Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster




Adalet Yürüyüşü, Kemal Kılıçdaroğlu'nun gerçekten zekice bir hamlesi. Kutluyorum.
Bu yürüyüşte yer alanlar Türk Milletinin resmi vatandaşları.
Öncelikle dalga geçmek, "Hızlı Tren" esprisi filan asla bu tepkinin ciddiyet seviyesini aşağı çekemez, önemli olan hükümetin mesajı almasıdır. Almıştır da.

Bağımsız olması gereken Yargı, ne kadar siyasallaştırılırsa siyasallaştırılsın gün gelir özüne yani Cumhuriyet ayarlarına döner ve görevini icra eder.

Bu Devlet Sadece 90 küsur senelik devlet değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, buzdağının deniz üzerinde görünen küçücük bir parçasıdır. Bu Devlet 2.500 yıllık KADİM Devlettir.
İşte denizin içinde olan ve görünmeyen asıl büyüklük budur.

FETÖ, PKK, ASALA kimler geldi kimler geçti ve geçmeye devam ediyor...

Devlet her daim ayakta olacaktır!

Türkiye, FETÖ öncesi ve sonrası bu ve benzeri hiçbir cemaat, kişi ve dini yapılanmanın güdümüne sokulamaz!
Yaşayacak ve göreceğiz.

Adalet Önemli, Yürüyüş Önemli

Sabih Samur, 17 Haziran 2017

Kaynak: http://www.dorukturk.tv/makale/sabih-samur/adalet-onemli-yuruyus-onemli/459.html 

Prof. Emre Kongar, Cumhuriyet Gazetesi’nde 4 Ağustos Salı günü yazdığı yazıyla bana destek verdi.
Kendisine teşekkür ederim. Yüreklendirici bir yazı yazdı, “unutmayalım” çağrısı yaptı.
Bugün 55 gün oldu.
Belgenin gerçeği bulunamadı.
Sahteyi yazan da yakalanmadı.
Orduya çamur atılmış oldu.
“Kim yazdı sahte belgeyi?”
55 gün önce sorulan bu sorunun cevabını; sivil savcılar arayacaklar, tarayacaklar; çabalayıp uğraşacaklar, her türlü engeli aşarak bulacaklardı.
Bulmak zorundaydılar.
Hepimiz bekliyorduk.
TC ordusunda darbeciler var mıydı? Varsa kimlerdi? Albay Dursun Çiçek ve diğer albaylar, gerçekten Genelkurmay’ın görevli oldukları dairelerinde “iktidar partisi AKP ile Gülen Cemaatini bitirme” adı altında bir darbe planı hazırlamışlar mıydı?
Askeri savcı, 12 gün araştırdı.
Bu belge sahte dedi.
Görev sivil savcılara geçti.
Ülkenin Başbakanı Tayyip Erdoğan da olayı şimdi sivil savcıların araştıracağı, belgenin aslının bulunacağı, davanın peşini bırakmayacakları sözünü verdi.
Bugün 55 gün doldu.
Belgenin gerçeği bulunamadı.
Sahteyi yazan yakalanamadı.
Başbakan da sözünü unuttu.
Belgenin aslını ne arayan, ne soran, ne takip eden kaldı. 55 gün içinde Yüksek Askeri Şûra’nın her yıl yapmakta olduğu “terfi toplantı günü” de çıkıp geldi. Bunun üzerine “yalana dalkavukluk katmayı” gazetecilik, aydın kişi olma, demokrat diye çağırılma sananlar hep bir ağızdan yine yazdılar:
Terfi edemedi!
Albaydı, albay kaldı.
Dursun Çiçek’in albaylıktan, deniz piyade amiralliğine terfi edememesinin nedenini “belge dedikleri sahte kâğıt parçasının altında imzası olmasına” bağladılar.
Yine yalan yazdılar.
Halkı aldattılar.
Albay Çiçek’in rütbe alamamasının nedenini Genelkurmay, internet sitesine bilgi notu olarak koymuş, şunu yazmıştı: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda “sadece 1 adet deniz piyade amiral kadrosu” vardır ve buraya da atama geçen yıl yapıldı.
İktidar yandaşı gazete ve TV’lerde köşe, itibar, mevki, makam ve para bulanların ağızlarında büyüyen yalan lokmasının CIA sosu ile lezzetlendirildiğine, her geçen gün, biraz daha fazla inanıyorum.
Çünkü bugün 55 gün doldu.
Belgenin gerçeği bulunamadı.
Sahteyi yazan yakalanamadı.
Başbakan verdiği sözü unuttu.
Belgenin aslını ne arayan, ne soran, ne takip eden kaldı. Ağızlarında CIA soslu yalan lokması büyüyor!
Unutmayın!
Hep sorun!
Kim yazdı sahte belgeyi?
Rejisor kim?
O rejisör mü şimdi “Kürt ile Türk’ü barıştırma açılımları” yaptırıyor? Bu demokrasi açılımlarını; CIA soslu yalan lokması hazırlayan o rejisör yaptırıyorsa; bu lokmayı ne Kürt yutar, ne Türk! Bu CIA soslu yalan lokmayı; ne Kürt yutmalı, ne Türk!

Necati Doğru
Kaynak : İlk Kurşun Gazetesi

İlhan Selçuk - Cumhuriyet Gazetesi

1 Mayıs 2009

Silahlı güç deyince herkesin aklına hemen asker gelir…
Peki, ya polis?..
*
Son günlerde polis deyince akla ne geliyor?..
Hakkâri’de Kürt çocuğunu silahının dipçiğiyle hastanelik eden polis mi?..
İstanbul’da teröristin şehit ettiği polis mi?..
Üniversite rektörlerinin, profesörlerinin, TV yöneticilerinin, yazarların, sendikacıların, E. generallerin kapısına sabahın köründe dayanan polis mi?..
*
Polis deyince akla başka hangi soru geliyor?..
Cumhuriyet polisi mi?..
F tipi polis mi?..
*
ETÖ ne demek?..
Fethullahçı ve yalaka takımının kullandığı bu rumuz “Ergenekon terör örgütü” demek…
Polis ETÖ suçlamasıyla yüzlerce değerli insanımızı topladı…
Çıt çıktı mı?..
Ama polis, İstanbul’da gerçek bir teröristin kapısına dayandığı zaman ne oldu?..
Altı saat çatışma, bir vatandaşın ve bir polisin öldürülmesi, yedi yaralı…
Üniversite rektörünü terörist diye rahatça gözaltına alan polisin karşısına gerçek bir terörist çıkınca ne oluyor?..
Polise yazık oluyor…
*
Polis, İstanbul’da polis şehit eden teröristi daha önce dinliyor muydu?..
Gazetelerin yazdıklarına bakılırsa teknolojinin en son aygıtlarıyla 70 bin kişi Türkiye’de gizli gizli dinleniyormuş…
Polis kimi dinliyordu?..
Rektörü..
Profesörü..
E. generali..
Yazarı, vb…
*
Yoksa F tipi polis, Emniyet örgütünde yönetici ve egemen mi?..
Polis Ergenekon soruşturması kapsamında kazı yapıyor, toprağın altında gömülü silah ve mühimmat buluyor…
Genelkurmay Başkanı da diyor ki:
- Bu silahlar bize ait değil…
Bir de rakam veriyor:
- 1988 yılında MKE (Makine Kimya Endüstrisi) Kurumu’nun ürettiği 3300 el bombasının 300’ü orduya, 3 bini polise verildi…
O zaman akla ne geliyor?..
Şimdi bin bir propaganda, tantana ve suçlamayla keşfedilen bu silahları sakın F tipi polis toprağa gömmüş olmasın?..
*
Polisteki yönetimin ‘cemaat’, nam-ı diğer ‘Fethullahçılar’ın eline geçtiği iddiası yoğunlaşıyor…
Necati Doğru’nun Vatan gazetesinde çıkan dünkü yazısından bir alıntı:
“- Bugüne kadar yapılan 12 dalga operasyonla tutuklanan, gözaltına alınan, tutuksuz yargılanmak üzere haklarında dava açılan yaklaşık 350 kişinin arasında rektörler var. Profesörler, yazarlar, gazeteciler, parti başkanları, TV sahipleri, bilim adamları, ‘Baba beni okula gönder’ciler bulunuyor.
350 kişinin hepsinin özelliği; Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laiklik savunucusu olmaları…
Bu 350 kişinin arasında neden ‘Cumhuriyetçi, Atatürkçü olmayan ve laikliği savunmayan bir tek kişi’ bile yok?“
*
Ve yazıyı bitirirken bir de ben sorayım:
Ergenekon pazarlaması ‘Gatakulli Fethullah’ın Amerika’daki merkezi karargâhından mı yönetiliyor?..



“Sn. Altemur Kılıç
Lütfen bu kadar karamsar olmayın.
- Aponun her yeri kıpır kıpır tap taze olsa ne olur?
- Memleketin % 50 si ve belki daha fazlası (TSK dahil olmak üzere) Fethullah Gülen yandaşlarının eline geçse ne olur?
- Batman, Diyarbakır kökenli vb. çete bozuntuları, İst. Emniyetinin Gözü önünde İstanbul'un haracını parselleseler ne olur?
- Operasyon yarım kalmış, hava soğukmuş, şartlar müsait değilmiş geri dönmüşüz ne olur?
- Milletin dili kulağına kaçmış, Ergenekoncu derler diye; deseler ne olur?
Bu yaşta sizin gibi Kılıçlar başımızda ,yanımızda da Atatürk'ün Bursa Nutku olduktan sonra bu memleketi yıksalar da yeniden, yine Atatürk'ün çizgisinde kurarız.
Saygılarımla
Sabih Samur”
Bu yorum iletisini Sn. Altemur Kılıç’ın “Biji Apo…” adlı yazısına istinaden yazmıştım. Çok enteresan bir zamanlama ile “Kurtlar Vadisi Pusu” adlı dizide de Türkiye’nin sahipsiz olmadığı ve adı ne olursa olsun yine Türkiye’ye ait güçler tarafından, memleketin tüm meselelerinin izlenip gözlemlendiği ve olayların demokrasi boyutunda çözülemediği noktalarda adına “derin” denen yapılanmanın devreye girdiği, dizi ortamında meşhur “Kırmızı Kitap”ın da adı geçerek dile getirildi.
Cümle biraz uzun oldu kusura bakmayın. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde “derin” denen bir yapılanma tuhaf geliyor. Bana da öyle geliyor ama. Evet, aması var. Bakıyorsun ülke gün geçtikçe kötüye gidiyor. Seksen küsur senenin yapı tuğlaları tek tek yıkılıyor yani güncel deyimle özelleştiriliyor. Devletin olmadığı tamamen özelleşmiş bir milletin ayakta kalması mümkün mü?
Topkapı Tekstil Meslek Lisesi 2. sınıfta Milli Güvenlik dersindeyiz.Sene 1982. Bir kız arkadaşımız Binbaşı rütbeli hocamıza “-hocam keşke sınırlarımızda bekleyen tüm askerlerimiz aynı gün terhis olsa anneler bayram etse”demişti. Hiç unutmuyorum. Hocamız “sevgili arkadaşım işte o gün, o annelerin gözyaşı dökeceği bir avuç dahi vatan toprağı kalmaz. Senin o “komşu” dediğimiz devletler bir anda Türkiye’yi istila ederler”demişti.
Evet, sevgili okuyucular Türk Milleti bugün dimdik ayakta ise ve bastığı yerler vatan toprağı ise o sınırları bekleyen, dosta ve düşmana anlayacağı dilde mesaj veren Mehmetçik sayesindedir. Ki o Mehmetçik bizzat kendi bağrından çıkmaktadır. Lejyoner değildir.
2008 yılı tüm uzmanlar tarafından kabus yılı ilan edilirken;
- Türk halkına pembe tablolar çizmek,bir günde kişi başına düşen milli geliri bilmem kaç dolar artmış gibi göstermek,
- İhracatçılar kan ağlarken ihracatın zirve yaptığından dem vurmak…
- Turizmciler turist sayısında patlama yaşandığını, filanca havaalanında falanca sayıda turist girişi oldu geyiğini dinlerken, kendi kendine “peki ben neden kiramı ve personel maaşlarımı dahi ödeyemiyorum” diye sessizce mırıldanırken…
Müsaade edin de birileri iktidar yalakalığı yapmadan gerçekleri görebilsin ve dile getirsin. İster yerüstünde ister yeraltında…
Lütfen unutmayın; Semra Özal döneminde iktidarın etrafı eli purolu, bardağı viski dolu Papatyalar kaynıyordu ama Papatya olmayanlar gözlem yapıyordu. Şimdide iktidarın etrafı inananıyla, inanmayanıyla Türbanlı dolu. İktidara yakın olmayanlar ise yine geçmişte olduğu gibi gözlem yapmaya devam ediyorlar derinden derinden.
Anlayan anlayacağını anlayacağı gibi anlasın lütfen.
Sabih Samur