Astsubay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Astsubay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


1989 Kışı, Tatvan, Sorgun

Gece 02:30 Mahmut Siğinmiş ve Sabih Samur çalışıyor...
Biz hep çalıştık.
Dün de bugünde.
Allah ömür verirse yarında.


SS1967



BİLGİ NOTLARI


TARİH : 01 Ocak 2010
SAAT : 14:50
NO : BN - 01 / 10


1. Bugünkü bazı medya organlarında dün bir hakimi takip ettiğinden şüphe edilen iki aracın durdurularak arandığı, bu araçların askeri ve içindeki şahısların da askeri personel olduğu haberlerine yer verilmiştir.
2. Olayın cereyan tarzı aşağıdaki şekilde olmuştur;
a. 31 Aralık 2009 saat 12:30 civarında, Uğur MUMCU caddesinde birbirinden bağımsız olarak idari görevle seyir halinde olan beyaz renkli iki ayrı askeri araç polisler tarafından durdurulmuştur.
b. Durdurulan bu araçların askeri araç olduğunun anlaşılması üzerine olay yerine Merkez Komutanlığı ekipleri çağrılmıştır.
c. Söz konusu araçlar ve içindeki personel, durdurma ve arama kararını veren Cumhuriyet Savcısının isteği üzerine saat 14:00 civarında Ankara Merkez Komutanlığına götürülmüşlerdir.
ç. Burada Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tespitlerde;
(1) Araçlardan birisinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait olduğu ve içinde iki şoför er ile bir uzman çavuş aşçının bulunduğu,
(2) Diğer aracın ise, Garnizon Komutanlığına ait olduğu ve içinde iki şoför (biri onbaşı biri er), bir elektrik teknisyeni er ve bir marangoz erin bulunduğu anlaşılmıştır.
3. İlgili Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda, söz konusu askeri personel dün gece saat 22:00 civarında serbest bırakılmıştır.
4. Olayın, bir şüphe üzerine yapılan ihbar ve bu ihbara yönelik olarak icra edilen bir uygulama olduğu anlaşılmış ise de, son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir.
5. Konuya ilişkin olarak gerekli işlemler başlatılmıştır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
SABİH SAMUR YORUMU :
Ankara'nın göbeğinde iki askeri plâkalı araç içinde resmi kıyafetleri ile askerler Amerika'dan gelen bir ihbar telefonu üzerine eş zamanlı olarak durduruyorlar, savcılığın talimatı üzerine alınıp, sorgulanıyorlar.
Kim kime mesaj vermek istiyor bilmiyorum ama bildiğim bir şey var o da bu işlerin artık tadından yenmez hale geldiği.
Bizlerde yazıp çizen esnaf olarak yapmamız gerekeni yapalım; konuyla ilgili gerekli işlemleri başlatalım ve kamuoyuna saygı ile duyuralım.
Vah benim memleketim.


ALTEMUR KILIÇ

“Astsubay” mı- “Assubay” mı? Anlaşılan bu konuda bir anlaşmazlık var… Galiba, yasalarda “astsubay” deniyor; ben de öyle bilirdim… Fakat ister “astsubay”, ister “assubay” olsun, bu subaylar Denizaltılardan, savaş gemilerinden, uçaklara kadar, piyadeden istihkâma, topçuya kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin en vazgeçilmez fedakâr, temel unsurlarıdırlar! Ben Kore savaşında bunu, bizzat yaşadım ve gördüm.


Son zamanlarda onlara yapılan bir haksızlık bu olay ve haber trafiğinde, gözünden kaçmış… bir silah arkadaşım uyardı! Olay kısaca şu: “16 Nisan 2008 tarihinde mecliste 5 AKP milletvekilinin önerisi ile astsubaylara 1. derecenin 4. kademesine yükselme hakkı ile ilgili teklif veriliyor. Oturumu yöneten başkan vekili komisyona görüşünü soruyor olumlu anlamda takdire bırakılıyor, hükümete soruyor çalışma bakanı olumlu görüş bildiriyor. Oylama yapılıyor ve kabul ediliyor. Ertesi gün yani 17 Nisan 2008 tarihinde 5 AKP’li milletvekilinin teklifi ile takriri müzakere teklif ediliyor ve aynı madde tekrar görüşülüyor. Bu sefer komisyon, bakan olumsuz görüş bildirerek 1. derecenin 3. kademesinin verilmesinin uygun olacağını 926 sayılı kanunda astsubaylara 1. derecenin, 4. kademesinin verilmediğini beyan edip maddeyi tekrar oyluyorlar. Kısacası anayasaya göre hiçbir zümre kişi ve topluluğa ayrıcalık yapılmaması gerekmesine rağmen Türkiye Cumhuriyetinde eşit koşullardaki devlet memurları arasında (sivil-asker dâhil) 1. derecenin 4. kademesine yükseltilmeyen tek kamu görevlisi astsubay zümresidir. Üniversite bitirmelerine, yüksek lisans yapılmasına rağmen maalesef bu imkânın verilmediği tek zümre bu meslek grubudur.”


Emekli astsubay kardeşim haklı olarak soruyor; “Astsubaylar vatanı mı satmıştır? Bölücülük mü yapmıştır? İhale mi takip etmiştir? ABD’nin, AB’nin kapı kulluğunu mu yapmıştır? PKK eşkıyası mıdır? “Ben cevap vereyim: “Hayır”, sadece ülkesi için seve seve canını verirler ama seslerini pek duyuramazlar. Çünkü mevzuat müsait değildir! “Şanlı” medyamız hainlerin, ikinci cumhuriyetçilerin, işbirlikçi şerefsizlerin sesini duyarlar, dağdaki PKK’lılara, nerdeyse, hak verirler, ben geçte olsa, onlara tercüman olmak istedim. Bu vesileyle, eski bir fesat oyuna da dikkati çekerim: 31 Mart’ta, yobazlar Orduyu Alaylı- Mektepli diye bölmeye çalışmışlardı… Şimdi de alttan alta, “muvazzaf”, “emekli” diye ve de, “subay- astsubay” diye, bölmeye çalışırlar… Yukarda anlattığım olay da bu “nifak” çabasının parçası olmasın! Ast subaylardan ricam: aman bu oyuna gelmeyin; hepiniz bu Ordunun şerefli cefakâr subaylarısınız!


BABAM DA ASTSUBAYDI


Hemen şunu da şöyleyim. Babam Kılıç Ali de “Küçük Zabit Okulu” çıkışlı bir “Küçük Zabit” Asaf yani “astsubay” idi. Bununla iftihar ederdi ve ben de ediyorum! “Asaf efendi”; Çanakkale Muharebelerinde gösterdiği yararlıklardan dolayı teğmenliğe terfi ettirilmiş ve yüzbaşılığa kadar, sonra da, Antep -Maraş savaşlarında “Milis Albayı” naspedilmiş! Mustafa Kemal ona “Kılıç Ali” savaş adını (Fransızcası “Nome de Guerre”) vermişti ve sonra gene Atatürk’ün tensibiyle KILIÇ soyadını almış, “Ali Kılıç” olmuştu… Sadece bu öykü Türk Ordusunda ve anlayışında, “astsubayla- subay” arasında bir fark olmadığını gösterir!


Şu günlerde babamla ilgili iki kıymetli belgenin “Mustafa Kemal’in 1923’de Kılıç Ali'ye verdiği, “vasi salahiyet itimatnamesinin” ve soyadını veriş belgesinin müzayedeyle satılmasına engel olmaya çalışıyorum. VATAN gazetesinin bununla ilgili haberinde babamın Atatürk’ün “Yaveri” ve “Koruması” olduğu yazılmış… Öyle olsaydı da iftihar ederdim ama “kayıtlara geçsin” diye yazıyorum: babam Atatürk'ün sonuna kadar en itimat ettiği, can yoldaşı ve sırdaşıydı ve doğru; O'nu canıyla korurdu!


GAZİ MİLLETVEKİLLERİ


Ve milletvekilleri “egemenlik-yasama hakkını” kendilerine “gazi maaşı” bağlatmak için kullanıyorlar! Hangi savaşın gazileri? Genel kurulun ortasında Kamer Genç’i dövmenin gazileri mi? Ben de, Kore Gazisiyim: gaziler, üç ayda bir 900 YTL maaş alıyoruz! Dolgun harcırah ve maaşlarına rağmen, buna tenezzül eden milletvekillerimiz, pek azları hayatta kalan ve muhtaç durumda olan gazilerin ayda 300 YTL maaşlarını arttırmayı, neden düşünmez ve önermezler? Ve de astsubaylara verdiklerini geri alırlar?




SABİH SAMUR YORUMU :


Yazı yazmama vesile olan Sn. büyüğüm Altemur Kılıç'ın saygıyla elinden öpüyorum.Değinmiş olduğu bu konu gerçekten çok önemlidir.mutlaka ele alınıp düzeltme yapılması gerekmektedir.Konuyu sadece emeklilikteki günlerin hak ediş rahatlaması pozisyonunda değerlendirmek eksik olacaktır.


Astsubaylarımıza T.S.K'da gereken önemi ve saygıyı daha fazla nasıl arttırabiliriz?sorusuna yanıt aranmalıdır.Sanırım yanıt subaylarımızın yetiştirildiği okullarda aranmalıdır.Çünkü Kıta kültürünü hazmedinceye kadar olan dönem;yani Teğmen rütbesi ile başlayan süreç ikinci yıldızın takıldığı Üsteğmen rütbesinin ilk altı ayına kadar devam eden süreç çok önemlidir.Bu dönemde genç teğmenimiz maalesef TSK'ya yıllarını vermiş Kıdemli ÜstÇvş ve hatta Bşçvş seviyesine gelmiş astsubayına emir eri gibi davranabilmektedir. Üsteğmen olarak kıta deneyimi aldıkça dengeler kurulmakta hitabet ve emir komuta zinciri olması gerektiği gibi olmaktadır.Bunlar genel değildir ama ordumuzda yaşanan gerçeklerdir.Unutulmaması gereken hepimizin giydiği kamuflaj bizler için şerefli bir giysidir.Bu giysi içinde ve emekli olunduğunda subay ve astsubayı ve diğer personeli ile bizler bir bütünüz.1990 yılında kıta hizmetinin başında olan silah arkadaşlarımız şu an Bşçvş ve Yarbay rütbesinde görevlerini şerefleriyle icra etmektedirler.


Buradan kendilerine sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.Nurettin,Mahmut,Caruş'a ...


Sabih Samur
KAYNAK : Yeni Alanya Gazetesi http://www.yenialanya.com/

VATAN SAĞOLSUN

Gönderen SABİH SAMUR | 8:58 ÖS | | 0 yorum »













Evet iyiler kazandı (bu iyiler kimse?).Artık Oyak Bank diye bir isim, bir marka yok!

Uzan Grup'a ait Telsim'in olmadığı gibi.Telsim oldu Vodafone.

Binlerce belki onbinlerce Subay,Astsubayın alınterinden oluşan hisseler, bir milli gurur, zaman içinde özelleşerek daha sonra özelleşmenin bir üst boyutu olan milliliğini kaybetmesi ile yabancı sermaye gelişi (girişi) sağlanmış oldu.

Yani olan oldu.Gitti OYAK BANK geldi ING BANK.

Ne diyelim Vatan sağolsun.

her kaybettiğimiz değerin arkasından diyoruz ya...
Sabih Samur
KIRMIZI-BEYAZ









Sevgili Ercan Akman kardeşimin duygularını sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum.

Biraz uzun ama mutlaka sonuna kadar okuyun...
Hırant Dink vuruldu. Başına dört el ateş edilerek, gazetesinin önünde vuruldu. Elbette çok üzüldüm. Hırant Dink'in vurulmasının, hem de bu ülkede vurulmasının doğuracağı sonuçları tahmin edebildiğim için çok üzüldüm. Bu ölümün bu ülkeye vereceği zararı bildiğim için çok üzüldüm.Herkesin yazdığı gibi uluslar arası tepkiden veya dünya milletlerinin gözündeki imajımızın zarar göreceğinden dolayı değil ama. Zira bu imaj zaten bellidir ve yüzlerce yıldır değişmedi, uluslar arası tepki ise ille de birinin ölümüne ihtiyaç duymaz söz konusu ülke Türkiye ise mutlaka bir bahane bulunur.Benim kaygım, marjinalleştirilmeye çalışılan milli duruş ile ilgilidir.Benim kaygım bundan sonra oluşacak olan tüm milli tepkilerin bu travmaya takılıp kalacağı ile ilgilidir.Benim kaygım namus bayrağını taşıyan namussuzların namus kavramına zararvermesi ile ilgilidir.Benim kaygım bu olaydan önce neredeyse suç sayılan "ben Türk'üm"cümlesinin bu olaydan sonra belki de en provakatif cümle olarak algılanabileceği ile ilgilidir.Bu ortamı fırsat bilen millet ve vatan düşmanlarının ise pervasızlık sınırlarının nereye kadar genişleyeceği ile ilgilidir.İşte tüm kaygım ve üzüntüm bunlardan ibarettir. Elbette bir insan öldürüldüğü için, çocukları babasız kaldığı için üzgünüm, hem de çok üzgünüm. Ancak yazılanların ve söylenenlerin nasıl provakasyonlara sebep olacağı da ortadadır.Burası özgür bir ülkedir elbette, herkes dilediğini düşünmekte ve söylemekte ve hatta yazmakta özgürdür, ancak özgürlük sınırsız değildir.Zira başkalarının özgürlüklerinin ve kutsallarının sınırları bizim özgürlüklerimizi kısıtlar. Sırf özgür olmak adına kimseye hakaret edemezsiniz. Sırf özgür olmak adına kimsenin kutsalları ile alay edemezsiniz.Hırant Dink vuruldu, bir ev babasız, bir kadın kocasız kaldı. Şaşılacak bir hızla basılan posterleri pankart şeklinde dağıtılmış ve toplanan kalabalığın ellerinde," katil devlet hesap verecek" sloganları eşliğinde sallanıyordu. Aslında bir babaydı ölen, bir insandı bir provakasyon malzemesi değildi.Hırant Dink vuruldu, yollara döküldü insanlar, karanfiller atıldı vurulduğu yere. Dev bir posteri derhal gazete binasından sarkıtıldı. Tüm gazeteler olayı manşetten verdi, herkes baş sağlığı mesajları geçti.Biz bu tür ölümlere, arkadaşlarımızı kaybetmeye alışmıştık aslında ama bir teki için bile böyle bir uğurlama yapmamıştı Türk halkı , bir teki için bile yayın organları böyle manşetler atmamıştı, alışmadığımız buydu bizim.
Kadir Aydın; şehit j. Astsubay.
Diyarbakır'ın Lice kırsalında teröristlerle girilen çatışma sonucundahainler tarafından ve vatanı uğruna şehit düştü. Babası kızım var onu davatana kurban vermeye hazırım dedi. Hiçbir gazete bu kadar yer vermedi,ne İstanbul ne İzmir'de bu kadar kalabalık toplanıp terörü protesto etmedi.
Alim Yılmaz; J. Yarbay.
Elazığ ili kırsalında teröristler tarafından şehit edildi. EşiAğlamayacağım, onları sevindirmeyeceğim bu vatanı bölemeyecekler diyordu. Haber bültenlerindeki birkaç saniyelik görüntü ve haber metni dışında hiçbir kanal ondan bahsetmedi, onun için özel programlar yapılmadı. O bir kahramandı ve kahramanlar gibi gitti sonsuzluğa.Daha burada isimlerini saymaya kalksam ciltler alacak kadar çok kahramandan bahsediyorum, hiç birisi bize hakaret etmedi, istiklal marşının "kahraman ırkıma bir gül" bölümünde susmadılar haykırdılar.Hırant Dink güvenlik ve huzur içinde yazabilsin, çocukları okullarına emniyetle gidebilsin diye şehit düştüler . Kimse onlar için posterler bastırıp yürüyüşler tertip etmedi.Biz alışmıştık aslında ölümlere, arkadaşlarımızı topraklara koymaya,Hırant Dink'in bir terör eylemine kurban gitmesinden dolayı oluşan toplumsal hassasiyeti, onların da hak ettiklerini düşünüyorum sadece ama onlar için gösterilmedi.Hırant Dink vuruldu ama ne ölecek biliyor musunuz?Ancak oluşmaya başlamış olan milli ruh ölecek, öldürülecek. Yenice filizlenmeye başlamış olan ulus bilinci öldürülecek, gazete köşelerinde.Hırant Dink vuruldu ama "Türküm ve kimseye soy kırımı uygulamadım, benim olan vatan toprağından bir karış vermeyeceğim" diyenler ve diyecekler öldürülecek televizyon programlarında.Hırant Dink vuruldu ama aslında ölen başka bir şey olacak ve HırantDink'i vuran her kimse gerçekten bu vatana ihanet etti. Bu ülkeye verilecek en büyük zararlardan birini verdi.Şimdi Irak'ta ki Türkmen katliamına gösterilecek tepki bu travmaya takılacak.Kıbrıs için oluşmaya başlayan hassasiyet bu olaya kurban edilecek.Türk varlığı için söylenecek her söz ve yazılacak her kelime derhal Şişli'de ki kanlı sokağın müsebbibi olma suçlamasıyla karşılaşacak.Hırant Dink vuruldu ve öldü.Basılan bu düğmeden sonra ölecek her şey için Türk ulusunun başı sağolsun. Bu ölümden ve bundan sonrakilerde kim nemalanacaksa o sevinecek,mutlu olacak. Biz çok üzüldük çünkü kayıp çok büyük olacak, HırantDink'ten daha büyük olacak.Bu kaybı önlemek için sessizce toprağa düşen kahramanlar ise ölmeye devam edecek.Sessizce.

Türk ulusu! Başın sağ olsun.

Sabih Samur 23 Ocak 2007

ABD'nin BOP'u varsa Türkiye'nin de TOP'u var!