Merhabalar.Mısırla ilgili yazınızı bir arkadaşım sayesinde okudum.Fakat dikkatimi çeken birşey oldu.Konu başlığı ile konunun sonu arasında pek bir bağlantı kuramadım.Evet Mısırda bir ekmek sıkıntısı olduğu doğrudur,Dünya genelinde yaşanan (ülkemizde dahil) tahıl sıkıntısı özellikle gelişmemiş ülkeleri hissedilir şekilde vurdu.Aynı zamanda Mısırda ekonominin devlet kontrolünden serbest piyasa koşullarına geçecek olmasının getirdiği doğum sancılarıda hissedilir şekilde.Mahalle el Kübrada olanları yakından takip ettim.Birçok grev yapıldı.Yanlış hatırlamıyorsam 2006 yılındada benzeri sorunlar yaşanmıştı.Fakat olay bahsettiğiniz gibi siyasi bir girişimin düzenlemiş olduğunu bir grev değildir.Tamamen işçilerin kendi aralarında organize ettikleri bir oluşumdur.Zaten şu anda karşıt siyasi güç olarak adlandırılan Müslüman Kardeşlerin güçü bellidir.Halk ne kadar Hüsnü Mübarek karşıtı olsada,Müslüman Kardeşleri gibi Hamas'ın Mısırdaki siyasi kanadı konumundaki bir partidende çekinmektedirler.Gelelim tekstil konusuna.Mısırda üretim yapan birçok tekstilci arkadaşım var.Bazıları firma sahibi,bazıları tekstil mühendisi.Mısır'a yatırım yapmanın geçerli sebepleri var.Herşeyide Amerika'ya bulmamak lazım.Bunlardan birincisi ekonominin altın kurası olan düşük maliyetler.Ülkemizde bir işçiyi ortalama en az 500 YTL ye çalıştırırken,Mısırda bu fiyat 200 YTL nin çok altındadır.Diğer bir sebep ise Mısırın dış yatırımcılara yapmış olduğu vergi ve elektrik indirimleridir.Bu sayede firmalar hatrı sayılır derecede kar elde etmişlerdir.Bir diğer seçenekte ülkemize bazı ülkeler tarafından uygulanan ithalat ve ihracat kotalarının Mısırda olmayışı.Daha doğrusu Mısırdada var fakat kotaları aşmanın yolu basit.Kullandığın hammaddenin %10 (en son bu kadardı,sektöre göre değişebilir) kadarını İsrail'den alırsan kota engelini aşıyorsun.Bunuda yadırgaya bilirsiniz belki ama zaten Mısırın büyük bir çoğunluğu hammaddesini İsrailden tedarik ediyor.Bunun sebebide en yakın hamadde kaynağı olması.Bir konuda haklısınız,Mısırdaki herkes ateş içine düşmüştür.Bunun sebebide oradaki çalışma koşullarının ülkemize göre çok çok farklı oluşudur.
Yaşar Yiğit Kaçmaz 17 Nisan 2008
Bakınız http://www.yenialanya.com/
Yeni Alanya Gazetesi'nde yayınlanan yazıma gelen yorum
Gönderen SABİH SAMUR | 9:48 ÖÖ | ABD, Sabih Samur, Tekstil Sanayi | 0 yorum »TÜRK TEKSTİLCİLERİNİ MISIR'A YÖNLENDİRENLERİ TARİH AFFETMEYECEK!
Gönderen SABİH SAMUR | 4:24 ÖS | ABD, Sabih Samur, Tekstil Sanayi | 0 yorum »Ciro veya vergi üretimi anlamında A katogori dediğimiz sınıfta yer alan büyük ölçekli tekstil firmaları.Bu firmalar Türkiye'de marka olmuş yurt dışında da marka olmaya çalışan firmalar.Diğer taraftan da yurt dışındaki markalara onların etiketiyle fason işçilik yapan firmalar.
Buraya kadar herşey normal görülüyor değil mi?Değil.
Çünkü Tekstilin Türkiye'de varoluş sebebi tamamen istihdam.Memlekette işsizlik facia boyutuna gelmişken emek yoğun bir sektör olan tekstilin yurtdışına plase edilmesi akıllara zarar.
Tekstilin yerine emek yoğun kalıcı bir sektör yaratılmış olsa ve bu sektör mevcut işsizliğe çözüm olsa söyleyecek bir lafım olamaz.O zaman serbest müteşebbislerimiz canları hangi ülkeye yatırım yapıp para kazanmak istiyorlarsa istediği gibi yapsınlar.
Şimdi ne oldu?Mısır'a yönlendirilen bu büyük ölçekli firmalarımız yangın yerine düştüler.ateşin içinde kaldılar.
"Dünyada temel gıda fiyatlarının yükselmesi yoksul halkları vururken, Mısır'da halkın en temel besin maddesi olan ekmek bulmadaki sıkıntı yüzünden, 31 yıl önceki "ekmek ayaklanmasından" bu yana en büyük isyanın ortaya çıktığı belirtiliyor.Tahılın önemli bölümünü ithal eden ve ekmek tüketiminin çok yüksek olduğu Mısır'da halk bir süredir ekmek sıkıntısı yüzünden uzun kuyruklar oluşturuyor. Şubat ayından beri kuyruklarda en az 11 kişinin hayatını kaybettiği, bunlardan birinin kuyruktayken otomobil çarpması yüzünden, bazılarının da kalp krizinden öldüğü bildiriliyor.Nüfusun yüzde 20'si günde 2 dolardan az bir parayla geçinen Mısır'da kuyruklarda çekilen çile, isyana dönüştü. Orta Doğu'nun en büyük tekstil fabrikasının bulunduğu işçi şehri Mahalle el Kübra'da hafta başındaki protestolarda göstericiler Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in sokak panosunda asılı dev resmini yırttı ve polisle çıkan çatışmada 2 kişi öldü, 100'ün üzerinde kişi yaralandı.Gıda fiyatlarının yükselmesi hayatı felç ettiGıda fiyatlarının yükselmesini protesto için çeşitli yerlerde gösteriler düzenlenirken ülke çapında yapılan genel grevde hayat felce uğradı. Mahalle el Kübra'da bir yıldan fazla bir süredir tekstil fabrikasında ücretlerin artırılması için grevler yapılıyordu. Gösteriler, aralarında demokrasi yanlısı Kifaye'nin de bulunduğu çeşitli muhalefet gruplarınca düzenlendi.Bunun, muhalif grupların işçilerin hoşnutsuzluğunu Mübarek'e karşı geniş bir siyasi protestoya dönüştürme konusundaki ilk büyük girişimleri olduğu belirtiliyor. Yetkililer, gösteriler üzerine Kifaye liderlerini ve üyelerini "ayaklanma ve şiddete teşvikten" gözaltına aldı.Polis dün de Mahalle'ye girmeye çalışan profesörler, siyasi eylemciler ve gazetecilerden oluşan 50 kişilik grubu engelledi.Halkla dayanışmalarını göstermek için Mahalle El Kübra'ya gelen bilim adamları ve siyasi eylemcilerden oluşan grubun ziyaretini izleyen 9 gazeteci de gözaltına alındı. Muhalefet partileri ve basının bir kısmı, Cumhurbaşkanı Mübarek'ten yeterli ekmek arzı sağlamada başarısız olduğu için Başbakan Ahmed Nazif'i görevden alma çağrısında bulunmuştu.Ekmek devlet tarafından sübvanse ediliyorMısır'da ekmek devlet tarafından sübvanse ediliyor ve halka sübvanse edilmiş ekmek sağlamak hükümetin temel görevlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ülkede süt ürünlerinin fiyatının yüzde 20, sebze fiyatının yüzde 15 ve ocaklarda kullanılan gazın fiyatının yüzde 40 arttığı belirtiliyor.Siyasi uzmanlar, artan fiyatlar ve düşük ücretler yüzünden tırmanan hoşnutsuzluğun Mısır hükümetini sarstığını ancak güçlü bir muhalefet olmadığı için ayaklanmanın henüz hükümeti tehdit etmediğini ifade ediyor. Mısır'da 1977'de patlak veren ekmek isyanında 70 kadar kişi ölmüştü."
Sonu belli olan bir macera aynen Bulgaristan ve Romanya fiyaskoları gibi sonuçlanacaktır.
Bu operasyonun faili ise malum.
Faili meçhul.
Sabih Samur
ÖMRÜMÜN 22 YILI isimli kitabın tanıtımı
Gönderen SABİH SAMUR | 11:40 ÖS | Beray Ötügen, Kırmızı Beyaz, Sabih Samur | 0 yorum »Ekli dosyada tarafınıza 19 hazıran da 1 gun ıcınde yonetıcısı oldugum fırmadan cıkarılmam uzerıne yazmıs olduğum kitabımın tanıtımını gonderıyorum. Bir aksilik olmaz ise 2 mayıs 2008 tarihinde satışa çıkacaktır.
Yaklaşık 2 yıldır (aşagıda web adresi olan MORE dergisine beray'ın seyahat notları ve Ayın Portresi yazılarını yazmaktayım. Aynı platformda olmamız nedeniyle sızlerın destegını beklıyorum Yayın organlarınızda kıtabımın tanıtımını yaparsanız cok ama cok sevınırım.
Sımdıden tesekkur ederım.
http://www.moreankara.com/
http://www.zeytindali.com/
Saygılarımla
Beray Otugen Nemutlu
KANALTÜRK HAKKINDA
Gönderen SABİH SAMUR | 12:03 ÖÖ | AKP, CHP, Kanaltürk, Türki Cumhuriyetler, Uğur Mumcu | 0 yorum »Bir avuç gözü kara 'deli gönül'ün, varlarını yoklarını ortaya koyup, inandıklarını dile getirip düşündüklerini söyledikleri, AKP'ye sert muhalefet yapılan, ama karşıt görüşlere de yer veren, birbirinden donanımlı ve yetenekli insanların, beş aydır maaş almadan, özveriyle çalıştıkları bir televizyon kanalı. Bir özelliği var: Çok seyrediliyor.
Vay sen misin etine buduna bakmadan AKP'ye kafa tutmaya kalkan dendi ve AKP İktidarı, küçücük Kanaltürk'ü 'bitirme' planında önce Maliye'yi kullandı. Onlarca müfettiş bir yıldır ablukaya aldı kanalı. Yetmedi, reklam verenlere tek tek telefon açtırıldı, gözdağı verdirildi. Derken RTÜK sopası devreye girdi, dünya medya tarihine geçecekcezalar kesildi. Son darbeyi, üç gün boyunca reklam yasağıyla indirdiler. Neymiş efendim? Yolsuzluk ve Yoksulluk programında bir tekzip 20 saniye sonra döndürülmüş. Ama döndürülmüş, hem de gecikmeden dolayı özür dilenerek bir kez daha döndürülmüş. Hiçbir biçimde cezayı hak etmiyorKanaltürk.
Hele 20 saniyelik bir gecikmeye, üç günlük reklam kesintisi, insafsız bir infaz! İnfazcı niçin RTÜK? Çünkü Tuncay Molloveisoğlu, ki bence UğurMumcu'dan sonra Türkiye'nin en iyi araştırmacı gazetecisidir, Yolsuzluk ve Yoksulluk programında Almanya'daki Deniz Feneri Derneği ve Kanal 7'ye yapılan baskınla tutuklanan yöneticilerini gündeme getirdi. Alman polisi,Deniz Feneri'nin 'yoksullara yardım' diye topladığı 14 milyon euro'nun kayıp olduğunu ve bu paradan 7 milyon euro'nun Kanal 7'nin Almanya şubesi Euro 7'ye aktarıldığını tespit etmişti! Ama Tuncay Mollaveisoğluaraştırmayı derinleştirince:RTÜK başkanı Zahit Akman'ın Kanal 7'nin kurucuları arasında olup, bu görevinden ancak RTÜK üyesi seçildikten sonra 30 Eylül 2005'te ayrıldığıve... Kanal 7 hisselerini Alman polisi tarafından tutuklanan Deniz Feneri Derneği Başkanı Mehmet Gürhan'a devrettiği, iddiasına da ulaştı. Hem de belgeleriyle!Belgelerle destekli bu iddia, CHP'li Milletvekili Emin Koç tarafından meclis gündemine taşındı ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın önünde soru önergesi olarak duruyor.Zahid Akman'ın RTÜK'ü, işte başkanına yönelik bu yolsuzluk iddiası yüzünden infaz ediyor, Kanaltürk'ü. Ve iddianın ucu kimbilir kimlere dayanıyor ki kaybolan 14 milyon euro'luk 'yoksul yardım' larında, AKP İktidarı da Kanaltürk batınca rahat bir soluk alacak... mı dersiniz ?Fos büyüklük var, pos büyüklük var. AKP'ninki fos büyüklük. Yoksa bu kadar korkar mıydı, küçücük Kanaltürk'ün posundan?LÜTFEN BUNU BIR KAMPANYA HALINE GETIRELIM VEILETEBILDIGIMIZ KADAR COK KISIYE İLETELİM VE BU PSIKOLOJIK SAVASI BECERIKSIZ iKTIDARA KARŞI BİZ KAZANALIM...
Cumhuriyet

ERGENEKON DEMİRCİSİ
Gönderen SABİH SAMUR | 11:32 ÖS | AKP, Doris Moeller Scheu, DTP, Ergenekon, Masak, MHP, Muzaffer Tekin, Perinçek, Tayyip Erdoğan, Türban | 0 yorum »Farkında mısınız? Türbanın “T”si bile gündemde yok .Varsa yoksa “Ergenekon”.Artık her kelimenin bir karşıt kelimesi mutlaka var.
Bölücü-Terörist --------------------Gerilla
PKK destekçisi----------------------Barış ve Demokrasi savaşçısı
Ergenekon--------------------------Çete
Evet , Türkiye’nin artık tek gündemi “Ergenekon” denen yapılanma iddiası.İddiası diyorum ama ortada savcılık tarafından bir fiil hazırlanmış herhangi bir iddianame maalesef yok.Emekli Subay Muzaffer Tekin’in tutukluluk süresi Sekiz ayı geçti.Ger gör ki ortada herhangi bir iddianame olmadığı için devamında başlayacak bir mahkeme süreci de yok;daha doğrusu şimdilik yok.Eğer suçlu ise cezasını çeksin.Ya değilse …
Gelelim Doğu Perinçek’e.Geçen
yıl blog siteme (www.kirmizi-beyaz.blogspot.com)Kandil’de Bölücü başı ile teröristlerinden oluşan bir fotoğraf karesini koymuştum.
Ve altına inşallah bu karede yer alan Sn. Perinçek’in T.C.’nin bilgisi ve/veya görevlendirmesi ile orada olmasını temenni etmiştim.Bu dileğim kalbendi.Çünkü MHP ve ülkücü kardeşlerimizin yapamadığı muhalefeti,vatansever mücadeleyi kat kat fazlası ile yapan bir İşçi Partisi ve Başkanı vardı.
Şimdi Bu parti hallaç pamuğu gibi dağıtılırken ve başkanı bölücü başı gibi tutuklanırken DTP kıs kıs gülüyor.TBMM ‘de Nevruz fotoğraflarıyla kafalarına göre şov yapıyorlar.Ülkeyi bölmekten,federasyondan bahsediyorlar,iktidarda tık yok!
Devir bölücü olma dönemi. Puan kapmak istiyorsan birkaç vatansevere hakaret et ve hatta paket yap.hatta içeri tık.
Umarım Doğu Perinçek’in tutuklanmasında aşağıda yer alan 24 Şubat’ta yer alan şok açıklamaların katkısı yoktur. Umarım.
“İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturması Tayyip Erdoğan ve oğluna dayandıAlmanya’dan gelen kara para ve dolandırıcılık dosyası MASAK’ta bekletiliyor.Almanya’da 25 Nisan 2007 günü 340 polis ve iki savcı tarafından yapılan operasyonla başlayan “Deniz Feneri ve Kanal 7” soruşturmasında, Tayyip Erdoğan ve oğlu Burak’ın suçları araştırılıyor.Operasyondan önce Deniz Feneri ve Kanal 7’yi dört ay izlemeye alan Frankfurt Savcılığı, “Uluslararası hukuk yaptırımlarından faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz” diyor.Savcılık, izleme sırasında Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın aynı binadaki Deniz Feneri ve Kanal 7’ye sık sık gittiğini saptadı. Bu saptama, Burak Erdoğan’la ilgili kurye kuşkusunun kamuoyuna yansımasına neden oldu.İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (23 Şubat 2008) partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturmasının Tayyip Erdoğan’a ve oğlu Burak Erdoğan’a dayandığını söyledi. Perinçek’in açıklaması şöyle:
KARAPARA DOSYASI GELDİ, MASAK’TA BEKLİYOR
Federal Almanya Frankfurt Savcılığı, kara para aklama ve dolandırıcılık suçundan geçen Nisan ayında açtığı soruşturmayla ilgili olarak Türk makamlarından bazı talepleri içeren dosyayı Ankara’ya gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’na iletilen dosya Adalet Bakanlığı’nca incelendikten sonra Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)’na devredildi. Dosya MASAK’ta bekliyor.
TUTUKLANMASAYDI AKP’DEN ADAY OLACAKTI.
Soruşturmada tutuklanan, Almanya’daki bütün hesaplarına el konulan, bütün mal varlığının satışı durdurulan Mehmet Gürhan’ın Türkiye ilişkileri konusunda Frankfurt Savcısı Doris Moeller-Scheu şunları belirtiliyor:“Mehmet Gürhan aldığımız bilgilere göre Türkiye’de Temmuz ayındaki seçimlerde AKP’den milletvekilliğine aday gösterilecekti. İncelediğimizde şahsın, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini Ankara’ya giderek bizzat gerçekleştirdiğini tespit ettik.”
TAYYİP ERDOĞAN’IN İFADESİNİNALINMASINI TALEP EDECEĞİZ
Savcı Doris Moeller Scheu’ün açıklaması şöyle devam ediyor:“Erdoğan ailesi ile sıkı ilişkilerde olan Mehmet Gürhan’ın İzmir limanında demirleyen ve İtalya’dan Türkiye’ye gurbetçi taşımak için satın alınan geminin Deniz Feneri’ne yapılan bağışlarla alındığını tespit ettik. Ayrıca uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz.“1992 yılında 2000 Mark karşılığı taksi şoförlüğü yapan Gürhan’ın 1,5 milyon Euro değerindeki filosuna nasıl sahip olduğunu, bir villa ve dört daireden oluşan 4,5 milyon Euro’luk mülkiyeti nasıl ve hangi parayla aldığını Gürhan’dan sorduk. Gürhan gibi avukatları da çelişkili açıklamalarda bulundular.”
BURAK ERDOĞAN KURYE Mİ?
Frankfurt Savcılığı’nın 2007 yılının Nisan ayında başlattığı soruşturmada, en çok Mehmet Gürhan ile Türkiye arasındaki para trafiği üzerinde duruluyor. Buna göre Deniz Feneri Almanya’dan Türkiye’deki bazı banka hesaplarına yüklü miktarlarda paralar transfer ediliyor. Para transferlerinde üst düzey bir bürokratın Ziraat Bankası hesaplarının kullanıldığı, savcılık tarafından belirleniyor. Bu konu, Ankara’ya gönderilen ve şu anda MASAK’ta bulunan dosyaya da yansıtılıyor.Alman savcılığı, kara para hareketlerinin yaşandığı dönemde bir başka noktaya dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, tam da bu dönemde Deniz Feneri ve Kanal 7 Almanya’nın bulunduğu binaya sık sık gidip geliyor. Savcılığın bu ziyaretleri önemsemesi ve para transferleriyle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekmesi, gazetecilerin de dikkatini çekiyor. Akşam ve Güneş gazeteleri internet siteleri gibi bazı yayın organlarında, “Burak Erdoğan kurye mi?” soruları ortaya atılıyor. Burak Erdoğan’ın Başbakan’ın oğlu olarak VIP salonlarını kullanması, üstünün veya eşyalarının aranmaması gibi özellikler de bu soruların dayanağı olarak değerlendiriliyor.
İÇ İÇE İLİŞKİLER AKP’Yİ GÖSTERİYOR
Frankfurt’ta kapılar kırılarak girilen binada çok sayıda belgeye el konulmuştu. Operasyonun nedeni Deniz Feneri Derneği’nin topladığı 16 milyon Euro’nun 8 milyon Euro’sunu Kanal 7’nin Avrupa bürosuna aktarmasıydı. Frankfurt Savcılığı’nın baskında gözaltına aldığı dört zanlıdan üçünün, hem Deniz Feneri Derneği’nde hem de paraların aktarıldığı Kanal 7 ve YİMPAŞ Grubu şirketlerinde yöneticilik yaptığı açıklandı.Kanal 7, 1995 yılında, Almanya’da Media 7 GmbH adıyla bir şirket kurdu. Gurbetçileri dolandıran Yimpaş’tan Media 7’ye, Media 7’den de Kanal 7’ye milyonlarca dolar aktarıldı. Paralarını Yimpaş’a ve patronu Dursun Uyar’a kaptıran gurbetçiler perişan olurken, onların paraları ile Media7 ve Kanal 7 palazlandı. Bu operasyonda görev yapan isimler daha sonra Deniz Feneri Derneği’nin Avrupa merkezinde bir araya geldiler.O dönemde şirketin başında son operasyonda tutuklanan Mehmet Gürhan ve arkadaşları vardı. Bu isimler aynı zamanda Kanal 7’nin de yönetiminde görev yaptılar. Hortumlanan paralar Kanal 7’ye akıyordu.Gurbetçi paralarını hortumlayan Yimpaş’ın ortak olduğu Media 7 daha sonra iflas ettiğini açıkladı. Media 7 iflas edince yerine Euro 7 kuruldu.Mehmet Gürhan Euro 7’nin de ortağı. Mehmet Gürhan son operasyonda Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarını Euro 7’ye aktardığı için tutuklandı. Aslında Almanya’da başlatılan operasyonunun Türkiye’ye uzanan ilişkiler zincirinde hep aynı isimler ve bu isimlere ait şirketler var.
BURAK ERDOĞAN SIK SIK GİDİP GELİYORDU
Ön soruşturması yapılan davada Deniz Feneri Avrupa Başkanı ve Kanal 7 Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan’ın ve muhasebe sorumlusu Firdevs’i Ermiş’in de ifadeleri alındı.Önceleri taksicilik yapan Mehmet Gürhan’ın Frankfurt’ta 17 taksiden oluşan taksi filosunu nasıl elde ettiği ve Frankfurt yakınlarındaki Dietzenbach kasabasındaki daire ve villa gibi gayrimenkullerin kaynağı soruldu. Frankfurt Savcısının yaptığı araştırmaya göre Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın da çeşitli zamanlarda Frankfurt Deniz Feneri ve Kanal 7’ye gelip gittiği belirlendi.Savcılık, araştırmanın en az bir yıl süreceğini, iki kamyon dolusu dosyanın incelenmesinin zaman alacağını, açıkladı.Ayrıca İzmir limanında bulunan Atlas isimli gemiye el konulabileceğini, bunun için de Frankfurt savcılığı nezdinde ön çalışmaların tamamlandığını belirten Savcılık, ileriki günlerde bir grup Alman avukatın, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ile işbirliği yaparak, gemiye el konulması için hareket edilecek.
ALMAN POLİSİ KOSOVA’DA ARAŞTIRMA YAPTI
Federal Suç Dairesi (Kriminalamt) Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya ve İngiltere’nin yanı sıra Kosova, Türkiye ve Endonezya’da topladığı bilgilerle makbuzları karşılaştırdı.Savcılık, Kosova’dan gelen ilk makbuzlarla Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan; Kosova’da fakir köylere dağıtıldığı ileri sürülen yardımlara ilişkin makbuzların ilk karşılaştırmasında söz konusu Deniz Feneri’nin bağışladığı miktarlar ve kişilerin hayal ürünü olduğunun belirlendiğini açıkladı.Alman ve Kosova polisinin işbirliğiyle Deniz Feneri’nin makbuzlarda verdiği adres ve köylere gidildi. Buna göre 28 köyün muhtarı ile yapılan görüşmelerde söz konusu makbuzlarda yer alan bu isimlere ait kayıtlar bulunamadı. Kosova’daki muhtarlar, Alman İnterpol yetkililerine, “Hayatımızda ne Deniz Feneri duyduk, ne de sözü edilen kişiler köylerimizde var” dediler.”
Yorumu siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum.
Ergenekon Demircisi bulunduğu an düğüm çözülecektir.
Sabih Samur 26 mart 2008
Ergenekon müjdesi gibi!
Gönderen SABİH SAMUR | 9:53 ÖS | Deniz Baykal, Ergenekon, İlhan Selçuk, Kültür Bakanlığı, Mustafa Kemal ATATÜRK, Nevruz, Perinçek, Türk Dünyası | 0 yorum »Muvakkithane sok. No: 14-5 Kadıköy-İstanbul 34-122-107 Tel:0216-3488082
http://www.haberder.net/
BASIN BÜLTENİ….. HABERCİLER DERNEĞİ….BASIN BÜLTENİ
‘’Selçuk’un gözaltına alınış biçimi basın özgürlüğüne gözdağı olarak algılanmıştır’’
Türkiye’nin en eski yayın organlarından birisi olan Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı duayen gazeteci İlhan Selçuk’un sabah 04.00’de evinde gözaltına alınış biçimi basın özgürlüğüne baskı olarak algılanmıştır.
Bağımsız yargı sağlam deliller oluştuğunda vatandaşlarını gözaltına alma serbestisine sahiptir. Bu hukukun gereğidir. Ancak konumu itibariyle her türlü soruşturma kapsamında davet edildiği taktirde ifade vermeye gidecek olan Gazeteci İlhan Selçuk’un sabahın 04.00’ünde gözaltına alınması basın özgürlüğüne gözdağı olarak algılanmıştır.
İlhan Selçuk’un suçlu olup olmadığına elbette bağımsız yargı karar verecektir. Ancak, ülkemizin böylesine keskin dönemeçlerden geçtiği bir ortamda karar vericilerin basının saygın temsilcilerine karşı bu tür uygulamaları toplumda endişe yaratmaktadır. Gün, hukuka ve basın özgürlüğüne daha çok sahip çıkma ve özen gösterme günüdür.
Halkımızı ve halkımıza ışık tutan tüm gazeteci ve yazar meslektaşlarımızı sağduyulu olmaya davet ediyoruz. Yapılan haberlerin ve köşelerde sivriltilen kalemlerin nelere mal olduğunu unutanları gazete arşivlerinde kısa bir araştırmaya davet ediyoruz.
Gerek Yargıtay’ın AKP’ye yönelik açtığı dava gerekse de “Ergenekon” soruşturmalarının halkı ayrıma sürüklemeden bağımsız yargılamalarla kısa zamanda sonuca ulaşmasını ümit ediyoruz.
Burak Ersemiz
Haberciler Derneği
Sözcü- Başkanvekili
burakersemiz@burakersemiz.com http://www.haberder.net/ baskan@haberder.net
Türkiye, dün yeni gözaltılarla uyandı
Gönderen SABİH SAMUR | 11:46 ÖS | Adnan Menderes, AKP, Ergenekon, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Kemal Kerinçsiz, Perinçek, Terörle Mücadele Şubesi | 0 yorum »
Ergenekon soruşturması kapsamında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,
Türkiye, dün yeni gözaltılara sahne oldu. Avukat Kemal Kerinçsiz ve gazeteci Vedat Yenerer’den sonra sabaha karşı evlerinden alınan ünlülere yeni isimler eklendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan bilgiye göre, Ergenekon soruşturması kapsamında polis, dün bazı adreslere baskın düzenledi. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarının talimatı ve mahkeme kararlarına istinaden gerçekleştirilen operasyonlarda, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk ile Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever gözaltına alındı. Değişik adreslere baskınEş zamanlı baskında ayrıca, iş adamı İbrahim Benli, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Perinçek’in koruması Yusuf Beşirik, gazeteci Adnan Akfırat ile Yusuf Tuncer, Aydın Gergin, Mahir Güngör ve Aykut Tokak da gözaltına alındı. Gizlilik kararı bulunduğundan, soruşturmanın görevli savcılarca büyük bir hassasiyet ve dikkatle sürdürüldüğü kaydedildi. Uçakla İstanbul’a getirildiİstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatı doğrultusunda, Ankara’da sabahın erken saatlerinde gözaltına alınan İP lideri Perinçek, THY’ye ait bir uçakla Atatürk Havalimanı’na getirildi. Perinçek, havalimanından Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü. Olaya ilişkin daha önceden gözaltına alınan, aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz’in de bulunduğu 39 kişi tutuklanmıştı.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gözaltılara sert tepki gösterdi.
‘Cumhuriyet susturulmak isteniyor’Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gazetenin imtiyaz sahibi İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Yıldız, Selçuk’un gözaltına alınmasının ardından Şişli’deki gazete binası önünde toplanan gruba hitaben yaptığı konuşmada, “İlhan Selçuk’un, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbe dönemlerini anımsatan bir yöntemle gözaltına alınmasının anlamını kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz” dedi. İbrahim Yıldız, şunları söyledi: “Kamuoyunda ’Ergenekon Operasyonu’ olarak bilinen ve uzun süredir devam etmekte olan soruşturmanın, AKP’nin kapatma davası ile ilişkilendirilmesi ve Cumhuriyet Gazetesinin bu yolla sindirilmek, susturulmak istenmesi oyununa alet olmayacağız. İsmini Atatürk’ün verdiği Cumhuriyet Gazetesi, kurulduğundan beri 84 yıldır demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti sistemini savunmaktadır.”
Avukatları görüşemediİşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Avukatı Osman Aydın Şahin ile gazeteci İlhan Selçuk’un avukatı Akın Atalay, müvekkileriyle görüşemedi. Bilgi almak için Emniyet’e gelen Şahin, Perinçek ile görüştürülmediğini söyledi. İlhan Selçuk’un avukatı Atalay da, müvekkili ile görüşmesine, 24 saat süreyle izin verilmediğini söyledi. Atalay, “Şu anda iyi olduğuna dair yetkililerden bilgi aldık. Normalde bu suçlarla ilgili gözaltı süresi 48 saattir. Yarın (bugün) sabah görüştüğümüzde kendisi ile ilgili daha ayrıntılı bilgi öğreneceğiz. Şu anda kendisine yöneltilmiş bir suçlama da yok” dedi. Atalay, Selçuk’un evinde arama yapıldığını da sözlerine ekledi.
Bilgisayarlara el konulduAnkara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin İşçi Partisi (İP) Genel Merkezi’nde sabah saatlerinde başlattıkları aramalar saatlerce sürdü. Arama sırasında, binadaki bazı bilgisayarlar ile klasörler incelenmek üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’ne götürüldü. İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bedri Gültekin, “Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesi karşısında paniğe kapılanlar gündemi değiştirmek, dikkatleri başka yerlere çekmek istiyorlar” dedi. Bu arada, İP Genel Merkezi önünde toplanan bir grup sivil toplum kuruluşu üyesi, gözaltıları protesto etti.
Operasyona tepkiler...TGC, olayın takipçisi olacakTürkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından yapılan açıklamada, “Özellikle kim olduğu bilinen, adı Türkiye’nin en eski yayın organı Cumhuriyet ile özdeşleşen, yaşamı evi ile gazetesi arasında ve iki resmi koruma eşliğinde geçen, 83 yaşındaki gazeteci İlhan Selçuk’un evinin basılarak sabaha karşı gözaltına alınmasının gereğini anlamış değiliz. Konunun takipçisi olacağımızı duyururuz” denildi.
12 Mart hatırlatmasıTürkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada da şöyle denildi: “Gözaltılar yöntem itibarıyla bize ne yazık ki 12 Mart dönemindeki Ziverbey Köşkü soruşturmalarını anımsatmıştır. Ancak o dönemden bugüne tek değişen husus, Ziverbey Köşkü’nün ’AB standartlarına’ uyumlu olarak yeniden yapılandırılmış olmasıdır. Bağımsız yargı, devlet içindeki gruplaşmaların siyasi çekişmelerine alet edilmemelidir.”
Mersin’de de protesto Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Ünal ve bir grup gazeteci de gözaltıları protesto etti. Ünal, “Böyle uygunsuz bir şekilde gözaltına alınan meslektaşlarımızın ortak özelliği yazıları ve açıklamalarıyla mevcut iktidara muhalefet olmalarıdır. Bu durumu basına karşı büyük bir sindirme ve korku salma eylemi yapıldığını düşünmekteyiz” dedi. Grup, daha sonra çeşitli sloganlar atarak, dağıldı.
AMUR YORUMU : Rahmetli Menderes'in son döneminde yaşanan bir sürü olay aynen yaşanmakta eski tabirle cereyan etmektedir.inşallah sonundaki benzerlikte aynen yaşanmaz. ANLAYAN ANLAYACAĞINI ANLADIĞI GİBİ ANLASIN
Gönderen SABİH SAMUR | 12:50 ÖÖ | Altemur Kılıç, Bursa Nutku, Derin Devlet, Ergenekon, Fethullah Gülen, Kurtlar Vadisi Pusu, Muzaffer Tekin, Türban | 0 yorum »Lütfen bu kadar karamsar olmayın.
- Aponun her yeri kıpır kıpır tap taze olsa ne olur?
- Memleketin % 50 si ve belki daha fazlası (TSK dahil olmak üzere) Fethullah Gülen yandaşlarının eline geçse ne olur?
- Batman, Diyarbakır kökenli vb. çete bozuntuları, İst. Emniyetinin Gözü önünde İstanbul'un haracını parselleseler ne olur?
- Operasyon yarım kalmış, hava soğukmuş, şartlar müsait değilmiş geri dönmüşüz ne olur?
- Milletin dili kulağına kaçmış, Ergenekoncu derler diye; deseler ne olur?
Bu yaşta sizin gibi Kılıçlar başımızda ,yanımızda da Atatürk'ün Bursa Nutku olduktan sonra bu memleketi yıksalar da yeniden, yine Atatürk'ün çizgisinde kurarız.

Saygılarımla
Sabih Samur”
Bu yorum iletisini Sn. Altemur Kılıç’ın “Biji Apo…” adlı yazısına istinaden yazmıştım. Çok enteresan bir zamanlama ile “Kurtlar Vadisi Pusu” adlı dizide de Türkiye’nin sahipsiz olmadığı ve adı ne olursa olsun yine Türkiye’ye ait güçler tarafından, memleketin tüm meselelerinin izlenip gözlemlendiği ve olayların demokrasi boyutunda çözülemediği noktalarda adına “derin” denen yapılanmanın devreye girdiği, dizi ortamında meşhur “Kırmızı Kitap”ın da adı geçerek dile getirildi.
Cümle biraz uzun oldu kusura bakmayın. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde “derin” denen bir yapılanma tuhaf geliyor. Bana da öyle geliyor ama. Evet, aması var. Bakıyorsun ülke gün geçtikçe kötüye gidiyor. Seksen küsur senenin yapı tuğlaları tek tek yıkılıyor yani güncel deyimle özelleştiriliyor. Devletin olmadığı tamamen özelleşmiş bir milletin ayakta kalması mümkün mü?
Topkapı Tekstil Meslek Lisesi 2. sınıfta Milli Güvenlik dersindeyiz.Sene 1982. Bir kız arkadaşımız Binbaşı rütbeli hocamıza “-hocam keşke sınırlarımızda bekleyen tüm askerlerimiz aynı gün terhis olsa anneler bayram etse”demişti. Hiç unutmuyorum. Hocamız “sevgili arkadaşım işte o gün, o annelerin gözyaşı dökeceği bir avuç dahi vatan toprağı kalmaz. Senin o “komşu” dediğimiz devletler bir anda Türkiye’yi istila ederler”demişti.
Evet, sevgili okuyucular Türk Milleti bugün dimdik ayakta ise ve bastığı yerler vatan toprağı ise o sınırları bekleyen, dosta ve düşmana anlayacağı dilde mesaj veren Mehmetçik sayesindedir. Ki o Mehmetçik bizzat kendi bağrından çıkmaktadır. Lejyoner değildir.
2008 yılı tüm uzmanlar tarafından kabus yılı ilan edilirken;
- Türk halkına pembe tablolar çizmek,bir günde kişi başına düşen milli geliri bilmem kaç dolar artmış gibi göstermek,
- İhracatçılar kan ağlarken ihracatın zirve yaptığından dem vurmak…
- Turizmciler turist sayısında patlama yaşandığını, filanca havaalanında falanca sayıda turist girişi oldu geyiğini dinlerken, kendi kendine “peki ben neden kiramı ve personel maaşlarımı dahi ödeyemiyorum” diye sessizce mırıldanırken…
Müsaade edin de birileri iktidar yalakalığı yapmadan gerçekleri görebilsin ve dile getirsin. İster yerüstünde ister yeraltında…
Lütfen unutmayın; Semra Özal döneminde iktidarın etrafı eli purolu, bardağı viski dolu Papatyalar kaynıyordu ama Papatya olmayanlar gözlem yapıyordu. Şimdide iktidarın etrafı inananıyla, inanmayanıyla Türbanlı dolu. İktidara yakın olmayanlar ise yine geçmişte olduğu gibi gözlem yapmaya devam ediyorlar derinden derinden.
Anlayan anlayacağını anlayacağı gibi anlasın lütfen.
Sabih Samur
DAHA BİTMEDİ DEVAMI GELECEK !
Gönderen SABİH SAMUR | 10:53 ÖS | Mehmetçik, Yaşar Büyükanıt | 0 yorum »SINIR ÖTESİ OPERASYON BİTTİ."KİM TARAFINDAN BİTİRİLDİ?" KAVGASI BİTMEDİ !
Gönderen SABİH SAMUR | 7:19 ÖS | ABD, Deniz Baykal, Genel Kurmay Başkanı | 0 yorum »Başarılı geçen gecikmeli sınır ötesi operasyonumuz ,ABD ile dirsek teması ve sıkı istihbarat paylaşımı ile kalınması gerektiği kadar kalınacak düşüncesi ile devam ederken aniden operasyonu bitirdik.
ABD'li yetkililerin Türkiye'ye gelerek ricadan ziyade uyarı şeklindeki "acilen çekilin" uyarısı ile eş zamanlı olarak çekilmemiz bizlere ister istemez "onur zedelenmesi" hissiyatı olarak yansıdı.
Bu nedenle değil midir ki başta Genel Kurmay Başkanımız,Başbakanımız ve hatta Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere tüm yetkili büyüklerimiz bizleri yani Türk Halkını ikna etmek için bir yemin etmedikleri kaldı."Biz çekilme zamanlamasını kendi insiyatifimizle gerçekleştirdik"diyen söylemleriyle.
Sn. Deniz Baykal'ı küçük yaşlardan beri hizip ve muhalefet olarak görmüş ve açıkçası fikirlerine değer vermemişimdir.Ama bu defa çekilme konusundaki soruları ile yerden göğe kadar haklıdır.
Ve mutlaka bu sorulara politika yapmadan ve yalan söylemeden mertçe,doğru yanıtları vermek gereklidir diye düşünüyorum.
Şahsen size çok acı bir itirafta bulunmak istiyorum:
Artık, ben bir Türk olarak kendimi Küçük Amerika olarak hissediyorum ve tiksiniyorum.
"Bağımsız Türkiye" masalı ile büyütüldüğümüz gün gibi aşikâr!
İsrail denen bence terörist görüşe ve icraata sahip ülke tüm dünyanın önünde şu an KATLİAM OPERASYONU yaparken AB sadece kınama mesajı gönderiyor.
Biz ise Kandil'i yerle bir etmeden ve (orada hava ve yaşam koşulları ne olursa olsun) güvenlik bölgesi oluşturarak bahara kadar kalmadan ,kendi(?) insiyatifimizle apar topar dönüyoruz.
Yapmış olduğumuz bu operasyonun PKK'ya ve yandaşlarına ders olacağını düşünürken DTP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel,Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için siyasi af çıkarılmasını isterken, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'taki ‘Güneş Harekatı'na son vermesinin sevindirici olduğunu söyledi. Tuncel, Kürt sorunun çözümü için, bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın görüşlerinden yararlanılmasını istedi.
“Kürt sorununun, sınırların ötesinde değil İstanbul'da, Ankara'da olduğunu ifade ettik. Sorun operasyonlarla değil, uzlaşı ile çözülecektir. Bu açıdan isabetli olmuştur. Bu çekilme Türkiye'de tabu olan bazı konuları tartışma ve çözüm için bir fırsat olur. Yoksa çekilmenin bir anlamı yoktur. Savaşta birçok insan öldü. Hergün televizyonu izlediğinizde ‘Şu kadar gerilla öldü, şu kadar asker öldü' gibi haberler vardı”
Evet bu sözler maalesef DTP'li de olsa bir milletvekiline aittir.Ve yine maalesef milletvekili olduğu için dokunulmazlığı vardır.Şimdi ben bu kadına "ULAN ZİLLİ" desem suç unsuru olur.O yüzden diyemiyorum.
Geldiğimiz nokta bu dokunulmazlıkla ilgili yasa değiştirilmedikçe bu zihniyet şımarıklığın zirvesine varacaktır.Biz ise kaybettiğimiz 27 can ve yaptığımız operasyonun fotoğrafları elimizde ,onları seyretmekle kalırız.
Eğer Demokrasi; benim memleketimin değerlerine küfretme ve dalga geçme özgürlüğü ise,benim "bölücübaşı ve çocuk katili" dediğim puşta ,sen "Sn. Öcalan" diyorsan ve ben sana içimden geçenleri haykıramıyorsam ,ben demokrasi memokrasi istemiyorum.
Sn. Başbakanımız da DTP ile aynı çizgide söylemde bulunarak sınırötesi operasyon sonrası özgürlükler kapsamında iyileştirmelerden bahsediyor.İyileştirmenin varacağı nokta,son nokta bölünme yani federasyon.
Allah bize o günleri nasip etmesin.
Sn. Büyükanıt Paşa ve değerli Türk silahlı Kuvvetleri personelini oluşturan tüm mehmetçiklerimize teşekkürlerimi sunuyor,şehit olan kardeşlerimizin ruhları şad,mekanları cennet olsun diliyorum.O top mermisine yazdığımız yazının havada kalmaması umuduyla.
Sabih Samur
Perinçek'ten ŞOK İDDİALAR
Gönderen SABİH SAMUR | 11:10 ÖS | AKP, Doris Moeller Scheu, Kosova, Masak, Pakistan, Perinçek, Tayyip Erdoğan | 0 yorum »Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturması Tayyip Erdoğan ve oğluna dayandı
Almanya’dan gelen karapara ve dolandırıcılık dosyası MASAK’ta bekletiliyor.
Almanya’da 25 Nisan 2007 günü 340 polis ve iki savcı tarafından yapılan operasyonla başlayan “Deniz Feneri ve Kanal 7” soruşturmasında, Tayyip Erdoğan ve oğlu Burak’ın suçları araştırılıyor.
Operasyondan önce Deniz Feneri ve Kanal 7’yi dört ay izlemeye alan Frankfurt Savcılığı, “Uluslararası hukuk yaptırımlarından faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz” diyor.
Savcılık, izleme sırasında Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın aynı binadaki Deniz Feneri ve Kanal 7’ye sık sık gittiğini saptadı. Bu saptama, Burak Erdoğan’la ilgili kurye kuşkusunun kamuoyuna yansımasına neden oldu.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (23 Şubat 2008) partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturmasının Tayyip Erdoğan’a ve oğlu Burak Erdoğan’a dayandığını söyledi. Perinçek’in açıklaması şöyle:
KARAPARA DOSYASI GELDİ, MASAK’TA BEKLİYOR
Federal Almanya Frankfurt Savcılığı, kara para aklama ve dolandırıcılık suçundan geçen Nisan ayında açtığı soruşturmayla ilgili olarak Türk makamlarından bazı talepleri içeren dosyayı Ankara’ya gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’na iletilen dosya Adalet Bakanlığı’nca incelendikten sonra Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)’na devredildi. Dosya MASAK’ta bekliyor.
TUTUKLANMASAYDI AKP’DEN ADAY OLACAKTISoruşturmada tutuklanan, Almanya’daki bütün hesaplarına el konulan, bütün mal varlığının satışı durdurulan Mehmet Gürhan’ın Türkiye ilişkileri konusunda Frankfurt Savcısı Doris Moeller-Scheu şunları belirtiliyor:
“Mehmet Gürhan aldığımız bilgilere göre Türkiye’de Temmuz ayındaki seçimlerde AKP’den milletvekilliğine aday gösterilecekti. İncelediğimizde şahsın, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini Ankara’ya giderek bizzat gerçekleştirdiğini tespit ettik.”
TAYYİP ERDOĞAN’IN İFADESİNİN
ALINMASINI TALEP EDECEĞİZ
Savcı Doris Moeller Scheu’ün açıklaması şöyle devam ediyor:
“Erdoğan ailesi ile sıkı ilişkilerde olan Mehmet Gürhan’ın İzmir limanında demirleyen ve İtalya’dan Türkiye’ye gurbetçi taşımak için satın alınan geminin Deniz Feneri’ne yapılan bağışlarla alındığını tespit ettik. Ayrıca uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz.
“1992 yılında 2000 Mark karşılığı taksi şoförlüğü yapan Gürhan’ın 1,5 milyon Euro değerindeki filosuna nasıl sahip olduğunu, bir villa ve dört daireden oluşan 4,5 milyon Euro’luk mülkiyeti nasıl ve hangi parayla aldığını Gürhan’dan sorduk. Gürhan gibi avukatları da çelişkili açıklamalarda bulundular.” BURAK ERDOĞAN KURYE Mİ?
Frankfurt Savcılığı’nın 2007 yılının Nisan ayında başlattığı soruşturmada, en çok Mehmet Gürhan ile Türkiye arasındaki para trafiği üzerinde duruluyor. Buna göre Deniz Feneri Almanya’dan Türkiye’deki bazı banka hesaplarına yüklü miktarlarda paralar transfer ediliyor. Para transferlerinde üst düzey bir bürokratın Ziraat Bankası hesaplarının kullanıldığı, savcılık tarafından belirleniyor. Bu konu, Ankara’ya gönderilen ve şu anda MASAK’ta bulunan dosyaya da yansıtılıyor.
Alman savcılığı, kara para hareketlerinin yaşandığı dönemde bir başka noktaya dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, tam da bu dönemde Deniz Feneri ve Kanal 7 Almanya’nın bulunduğu binaya sık sık gidip geliyor. Savcılığın bu ziyaretleri önemsemesi ve para transferleriyle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekmesi, gazetecilerin de dikkatini çekiyor. Akşam ve Güneş gazeteleri internet siteleri gibi bazı yayın organlarında, “Burak Erdoğan kurye mi?” soruları ortaya atılıyor. Burak Erdoğan’ın Başbakan’ın oğlu olarak VIP salonlarını kullanması, üstünün veya eşyalarının aranmaması gibi özellikler de bu soruların dayanağı olarak değerlendiriliyor.
İÇ İÇE İLİŞKİLER AKP’Yİ GÖSTERİYOR
Frankfurt’ta kapılar kırılarak girilen binada çok sayıda belgeye el konulmuştu. Operasyonun nedeni Deniz Feneri Derneği’nin topladığı 16 milyon Euro’nun 8 milyon Euro’sunu Kanal 7’nin Avrupa bürosuna aktarmasıydı. Frankfurt Savcılığı’nın baskında gözaltına aldığı dört zanlıdan üçünün, hem Deniz Feneri Derneği’nde hem de paraların aktarıldığı Kanal 7 ve YİMPAŞ Grubu şirketlerinde yöneticilik yaptığı açıklandı.
Kanal 7, 1995 yılında, Almanya’da Media 7 GmbH adıyla bir şirket kurdu. Gurbetçileri dolandıran Yimpaş’tan Media 7’ye, Media 7’den de Kanal 7’ye milyonlarca dolar aktarıldı. Paralarını Yimpaş’a ve patronu Dursun Uyar’a kaptıran gurbetçiler perişan olurken, onların paraları ile Media7 ve Kanal 7 palazlandı. Bu operasyonda görev yapan isimler daha sonra Deniz Feneri Derneği’nin Avrupa merkezinde bir araya geldiler.
O dönemde şirketin başında son operasyonda tutuklanan Mehmet Gürhan ve arkadaşları vardı. Bu isimler aynı zamanda Kanal 7’nin de yönetiminde görev yaptılar. Hortumlanan paralar Kanal 7’ye akıyordu.
Gurbetçi paralarını hortumlayan Yimpaş’ın ortak olduğu Media 7 daha sonra iflas ettiğini açıkladı. Media 7 iflas edince yerine Euro 7 kuruldu.
Mehmet Gürhan Euro 7’nin de ortağı. Mehmet Gürhan son operasyonda Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarını Euro 7’ye aktardığı için tutuklandı. Aslında Almanya’da başlatılan operasyonunun Türkiye’ye uzanan ilişkiler zincirinde hep aynı isimler ve bu isimlere ait şirketler var.
BURAK ERDOĞAN SIK SIK GİDİP GELİYORDU
Ön soruşturması yapılan davada Deniz Feneri Avrupa Başkanı ve Kanal 7 Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan’ın ve muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş’in de ifadeleri alındı.
Önceleri taksicilik yapan Mehmet Gürhan’ın Frankfurt’ta 17 taksiden olusan taksi filosunu nasıl elde ettiği ve Frankfurt yakınlarındaki Dietzenbach kasabasındaki daire ve villa gibi gayrimenkullerin kaynağı soruldu. Frankfurt Savcısının yaptığı araştırmaya göre Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın da çeşitli zamanlarda Frankfurt Deniz Feneri ve Kanal 7’ye gelip gittiği belirlendi.
Savcılık, araştırmanın en az bir yıl süreceğini, iki kamyon dolusu dosyanın incelenmesinin zaman alacağını, açıkladı.
Ayrıca İzmir limanında bulunan Atlas isimli gemiye el konulabileceğini, bunun için de Frankfurt savcılığı nezdinde ön çalışmaların tamamlandığını belirten Savcılık, ileriki günlerde bir grup Alman avukatın, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ile işbirliği yaparak, gemiye el konulması için hareket edilecek.
ALMAN POLİSİ KOSOVA’DA ARAŞTIRMA YAPTI
Federal Suç Dairesi (Kriminalamt) Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya ve İngiltere’nin yanı sıra Kosova, Türkiye ve Endonezya’da topladığı bilgilerle makbuzları karşılaştırdı.
Savcılık, Kosova’dan gelen ilk makbuzlarla Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan; Kosova’da fakir köylere dağıtıldığı ileri sürülen yardımlara ilişkin makbuzların ilk karşılaştırmasında söz konusu Deniz Feneri’nin bağışladığı miktarlar ve kişilerin hayal ürünü olduğunun belirlendiğini açıkladı.
Alman ve Kosova polisinin işbirliğiyle Deniz Feneri’nin makbuzlarda verdiği adres ve köylere gidildi. Buna göre 28 köyün muhtarı ile yapılan görüşmelerde söz konusu makbuzlarda yer alan bu isimlere ait kayıtlar bulunamadı. Kosova’daki muhtarlar, Alman İnterpol yetkililerine, “Hayatımızda ne Deniz Feneri duyduk, ne de sözü edilen kişiler köylerimizde var” dediler.
PAKİSTAN’DA HAYALİ ÜNİVERSİTE KURMUŞLAR
Alman polisi, Kosova’nın yanı sıra Pakistan’da da araştırmalarını sürdürüyor. Pakistan’daki araştırmalarda Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan üniversite yapımı işi de uydurma çıktı. Konu edilen üniversite ile ilgili hiçbir şeye rastlanamadı.
Fatih’te muhtarların düzenledikleri sahte yardıma muhtaç kişiler ve yardım edildiği şeklindeki belgeler ayni zamanda araştırmanın diğer bir kanadını oluşturuyor.
ŞÜKÜRLER OLSUN KUZEY IRAK’TAYIZ
Gönderen SABİH SAMUR | 1:11 ÖÖ | ABD, Barzani, Kandil Dağı, Kuzey Irak, Mehmetçik, PKK, Talabani | 0 yorum »
Türk Ordusu gitmesi gereken yere kadar gidecek, görevini icra edecek, güvenliği tesis ettikten sonra oluşturacağı tampon bölgede kalması gerektiği kadar kalacaktır.
Şimdiden 5 can verilen(Allah rahmet eylesin,mekanları cennet olsun) bu operasyon ile ilgili kimse dışarıdan gazel atamaz. Bu kanların bedelini bizi buralara girmek zorunda bırakanlar tarafından ödeninceye kadar biz burada olacağız. Kandil Dağı artık bir Türk üssü olacaktır. Uysa da uymasa da!
Dış İşleri bakanına çok iş düşmektedir. Şimdiden gerekli dış gezileri gerçekleştirerek Mehmet Al Birand’ın yönlendirmeye çalıştığı gibi “en fazla bir ay ile üç ay arası kalıp dönülür”gibi olmadığını, PKK bitene kadar Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne ait hiçbir tehdit unsuru gerek içerde gerekse dışarıda kalmayıncaya kadar Zaho ile Kandil arası çizgiye kadar tampon bölge oluşturacağımızı tüm dünya devletlerinin beynine işlemesi gerekmektedir.
Yolumuz açık gazamız mübarek olsun.
İnşallah bu esnada Barzani Cami duvarına işemez. Barzani’nin sarf ettiği o meşhur, yenilir yutulur gibi olmayan cümleleri Türk askerinin kuvvetli hafızasındadır. Umarım tanklarımızın karşısına kullanmayı dahi bilmedikleri tankları çıkarmayı göze alan Barzani bir çılgınlık yapmaz. Barzani ve sahiplerinin(?) başına çuval geçirerek, paket yapmaktan zevk duyacağımızı anlayacak zekâda olduğunu tahmin ediyoruz.
Amerika kaldığı sürece bizde burada olacağız. Musul ve Kerkük’ün boynu bükük olmayacak diyerek sözlerimi Bolu Müftüsü Yaşar Yaprak’ın Cuma namazı öncesi Yıldırım Bayezid Camii'nde yaklaşık 750 kişiden oluşan vatandaşımıza, bugün Kuzey Irak'a kara harekatı başlatan Mehmetçik için okuduğu dua ile bitiriyorum.
"Bugün, 'Şırnak geçilmez' diyen Mehmetçik, ülkemize yıllarca gözyaşı akıtılmasına sebep olan hainlere dersini vermek üzere. Eksi 30 derecenin altında ama toprağı savunmanın, vatanı vatan yapan ecdadın emaneti olan bu mukaddes vatanı, şüheda yurdunu korumak üzere olan Mehmetçik, Bolu'dan giden tugayımız başta olmak üzere yavrularımız, Mehmetçiklerimiz, biz sıcacık yataklarımızda uyurken onlar vatan bekçiliği yapıyor. Allah hepsinin yardımcısı olsun.
Bugün bu cennet vatana dikilen hain gözlerin çok olduğu, içimizden dışımızdan saldırıların her zaman olduğu, ne zaman birbirimize düşersek, üzerimize leş kargalarının uçuşmaya başladığının en fazla görüldüğü bir dönemdeyiz. Bu cennet vatanımızda bize yaşamayı çok gören hainler tarih boyunca olageldi, hala da olmaya devam ediyor. Rabbimden dileğim o dur ki, içimizden çıkarılıp aldatılan, kandırılan, adı Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin olan, bu güzel adlarını dahi değiştirerek bizi bizim içimizden çıkardıkları, kandırdıkları kişilerle vurmaya çalışan hainlere rabbim fırsat vermesin. Kandırılan kardeşlerimize Allah hidayet versin. Gerçeği görebilmeyi, bu vatanı bize emanet eden ecdadının emanetini koruyabilmeyi, hainlik yapmanın bir insana özellikle inanan bir insana yakışmayacağını bilebilmeyi, bu şuura erebilmeyi, içimizdeki bütün gaflet içinde olanlara rabbim hissedebilmeyi, duyabilmeyi nasip eylesin.
Allah'ım, ordumuz, yurdumuz, milletimiz sana emanet, muhafaza eyle. Mehmetçiğimize yurt savunmasında, vatanımızı koruma da güç ve kuvvet nasip eyle. Karada, havada, denizde, her yerde, her an nusretini, yardımını esirgeme yarabbim. Canlarını feda ederek bize emanet bıraktığın vatan topraklarımızı düşmanın çizmesi altında ezdirtme yarabbi. Rengini şehitlerimizin kanından alan, semalarımızda nazlı nazlı dalgalanan, istikbalimizin sembolü al bayrağımızı indirtme yarabbi. Ordumuzu, askerimizi, polisimizi, jandarmamızı muvaffak eyle yarabbi"
Gazamız mübarek,yolumuz ve bahtımız açık olsun.
Sabih Samur 23 Şubat 2008 01:00
YAZIMIZ MANŞET OLDU !!!
Gönderen SABİH SAMUR | 10:23 ÖS | Atatürkçü Mim Haber Dergisi, DTP, DTP Kitapçığı, Kürt Sorunu, PKK, Sabih Samur | 0 yorum »FEDERASYON İSTEYEN KÜRT BENİM KARDEŞİM OLAMAZ
Gönderen SABİH SAMUR | 10:03 ÖS | Atatürkçü Mim Haber Dergisi, DTP, Kosova, Teröristbaşı Abdullah Öcalan | 0 yorum »İnanılmaz olaylar yaşanıyor sırayla bir geçelim:
-DTP’li Aysel Tuğluk, “Biz böyle kardeşlik istemiyoruz.Kürtler federasyonu da,ayrılmayı da
tartışabilir” dedi.
-Cizre’de Türk Bayrağı yere indirildi.
-İstanbul’un göbeğinde,Gazi Mahallesinde Bebek Katili Apo’nun Kenya’dan paket yapılarak getirilmesinin üzüntü gösterileri yapıldı halkın malına zarar verildi.
Ve bugün DTP Batman Milletvekili diyor ki:
Batman’da teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın 9 yıl önce Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinin yıldönümü nedeniyle çıkan olaylarda polis tarafından coplandıklarını öne süren DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız, “Bu sorumsuzluk devam ettiği sürece Batman Valisi Batman’da valilik, Emniyet Müdürü müdürlük, AKP Milletvekilleri Batman’a girip siyaset yapamayacaklar” dedi. Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan da, Türkiye’nin 2 milyonluk Kosova’yı tanıdığı halde 20 milyon Kürt’ün federasyon isteminin kabul edilmediğini savunurken “Hani Kürtler sizin kardeşinizdi?” dedi.
Evet Türkiye’nin özgürlük çığlıklarıyla ve Demokrasi Tramvayı ile getirildiği nokta budur.
Bu ülkenin bu hale getirilmesine sebep olan gerek sivil gerekse askeri tüm kişi ve kurumlar tarih sürecinde yine Türkiye’nin yetkili kurumlarına bunun hesabını vereceklerdir.
Türk Devleti gaflet,delalet ve hatta hıyanet içinde bulunanları hiçbir zaman affetmemiş ve affetmeyecektir.
Türkiye’de bölünme konuşulmaya başlanmıştır.Herif Kosova’yı örnek vererek hani bana yok mu? demektedir.
Peki biz ne yapıyoruz?
Kur'an’da başın kapanması ile ilgili ayet var mı yok mu?
Aman kızlarımız üniversiteye giderken kimse saçını görmesin!
Mısır satmak için araba koyacağımız başka süpermarket kaldı mı?
Tekstil’de her şey güllük gülistanlık iken Mısır Ülkesi’ne Tekstil Şehri kuralım mı?
Turizm’de mevcut otel ve apartlar sinek avlarken yeni yatırım beldeleri oluşturalım mı?
Uludağ’daki mevcut yatırımcıların ellerinden o otelleri eskimiş bahanesiyle nasıl alırız da BİZ'den olanlara verebiliriz?
Almanya’da CANLARIMIZI diri diri yakarlerken ve "Türkiş kebap" diye dalga geçerlerken biz işte yukarıda saydıklarımızla gündemi oyalıyoruz.
Tarihin hiçbir döneminde Türkiye bu kadar sahipsiz olmadı.
Sabır taşmıştır.Türk’ün öfkesi her an sele dönüşebilir.
Bu devleti yönetenler ve yönettiğini zannedenler her kimse (derini ve sığı) T.C. vatandaşı olarak görevimi yapıp sesleniyorum:Bu vatana sahip çıkın!
Bu vatan sahipsiz değildir!
Bu vatanın federasyon ve benzeri bir isimle bölünmesini isteyen kökeni ne olursa olsun benim kardeşim değildir,OLAMAZ!
Okuyacağınız bu yazı 18.09.2006 tarihinde Yeni Alanya Gazetesinde yayınlanmıştır.
Maalesef güncelliğini (daha kötü günler yaşayarak) korumaktadır.
Tekstil sanayi..: 18.09.2006:..
Geçen gün bir konfeksiyon ihracat firması sahibi olan bir arkadaşım ile beraber borçlu olduğu kumaşçısının yanına gittik.Havadan sudan kısa bir sohbetten sonra konu arkadaşımızın ödeyemeyeceği ve bu nedenle uzatmak istediği çeke geldi.Ne olduysa o an oldu. Kumaşçı arkadaş gitti yerine tahsilatçı kimlikli başka bir arkadaş geldi.Ya çekin karşılığını bir hafta içinde + % 10 bedeli ile ödeyeceğini ya da her türlü tahsil edebilecek güce sahip olduklarını vs. vs.
Canım Türkiyem. Bir nesil tekstilci olarak yetiştirildi, eğitim ve öğretim aldılar. Ama şu an piyasa bu tiplerin elinde.İlk sancı 1994 İkinci darbe 1998 Üçüncü yıkım 2001 Ve en son 2005-2006.
Bu dönemler insanlarda ne şeref bıraktı ne de başka bir şey.Önce bankalar çekti krizlerde ellerini zavallı KOBİ’lerden. Sonra esnaf %10-15’lerle kırdırdı çeklerini factoring görüntülü tefecilere, oto galeri müsveddelerine. Şimdi o yıllardaki tefeciler anlı şanlı holding oldular.
Ve tüm bu süreç politikacıların gözleri önünde ve katkılarıyla gerçekleşti. Şimdi aynı politikacılar utanmadan nabız yokluyorlar, tekrar siyasete ısınmaya çalışıyorlar.Son hükümet bunca gelmiş geçmiş hükümetlerin b
aşaramadığını başardı ve hakikaten bu sektörü bitirdi.
Artık herkes mutlu. Parası olan iki kişiden oluşan ürün müdürü ekibiyle Çin'de ürettirdiği paçavraları utanmadan kendi marka etiketini koyarak ve yine utanmadan yıkama talimatına "ÇİN’DE ÜRETİLMİŞTİR" ibaresini yazarak satışa sundular mağazalar zincirlerinde.
Sonra törenlerde bağırdık "Ne mutlu Türküm diyene".Trakya'ya serbest bölge kuranlar,Türkiye'nin en büyük jean firmaları, çocuk giyim markaları hepsi birer birer Çin'e gittiler.Nerede singerci, overlokçu, reçmeci, çift iğneci, ortacı, son ütücü?
Gün ola devran döne derler ya.İşte o gün geldi. Artık bilinçli tüketici yıkama talimatına bakıyor ve "ÇİN’DE ÜRETİLMİŞTİR" yazılı ürünü almıyor ve ALMAYACAK!
Çünkü biliyor ki her aldığı ürün bu sektörde bir kişinin daha işsiz kalmasına sebep olacak.
Umut ediyoruz bu uygulamaya giden dev firmalar doğru yolu bulup tekrar özüne döneceklerdir.Yoksa memlekette müşteri kalmayacak.
Sadece Türkiye'de üretim yapan tekstil firmalarına sesleniyorum. Gelin bir seferberlik başlatalım. "TÜRKİYE'DE ÜRETİYORUM !" sloganımız olsun.İşsizlik sorununu hep beraber çözelim.....
Bu yazı 1165 kere okunmuştur.
HAKKARİ ŞEHİTLERİ İÇİN
Gönderen SABİH SAMUR | 5:19 ÖS | Kuzey Irak, Mehmetçik, Teröristbaşı Abdullah Öcalan, TSK | 0 yorum »
Ankara Keçiören Tarhuncu Ahmet Paşa İlköğretim Okulu yönetimi, Hakkari Dağlıca`da şehit edilen 44 askerin isimlerini sınıflara verilerek yaşatılacak.
Okul yönetimine en içten teşekkür ve takdirlerimizle...
DemoKROtik Teröristler Partisi (DTP)
Gönderen SABİH SAMUR | 8:53 ÖS | AKP, DTP, Kuzey Irak, PKK, Tayyip Erdoğan | 0 yorum »
DOKUMA SANAYİİ ve DURMUŞ TAŞBAŞI
Gönderen SABİH SAMUR | 12:02 ÖÖ | Doku Site, Durmuş Taşbaşı, Sabih Samur, Tayyip Erdoğan, Tekstil Sanayi | 0 yorum »YENİÇAĞ TV YAYININA SON VERDİ
Gönderen SABİH SAMUR | 11:39 ÖS | Alparslan Türkeş, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, MHP, Tayyip Erdoğan, Yeniçağ TV | 0 yorum »Bütün samimiyetimle söylüyorum.TV’ler arasında ilk altıya kadar yükseleceğini umuyordum.
Sn. Ahmet Çelik ne kadar büyük bir misyon yüklendiğinin farkında mıydı acaba?
Şartlar ne kadar ağır ve zor olursa olsun er meydanında mademki pehlivanlığa soyunuldu gerekler yerine getirilmeliydi.
Ortaya koyulan ülke adına Milli Duruş ve tavır kesintiye uğramamalıydı.
Şimdi Sn. Ahmet Çelik uzaktan davulun sesi hoş geliyor diyebilir veya ateş düştüğü yeri yakar da diyebilir.Ama öyle değil!Çünkü bir misyona soyunulduysa ve kısmen başarılı olunup bir yerlere gelindiyse artık bunun pardonu olmaz,olmamalıydı diye düşünüyorum.
Tüm bunları tadı damağında kalmış bir izleyici kırgınlığı ile söylüyorum.
Genel yayın yönetmeni Orhan Can ve Genel Koordinatör Mehmet Marangoz’un da yayında gösterdikleri başarıyı sıkı bir reklam pazarlama ekibi kurarak yaşam kaynağı olan maddi geliri reklamlarla sağlamaya çalışmalıydılar diye düşünüyorum.
Hiç kimsenin ve hiçbir yönetimin artık Türkiye’ye mâl olmuş bir kanalı gerekçeleri ne olursa olsun Türkiye’den ve Türk Milleti’nden mahrum etmeğe hakkı yoktur.
Yönetim Kuruluna buradan sesleniyorum;lütfen tüm imkânlarınızı seferber ederek Yeniçağ TV’yi tekrar Türk halkı ile buluşturunuz.
DEVLET BAHÇELİ ve MHP
MHP Türkiye’de çok daha iyi yerlerde olması gereken bir parti.Maalesef şark kurnazlığı yöntemi ile günü kurtarmaya çalışıyor.Türban konusundaki çıkışı günü kurtarmadan öte değil.
Bugün için prim yapmış görünüyor ama bugünler tarih olduğunda Devlet Bahçeli’nin MHP’ye verdiği zararları hep beraber okuyacağız.CHP’de Deniz Baykal’a rağmen CHP’de kalmak nasıl mümkün değilse MHP’de de Adana grubuna karşı dik durabilecek,aykırı ses çıkarabilecek bir ilçe veya il örgütünün olması mümkün değildir.
Oysa istikrar balonu üfleyen Sn. Başbakan “Ulusa Sesleniş” konuşmasında okuduklarına kendi bile inanmamaktadır.Deniz bitmiş kıyı gözükmüştür.
Şu veya bu şekilde iktidar değişikliği gerekmektedir;ülke tıkanmıştır.
Çok zor belki imkansız ama Sn. Bahçeli tarihe geçmek istiyorsa ülkenin önünü açabilecek genç dinamik ve vizyonu olan birine makamını bırakmalıdır.En azından kendisi devam edecekse Sn. Altemur Kılıç’ın aşağıdaki sözlerine hiç olmazsa kulak versin.
“Ben ne yapacağım?Kaç gündür okuyucularım, dostlarım “Bahçeli ne yapıyor, neyin peşinde?” diye soruyorlar. Ben de bunaldım ve hatta MHP’den istifa etmeyi bile düşündüm... Ancak sonra da, gene düşündüm; Ben, 1942’den beri “üsteğmen” Alparslan Türkeş’le beraber ve Sayın Bahçeli’den çok önce vardım ve varım! Neden istifa edecekmişim... İstifa etmeleri, ayrılmaları gereken başkası, başkaları varken!Benim MHP’de olup olmamanın, “kuvveyi harbiyesi” yok. Ama elim, hamdolsun hâlâ kılıç tutuyor. Mücadeleye devam!”
TÜRBAN ve NEREYE GİDİYORUZ?
Gönderen SABİH SAMUR | 12:21 ÖS | Mehmet Ağar, Mustafa Kemal ATATÜRK, Tayyip Erdoğan, Tekstil Sanayi, Türban | 0 yorum »ANKARA'DAN BİR KONUK
Gönderen SABİH SAMUR | 11:33 ÖS | Alparslan Türkeş, DTP, KKTC, Kuzey Irak, MHP, Mustafa Kemal ATATÜRK | 0 yorum »RIZA MÜFTÜOĞLU ve SABİH SAMUR
Hiç aklımda yokken ve bu yaşa kadar içine girmek kısmet olmamışken bir anda kendimi TBMM Florya Atatürk Köşkü Sosyal tesisleri içinde buluverdim.Karşımda Rıza Müftüoğlu vardı.Bir dönem Türkiye yönetiminde söz sahibi olmuş bir ekibin önde gelenlerinden.
Tesiste ciddi bir büyüklükte Atatürk fotoğrafı var; Ata’nın kahve içerken görüntülenmiş hali.
Bu fotoğrafın altına denk düşen masada oturmayı teklif ettim.Rıza bey de olumlu yaklaştı ve biz de çaylarımızı yudumlarken sohbete başladık.
Yavru Vatan Kıbrıs’a ticari bir nedenle gitmiş bu esnada ortak dostlar kanalıyla bizim Amcaoğlu Mehmet Samur ile tanışmış. Mehmet ağabey Kıbrıs Gazisi.1974 barış harekâtında SAS komandosu olarak yer almış, adada sevilen, sayılan bir şahsiyet.
Rıza Müftüoğlu ise Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş ve 12 Eylül 1980 ihtilalinde MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında yargılanmış ve 27 ay Mamak cezaevinde yattıktan sonra tahliye olup,beraat etmiş.Daha sonra 19. Dönem MHP Erzurum Milletvekilliği görevlerinde bulunan Rıza Müftüoğlu şu an gazetecilik ve yazarlık yapıyor.
Biraz MHP’den biraz Sınır Ötesi harekâttan biraz da DTP’den konuştuk.Gelinen nokta 2008’in gerçekten zor bir yıl olacağı.
Mutlaka yeni açılımlar ve yeni projeler üretilmesi gerektiği yönünde.
İlk patlayan sektör Tekstil ve konfeksiyon oldu.Sırada inşaat ve turizm var.Otomotiv sektörü de peşinden.Mutlaka istihdam yaratmak gerekiyor.Belki kur ayarlaması yaparak bilemiyorum bunun adı sınırlı bir enflasyon ise ve bunu yapmak gerekiyorsa…
Karşılıklı telefon numaralarımızı alıp ayrılıyoruz.Artık Ankara’da da bir dostumuz var.
Atatürk denize girdiği iskeleye bir süre baktıktan sonra oradan ayrılıyorum.
Tekrar dünya işleri; alacak-verecek,borçlar,ödeme planları,yeni oluşum arayışları…
Sabih Samur
DİYARBAKIR BAŞLANGIÇ MI ?
Aylardır yapılmasını beklediğimiz sınırötesi operasyonun ardından böyle şehir içi asker sivil ayrımı yapmadan kahpece saldırılar olabileceğini maalesef bekliyorduk.
Gel gör ki bu kadar belden aşağı vuracaklarını beklemiyorduk.
Ölenlere Allah’tan rahmet yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Şimdi enteresan olan bir şey var.Olay tüm sıcaklığı ile yaşanırken DTP ve Diyarbakır Belediye Başkanı’nın yaptığı açıklamaları dikkatli okuyup,elekten geçirmek gerekiyor.Çünkü sanırım cevaplar bu beyanların satır aralarında gizli!
Lütfen a.a menşeli aşağıdaki haberleri birlikte dikkatlice okuyalım.
DTP saldırıyı kınadı
Parti Genel Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, saldırının “şiddetle kınandığı” ifade edilerek, olayda yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm halka başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dilendi.“Ülkemizde toplumsal barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz bu gibi zamanlarda gerçekleşen menfur saldırılara bir yenisi daha eklenmiş ve 15 ay aradan sonra tekrar Diyarbakır bu saldırının merkezi olarak seçilmiştir” denilen açıklamada, “bu ve benzeri saldırıların halkın barışa olan inancını asla sarsamayacağı” kaydedildi.Açıklamada, “saldırının faillerinin ve varsa arkasındaki güçlerin ivedi olarak ortaya çıkarılması” istendi.DTP Genel Merkezi tarafından, aralarında 8 milletvekili ve genel başkan yardımcılarının da bulunduğu bir heyet oluşturulduğu ve heyetin yarın sabah Diyarbakır'da olacağı duyuruldu.Açıklamada, “Bu olay vesilesiyle duyduğumuz derin acı ve üzüntüyü bir kez daha ifade ederken, bu saldırının ve yaşadığımız bu acının artık son olmasını diliyoruz” ifadesi de yer aldı.
Baydemir patlamayı kınadı
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, patlamayı kınadı.Baydemir, yazılı açıklamasında, şunları ifade etti: “Kentimiz daha önce de benzer acılar yaşadı. Bu acıların son bulmasını ve bunun son olmasını temenni ediyorum. Kimden gelirse gelsin insan yaşamını hedefleyen saldırıyı kınıyorum. Öncelikle yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralananlara da acil
şifalar diliyorum.”
Birkaç gün sonra yapılacak açıklama işte bu satırlarda gizli.
Açıklama aynen şöyle olacak:
TC.’nin derin teşkilatlarının yapmış olduğu kuvvetle muhtemel eylemler sonucunda faili meçhul bu olaylar… gibi söylemlerle T.C. suçlanacaktır.
Bu sırada bizler ne yapıyoruz?
Bilmem neremizi yırttık!
Sn. Büyükanıt Paşa lütfen kamuflajlarını giy dedik.Artık Türk’ün gücünü göster dedik.
Tüm devlet erkânı sivil ve askeri ile Diyarbakır’da yer alsın dedik.Buraları Leyla zana ve Osman Baydemir gibilere bırakmayalım dedik.Buralar İstanbul’un Okmeydanı gibi kurtarılmış bölgesi olmasın dedik.Gerekirse Bakanlar Kurulu ve/ve ya MGK toplantılarını en az birkaç ay üst üste Diyarbakır’da yapalım dedik.
Sağ olsun aylar sonra Genel Kurmay başkanımız kamuflajlarını giydi ama geç kaldı ve yanlış kıyafet.
Bu saatten sonra sn. Erdoğan ve Sn. Büyükanıt kamuflaj değil kar tipi Beyaz üniformalarını giyerek dar kapsamlı değil geniş kapsamlı ve Barzani’yi de paket yapmak kaydıyla şanlı ordumuzun başında yer almalıdır.Ankara’da BBG evi espirisi yapmamalıdır.
Bir taraftan Hatırla Sevgili adlı dizi soldan soldan gidiyor,Karlı kayın ormanında gidiyorum gündüz gece
Diğer taraftan kurtlar vadisi ve ya Kuzey Rüzgarı sağdan sağdan,Çırpınırdı Karadeniz …
Oysa doludizgin gidiyor Diyarbakır’ı kan gölüne çevirerek Kürtçe çığırıp şammammii oynayarak Biji Apo diyen bir kesim.
Biz ne yapıyoruz.Yok F-16’nın yeşil göstergesi ile hedefleri nasıl vuruyormuşuz yok gece bile bilmem ne yapıyormuşuz?Cart mışız curt muşuz?Ulan el oğlu dinliyor mu senin BBG evi masalını?Geliyor Anadolu’nun bağrında güya kendilerinin başkentinde bizi bağrımızdan vuruyor?Bu vuruşu nakletmekte AB’nin gizli temsilcisi kanal D’nin çığırtkanı,hükümlü Mehmet Ali Birant’a kalıyor.
Ey gidi benim memleketim.
Lütfen Türk oğlu Türkler aklımızı başımıza alalım.Memleket elden gidiyor.Biz hâlâ sağa sola mesaj verme ve kararlılık hikâyeleri anlatmaktayız.Ulan memleket gidiyor…
Yahu banane kardeşim memleketin amiri var memuru var diyorsanız banane.
Gün gelecek birileri Atatürk’ün Bursa Nutku’nu kaale alacak!Umarım !
Saygılarımla
Sabih Samur

























