.
BİZ MANDA DEĞİLİZ.
Mandacı zihniyette günü gelir hesabını verir.

Sabih Samur, 22 Mart 2016, TÜRKİYE



Başın sağ olsun Türkiyem

Kiminiz beni bu duruşumdan dolayı kiminiz ise başörtüsü ile Meclise girilmesine karşı çıktığım için bazen dalga geçerek bazen küfürle anıyorsunuz.
Evet ben nezaketimle, duruşumla diplomat kişiliğe sahip bir bireydim. Devlet terbiyesi ile yetişmiştim.
T.C. Başbakanının karşısında Amerkan rahatlığı ve kibiri ile duran bu adama ben; terbiyemi, karakterimi vücut dilime yansıtarak cevap verdim o tarihte, bu daha önceden planlanmış ve kurgulanmış fotoğrafta.
Benim iktidarımda ne İRAN'a ne IRAK'a, ne SURİYE'ye müdahale edilemedi, bu ülkelerin toprak bütünlüğü asla tartışılamadı.
Bugünkü gibi paramparça bir Irak ve Suriye benim dönemimde hayal bile edilemezdi.
Biz şov yapmadık, çok konuşmadık. Gerektiği zaman konuşulması gerektiği kadar konuştuk.
Önce diplomasiyi konuşturduk, sonra gücümüzü; Kıbrıs'ta olduğu gibi.
Bugün başörtü sorunu yok. 13 senedir yok.
Ve fakat hala başörtüsünü konuşuyoruz.
Yeni dünyalar kuruluyor biz ise kurulan dünyada değil bize öngörülen ve uygulamamız istenen rolde yaşıyor, yaşatılıyoruz.
Ne diyeyim?
Kolaylıklar diliyorum.
İnancımıza mutlaka sarılalım.
Diğer taraftan bayrağımıza, adımıza, vatanımızı da sarılalım.
Türk kelimesine milletimize sahip çıkalım.
Kıbrıs'a dikkat edelim.
Takılmayın fotoğraflara. Bacak bacak üstüne atarak ülkeler güçlü olmuyor. Dik duruşla ve icraatla güçlü oluyor.
Yeniden saygın ve çekinilen bir ülke olabilmek ümidiyle.


Baki selam

Bülent Ecevit (Seslendiren SS1967)

Günümüzde savaşlar ovada, göğüs göğüse süngü takarak icra edilmiyor.
Mertlik beklemek, vücut gücü bunların hiçbiri yok.
Aslında düşmanın bile görünür değil. Dost ve müttefik. Aynı safta gözüküyorsun.
Karşında ise bir ve ya bir kaç piyon.
Kandırılmış zavallı kitleler...
Küçücük çıkarları uğruna karakterinden, namusundan, duruşundan, özünden taviz vererek ellerine verilen elma şekerini yalayıp yutarken piyonu olduğu büyük ülkelere tapan zavallı topluluklar.
İşte Türkiye'ye düşman diye sunulan bunlar. Ve diplomasi, devlet yönetimi, gelenek ve görenekler "biz aptal değiliz, asıl düşmanımız bu ülkedir" diye isim vermeye müsaade etmiyor.
Gerçeği görerek bunu diplomatik bir şekilde son dakika dillendirmeye çalışanlar ise öngörülen ve planlanan şekilde Hak'kın rahmetine kavuşuyor.
Menderes son dakikalarda hangi ülke için ne demişti? Alternatifi ne idi?
Turgut Özal Türk Dünyası ile yakınlaştığı ve Büyük Türkiye söylemine girdiği gün aslında kalemi kırılmıştı.
Diğer lokal olayları muavenet, çuval geçirme vb. dillendirmeye bile gerek yok. Ezberlediniz.
Son bir yılda ise gerek Hükümet gerekse Tayyip Erdoğan liderliğinde belki ayar vermek için belki de gerçekten radikal bir dönüş yapmak için B planı şeklinde hamleler yapıldı. Sert görüntülü söylemlerde bulunuldu sözde dost ve müttefike.
Ve her sertliğin peşinden misli ile karşılık bulundu. Bu karşılık gelene kadar da
hepimizin kullandığı sosyal medyada çok inceden, dozaj dozaj bize ayar verildi.
Yavaş yavaş sonrasında dozajı arttırılarak Çin düşmanlığı!
Çin ile diyalog kurması engellenen ve Uygur Türkleri ile ilgili hiç bir şey yapmayan bir Türkiye. Kendi yüz ölçümü sınırları içinden bağırıp çağırmayan sadece Allah'a havale eden bir Türkiye.
Rusya, Çin, Hindistan ve İran'a düşman olması öğütlenen Natocu Türkiye.
Evet tarih tekerrür ediyor. Nato karşıtı subaylarını ve Ege Ordusunu Hükümetinin gözü önünde Fethullah Cemaat Yapılanmasına kırdıran, yok eden bir Türkiye.
T.C. Cumhurbaşkanı ve oluşacak yeni Hükümet bu gerçekle karşı karşıyadır.
Ya her şeyi göze alarak onurlu ve tam bağımsız olarak yoluna devam edecek ya da her diklenmesinde tokat yiyerek, başına çuvalını efendi efendi giyecektir.
Ve bizler Türk Milleti olarak bu oyunu okuduğumuzu, gördüğümüzü, uyanık olduğumuzu vurgulamak adına bu satırları kaleme alıyoruz.
Tezkereye onay vermeyen bizler, bizim adımıza, Teskere öncesinde ve sonrasında atılan, TBMM'nin haberi ve onayı olmayan imza ve taahhütleri
TÜRK MİLLETİ ADINA REDDEDİYOR, KABUL ETMİYORUZ.
Şahısların Yurt dışında gizli toplantılarda atmış oldukları bu imzalar kendilerini bağlar. Bireysel olarak hesabını verirler.
Türkiye Cumhuriyeti Devletini hiç kimse boyunduruk altına sokamaz.
Arz olunur.
Derin saygılarımla
Sabih Samur, 13 Temmuz 2015, Türkiye




Merhaba benim adım McDonnell Douglas F-4 Phantom II

Herkes hakkımda bir şeyler yazıp çiziyor. Beni Ergenekon'a bağlayan da var.
Modernizasyondan dem vuran da var. İsrail ile ilişkilendiren de.
Var oğlu var.
Adımdan da anlayacağınız gibi ben Amerikan Malıyım. Uzun yıllar hizmet ettim bir çok ülkenin Silahlı Kuvvetlerine.
Bizler yeni çağ düzenindeki otomobiller gibi tüketim malı değiliz. Yani 5 yıllık garanti süresi dolmadan eskiyen, güncelliğini yitiren araçlar...
Bizler çok uzun yıllar havada kalabilen, metal yorgunluğu denen (bizdeki kanserin adıdır) illete modernizasyon sistemi ile kafa tutan ve böylece pilotlarımızı sağ salim uçuran bir ileri teknoloji ürünleriyiz.
Tabi takdir edersiniz ki üretimle ayakta duran ekonomiler yeni ürünler ürettikçe bizler ne kadar sağlam olursak olalım günü geldiğinde emekli edilmek zorundayız. Aynı siz insanlar gibi. Emekli olacaksınız ki yerinize gençler işe alınabilsin.
Biz 1996 yılında doğduğumuz ülke olan ABD'de emekli olduk. Sadece gösteri ekiplerinde uçmaya devam ediyoruz.
İsrail'de ise 2004 yılında, Almanya'da ise 2013 Haziran'ın da emekli olduk.
Türkiye'de ki arkadaşlarımız ise modernizasyon kapsamında 2020 yılına kadar uçabilme yetisini elde ettiler.
Yeri gelmişken söyleyeyim bizler kolay kolay (yaşlandık diye) düşmeyiz.
Sizin yani Türk Pilotlarının yetenekleri ise Dünya çapında malum.
Maalesef yakın zamanda yaşanan düşme olayları ve Türk Milleti olarak verilen Pilot şehitleriniz bizleri de üzmektedir. Ateş düştüğü yeri yakar ama biz de adımızdan dolayı bu olaydan rahatsızız. Ve bu düşme olaylarının sadece taziyeleri kabul etmekten ve Devlet erkanının birbirine başsağlığı görevlerini icra etmesinin yanında arkadaşlarımızın neden düştüğünü teknik olarak tespit etmeleri gerekmektedir.
Bugün ABD'de 2. Dünya Savaşında kullanılan Büyükbabalarımız olan B 29 lar dahi sorunsuz uçmaktadır. Bakım olduktan sonra bizler ölümsüz araçlarız.
Özetle diyeceğim şudur: Ben de bir F4 Phantom II olarak konunun ülkenizde iç siyaset malzemesi ve Fıtrat muhabbeti yapılmadan çözülmesini istiyoruz.
Türk Milleti bizim Dost ve Müttefikimizdir. Onun acısı bizim acımızdır.
Tekrar başınız sağolsun diyorum.
Bu arada unutmadan F-35 ler için yer açmanız gerekiyor. Sevkiyatlarımız seçim sonrası başlayacak.
Hayırlı Uçuşlar.


McDonnell Douglas F-4 Phantom II




Dün benim için için çok önemli bir gündü. 1992 yılında vurulan Muavenet Muhribimiz benim hayatımda kırılma noktasıdır.
Türklük şuurumun tavan yapmasına yol açan olaydır. Deniz Kuvvetlerinden tüm izleri silinmiş bu hazin öykünün tarafımdan tekrar yazılmaya çalışılması ve adının Patent Enstitüsüne kadar müracaatı ile devam eden çok uzun bir süreç...
Bir çok makalemde Muavenet'i gündeme getirecek, hesabını soracak doğru kişiyi, O Türk oğlu Türkü aradım durdum 21 sene boyunca!
Geçen hafta Murat Altun dostumuzla yapmış olduğumuz Memleket sohbetlerinden birinde Ekim ayı programını sorduğumda laf döndü dolaştı ve yine Muavenet'e geldi.
Şahlanış Hareketi Genel Başkanı olan Sn. Altun'a fikrimi söyledim. O da sağolsun çok sıcak baktı. "Böyle bir çıkış yapmak bizim için şereftir" dedi.
Yer ve metin üzerinde mutabakat sağlandı, resmi izinler alındı.
Ve dün yağmurun, soğuk havanın dahi engel olamadığı güzel bir İstanbul'un Beşiktaş akşamında tarihi açıklama yapıldı.
Atatürk'ten sonra Türkiye Cumhuriyeti'nde bir ilk gerçekleşti. Bir Genel Başkan ilk defa Amerikan Vatandaşlarına seslendi.

Ne dedi Murat Altun?

"3 maddem var" dedi. "Bunların gerçekleşmesini istiyorum, gerçekleşene kadar da takipçisiyim" dedi.

İşte o maddeler işte O Cesur Yürek!

"Bugün, 02 Ekim bizim için çok önemli ve hicran dolu bir gündür!
02 Ekim 1992 tarihinde dostumuz ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ordusuna ait olan Saratoga Uçak Gemisinden fırlatılan 2 adet sea saparow tipi füze ile MUAVENET adlı muhribimiz kaptan köşkümüzden vurulmuştur.
Malumunuz üzerine kaptan köşkü vatan toprağı olarak geçer, buraya yapılan bir müdahale savaş sebebi olmasına ve 5 değerli Türk evladı şehit olmasına rağmen Türk Ordusu karşı ateşte bulunmamıştır.
Bu konu zaman içinde tarafınızdan kapanmış ama tarafımızdan kapanmamıştır.
Bugün 2 Ekim 2013. Yaramız, acımız tüm sıcaklığı ile tazedir, günceldir.
Ben Şahlanış Hareketi Genel Başkanı Murat Altun olarak Yüce Türk Milleti adına 3 isteğimi buradan,
Beşiktaş'tan; Barbaros Hayrettin'in yanından, Denizcilik Müzemizin önünden sizlere seslenerek dile getiriyorum:

1- 5 Şehidimizin ve gazilerimizin maddi ve manevi kayıplarının resmi olarak tazmin edilmesi.

2- Amerika Birleşik Devletleri olarak Türkiye Cumhuriyeti'nden RESMİ OLARAK (YAZILI) ÖZÜR DİLENMESİ!

3- Üçüncü madde çok önemlidir. Muavenet'i bir Uçak Gemisi vurmuştur. MUAVENET adının yaşatılması, dost ve müttefikliğin adına yakışır şekilde devam etmesi anlamında; hali hazırda Amerika Birleşik Devletlerinde aktif görev yapan bir Uçak Gemisinin HİBE Kapsamında Türk Deniz Kuvvetlerine "MUAVENET" ismi yazılarak törenle İstanbul'da, size şu an seslendiğim yerin sahilinde teslim edilmesini İSTİYORUM!


Bu çok önemli konunun, hicran yaramızın takipçisi olacağımı bilmenizi istiyorum."

Murat Altun'a Şahlanış Hareketi kadrosuna ve onu yalnız bırakmayan bir avuç Vatansevere, bu memleketin çocuklarına
en derin saygı ve sevgilerimi arz ediyorum.

İyi ki varsınız.

Sabih Samur
Kod Adı TC


 
Bu an hiç bir zaman unutulmayacak!
Not alınmıştır.












SKORSKY ve BOL ATEŞTE MEHMETÇİK IZGARA :((

Türk Ordusunu yani ordumuzu eşiyle yürüyen bir beye benzetelim.
Karşıdan bir grup gelmekte.
Yanlarından geçerken "yavrum o ne güzel göğüsler" diye atılan lafa tatsızlık çıkmasın diye duymamazlıktan gelinen durum.
Bu olay birinci ABD posta koyuşudur.
Ve adı MUAVENET'İN VURULMASIDIR!

Ses çıkarılmadığını gören gruptan bir kişi,
uzaklaşmakta olan kadının arkasından sessizce yaklaşır
ve poposunu hoyratça avuçlar.
Kadın sesini çıkartamaz olayın büyümesinden çekinir.
Bu olay ikinci ABD posta koyuşudur.
Ve adı EŞREF BİTLİS CİNAYETİDİR!

Kadının eşine tacizi hissettirmemeye çalıştığını gören adam iyice zivanadan çıkar ve kadının beyini hiç umursamadan arkadan kadına sarılır.
Bu olay üçüncü ABD posta koyuşudur.
Ve adı ÇUVAL GEÇİRME OLAYIDIR!

Bu, son gündüz vakti olan çatışma ve askerlerimizin yakılması olayı ile az önce benzetme şeklinde sıraladığım olaylarla ve yapan dost-müttefik ile bir alakası var mı?
Müdahaleye gelen 2 adet Skorsky helikopterin plakasını alan olmuş mu?
Yoksa ABD helikopteri olduğunu T.C.yi yöneten tüm erklerin bilmesine rağmen Bir Tabur Komutanı ve Bir Bölük Komutanına olayı havale ederek kendimizi kandırdığımız gibi Yüce Türk Milletini de mi kandırabileceğimizi mi zannediyoruz?
Geçiniz beyler.
Hayvan terli :((

Sabih Samur


Bu fotoğrafta
Tayyip Erdoğan yok!
Bülent Arınç yok!
Orasından, burasından ve muhtelif yerlerinden,
salya, sümük, göz yaşı akan takiyyeciler yok!
Burada Cumhuriyetine;
Bu Cumhuriyetin Savcısından,
Bu Cumhuriyetin Polisinden,
Bu Cumhuriyetin hükümetinden çok sahip çıkacak
ve çıkması gereken Türk Halkı var!
Bu Halk ki şimdilik sadece efendice yürüdü...
Bir mesaj verdi bu Halk bugün!
Duyan ama duymamazlıktan gelen kulaklara;

Makamına, mevkisine, erkine bakmadan,

Benim Bayrağıma el uzatanın ELİNİ KIRARIM!
Benim Toprağıma göz dikenin GÖZÜNÜ OYARIM!
Beni Devletsiz bırakmaya çalışanın CANINI ALIRIM!
diye KÜKREDİ!

Ve tüm bunlar Sn. AKP'nin başı olan siz, Tarabya'da boğaza karşı AKP'nin Cumhurbaşkanı ile kahvaltı ederken oldu!
Allah sizleri GAFLET, DALÂLET ve HIYANET şarhoşluğundan ayıltsın!
Gerçi Yaradana kalmadan bu millet ayıltacak!

Ve bu Yüce Milletin Genel Kurmay Başkanından bir beklentisi var:

Bu Yüce Millet der ki;

"Ey benim Yüce Ordumun, gözbebeğimin değerli Komutanı,
'Sana kim dur derse, geri dön derse' sakın dinleme!
Yüce Türk Sancağını bir daha inmemek üzere KANDİL DAĞI'NA DİK!
Kandil Dağı'nı Ateş Dağına çevir!
30 Ağustos Zafer Bayramında TRT 1 ile canlı yayında bizlerle Kandil Dağı'nda
O Yüce Ordunun başında bizleri selâmla!"

Evet sevgili arkadaşlarım bugün Taksim'de ve Türkiye'nin dört bir yanında
Bu Yüce Türk Milleti bunları söyledi.
Benden iletmesi...

Sabih Samur



Terörist dediğiniz bizim kahramanımız


“Bunu bu noktaya getirmeye kimsenin hakkı var mı? Bizim, siyasi partilerin, cumhurbaşkanının, başbakanın hakkı var mı”
“BM’nin 665 sayılı kararı da vardır. Diktatör, hak ve özgürlükleri tanımıyorsa, zulüm ediyorsa, operasyon yapılıyorsa, ezilen hakların başkaldırı hakkı vardır. Oysa biz gelip Meclis’te çözelim diyoruz. Halk bizi bunun için gönderdi. Gelin halkın iradesini tutuklamayın, kelepçelemeyin. Sizin terörist dediğiniz bizim için kahraman, vatanseverdir. Ya irademiz çıkar özgür olur Meclis’e gelir, ya da Meclis’in iradesi yok olur kelepçelenir.”

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan

Sabih Samur Yorumu:
Eğer bu ve benzeri kişiler göz göre göre T.C.'ye posta koyarak, tehdit edebiliyorsa...
Sözün bittiği yere gelinmiştir!
Bana hiç kimse "Bırakın bu ülkede Demokrasi var, herkes dilediği gibi konuşur" masalını okumasın.
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu acilen ikili toplantı yapmalı ve radikal kararlar almalı!
Yoksa tüm bu gelişmelere göz yuman, görmemezlikten gelenler,
bu ülkeyi bu duruma getirenlerle aynı kefeye koyulacak ve Cumhuriyet Koruyucuları
tarafından YARGILANACAKLARDIR! (AB,İsrail, ABD'ye rağmen).
Sabih Samur

Kaç gündür, ‘geldi, geliyor!’ denilen WikiLeaks belgeleri sonunda ortalığa saçıldı.
Öncesinde dikkatimiz; ABD ile Türkiye ilişkisini gerebilecek olan ‘Amerika, PKK’ya yardım yaptı!’ iddiasına yönelmişti.
Belgeler yayımlanınca gördük ki olay, öyle masum bir iş değil.

Bu belgelerin sunulması ve belgelerin içeriği bir şeyi gösteriyor: Birleşik Amerika, dünyaya, özellikle de Ortadoğu’ya düzen verme hareketinin bir parçası olarak WikiLeaks internet aracını kullandı.
Yani; ABD ile WikiLeaks el ele vererek İsrail’i de kayıracak biçimde bir belge sızdırması yaptılar.
Batıda demokrasi varmış da Birleşik Amerika bu yüzden kıytırık bir internet sitesine güç yetiremiyormuş da, İngiltere WikiLeaks’ı koruyormuş da…
Ve ABD tarafı çok tedirginmiş de…
Bütün bunlar; sızdırılan belgelerin etkisini güçlendirmek için düzenlenmiş oyundur. Hele hele işine gelmediğini inkar etmekte usta olan Amerikan tarafının bu belgelerin gerçek olduğunu kabul etmesi, işin etkisini daha da artırmaya yöneliktir.

HEDEFTE AKP VAR GİBİWikiLeaks’in yayımladığı belgelerin sayısal olarak ABD dışında en fazla Türkiye ile ilgili olması da dikkat çekici. Demek ki karşımızdaki ittfak; yani WikiLeaks-Pentagon-İsrail; bu belge operasyonu ile Türkiye’ye bir çekidüzen vermeyi düşünmüş. Erken hedef veya ilk hedef bu gözüküyor.
Türkiye’ye yönelik belgelerin niteliği ortada: AKP hükümetini etkileyerek, kıstırırarak yönlendirmek…
Dikkat çeken iki husus bulunuyor: Birincisi; Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğini kıracak biçimde bölgede ve hükümet içinde bunalım çıkartmak. İkincisi de hükümetin İsrail politikasını değiştirmesi için baskı yapmak.
Hedefteki isimler Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Bülent Arınç, Abdullah Gül gibi gözükse de hükümeti oluşturan ayakların birbirlerine düşürülme gayreti açıkça hissediliyor.
Yani; WikiLeaks-Amerika-İsrail işbirliği ile AKP içinde bir bunalım yaratılması ve sonrasında da hükümetin yularının ABD tarafından ele alınması amaçlanmış gibi bir izlenim veriyor belgelerde söylenenler.
Burada iken hükümeti öven ve destek olan Amerikan elçilerinin daha sonra AKP aleyhinde görüş belirtmesi ve bunu da WikiLeaks’ın yayımlaması; başka türlü anlaşılamaz.
Askeri kışkırtmaya yönelik öğeler; Ergenekon soruşturmasında hükümetin karşısında imiş gibi alınan tavır da tamamen hükümeti kıstırma amaçlı bilgi sızdırmaktan ibarettir.

BAŞBAKAN’A İŞARETBelgelerde; Amerikan Elçisi Edelman, ‘İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgilere göre Erdoğan’ın İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabı var. Bu servetin düğünden gelen hediyelerle ve dört çocuğunun okul masraflarını ödeyen Türk işadamından kaynaklandığı, yüzeysel bir açıklamadır’ diyor.
Ve belgeler bu atış ile de Başbakan Erdoğan’ı tam 12′den vurmuş gibi oluyor.
Çünkü; öbür iddialar siyasal niteliklidir. İç kamuoyunu ve askeri etkilemeye yönelik o görüşlerin pek etkisi olamaz. Lakin Başbakan Erdoğan’ın İsviçre bankalarında 8 ayrı gizli hesabının olduğunu söylemek ve bunu yaymak; öldürücü darbedir.
WikiLeaks saldırısının bu boyutu; Başbakan Erdoğan’a verilmiş bir işarettir.
Yani; ‘Böyle devam edersen; seninle ilgili başka şeyler de söyleyeceğiz’ deniliyor.
Peki; Başbakan Erdoğan; ikide bir ABD’ye giderek; kendi yetmediği zaman adamlarını göndererek ABD politikası ile uyuşumlu olduğunu göstermiyor mu?
Öyleyse bu tehdidin anlamı nedir?
İşte tam burada İsrail olgusu devreye giriyor…
Başbakan’ın İsrail karşıtı tutumunun artık rahatsızlık vermeye başladığı görülmüştür ki, işaret verilmiştir…
Bu İsviçre bankalarında gizli hesap işi; ileride tartışılmaya açılır ise; o zaman Başbakan Erdoğan çok zorlanacaktır. Bu yüzden sanıyorum ki bizim başbakan artık İsrail’e de van minut çekemeyecektir.
Tabii Başbakan’ı zayıflatmak için servis edilen bilgiler bununla da sınırlı değil. Eski ABD Elçisi Edelman’ın aktardığı şu cümleye bakınız: ‘Emine Erdoğan’ın da söylediği gibi Tayyip Bey Allah’a inanıyor ama ona güvenmiyor.’
Bu iddianın içeriğine inanmak mümkün değil. Hele hele; Tayyip Bey’in Allah’a güvenmediğini onun eşinin söyleyeceğine inanmak tam bir safdilliktir. Buna karşın; bu iddia, belge olarak piyasaya verilmiş ise; sebebi Türkiye’de iç siyasete ve Ortadoğu’daki etkinliğimize bir sınırlama getirmek olmalıdır.
Bu Amerika yaman bir devlettir. Zaafını bile zafere çevirmekteki ustalığına da şapka çıkartıyorum.

Rıza Zelyut 30 Kasım 2010 Güneş Gazetesi

02 EKİM 1992 MUAVENET

Gönderen SABİH SAMUR | 12:58 ÖÖ | , , , , | 0 yorum »



Ey ölüm uykusuna yatırılmış benim balık hafızalı halkım!
Ne olur uyan artık!
Bugün fotoğrafını gördüğün bu muhribimizin kaptan köşkünü vurmuşlardı YANLIŞLIKLA!
Sevgili canımız, ciğerimiz US ARMY tarafından.
5 ŞEHİT VERDİK TOPRAĞA ve gazilere sahip olduk.
Anlı şanlı unutulmayan PREVEZE'yi hatırlatanlara hatırlatmak istiyorum.
DM 357 Çin Deniz Kuvvetleri'ne mi aitti?
Neden hatırlamıyoruz?
Neden hiç bir resmi kayıtta yok?
Neden bugün hiç bir gazete de bu olay yer almadı?
Neyse yormayayım sizi,
HAYIRLI UYKULAR.
Sabih Samur



Altemur Kılıç
Abesle iştigal… Lafı güzaf. Havanda su dövmek! Bu deyimleri çok kullandığımın farkındayım ama ne çare ki şu sırada Türkiye’deki durumlarını en açık olarak bu tabirler ifade ediyor…
Ve “bile bile lâdes" oynuyoruz.
Bu, toplumdaki kafa karışıklığını gösteriyor: "Lâdes" kemiğinin "kırılmasının" bedeli çok ağır olacak.
Kürt sorunu ve özellikle şu sırada PKK’nın ve DTP’nin "eylemsizlik-ateşkes", "Demokratik özerklik" açılımları, girişimleri konusunda söyledikleri, onların kafalarının hiç de karışık olmadığını, hiç de havanda su dövmediklerini, laf-ı güzaf ve abesle iştigal etmediklerini gösteriyor…
Onlar ne söylediklerini, amaçlarını biliyorlar ama bizim tarafta hem gaflet, hem de “ihanet" var... TV programlarında bu durum çok daha bariz şekilde görülüyor!
"Gaflet" iktidar olarak başımızda!
Erdoğan’ın "açılımı" başlı başına "abesle iştigal"di.
Bölücülüğe karşı direnci gevşetti.
Bölücüler bu zafiyet alametinden güç aldılar ve şimdi de azıyor, taleplerini gittikçe arttırıyorlar… Daha doğrusu, talepler hep aynı, şimdi daha pervasızca açıklıyorlar hatta ültimatomlar veriyorlar.
Fakat iktidarın gafleti Büyük Kürdistan’ı istemiyoruz.
Referandum öncesinde Güneydoğululara “evet” dedirtmek için bölgedeki söylediklerine ne ad vermeli?
TC'nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dersim’de kendisini dinleyen "bindirilmiş kıtalara" soruyor: "CHP’nin yeni genel başkanı nereli?" Kendisi yanıtlıyor, Dersimli…
İkinci soruyu ekliyor: "Dersim’in köylerini vergi vermediler diye kim bombaladı?" Yine kendisi yanıt veriyor: "CHP bombaladı" ve ekliyor: "O zamanki Cumhurbaşkanı’nın emriyle bombaladı. Kimdi Cumhurbaşkanı? İnönü’ydü" diyor...
Aslında, Erdoğan’ın suçladığı bu devletin kurucusu Kemal Atatürk…
Çünkü "Dersim isyanı" 1937’de başlatılmıştır.
O tarihte Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan, ancak 25 Ekim’den itibaren de Celâl Bayar Başbakandır.
Cehalet mi, gaflet mi, yoksa dolaylı olarak Mustafa Kemal'i suçlamak mı? Bunun adını siz koyun.
Başbakanın bu konuşmaları üzerine hakkında suç duyurusunda bulunan CHP Milletvekili Onur Öymen, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Dursun Atılgan, Demokrat Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Mehmet Arif Demiler, başvurularında şikâyetlerini özetlemişler: Ulusumuzun birliği, ülkemizin tümlüğü ve devletimizin tekliği için en büyük tehlike başbakandır...
"Müştekiler" Başbakanın bu ifadelerinin eski adı "Dersim" olan Tunceli halkını isyana teşvik olduğunu da söylüyorlar...
Ben ekleyeyim, daha da ötesi şu sırada Devletin Başbakanının ağzından çıkan sorumsuz ve ölçüsüz sözler, PKK ve DTP'den gelen talepleri haklı gösteriyor ve bu taleplere kapı açmak demektir! Ve de, bir Başbakan'a yakışmayacak cehalettir de...
Kendilerine, danışmanlarının sufle ettiklerine bakmayarak, devlet arşivlerinden ve tarihçilerden bu "isyan" konusundaki gerçekleri okumasını naçizane tavsiye ederim.
Dersim İsyanı da önceki 23 Kürt İsyanı gibi vergi vermekten veya aş-iş, kimlik talepleri için çıkmamıştı. Bu isyanın da, önceki 25 PKK terör isyanının da maksatları ve kaynakları, tıpkı bugünkü durumda olduğu gibi yabancı tahrikleriydi. Avrupa devletlerinin ve ABD'nin çıkar hesapları için tahrik ettikleri başkaldırılardı...
Söylem ve yöntemler değişik olsa da kaynak ve amaç aynı: Türkiye’yi bölmek ve "Büyük Kürdistan'ı" gerçekleştirmek.
Şu sıradaki TV programlarından birine katılmış olsaydım, PKK sözcülerine sorardım ve buradan soruyorum: Sizler hakikaten TC içinde, ortak vatanda "Ne Mutlu Türküm diyene" anlayışıyla hep birlikte yaşamak mı istiyorsunuz? Yoksa nihai amacınız "Büyük Kürdistan" değil mi? Yiğitseniz açıklayın, “Evet amacımız Büyük Kürdistan” deyin veya “hayır istemiyoruz" deyin de havanda su dövmeyin ve bizi abesle iştigal ettirmeyin!
PKK oyunları hususunda yazmaya devam edeceğim ama son numara Ahmet Türk olmayan Kürt, ABD müdahalesini istiyor…
Ha şöyle, dilinizin altındaki baklayı çıkarın. İç çatışmaları tahrik ederek yapmak istediğiniz yabancı güçler müdahalesini açıkça isteyin! Türkiye’yi Lübnan, Afganistan yapın…
ABD, bunu çoktan ister…
Obama’nın Erdoğan’a son cevabı, Kıbrıs krizi esnasında, Johnson'un mektubu gibi. ABD’nin kimden yana olduğunu gösterdi…
Teröre karşı kullanılacak silahlara da "ambargo!"
DEPREM NOTU: 17 Ağustos depreminden sonra Sakarya’da Saddam’ın hibesiyle yaptırılan konutlardan depremzedeler hoyratça, hem de yöneticilere konut vermek için çıkarılacak… Sayın Erdoğan oraya gitse de, o insanların feryatlarını da dinlese! Oradan, o insanlardan "Evet" getirir mi?



İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in şehit edilişinin 17. yıldönümünde bir mesaj yayınladı.

Perinçek'in mesajını aşağıda sunuyoruz.


EŞREF BİTLİS’LE BAŞLAYAN SÜREÇ

Uğur Mumcu’nun şehit edilmesinden 24 gün sonra, Org. Eşref Bitlis’in 17 Şubat 1993’te şehit edilmesiyle başlar bu süreç.

ABD emperyalizmi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Jandarma Genel Komutanı’nı Ankara semalarında katletmiştir ve komutanlar, silah arkadaşlarına sahip çıkamamışlardır.Org. Eşref Bitlis, o kadar sahipsizdir ki, adı sözümona MİT’in yaptığı Ergenekon şemasındaki 69 ismin içinde çıkmıştır.


GENELKURMAY BAŞKANI

TÜRK SUBAYINI BİLMİYOR MU?

Bugün durum 17 yıl öncesine göre çok daha vahimdir.

Türk Ordusu’nun kahramanları intihar ediyor; madalyalarını yerlere atıp çiğniyorlar.

Gazetelerdeki, televizyonlardaki manzaralara bakınız: Türk Ordusu’nun teğmenleri, uyuşturucu kullanıyormuş; seks partileri yapıyormuş, komutanlarına suikastlar düzenliyorlarmış! TSK komutanları, camileri bombalama planları yapıyor, kendi uçaklarını düşürme fesatları tertipliyorlarmış.

O onurlu teğmenlerin, o namuslu komutanların bunları yapmadığını, Genelkurmay Başkanı bilmiyor mu?

Türk Ordusu’nun savaş yeteneğini çürüten bu tertibe, “tertiptir” diyecek, bu yalanlara “yalandır” diyecek, teğmeninin generalinin onurunu çiğnetmeyecek bir komutan özlenmektedir.

Millet, akılları ayaklandıran, vicdanları isyan ettiren bir durumla karşı karşıyadır. Sorumlular eziktir; asıl yürekleri yakan da budur.


BIRAKIN BU NATO YALANLARINI

Bu “hayasız akın”a boyun eğebilmek için, hukuk devletine yalancı tanıklık yapılmaktadır. “Yargı çözer” yalanlarına sığınılmaktadır.

Bırakın bu NATO yalanlarını, bu Amerikan akademilerinde öğretilen ikiyüzlülükleri!

Hukuk devleti olsa, bu kanunsuzluklar, bu tertipler yaşanır mı?Hiç abartmadan belirtiyoruz, kırk yılda karara bağlanamayacak uydurma yargılamalar kurgulanmıştır.

Bu tertipleri, yargı çözmeyecek ama halk devrimi çözecektir.


NEREDE VURULAN SİLAH ARKADAŞINI

OMUZUNDA TAŞIYAN KOMUTAN?

Mesele, Türk vatanseverlerinin çektikleri değildir. Onlar, Namık Kemallerden Mustafa Kemallere, Nâzım Hikmetlerden Deniz Gezmiş ve Muammer Aksoylara kadar iki yüzyıldır bu zulümle boğuşuyorlar; daha da boğuşacaklardır. Silivri ve Hasdal kalelerinde yatanlara bakın, hepsi Uğur Mumcular ve Eşref Bitlislerdir.

Mesele, Türk subayının sahipsiz kalmasıdır. Silivri duruşmalarına bakın, en sahipsiz, en savunmasız olanlar subaylardır. Gazetelere televizyonlara bakın, en çok vurulanlar, en çok kırılanlar, en çok çiğnenenler; hep subaylardır ve Türk Ordusu’na sahip çıkanlardır.Düşmanın vurduğu Türk askerini, silah arkadaşı omzuna alır taşır değil mi?Hayır, o şerefli askeri komutanı yerde bırakmıştır; vurulmuş alnından, tertemiz hapishanede yatmaktadır.

Anladık, NATO bağlantıları, Türk Ordusu’ndaki yurtseverliği, komutan sorumluluğunu, silah arkadaşlığını, mertliği, dayanışmayı çürütmektedir. Gerçektir bunlar! Yaşanmaktadır! NATO süreci sonunda Türk subayı sahipsiz kalmıştır.


TÜRK SUBAYI ÖRGÜTSÜZ KALMIŞTIR

İtfaiyecinin örgütü vardır. Temizlik işçisinin örgütü vardır.

Madencinin, Tekel işçisinin örgütü vardır.

Eczacının, doktorun, bakkalın ve avukatın örgütü vardır.

Türk subayını zulme ve hakarete karşı koruyan bir örgüt yoktur.Denecektir ki, işte var ya, ifadeye çağırılan komutanları adliye binasına mutfak kapısından sokan bir örgüt var; perdeleme mangası var; ifadeye götürülen Türk subayının yüzünü beyaz kağıtla örtme timleri var…

Bizim söylediğimiz örgüt o örgüt değildir. Biz, “asimetrik harekâta” teslimiyet örgütünden söz etmiyoruz. Kendi ülkesinde yabancı devlet operasyonuna boyun eğmeyecek, tertibi bozguna uğratacak, Türk subayının onurunu koruyacak örgütten söz ediyoruz. Şu anda böyle bir örgüt yoktur. Veya o örgüt vardır; ama ABD tehdidi karşısında yeraltına inmiştir.


ULUSAL KANAL/ 16 Şubat 2010