Arslan Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arslan Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Henry Barkey ve Graham Fuller’in “ordu içinde bölünmeler” umuduna dayanan iç savaş stratejisine karşı Türkiye’nin çözümü, Atatürk’ün İstiklal Savaşı’na hazırlanırken, Alevisini Sünnisini ve etnik köken ayırt etmeden bütün milleti, ortak bir hedefte nasıl buluşturduğunu inceleyerek, Atatürk’ün milletin kendine güvenmesini sağlamakta kullandığı yöntemleri uygulamaktır.
Türkiye’nin, Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı vardır. Türkiye’nin yeniden “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için” motivasyonuna ihtiyacı vardır. Türkiye’nin daha fazla sağduyuya ihtiyacı vardır. Bunu sağlayacak olan da medyanın ulusal niteliği zayıfladığı için Milli Güvenlik Kurulu’dur; dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Türkiye, Türkiye’yi yönetenler tarafından resmen ve alenen satılıyor ve askerler dahil herkes bunu özelleştirme diye yutuyor. Türkiye satıldıktan sonra, sağlanacak olan kimin güvenliği olacaktır? Amerikan ve İngiliz şirketlerinin güvenliği değil mi?Türk Silahlı Kuvvetleri, milli güvenliği tehdit eden bu gidişe MGK’da dur demelidir. Yoksa vebal altında kalırlar. Türkiye’ye yönelik iç savaş senaryolarının tartışıldığı bir ortamda, ülkenin bütün malvarlığının satılıyor olması asıl tehdit değil midir? Tehdit değerlendirmesi, bunun için yeniden gözden geçirilmelidir. İşte o zaman, bütün çatlak sesler susar ve Türk Milleti yeniden tek vücut olur. Bunlar yapılmasa da, Türk Milleti kendi kaderine sahip çıkacaktır ama, kargaşa yaşamaya lüzum var mı?

* * *

Yukarıdaki satırları 1998 yılında, bugün “Fatih Camisi’ni bombalayacaklardı” diye ortaya atılan CIA projesinin orijinali ABD’de tartışıldığı zaman Sağduyu gazetesinde yazdım.. O tarihten bugüne, köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye’nin malvarlığı tamamen yabancılara satıldı. Sıra orduyu bölmeye geldi. 17 Ağustos 2005’te “İrtica diye gürleyenler vatan satılırken niçin sessiz?” başlıklı yazımda da benzer uyarıları yapmıştım. Fakat aldığım karşılık, “Devletin askeri kuvvetlerini aşağılamak” suçundan hakkımda dava açılması oldu. TCK 301/2’den yargılandım. Neyse ki bir yıl sonra beraat ettim.

* * *

The Times gazetesi, “İktidar mücadelesi, silahlı kuvvetleri, yüksek profili olan komplocular ile hassas belgeleri sızdıran ve siyasetten uzak bir orduyu isteyen isimsiz askerler olmak üzere ikiye böldü. Bir araştırma şirketi, orduya olan güveninin yüzde 60’lık tarihi bir düşük düzeyde bulunduğunu açıkladı” diye yazıyor. Türkcelil.com’da çıkan bir yazıda, İranlı Mohsen Yazd, “İran’da da önce halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla mollaların safına çekildi. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı. Humeyni, devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. İran devriminde kargaşa ve kaos ortamında kışlaları basan yobazlar, ellerinde Kur’an ile erleri geçerek, direnen subay ve komutanları katlettiler” uyarısında bulunuyor! Mohsan Yazd, “Yüreğim kan ağlayarak İran’da ’O gün’ gelmeden önceki olayların sanki bir tekrarını sinemada izliyor gibi Türkiye’de görüyorum” diyor ve Türkiye’de kışlaları basacak olanların da emir komuta zinciri içinde hazır bekletildiğini belirtiyor.

Arslan BULUT










Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasından sonra, hastaneye kaldırıldığı yolunda “servis” edilen haberleri biliyoruz. Helikopterin düşmediğini, sert iniş yaptığını da içeren bu haberlerle devlet mekanizmasının harekete geçmesi geciktirildi. “Servis” haberler, Yazıcıoğlu’nun toprağa verilmesinden sonra da devam ediyor!

Elbette bizim de kaza ile ilgili kuşkularımız var ve bunları herkesten önce ART’deki programımızda dile getirdikten sonra bu sütunda da kısmen yazdık fakat medyada “servis haberler”le öyle bir hava estiriliyor ki sanki Yazıcıoğlu, ömür boyu mücadele ettiği adamlara teslim olmuş!

* * *





Bir “Aydınlar Kurultayı”ndan bahsediyorlar. Aydınlar Kurultayı, 1990’lı yılların başlarında bizim önerimizdi. Kirletilen kavramların asli anlamlarında kullanılması için aydınların bir araya gelmesi ve ülke için ortak projeler üretmesini istemiştik. Bizim bu önerimize destek veren çıkmayınca, projeyi başkaları “Abant Platformu” olarak uyguladı ve buradan bir iktidar çıkardılar. Şimdi de Erbil merkezli devletçiğin ebeliğini yapıyorlar. Beş yıl önce de Muhsin Kadıoğlu, “Milliyetçiler Kurultayı” nı önerdi. Bu öneriyi ciddiye alan politikacı Muhsin Yazıcıoğlu oldu. Bir müddet böyle bir kurultayın hazırlık çalışmalarını da yaptırdı ancak bir türlü gerçekleştiremedi.

* * *

Şimdi ortaya atılan “servis” haberlerden anladığım odur ki Muhsin Yazıcıoğlu’nun liderlik ettiği gençlik üzerinde bir büyük hesap yapılıyor. Böyle dinamik bir gençliğe sahip olmayan, fakat Türkiye’yi dönüştürmek isteyen çevreler Muhsin Yazıcıoğlu ile sanki ölümünden önce beraberlermiş gibi bir hava yaratarak, Alperenlerin sempatisini toplamaya ve onları kendi emellerinin sokak gücü olarak kullanmaya çalışıyor.



İçeride de “servis”in adamları var mıdır bilmiyorum ama böyle bir fotoğraf netleşiyor! Yazıcıoğlu, bu konuda “Bizim tarlamızı çoktan sürmüşler” diyordu. Alperenler, herhalde bu tuzağı göreceklerdir. Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül öncesinde Ülkü Ocakları Genel Başkanı iken hangi ideolojik çizgide ise son nefesine kadar bu yoldan ayrılmadı.

Tabii ki olgunlaştıkça geçmiş dönemde yapılan hataları gördü ve telafi etmeye çalıştı. Mesela 10 Kasım 2006’da Atatürk’ü anarken, “Biz ülkücülerin de doğal milli liderimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında olumsuz propagandalara ve gelişmelere seyirci kalmakla hata yaptığımızı itiraf etmek isterim. Gençlerimizi önce komünizm ve kapitalizm tehlikesi hakkında eğitirken, milliyetçi saydığımız yazar ve mütefekkirlerin görüşlerine sarılıp, Atatürk’ü sağlıklı olarak öğretip, inceletmediğimiz kanaatindeyim” demişti.
* * *

Esasen, Yazıcıoğlu’nu yetiştiren Alparslan Türkeş de 15 Ağustos 1995’de Akşam gazetesinde yayınlanan söyleşimizde,“Türk olup da Atatürk’ü sevmemek mümkün mü? Atatürk, tarihin kaydettiği en büyük devlet adamlarından biridir. Cumhuriyetin kuruluşundan 70 sene sonra, birtakım zıpçıktı adamlar ortaya çıkıyor. Bunlar kendilerini Atatürk’ten büyük görüyor. Akıllarınca...

Ve ‘federasyonu da tartışalım, resmi dil Türkçe olmasın’diyenler oluyor. Tabii bunların hepsi bir art niyet olduğunu ortaya koyuyor... Art niyetle Türk Milleti’nin düşmanlarının Türk Milleti’ni yok etme niyetidir bu” diye konuşmuştu. Şimdi, “suikast yapıldı” şüphesini istismar ederek Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkar gibi görünen; Alperenleri kendi çizgilerinden koparıp Türkiye ile ilgili hain projelerinde kullanarak Türkiye birliğini dağıtmak isteyenler bilsin ki bu “servis” oyunları kabak gibi ortaya çıkmıştır.

Arslan Bulut 4 Nisan 2009

Sabih Samur Yorumu:
Alperenler azımsanmayacak bir güç.Sevgili Arslan Bulut'un da vurguladığı üzere bu güçe sahip çıkmak isteyen ve hazır lokma gibi gören parti ve partiler üstü güç ve cemaatler var.


Eskinin kabadayıları hasmını öldürdüklerinde cenazesine mutlaka katılır, öncelikli olarak taziyede bulunurlarmış...

Gelenek devam ediyor.Kim Muhsin Yazıcıoğlu için en güçlü ağıtı yakıyor, onu yere göğe sığdıramıyorsa; ben, ondan ve onun arkasındaki devasa güçten şüpheleniyorum.

Havada karşı yönde olan bir, ikinci helikopterden bahsediliyor.Sakın ola bu helikopter değil de bir kaç yüz metre daha yukarıda seyreden bir AWACS olmasın!


Saygılarımızla
Sabih Samur



Bütün sohbetler “aman inşallah ortam böyle devam eder yani gerilmez” diye başlıyor,Devlet Bahçeli ile Ahmet Türk’ün tokalaşması ile devam ediyor…
Bitlis doğumlu Kürt kökenli bir arkadaşımızla (06 Ağustos P.tesi,sabah)sohbet ediyoruz. Okuduğunuz bu yazıyı hazırlarken “Ağabey sert yazma, bak ortam ne güzel, her şey güzel olacak ,hoş görüyle yaklaşmak lazım” diyor.
C.tesi, Saat 16:00 civarıydı; Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Sn. Arslan Bulut ile gazetede randevumuz vardı. Bir taraftan sohbet ederken bir taraftan da göz ucu ile milletvekillerimizin yeminlerini izliyorduk. Sohbetimizin konusu malum, memleket meseleleri.
Arslan Bulut’u sadece yazılarından tanıyor kalemi ile gurur duyuyordum. Kendisini tanıdıktan sonra bu gururum bir o kadar arttı.Bir tarafta bireysel olarak ekmek kavgası,yaşam ve gelecek kaygısı; malum gazetecilik diğer taraftan adına yakışan arslan gibi bir yürek,keskin bir kalem!
Arslan Bulut ile daha sık bir araya gelmek üzere sözleşip ayrılıyoruz.
Akşam babamlara davetliyiz.Bir tarafta yemek hazırlığı bir tarafta yarım bıraktığımız yemin izleme görevine devam.Beklediğim an geliyor:Ahmet Türk Türkçe olarak yeminini ediyor.
Namusu ve şerefi üzerine Yüce Türk milleti adına ant içiyor.Yemin her dinde önemli!
Sonra kanalları geziyoruz,İstiklâl Marşı ile ilgili görüntüler geliyor ekrana.İçim burkuluyor,
Kötü oluyorum.Bir taraftan yemin ediyorsun diğer taraftan beraber savaştığını,bu toprakları birlikte kan dökerek elde ettiğini söylediğin bu toprağın,bu vatanın en önemli değeri olan İstiklâl Marşı’nı söylemek sana zûl geliyor!
Bu marştaki hangi kıta,hangi mısra ve ya hangi kelime seni rahatsız ediyor ki dudakların dahi kıpırdamıyor.Kürt kökenli arkadaşımızın sözleri kulağımda çınlıyor: “Hoş görüyle yaklaşmak lazım,ortamı germemek lazım!”
Kafam çok karışık, germeyelim,pekiyi sonra?
Daha düne kadar bütün askeri birliklerin duvarlarında ve milliyetçi söylemlerimizde şöyle bir dörtlük vardı:
Tek Dil
Tek Bayrak
Tek Millet
Tek Vatan
Ortamı germemek uğruna,AB uğruna,Demokrasi uğruna “Tek Dil” den ödün verdik ve sessiz sedasız TEK’liğimiz üçe indi.Şimdi yine germeyelim diyoruz.Meclisteyiz.Germeden , yumuşak yumuşak sıradaki ikinci TEK’i de ortadan kaldıracak mıyız?
Sırada hangisi var?
Tek Vatan mı? Tek Millet mi?
Federal sistemi ve ya Eyalet sistemini meclis çatısı altında, gergin olmayan bir ortamda, tatlı tatlı tartışarak “Tek Vatan” ve / ve ya “Tek Millet”ten hangisinden ödün vereceğiz?
Arkadaşıma verdiğim sözü elimden geldiğince tutmaya çalışıyorum.Sert yazmayarak kendi çapımda ortamı germemeye çalışıyorum(gel bir de içimdeki bana sor!).
Umarım bu yazdıklarımızın hiçbiri gerçekleşmez.Umarım Türk-Kürt ayrımı yapmadan beraber kurduğumuz ve adını Türkiye Cumhuriyeti ve üzerinde yaşayanlara da Türk Milleti dediğimiz bu vatandan Amerika ve benzeri ülkelerin ulusal çıkarları uğruna Kürtçülük ve Kürt Milliyetçiliği rüzgarına kapılarak ayrılmayı veya ayırmayı akıllarına bile getirmezler!
Her şeye rağmen yeni yasama dönemi hayırlı ve uğurlu olsun.
Saygılarımla
Sabih Samur 06 Ağustos 2007 23:26 İstanbul