Saygıdeğer Bilim İnsanları,
Prof. Dr. Kutbeddin DEMİRDAĞ
Fırat Üniversitesi Rektörü
Öncelikle Demokrat Parti Genel Başkanı ve Üst Kurul Üyesi saygıdeğer arkadaşlarıma bir ata sözünü hatırlatmak isterim!
“Baba malı tez tükenir evlât gerek kazana”
Çoklukla insanlar bir emek vererek kazanmadıkları baba malının değerini pek bilmezler. Babadan kalan mal, mülk ya da para hazır olduğu, değeri de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır; tez biter. Kişilik sahibi olan kimse baba malına güvenmez, alın teri dökerek kazanmaya çalışır, kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar, dolayısıyla onu dikkatle harcar.
Demokrat Parti’nin de şerefli geçmişinden günümüze intikal etmiş onurlu bir ismi ve dededen, babadan kalan mirası vardır. Bu isim ve miras binlerce partilinin yıllarca çocuklarından ve ailesinden tasarruf ettikleri zaman ve alın terinin onurlu bir neticesidir. Parti malı yetim malı gibidir; Parti malının koruyucuları onu imar eder, verimli hale getirir, çoğaltabilir fakat bu mal asla satılamaz, satın alınamaz, paylaşılamaz, bağışlanamaz ve istimlâk edilemez.
Tarafıma gelen bir bilgiye göre Pazar günü yapılacak GİK toplantısında partimizin mal varlıkları hakkında tarihi bir karar alınacakmış, ancak unutulmamalıdır ki alınacak bu kararın manevi vebali çok büyüktür ve tasarrufta bulunanlar asla iflah olmaz.
Partimizin üst yöneticisi değerli arkadaşlarım, arkanızı dönün ve partimizin geçmişine bir bakın; Geçmişte hangi yönetim parti malı sattı ya da birilerine peşkeş çekti? Rahmetli Menderes, rahmetli Özal, Sn. Demirel, Sn. Çiller ve Sn. Yılmaz bu partinin mal varlığına mal kattılar!
Sizlerin görevi bu partinin mal varlıklarının baba malı gibi satılıp yok edilmesine göz yummak değil, bilakis korumak ve büyütmektir. Ayrıca diğer bir göreviniz de ülkemizin zorlu bir süreçten geçtiği son derece kritik bir dönemeçte siyasi çözümler ve projeler üreterek halkı irşat etmek ve gayrı milli politikalara, soyguna ve talana karşı sert bir dille muhalefet etmektir.
Sayın GİK üyelerinden Pazar günü alınacak kararlarda bu vicdani hassasiyet içinde olmalarını diliyorum.
Prof. Dr. Vecdet ÖZ
Kaynak: http://www.turkiyehavadis.com/
Balkan Türklüğünün iki kanadı vardır. Biri halen Balkanlarda yaşayan Türkler
diğeri Balkanlara ilgisini sürdüren organize dernek çatısı altında toplanmış ,
çifte vatandaşlığı elde etmiş, geldiği ülkede (özellikle Bulgaristan) mülk sahibi.
Emekli olmuş, geldiği yerlere hizmet çabasındaki insanlarımız.
Bu iki kanattan birinin yeterince rol almaması halinde ne uçmak, ne koşar
adım gitmek mümkündür.
Balkan insanı sorumluluk almalı, sorumluluktan kaçmamalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, Tika gibi kuruluşlar, Türk Dünyası araştırmaları vakfı gibi gönüllü kuruluşlar bir hiyerarşi içinde bu işin birer köşesinden tutmalı.
1930'lu yıllarda, Bulgaristan'da "Turan Ocağı" adı altında, spor ve kültür klüpleri kuran insanların bu gün teknolojinin, iletişim ve ulaşımın nimetlerinden radyo ve tv den istifade etmemesinin bir mantığı yoktur.
Artık çağımızda neredeyse her kasabada yerel tv kanalları varken bunları kullanmamanın mantığı nedir?
10 Milyonu aşkın insanımızın yaşadığı bu coğrafyayı yok farz edemeyeceğimize göre
çağın bütün imkanlarından faydalanılmalı.
Mahalli gruplar, kongreler, kurultaylar, seminerler yapılacağı gibi, büyük ölçekli bütün Balkanları kapsayacak olanlar da yapılmalı.
1945 lerde Yugoslavya'daki "Yücel" hareketini kuran fikriyat halen dimdik
ayaktadır. Makedonia ve Kosova'da Türk partisi kuranlar, bu tarz bir organizasyonda
nefer olmaya hazırdır kanaatindeyim.
Bosna'da, savaş esnasında her öldürülen Boşnak için Sırplar, "bir Türk daha eksildi" diyordu.
Boşnaklar da mezar taşlarına Ay-yıldız, bayraklarına üç hilal çizerken; bu oluşumun dışında kalabilir mi?
Elbette, hayat da, Balkanlar da, dikensiz gül bahçesi değil.
Kimse altın tabakta, neticeyi sunmayacaktır.
Muhtemelen arızalar, çatlak sesler olacaktır.
Ama görünen o dur ki artılar eksilerden fazladır.
Hulasa Balkanlarda, un, şeker, yağ var iş helvayı kotarmaya kalmıştır.
Büyük düşünmezseniz büyük olamazsınız.
Saniye Sütlü
Akil Adamlar Tokat'ta yurdum insanına masal anlatırken, adı Onur Çalışkan olan bu delikanlı binmiş atına, almış arkasına Tokatlı'mı arslanlar gibi yürüyor.
Ben buradayım, Be...n Türk'üm, Ben Mustafa'yım, Ben Kemal'im, Ben Atatürk'üm diyor!
Memleket federasyona doğru sürüklenirken sessizce kenarda oturup, "aman sesimi çıkartırsam beni de Silivri'ye alırlar" diyen, yazdıkları kitapları satmaya çalışan sözde liderciklere gerçek liderliği gösteren Tokat Ülkü Ocakları Başkanı Onur Çalışkan,
hasretle gözlerinden öpüyorum.
Yolun açık olsun.
Yalnız değilsin, Yalnız değiliz.
Sabih Samur

sabihsamur.com
Original design by Blogging Secret | Free Blogger Templates | Ads Theme Blogger Template