Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde bugün seçimler başladı. Oy verme işlemi akşama kadar devam edecek. Size bu seçim haberlerini elde ettikçe ve 'Exit Poll'^denen bazi verilere dair açıklamalar da yapıldıkça siz izleyenlerimizi gelişmelerden haberdar edecek ve ihtimallerden sizi bilgilendireceğim. Bir ilk tadımlık bilgi, bugünkü Rum seçimlerinde favori olarak gösterilen kendi partisi DİSİ ve kendiine destek veren DİKO partisince desteklenen ve büyük kazanma şansını elde eden Nikos Anastasiadis'in, Türkiye'nin AB Bakanı ve başmüzakerecisi Egemen Bağış'a bir mesaj gönderdiği konuşuluyor. Anastasiadis'in bu mesajında, TÜrkiye'nin AB ortaklı hakkını kazanması için müzakere başlıklarının açılması, daha doğrusu Türkiye'nin bir adım daha ileriye gidebilmesi hakkını elde etm esi için, artık Brüksel'a karşı ilişkiler kitabının açık olan ve hiç ilerleme kaydedilmeyen sayfasını çevirerek Türkiye'nin daha uygun tutumlar sergilemesinin gerektiğini söyledi. Tabii bugünkü Rum Başkanlık Seçimlerinden sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimini kendisi temsil edeceği için onun bu davranışının devamı beklendi. Dün akşam bu konuda yorumlar gelmekte gecikmedi. Meğer Anastasiadis, kendi tarafının hangi davranışları uygulaması gerektiğini kabul ederek olumlu bir adım atacağı yerde ona buna tavsiye ederek seçmene göz kırpmaya çalıştı. Anastasiadis, haddini aşarak Türkiye'nin, dolayısıyla Kuzey Türk Cumhiyetinin, 'sayfayı çevirdikten sonra, Türkye-AB Ortak Protokolünü uygulamaya koymasını, Türkiye'mizin ne yasal ne de anayasal olan Makarios zorbalığının yıktığı ve Türkleri bütün hak ve makamlarından, işlerinden - bir din adamına hiç yakışmayan zorbalıkla alt üst etmesine aldırmadan - Rum Yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımamızı talep etmektedir. Son talebi de - ortada ne fol ne de yumurta varken - Türk tarafının bir adım daha geriye atarak kapalı ve Türk denetiminde olan Maraş'ı açmaya çağırmaktadır. Ama Maraş'ın yarıdan büyük bir kısmı İngilizlerin kendi sömürge daresinde yasal olmayan yollardan tapu verilen bölgedir. Vakıf mallarına saygı göstermeyen ve onları Rumlara peşkeş çeken sakat zihniyete de, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin boyun eğmesini istiyor. Buraada, Anastasiadis'e, Kuzey Kıbrıs'ta yaygın olarak kullanılmakta olan bir deyimi tekrar etmek gerekiyor: Bak bayım biz olmayacak duaya boş yere 'amin' demeyiz şeklinde cevam veririz. Eğer pallikaryalığa başvuracak olurlarsa da ona göre cevabımız vardır: MOLON LAVE (Sıkıysa gel de al. Fanatik Rum basınında (Politis Gazetesi) dün bu olay Anastasiadis'in neredeyse Türkiye'ye meydan okuması şeklinde takdim edildi. DİSİ Partisinin EOKA'nın baş destekçisi, önce İngiliz Sömürge İdaresi, sonra Türklerin haklarının eksiltilmesi ve nihayet Türkleri tehdit ve sindirme yollarına sapmaması konusunda bir hayli temkinli yayın yaptı. Kıbrıs Rumlarının kendileri Türklerin gaspettikleri haklarından bir zerresini bile iade etmezken, bizden tüm taleplerini peşinen kabul etmemizi istemesine bu partiden AB Parlamentosuna milletfvekili seçilen Antiğoni Papadopulu da seve seve katılıyor. Demek istediğim şu: Bu seçimleri eğer Anastasiadis kazanırsa, Kıbrıs konusunda pek bir çözüm umudu ortaya çıkmayacaktır. O takdirde de BM, AB ve tüm diğer uluslararası kuruluşlar, Kıbrıs konusunda dörtlü bir konferansa çağrılmalı ve batı alemi de artık her şeye OHİ (Hayır) diyen Rum- Yunan ikilisine KATSE KATO (Otur yerine) diyerek 48 yıldır kuvvete dayalı olan isteklerine, makul yola dönerek uzlaşma yöntemiyle çözüme kavuşturmalarını söyleyerek ellerini artık masaya vurmaları kaçınılmaz olmaktadır. Rum-Yunan ikilisi baş belası kesildikleri AB'den para dilenirken bir de şartlar ileriye sürmemeli. BM ve AB buna izin vermemelidirler. Yoksa taksim bunca yıl süren Rum-Yunan bağnazlığının sonucu olarak kaçınılmaz olur. Saffet SOYKAL

Bizim Bulgaristan Türk topluluğumuzda çok iyi niyetli ve temiz kalpli insanlar var.Bir zamanlar aktif siyasetin içindeydim. HÖH'ün içinde de iyi insanlar var. Tek Türk partimizdi, bizim için çalışıyordu, ben de vaktinde bu parti için canla ve yürekle çalıştım. Türklerimiz için çalışıyorduk, ama daha sonra bizim aramıza Bulgarları da kattılar. Biserov'lar, Sonev'ler, Kostadinov'lar... Bu arada bizim bazı siyasetçilerimiz, para için, kendi çıkarları için kendilerini satmaya başladılar. Bu bir acı gerçektir. Vekillerimiz birer kukla oldular.Yeni kanun ve yasalar peşinden koşturacaklarına, susmayı tercih ettiler...Benim içim artık doldu ve taştı; "Hey güzel Halkım,artık işsiz ve gücsüz durma, okulsuz, dinsiz ve kültürsüz kalma. Kurt sofrasında olanlara asla güvenme." Bugün, halkım işsiz ve gücsüz, benim boğazımdan nasıl ekmek geçsin ki. Ben bundan dolayı partimden istifa ettim. Halbukü bu partiye emek verdim, para verdim. Helal olsun, ben alanlardan değilim, verenlerdenim. Bazıları diyor ki, o tek partimiz, tek dimiz, fakat neden yolsuzluklara karşı susuyorsunuz, neden hakkınızı istemiyorsunuz, kendiniz için değil, gençlerimiz, torunlarımız için. Ben bir Türküm, Bulgarı da sayarım, ama asla onun kölesi olamam. Ben sözümün eriyim. Kimseden yılmam ve korkmam. Beni tanıyan bilir. Ne Doğan'a, ne Kasım'a, ne de yüce Allah'tan başkasına, bir borcum yoktur. Ben doğruluk için varım. Hakkımda iyi konuşanlar da olabilir, rkamdan kötü şeyler de konuşabilirler. Sağolsun, herkes! Şu an ben kimseyi desteklemiyorum, ne Doğan'ı, ne Kasım'ı, ne Bulgaristan'daki başka siyasi güçleri, ne de sivil toplum örgütlerini, aynısı Ana vatan'daki göçmen derneklerimiz için de geçerlidir.Özgürüm düşüncelerimde ve yazdıklarımda. İnternet aleminde çeşitli gruplara üyeyim. Bana en çok yönlendirilen soru; "Kimin tarafındayım, kimi destekliyorum? "Hiç birisini, ne Memleketim Bulgaristan'da, ne de Ana vatan'ım Türkiye'de. Çünkü ben halkımızın yalnız bırakıldığına inanıyorum, kendisinin kimseye bir güvencesi kalmasığını görüyorum. Ben barıştan, dostluktan, birlik ve beraberlikten yanayım. Türkçülük için varım! Çocuklarım ve torunum için varım. Ne mutlu Türküm diyene! Saniye Sütlü

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bölgesinde başkanlık adayları söyleyecekleri son sözleri dün söylediler. Bugün artık seçim yasakları başladı. Yarın da söz seçmenin olup bu çekişmeleri noktalayacaktır. Arkalarında sağlam destek (DİSİ ve DİKO partileri, SEK SAğcı Sendikaları federasyonu ve diğer kuruluşlar) bulunan Nikos ANASTASİADİS, AKEL, Hristofyas, Solcu İşçi Sendikaları Federasyonu, Solcu Dadın Dernekleri POGO vs) desteği bulunan, kısa süre Sağlık Bakanlığı yapan Stavros MALAS ve EDEK Partisi Başkanı ve şimdiki Rum Meclisi Başkanı Yiannakis OMİRU ve Merkezdeki bazı kuruluşların destekledikleri Yiorğos Lillikas başlıca yarışmacılar olacaktır. Faşist Rum Ulusal Halk Cephesi (ELAM) destekli veya daha küçük grupların desteklediğiğ, seçilme ümitleeri olmayan birkaç aday daha vardır. Bunlar beyhude ve ümitsiz heveslerle yarışacak olan zayıf adaylardır. Dört yıldır iktidarda olan Dimitris HRİSTOFYAS'ın başarısız olduğu genel kanaat sonucu bu kez adaylık koymadı. Dün akşam üzeri, seçim yasaklarının başlamasından biraz önce yarım saatlik bir konuşma yaparak rakipleri ve çekemeyenlerinin iddiaları aksine çok başarılı bir görev süresi gerçekleştırdığını iddia etti. Sık sık ağlamaklı konuşmasıyla Hristofyas'ın Rum Yönetimi Başkanlık süreci de kapanmış oldu. Güney Kıbrıs'tan ayrılmayarak veya sonradan gidip iş bulan ve çalışmaya başlayan dolayısıyla oy kullanma hakkı bulunan 604 Kıbrıslı Türk'ün yarınki seçimleerde oy kullanacakları açıklandı. Tabii her seçimde olduğu gibi, Güney Kıbrıs'ta da seçimleri kimin kazanacağı hususunda çeşitli anketler yapıldı. Bunlara göre, güçlü DİKO oylarını da kazanan zaten güçlü DİSİ Partisi Başkanı Nikos ANASTASİADİS seçimleri kazanarak Cumhurbaşkanlığını alacaktır. Bu durumda Yiannakis Omiru yerine Ermeni asıllı KAROYAN da büyük bir ihtimalle Rum Temsilciler Meclisi Başkanlığına getirilecektir. Çekişmeli, tartışmalı ve kavgalı geçeceği daha şimdiden belli olan Rum Başkanlık seçimlerine 'Düzeni sağlamak için', 880 polis memuru ve müfettişinin görev alacağı büyük çapta çatışmaların çıkması dfurumunda da Rum Ordu Birliklerinin teyakkuza geçirilecekleri öğrenilmiştir. Şurası bir gerçektir ki, her üç adaya da destek veren güçler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1964-1974 yılların arasında Türklere karşı sürdürdükleri soykırım kampanyası sonucunda, aynen Girit'te, Batı Trakyada ve diğer bölgelerde yunanlıların uygulamalarının benzerini başarıya ulaştırarak Kıbrıs aasını da bütün olarak Yunanistan'a bağlama (İlhak) gerçekleştirmek için buna izin vermeyen Kıbrıs Türkleerinin kanını döktüklerinden hiç söz etmeyerek, anavatanımızı işgalı mazisi tertemiz Mehmetçiklerimizi de vahşetle itham edecek kadar gemi azıya aldılar ve bu kışkırtıcı politikalarla Rum Halkını, özellikle gençleri - kilisenin de yardımı ile zehirlediler. Rumlar, büyük ölçüde Ortodoks-Hıristiyan çevlerine, Amerika'daki güçlü Yunan Lobby'sinin, İngiltere'de yerleşmiş güçlü Yunan varlığının Rum kilisesi, Rusya, Çin, güçlü Ermeni Diasporasının desteğiyle 2004 yılına kadar rahat olan Rumlar, BM Genel Senreteri Ban Ki MOON'un hazırladığı iki bölgeli federasyon kurulması Planını da reddettikleri 2004 yılından sonra fire vermeye başladılar. Rumlar hala adanın tümünü ele geçirmek ve 1960 Londra-Zürih Anlaşmalarıyla sağlanan dengeleri reddetmek ve kendilerinin egemen ve idareci, Kıbrıslı Türk Toplumunun da uşaklarının olacağı bir düzende ısrar ettiler. Hala da ediyorlar. Hristofyas '2 bölgeli anlaşma taraftarı politikaları destekleyelim sorunu çözelim' sözünü her ettiğinde, fanatiklerin saldırısına uğradı. Onu başarısız kıldılar. Seçimlerden sonra bütün göstergeler ve BM Genel Sekreterinin Özel Temsilcisi Alexander Downer'in de işittirdi, Türkiye Cumhuriyetinin de Kıbrıs Türklerinin de Türkiye, Kuzey Kıbrıs, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın katılımıyla Uluslararası dörtlü Kıbrıs Konferansı yoluyle çözüm aranması gündeme gelecektir. Rumlar eğer bunu da reddederlerse Kıbrıs bugünkü sınırlar esas alınarak kesin taksim edilecektir. Rumlar artık kendilerine gelmeli, Yunanlılar da onları pek azdırmalıdır. Saffet Soykal

BAŞLICA SORUNUMUZ İŞSİZLİK

Gönderen SABİH SAMUR | 10:24 ÖÖ | , | 0 yorum »

Artık olaylara düz bakmalı şası bakışlarla bir yere varılamayacağını kesinkes anlamalıyız. Memleketimizin en büyük sorusunu işsizliktir. okullaarımız her yıl yüzlerce mezun veriyor. Ama iş yok. Her yıl bu mezunlar bir ordu meydana getirdiler. Durum çok vahim. Heer gün kapılarının önünden geçerken selâmlaştığımız bir küçük bakkaliye çalıştıştıran bir ana ve oğluı. Oğul 30 yaşlarında işsiz. Sandayeyi çekip annesinin yanına sokuldu. Kadın açıkgöz. İşsiz olan oğlunun öyle sessiz yanına yavaşça sokulmasının arkasının ne geleceğini tahmin edebiliyor: Yine para isteyecek. Kadının bakkaliyesinde zaten çok az malzeme kalmış. İş yok güç yok. Müşteri derseniz Hak getire. Kötü ekonomik durum herkesi etkilemiş, para yok. Devlet yeni iş alanları açamıyor. Adada yatırım yok. Ambargo ve kısıtlımalar halkı artık bunaltmış durumda. Kadın 'sokulma bana. Senin maksadını biliyorum' diye bas bas bağırıyor. 'Yine para isteyeceksin. Ama artık bende de para kalmadı oülum' diyen kadın göz yaşlarına boğuluyor. Oğlu ise 'Bağırıp çağırma be ana bana. Ne yapayım yani? Dün de düz işçilik olsun da elime cep harçlığı geçsin diye dolaştım durdum. bulamadım. Hırsızlık mı yapayım? Banka mı soyayım? Cinayet mi işleyim?' diye anasına cevap veriyordu, yalvarırcasına... Vatandaşın durumu bu. Peki ülkede ne oluyor? Ülkemize Türkiye'den denetimsiz göç geliyor. Onlar çok ucuza da çalışıyorlar. Oteller, Kumarhaneler ve TC sermayesi ile kurulan Radyo-TV'lerin biri battı. Ha kapandı kapanacak, satıldı satılacak. Çalışanlar ise Türkiye'den ithal ediliyor. Asgari ücretle çalıştırılıyor. Diksiyona dikkat edilmiyor. Ekrana yakışıp yakışmadığına önem verilmiyor. İşte millet yayında görsün yeterli oluyor. Peki diğerleri ne yapıyor? Onlar da zaten 'İstihdam devlet politikasıdır' diyerek kadroları kabartmış, devlete ek külfeet getirmiş. Devlet de parayı nereden bulup ödeyecek Türkiye'nin yardımına bakacak. Ama nerede yardım? Nerede yatırım? KAynak kurudu. Musluklar kısıldı. Bu durumda idarecilerimize istihdam yaratmak görevi düşüyor. Ama İktidar koltuk kavgasında. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanları verdiği yemekte biraraya topladı. Gçrüşmeler yaptılar. Görüş ayrılıklarını tartıştılar. Sonra da Cumhurbaşkanı Eroğlu, aradan çekilerek Başbakanın Bakanları ve UBP Üst Yöneticileri toplayarak hüKümetin Yargıyla ters düştüğü ve itaatsizlik içinde olduğu UBP Kurultayının tekrarlanması meselesini ele alarak çalışmalar yapma acil görevi ile başbaşa bıraktı. KKTC politikalarda, çeşitli köklü değişiklikler yapılası kaçınılmazlık arz etmektedir. Bir defa bölgecilik baskılarının ortadan kalkması ve KKTC'nde tek bir seçim bölgesi olmalıdır. Vatandaşlar bölgelerinde iş yapmayanları seçerek Cumhuriyet Meclisine göndermemeleri ve bölgelerde de seçmenler 'Bizim seçtiğimiz Milletvekillerini de Bakan yapacak mısınız?' gibi taleplere göre iş yapma, Meclise gitmeyerek boykot uygulama yapamayacaktır. Öte yandan Meclis Toplantılarına katılmayarak nisap oluşmasını engelleyen bir zümre vardır. Bu da UBP'nin bulaşkan bir hastalığı haline geldi. Onu gören öbürü de gelmez. Meclis de toplanamaz. Cumhuriyeet Meclisi Başkanı Hasan Bozer bu konuyu müteaddid defalar eleştiri konusu yaptı. Olmuyor. O halde daha zecri ve sonuç verici tedbir almak gerekiyor. Peki o nedir? Milletvekillerinin toplantılara gelmeyenlerei için zabıt tutulmalı ve ay sonunda o kadar gün maaşlarından kesilmelidir. Bakalım bir daha Cumhuriyet Meclisi toplantıları nisap oluşmadığından eertelenir mi. Bir de başka partiden seçilen ancak Bakanlık vaadedilerek Milletvekileri transeri meselesi vardır. Bu da seçim sistemimizin ayıplarından biridir. Bir de iktidardaki kadronun, daha önce saflarından kovduğu Milletvekilleri vardır. Hükûmet sıkıyı görünce 'Tükürüğünü yalar' misali o milletvekillerini geri saflarına çağırarak şimdi Milletvekili sayım artmış ve ben de koltukta güçlenmiş durumdayım havalarına giriyoır. Şurası bir gerçektir ki 1974 şartlarındaki anayasa, pasrtiler yasası, alışkanlıklar artık kesinkes değişmelidir. Böyle bir davranış, başta Meclis Başkanı Hasan Bozer olmak üzere çeşitli kesimleri çok memnun edecektir. Som olarak Türkiye'den cebine 50 TL ile adaya gelmeler durmalıdır. Elçiliğimizin bu işlere müdahale ederek, potansiyel hırsız veya mafya eğilimlere KKTC yolgeçen hanı yapılmamalıdır. Saffet Soykal

Çok sevdiğimiz sanatçımız, Ferdi Özbeğen'imiz aramızdan ayrılarak,Hak'kın rahmetine kavuşmuştur. Rahmetle anıyoruz. Sabih Samur

O bir eş ve babaydı, O bir vatan evladıydı. Vatanını sözde değil derinde sevendi. Askerdi. Her daim vazifedeydi. Fenerbahçeliydi. Tekstilciydi. Arkadaşımız ve can yoldaşımızdı. Velhâsıl adam gibi adamdı! 15 Ocak 2013; Atilla Yılmaz artık ebedi istirahatgâhında. Nurlar içinde yat güzel insan. Allah rahmet eylesin. facebook yorumları: ......................... Vedat Dindar: Mekanı cennet olsun dostumuzun.Vatansever dostumuzu vatan uğrunda kaybettık. Ertan Macit: Vatan evladı olan herkes bizim de büyüğümüzdür. Vatanını sözde değil özde seven herkes bizim canımızdır. RABBİM, yüzümüze gülüp de arkamızdan örgütçülerle OTURANLARDAN ETMESİN. ALLAH GANİ GANİ RAHMET EYLESİN. VATAN SAĞOLSUN! Hülya Cankaya: Nurlar icinde yatsin.Cok üzüldüm .(((((( Bahadır Vatansever: ATİLLA ABİM BİZLER SENDEN GÖRDÜK VATANA SAYĞIYI SEVGİYİ NE DESEM BOŞ VATAN SAĞOLSUN SABİH SAMUR YUREĞNE SALIK BİZE DOST OLAN ŞİMDİ HERKEZE DOST ALLAH YAPTIKLARINDAN RAZİ OLSUN.. Havva Bilal: Allah Mekanını cennet eylesin Saffet Soykal: Yattığı yer nur, mekanı da cennet olsun inşallah.

BOZKURT

Gönderen SABİH SAMUR | 6:22 ÖS | , , | 0 yorum »


TÜRK OLMAK

Gönderen SABİH SAMUR | 6:20 ÖS | , , | 0 yorum »


ANADOL'UN VASİYETİ

Gönderen SABİH SAMUR | 12:33 ÖS | , | 0 yorum »





Anadol'un Vasiyeti
Ben bir Anadolum. Evet, evet, o... 19 Aralık 1966 tarihinde doğan, otomobil sektörünün “Ulusal Kahramanı”. Ben ve arkadaşlarım, Türkiye’nin ithal otomobillerin işgali altında olduğu yıllarda imkansız sanılanı başararak, Türk mühendislerinin ve işçilerinin emekleriyle halkımızın hizmetine sunulduk. Siz bakmayın şimdi bizim trafikte horlanıp yaşlılığımızla ilgi çektiğimize. Biz ilk çıktığımızda Amerikalıların kendileri gibi cüsseli otomobillerinin yanında kibarlığımız ve seriliğimizle ilgi çekerdik. En önemlisi biz adımız gibi Anadolu’yu dolayısıyla Türk insanını temsil eder ve ona hizmet ederdik.
Bizim kazandığımız paralar doğrudan Türkiye’nin kasasına giderdi. Türk insanına harcanırdı. Siz şimdiki lüks otomobillerin süksesine aldanmayın, “Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olurmuş” atasözünde olduğu gibi, onlar, bizim yaşlılığımızdan ve kısırlığımızdan dolayı yabancılardan almak zorunda kaldığımız, hayırsız üvey evlatlardır.
Ben bugün tam 40 yaşındayım. Tam 40 yıl... Yani insan yaşına uyarlarsak, 80-90 yaşındayım. Artık eskisi gibi çabuk kalkamıyor, sağ şeritte yol çalışması olmadan sol şeride geçemiyorum. Belki de bu yüzden alay konusu oluyorum. Ancak ben bu duruma yaşadığım ülkenin trafiğini izlemek için katlanıyorum.
Üretimimize başlandığından bu yana trafikte gururla dolaşan bizler, bugün yabancı otomobillerin arasında dışlanmışlığı ve yalnızlığı yaşıyoruz. Bizim görmek istediğimiz tablo; Türkiye’nin kendi tasarladığı, kendi işçileriyle ürettiği, Türkçe bir isimle adlandırdığı, kalitesiyle ve “Made in Turkey” damgasıyla tüm dünyaya pazarladığı otomobillerin sokaklarımızı, caddelerimizi ve reklam panolarını doldurmasıdır.
Bizim üretimimizden sonra TOFAŞ’ın Murat serisine ve daha sonra da kuş isimleriyle adlandırılan serinin üretimine başlandı. Maalesef Murat erken yaşta öldü. Ve kuşların da nesli tükenmeye başladı. Yaşayan tek kuş olan şahin de dünya pazarlarında yarışmaya çok uzak. Sadece taksiciler tarafından tercih edilir hale geldi. Bu yüzden üretimleri çok kısıtlı. Şimdi bazı kişiler bana bazı yabancı firmaların otomobillerinin ülkemizde üretildiğini öne sürerek karşı çıkabilirler. Ancak sözü geçen araçlar ülkemizde üretilmesine rağmen yabancı bir isimle dünya pazarına sunulmaktadır. Bizim yıllar önce sağladığımız başarının yanında, bu bir başarı değildir. En önemlisi gurur duyulacak bir olay hiç değildir.
Yaşlanınca yavaş gitmek zorunda kaldığımdan dolayı, çevreyi daha iyi gözlemleme fırsatı buldum ve gördüğüm bazı değişiklerden endişe duymaya başladım. Gördüklerim karşısında kendimi Amerika’da dolaşıyormuşum gibi hissettim. Köşe başlarındaki çorbacı dükkanları, yerlerini hamburger dükkanlarına bırakmış. Önceden yoğurtçulardan alınan yoğurtlar, büyük ve hatta yabancı şirketlerin eline geçmiş. Ayranın yerini kola almış. Çok az miktarda tüketilen ayranın üretimini de, o sözü geçen büyük şirketler almış, bizim mahalle yoğurtçularımızın elinden. Bize ait olan her şey kötü olarak tanıtılmış insanlarımıza. Tıpkı bizimle, içinde saman benzeri kimyasal bir madde olan fiberden ve polyester denilen maddeden üretilen kaportamızdan dolayı “inek maması” deyip alay ettikleri gibi. Bu zihniyetin hala değişmediğini görüyorum büyük bir üzüntüyle... Gençler gözlerini Edirne Kapı’ya dikmişler, AB üyeliğini en çok bunun için istiyorlar. Bizim sanatçılarımızın kısıtlı imkanlarla ve sansür makasından hasar almadan yapmayı başardıkları filmler mantıksız bulunuyor da, Matrix gibi saçmalıklar gişe rekorları kırıyor. Şehirlerimizdeki mağazalar yabancı isimlerle daha çok kazandıklarını iddia ettikleri için kırk yıllık alışveriş mağazalarını, shopping center’lara dönüştürmüşler. Televizyonlardaki programlar, yabancı ülkelerin programlarını Türkçe’ye çevirerek taklit etmekten öteye gitmiyor. Önceden radyolarımızda çalınan Türk müzikleri yerlerini, ya yabancı müziklere ya da yabancı müziklere benzeyen yerli müziklerin üzerine eklenen çok az miktardaki Türkçe sözlerle saçma sapan yapılan şarkılara bırakmış. Önceden siyasetle yakından ilgilenen gençlerimiz bugün, bazı devlet adamlarının isimlerini bile bilemeyecek seviyeye indirilmiş.
Bana bakın gençler; ben ve arkadaşlarım gençliğimizde dev yabancı şirketlerin işgali altında olan ülkemizde, üretimden aldığımız güçle, otomotiv sektöründeki yabancılarla mücadele ettik. Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsunuz. İnanın bunu en az sizin kadar ben de istiyorum. Ama Avrupa Birliği’ne girerken yanınızda götüreceğiniz size ait olan ve sizin çalışmalarınızla ürettiğiniz bir şeyler olmalı. Bu Birliğin giriş kartı patent belgesidir. Sokaklara baktığınızda size ait olan ürünlerin çoğunlukta olmasıdır.
Ben kocamış bir Anadol olarak yabancı araçları gördükçe, trafiğe çıkmaya utanıyorum. Bu utançtan beni sizin kurtaracağınıza inanıyorum. Ve yeni bir otomobil üreteceğiniz güne kadar, çok zorlansam da trafikte kalmaya devem edeceğim. Dilerim; bu yollarda, bu yaşta yürümeye çalışan bana, son nefesimi vermeden bir torun yetiştirirsiniz. Ve, soyumuzu sürdürürsünüz.
Bülent KOÇOĞLU / Ankara, Mayıs 2006

SONSUZA KADAR

Gönderen SABİH SAMUR | 2:10 ÖS | 0 yorum »








 

 
 
29 EKİM 2012 CUMHURİYET BAYRAMI

Geçim sıkıntısı içindeki vatandaşların kredi ve kredi kartı kullanımı patlama noktasına geldi.
Merkez Bankası haftalık bültenine göre, tüketici kredileri 959,8 Milyon lira artarak,
176,5 Milyar liradan 177,4 Milyar liraya yükseldi.
Aynı dönemde, bireysel kredi kart kullanım tutarı ise 1,3 Milyar TL oldu.

Kaynak: Güneş Gazetesi








TC

Gönderen SABİH SAMUR | 11:59 ÖS | | 0 yorum »






.










Zahrettin Kaya


ÖĞRENCİLERİMİZ-ÖĞRETMENLERİMİZ
29 Haziran 2012 Cuma, 04:51 · tarihinde Zahrettin Kaya tarafından eklendi
OKULLARIMIZDAKİ TUTARSIZ AKIL ALMAZ KEŞMEKEŞ ÖĞRETMEN ATAMALARINIZ-EĞİTİM ÖĞRETİM SİSTEMİNİZ

Bir çocuğun temel eğitimi 0-5 yaş arasıdır ve ailede başlar, öğretimi ise 6 yaşından sonra başlar ve yirmili-otuzlu yaşlara uzanır...
Bizler çocuklarımızın temel eğitimini bitirdik ve öğretimlerini siz değerli Atatürkçü öğretmenlerimize bıraktık amma velakin biz bırakmasına bıraktık ta sizler çocuklarımızı yeni çıkan saçma-sapan yeni öğretim sistemiyle onları kobay gibi kullanıp, özlerinden kopardığınız yetmiyormuş gibi şimdi de ana ve babalarıyla neredeyse eş değerde sevdikleri öğretmenlerinden daha öğretimlerinin üçüncü yılında koparmaya çalışmaktasınız!
Malumunuz üzere ilgili bakanlığın ya da tutarsız, mesnetsiz, bu hükümetin çıkarmış olduğu 4+4+4 eğitim öğretim sistemiyle çocuklarımızın geleceğiyle oynanmaktadır.

Unutmayalım ki sekiz-dokuz yıl kesintisiz eğitim-öğretim de kendilerinin uygulamasıydı...
Bizler veli olarak bu yapılan uygulamaların hiçbirini tasvip etmediğimiz gibi CAN DAMARIMIZ olan geleceğin gençleri, çocuklarımıza mutlaka sahip çıkıp korumaya alacağız.

Bu yapılan uygulamaların da çok net ve yakından takipçisiyiz.
Şimdi gelelim en can alıcı noktaya!
Benim oğlum Gülen Kora ilköğretim okulunun üçüncü sınıfına geçmiş olup yeni öğretim yılında öğretmen değişikliğine uğrayıp öğrenimine devam edeceği bildirildi.
Şimdi sizlere soruyorum:
1-İlköğretim okulumuz elimizden alınıp ortaokul haline getirilirken biz velilerden fikir aldınız mı?

Böyle bir sistemde okuyacaklarına hiç okutmayalım daha iyi.
yasal zorunluluk diyorsanız bedelini öderiz!
2-Sekiz yaşındaki bir çocuğu kendi öğretmeninden ayırdığınızda ne kadar başarılı olacak?

Psikolojisi ne denli bozulacak bunu araştırdınız mı eğitim-öğretimci olarak? Bir araştırma yaptıysanız ve okul başarı-ders notları, sınav başarı notları ne denli etkilenmiştir biz velileri de bilgilendirir misiniz?
Ülkemizde kaç yüzbinler bundan etkilenecek hiç düşündünüz mü?
3-Madem bu okulda üç ve dördüncü sınıflara aynı okulda devam etme hakkı verdiniz geçiş dönemi diye;öğretmenlerinden neden ayırdınız?

Aynı sınıf öğretmenleriyle neden devam hakkı vermediniz?
Eğer puanlama usulu yapıyoruz diyorsanız puanları yetmeyen öğretmenleri aldık diyorsanız neden iki yıldır okutmalarına izin verdiniz ya da bizden önce yıllardır kaç mezun verdiğini araştırdınız mı?
Bu mezunların kaç tanesi üniversiteye girmiş hiç baktınız mı yoksa puanı yetmiyor adı altında kaç öğretmeni mağdur etmeye çalıştınız?
Sadece bize gelen bilgiye göre Çiğli bölgesinde 60-70 öğretmeni kızağa aldınız yani akibetleri meşgul.
Bunun altında ki neden ATATÜRKÇÜ Öğretmen olmaları mı ?
4-Biz yavrularımızın bu geçiş dönemine ve yeni ucube olan bu sisteme geçiş yapmalarını neden 4 yıl boyunca (ki sadece iki yıl kalmış) kendi öğretmenleriyle devam hakkı tanımadınız?
5-Eğitim ve öğretim sisteminde yapılan bu değişiklik çocuklarımız için bir travmadır hele hele öğretmenlerinden ayrı düşerlerse daha büyük travmadır!
6-Yapılan bu haksızlığın bu keşmekeşliğin, yanlışların bedelini biz yavrularımıza ve onlara emek veren Değerli sınıf öğretmenlerine asla ödetmeyeceğiz!
7-Hiç kimse unutmasın ki bu ülkede MUSTAFA KEMALLER asla tükenmeyecektir, kimsenin tüketmesine gücü yetmeyecektir.

Bizler ve çocuklarımız birer MUSTAFA KEMALİZ!
8-Yapılan bu yanlışlıktan dönülmesini,yavrularımıza temel öğretimleri bitene kadar sınıf öğretmenlerinden ayrı bırakılmamasını talep ediyor ve bu talabimiz yerine getirilene kadar Yasal tüm haklarımızı sonuna kadar kullanacağımızı sakın göz ardı etmeyiniz.

Çocuklarımız Ülkemizin geleceğidir. Bunu hiçkimse unutmamalıdır.
9-Bu haklı ve mümkün olan talebimizin yerine getirilmesini azimle sabırla ve kararlılıkla bekliyoruz.
10-Yazmış olduğum bu yazımı;
Başta tüm sosyal paylaşım siteleri olmak üzere,
Gülen Kora İlköğretim Okul Müdürlüğü'ne,
Çiğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne,
İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve
Milli Eğitim Bakanlığı'na noktasına virgülüne dokunulmadan mail yoluyla şu saat itibarıyla yollanmıştır.
 

Zahrettin Kaya


Yorum:

Yılların Alibeyköy Lisesi, Eylül 2012 itibariyle,
EYÜP İMAM HATİP LİSESİ oluyor.

Takiyye yapan inancı alet edenlerin icraatı
biz gerçek inançlı olup, inancımızı, dinimizi reklam
...
etmeyen kardeşlerimin
BİLGİLERİNE VE İLGİLERİNE
ÖNEMLE ARZ OLUNUR.

Sabih Samur




ATATÜRK’E KÜFREDEBİLME ÖZGÜRLÜĞÜ ve YAVAŞ ATIN TEKMESİ



Dünya koşar adım muhafazakârlaşmaya gidiyor.
Yeni trend dindarmış gibi gözükmek…
En modern şekilde başını kapatıp, vücut hatlarını alabildiğine ortaya çıkartacak şekilde giyinip, jipe binip alışverişe gitmek…
Bu cümleye konuyu en basite indirilmiş hatta olaya basitçe bakış hali diyebiliriz.
Konu bu cümleden çok daha vahim.
Konuyu detaylı ele alalım:


Menderes’in Çocukları:

1945-1950 doğumlular.
Atatürk zeki bir adamdı. Devrimleri bir bir gerçekleştirdi.
Laikliği istedi. Biliyordu ki Din öyle bir güç ki iktidar yanlış kişilerin (Cumhuriyet Düşmanları) eline geçtiği an, erki elinde bulunduranlar, kanunları istediği gibi değiştirerek, Din olgusunu kullanarak halkı etkileyerek, günlük rutin olayları dahi “Allah böyle buyurdu doğrusu budur” şeklinde değiştirebilirlerdi.
Atatürk’ün rahmetli olması ile Milli şef unvanlı İnönü’nün, bugünkü Tayyip Erdoğan iktidarının ağzına sakız olan Atatürk’ün hedeflediği çizgiden çıkmış olan icraatları, halk ile iktidar arasında soğumaya yol açtı. CHP adında yer alan Halk kelimesine rağmen halkı algılayamadı ve kendini anlatamadı.
Bu kopuşu değerlendiren Menderes oldu.
Menderes o meşhur Din enstrümanını muhteşem şekilde çaldı.
Halk sanki kaybettiği dinine tekrar kavuşmuştu.
İşte Menderes’in iktidar yıllarında ilköğretimde olan nesil “Siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz!” cümlesi ile nurlandılar, yıkandılar.
O çocuklar büyüdü. Bugün Türkiye’yi yönetiyorlar, iktidardalar.

Özal’ın Çocukları:

1980 ve sonrası doğumlular.
Türk’ü Türk yapan (iyisiyle, kötüsüyle) tüm değerlerin alt üst edildiği yıllar.
“Paradır adamı adam yapan”, “Parayı bulda nasıl bulursan bul.” zihniyetiyle yönetilen yıllar…
Zengini seven bir Başbakan.
“Benim memurum işini bilir.” diyen zihniyet…
Ordunun 1980’de yönetime el koymasıyla iktidara gelen Menderes’in çocuklarından olan, Cumhuriyetin yıkım emrini veren, bayrak yarışında bayrağı eline alan Nurlu Atlet.
Özal’ın çocukları Türklük ile ilgili cumhuriyet ile ilgili tüm duygulardan başarı ile arındırıldılar.
Bu dönemde asıl olan parayı bulmak olduğu ve paraya ulaşmak içinde yapılacak tüm faaliyetlerin etik olduğu bu çocuklara öğretildi.
Ahlakı, karakteri zayıf, çalışmayı ayıp zanneden, iş bitirici bir nesil yetiştirildi.


Fetullah’ın Çocukları:

1990 ve sonrası ve doğmaya devam eden çocuklar.
TSK’yı yönetme erkini hasbelkader elinde bulunduran üst düzey subaylar, orduevlerinde ellerinde kadeh memleketi kurtarma geyikleri yaparken, halktan koptuklarını fark etmeden, dümenden nutuklar atarak, sert çocuğu oynarken, birileri tüm alt yapılanmasını tamamlamış, gece gündüz çalışarak “abiler” yetiştirmiş, bu yetiştirilen hizmete inançlı abiler de yine hizmete inananlar yetiştirmeye başlamıştı.
Çığ gibi büyüyen “Hizmet”, TSK’nın üst komuta düzeyi, Emniyet, Yargı ve bütün kurumlara girmiştir.
Fetullah’ın çocukları Türkiye’yi bütün kurumları ile ele geçirmiştir.
Özetle sürecin son devresine gelinmiştir.
Bahsettik ya Atatürk zeki adamdı diye. Bu Atatürk aslında tehlikeli adam. Belki de medyum.
Öyle ileriyi görmüş ki; gün gelir kanı ve sütü bozuk olanlar Türklüğü ve T.C.’yi tamamen ortadan kaldırmaya teşebbüs edebilirler diye;
“Gençliğe Hitabe”yi yazmış.
“Türk, Öğün, Çalış, Güven” demiş.
“Ne Mutlu Türküm Diyene!” demiş.
Şimdi bunları kaldırma zamanı.
Atatürk’e gönül rahatlığıyla küfretme zamanı.
Gün bu çocukların günü!


BİZİM ÇOCUKLAR:

Yahu az kaldı unutuyordum. Bir de bizim çocuklar var.
Herhangi bir tarihte, herhangi bir ilimizde doğan.
Türk-İslâm sentezi ile kandırılmamış, ılımlı islâm şerbetini içti gözüküp tükürüp atmış,
İnancı olan ama devletini laik çizgi de yürütmeye kararlı,
Cumhuriyetin tüm yapı taşlarını peşkeş çekilenlerin elinden tekrar geri almaya yemin etmiş,
Elinde silahı olan kolpacılardan değil, silahsız, yüreği mavzer olan yiğitler!
İşte bu yiğitlerin gömlek cebinde Ata’sının yazdığı BURSA NUTKU var…
Ne mi bekliyor bu çocuklar?
Yavaş atın tekmesi ağır olur.

Baki Selamlar…

Sabih Samur 05 Şubat 2012
 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
FACEBOOK YORUMLARI:
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
Ayşe Bengi  Gerçekten Sabih Samur kolay yetişmiyor....Muhteşem bir yazı....Yüreğinize sağlık kardeşim...Atam'ın medyumluğuna katılıyorum, zira en iyi icraatlarından birisi de , kendi kanından çocuklarının olmaması.....Kötü çocuk mu olacaklardı...ASLA....Ama daha sonrakiler ne olurdu, bilinmez....Teşekkür ederim, sevgilerimle.....
 
Doğan Dinçer  


Merhaba değerli kardeşim..Adım adım Atatürk sonrasından bu güne kadar gelinen TARİH SIRALAMASINI ( ÇÖKÜŞ VE KANDIRILIŞ.) mükemmel analiz etmişsiniz yürekten KUTLARIM..Ben de bir iki kelimeyle bu mükemmel yazıya katılayım..Şöyle ki.!!; İsme...t İnönülü yıllar da DİN, ( belki iyi niyetle anlatılması için.) Türkçeleştirilerek ( EZAN-KURAN ve ,İLMİHAL İLE PARALARDA İNÖNÜ RESİMLERİ,PULLARDA, RESMİ DAİRELERDE İNÖNÜ PORTRELER. ) zor olan Arapça-farsça ve Acem ağırlıklı öğretilerden Öz Türkçe olarak okuyup öğrenmek için..Bu yapılan doğru bile olsa yapılmamalı,Vatandaşlık bilinci ve Eğitim düzeyi yükseltilmeden yapılmamalıydı( şahsi düşüncem.)ÖZAL gençliği çabuk köşeyi dönmek için her yolun mübah ve olağan olduğunu öğrendi../buda yanlıştı../ 1980 darbesi ( ki bu güne gelinen durumun yaratıcısı ve din ağırlıklı okulların açılması-Fetullah Gülen gençliğinin yetiştirildiği tüm okulların ilk önce yurt dışında sonra Ülkede açılmaları.) Anlı Şanlı Generallerimizin Ülkeyi sahiplenme ve yönetme idealleri ile uyguladıkları baskılar..Halkın son 10 yılda maddi ve manevi çöküşünü İktidarın izlemesi ( baskı-tehdit-karalama ve susturma) ve iyileştirme için bir şey yapmamaları ve en önemlisi Terörü azdırmaları ve halkın tüm dikkatini bu yöne çekerek Çalışanlara-Emeklilere-Şehit Ailelerine ve Dul ve yetimlere sürünmeyi layık gördükleri halde bu kesimlerin hiç bir tepki göstermemeleri..Şimdi güvencemiz olan TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN artık hiç bir şey yapamayacağı konuma sürüklenmeleri.3 ERKTEN biri olan YARGI erkinin de ( Çoğu IŞIK EVLERİNDE)yetişen bireylerin YARGI ve HSYK yı ele geçirerek VESAYET olarak TSK lerinin yerini alması..Evet şimdi TAKKEMİZİ ÖNÜMÜZE KOYUP DÜŞÜNME ZAMANI..Selamlarımı ve saygılarımı sunarım...
Firdevs Başak Karaca çok teşekkür ederim.....bizim çocuklar fena kalkacak ayağa buna kimsenin şüphesi olmasın.....
Leyla Yüksel Çok güzel bir yazı..Yüreğinize sağlık Sabih Bey..Teşekkür ederim.
Cengizhan Erdoğan

YAZIYI YAZAN,SABİH BEYE;ETİKETİ YAPAN ÖMÜR HANIM'A TEŞEKKÜRLER.GERÇEKDEN ÇOK ÖNEMLİ HATIRLATMALAR,VE UNUTULMAMASI GEREKEN KONULAR.BAZI ŞEYLERİN IHMALKARLIĞININ TELEFİSİ OLSA DA,BÖYLESİNE ÖNEMLİ,TEMEL DEĞERLERİN İHMALKARLIĞI OLMAZ.BU ÜLKENİN... HAKİKİ SAHİPLERİ,BU ÜLKEYİ SAHIPSIZ BIRAKIRLAR,VE DÜŞMANA TESLİM EDERLERSE,EMANETE SAHIP ÇIKMAZLARSA,SONUMUZ IRAK'DAN DA,AFGANİSTAN'DAN DA KÖTÜ OLUR.O YÜZDEN SEN SAHİP OLURSAN,BU VATAN BATMAYACAKTIR.ONUN İÇİN,SANA LAZIM OLAN KUVVET,DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUDDUR.SAYGILARIMLA CENGİZ HAN Cc
Banu Tahbaz Sabih bey sayfama eklediginiz icin cokk tesekkur ederim..
Zahrettin Kaya

GÜZEL DOSTUM SEVGİLİ ARKADAŞIM SABİH..ÖYLE MÜKEMMEL TESPİTLERİN VAR Kİ ŞAPKA ÇIKARTILIR LAKİN BU HAİN SOYSUZLAR HEDEFLERİNE DOĞRU ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE İLERLEMEKTE VE BİZLER BUNA KARŞI YAZIP ÇİZİP SEYRETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYORUZ YAPAM...IYORUZ YAZIK Kİ..BİR CHP'Lİ OLARAK İLK ÖNCE KENDİ PARTİME BAKIYORUM DURUM ORTADA.. ÇOK FAZLA DEMOKRASİ VAR BU KADARI DA ZARAR DEMEKTEN ARTIK KENDİMİ ALAMIYORUM..DİĞER PARTİLERE BAKTIĞIMDA İSE HEPİMİZİN MALUMU..NE VAR BU KOLTUKLARDA LANET OLASICA KOLTUKLAR BİZİM OCAĞIMIZA İNCİR DİKMEKTE YAZIKKİ..BU VATAN HEM İÇERİDEN HEM DIŞARIDAN BU KADAR TEHDİT ALTINDA İKEN BAŞTA KENDİ PARTİM OLMAK ÜZERE MUSTAFA KEMAL ÇİZGİSİNDE OLDUĞUNU İDDİA EDİP MİLLİ MUTABAKAT SAĞLAMAYAN TÜM PARTİLERİ VE PARTİ YÖNETİCİLERİNİ KINIYORUM..GÜN SİYASET YAPMA KOLTUK SEVDASINA KAPILMA GÜNÜ KESİNLİKLE DEĞİLDİR GÜN SATHI MÜDAFAA GÜNÜDÜR.. ZİRA ATI ALAN ÜSKÜDAR'I ÇOKTAN GEÇTİ ANCAK BU VATAN ÜSKÜDAR'DAN İBARET OLMADIĞINI HEPİMİZİN ALGILAYIP BUNA GÖRE BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE TEK YÜREK TEK YUMRUK OLARAK HAREKET ETME GÜNÜDÜR..VE KİMSE ŞUNU UNUTMAMALIDIR:KANINA BAŞKA KAN KARIŞMAMIŞ HER TÜRKÜN YÜREĞİNDE BİR MUSTAFA KEMAL YATMAKTADIR..BİZİM ÜSTÜMÜZE DÜŞEN GÖREV İSE BU İŞGAL KUVVETLERİ ÇOCUKLARI VE TORUNLARINA KARŞI YÜREKLERDE YATAN MUSTAFA KEMALLERİ AYNI GÜN AYNI SAATTE HAREKETE GEÇİRİP BU MAKÜS KADERİMİZİ YENMEKTİR..ZİRA ANALARINI ALIP GİTME SIRASI ONLARA GELMİŞTİR..SÜRÇ-Ü LİSAN ETTİYSEM AF OLA..SEVGİ VE SAYGILARIMLA..YÜREĞİNE EMEĞİNE SAĞLIK DİYORUM :))
Zeyda Söğüt Oğur Değerli kardeşim yüreğinize, elinize sağlık hele ki ; şakşakçılığın alabildiğince prim yaptığı bir dönemde duygularımıza fikirlerimize tercuman olduğunuz için çok sağolun var olun ÇİFTE YÜREKLİ SABİH SAMUR bey... ve bu yazıdan haberdar olmamı sağlayan güzel kardeşim ÖMRÜM sağol ...











Sabih Samur


HAYIRLI UYKULAR


Ey "Ermenileri kestik, katlettik o yüzden özür dilemeyiz" diyen zevat!
Ve onları ağzı açık seyredip; araştırmadan, okuyup anlamadan alkış tutan zavallılar!
Bilginiz olsun diye bu bayrak burada paylaşılmaktadır.
Bu bayrak Ermenistan'ın bayrağıdır.
Ortasında gördüğünüz de sivilce değildir!
AĞRI DAĞI'DIR!!!
Yani TC TOPRAĞIDIR!!!
Bugün özür dilersin yarın BM kararıyla toprağını paşa paşa verirsin.
Gerçi sen alışıksın.
Dün Girit'i veren zihniyeti temsil ediyorsun.
Ver kurtul.

Sırrı Sakık'ın meclisin göbeğinde dediği gibi; Burası Kürdistan.

Diyarbakır'ın adı olmuş AMED.

Neyse boşverin bunları bu akşam hangi dizi var?

Hayırlı Uykular benim sevgili halkım.

Sabih Samur

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

FACEBOOK YORUMLARI:

Turgay Akpınar Yaklaşık 4 yıldır AKP iktidarının ortaya attığı “Kürt açılımı” projesinin içinin boş olduğunu, ortaya somut çözüm hedefleri koymadıkça hiçbir sonuca ulaşamadığımız..iktidardan beslenen ve yüreklerindeki Türkiye sevgisizliğini söylemekten çekinmeyenler sadece laf ürettiler, güya “barış” diyerek düşmanlığı körüklediler...bencede hayırlı uykular dediğiniz gibi sabih bey....

Ahmet Özkul Sevgili Dostum Günlerdir medyada 1826 gündür süre gelen şu hrand ding meselesi günlerce haberlerin baş sayfasından düşmezken sadece 1 kişi öldürülmüş ve öldürenlerde zaten cezasını çekiyor ve bir konuya değinmek istiyorum izninle ''Türkiye üzerine sömürgeci emeller besleyen İngiltere ve Rusya'nın kurdurduğu Taşnak ve Hınçak komitelerinin ülke içerisindeki kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamların yanı sıra Ermeniler, 1905'teki Yıldız Suikasti'yle silahlı terör metodolojisinin ilk örneğini vermişlerdir. Talat Paşa ve Cemal Paşa'yı da aynı yöntemle şehit eden Ermeniler, uzun bir aradan sonra 1965 yılında tekrar terör metoduna dönmüşlerdir. 1970'li yıllarda ise ASALA sahneye çıkmış, 1984'e kadar 42 Türk diplomatını şehit etmiştir.'' Peki bu ölen ve ermeniler tarafından şehit edilen bu kadar insanın hiç mi ailesi dostu arkadaşı kardeşi yok. Kim verecek bu katliamların hesabını, merak ediyorum doğrusu...

Doğan Dinçer Yine mükemmel bir konuyu gözler önüne serdiniz değerli kardeşim Sabih bey.Eğer gerçek arşiv bilgileri açıklanmadıkça kulaktan dolma bilgilerle ahkam kesmek bu konuyu sulandıran köşe yazarlarının görüşleri ve Tv.lerde sözüm ona konuyu gerçek bilen !! zevatla tartışmalar bence havanda su dövmek oluyordu.Ermeni soykırım ile ilgili Fransız yasa tasarısının oylanması günlerinde Hrank Dink davasının bitirilmesi sizce anlamlı değil mi.? Gaz verilen halk BİZ DE ERMENİYİZ diye binlerce ağızdan bağırılıyor ve ellerinde pankartla,bu gösteriliyorsa buda anlamlı geliyor..Ama sokak ortasında ŞEHİT edilen bir Uzman Çavuş kardeşimiz için bu halk PKK yı suçlayarak neden yürümüyor bunu da anlamakta zorlanıyorum..Sözün özü Grit adasını veren zihniyetin iş başında olduğu...BOP eş başkanı olarak projenin hayata geçirilerek ( SEVR ile yapamadıklarını) gerekenin yapılmasını sağlıyorlar,bence son aşamaya geldi..Yarın tazminat isteneceği de bir gerçek olacağından korkuyorum.Teşekkürler paylaşım için..İyi akşamlar diliyorum...Saygılarımla..

Nimet Demir BEYİNLER 24 SAAT 365 GÜN MORFİNLENMİŞ DİZİERDEN AINMADIĞI SÜRECE VE OKUYUP ARAŞTIRMA YETENEĞİNİ KAYBETMİŞ BU MİLLETLE YOLA ÇIKAN YOLDA KALIR KAVAL NE ÇALIYORSA KOYUNLAR ONU DİNLİYOR

Emin Onaran Uluslararası tezgahların biri bitmeden birisi başlıyor... Tezgahlar o kadar çok ki yedeğinin yedeği var...! Ermeni techiri, kürt problemi, sabetay, devşirme, efendi, dalkavuk, yalaka, yandaş, kandaş, hepsi birer sorun bunların... Asıl konu bu sorunlardan nemalanan muhteris, kalleş, hain fırsatçılar... Çıkar sağlayanlar bin kişiyi geçmez... Tarihi ve arşivleri çok iyi incelesinler bilgiden yoksun fikirsizler...! Ermenileri göç güzergahlarında kimler katletmiş...! Örneklemeye çalışayım; Gidiyorum Yunanistan'a epeyce bir çoğunluğa sahip olduğumda başlıyorum o ülkenin temelini oymaya... Çete hareketiyle, kalleşlikle, işbirliğiyle, dışarıdan destekle, ne ad altında olursa olsun durmadan zarar veriyorum... Yok ederler adamı, asit kuyularında eritirler, yok ederler yada hemen ülke dışına... Bu empati kuramayan fikirsizler bu gerçekleri bilmiyorlar mı... Esas mesele durumdan vazife çıkarmak ve çıkar sağlamak... Çünkü bu fırıldaklar için her sorun bir rant kaynağıdır... Onlara her hava hoş, Asala gider PKKK gelir, Ermeni gider kürdü gelir...! Her sorun kazanç kapısıdır bu fırıldaklara... Sevgi, selamımla aydınlıklara daim... Emeğine takdirimle Sabih arkadaşım...

Saffet Soykal Kim kimin toprağını Ermeni'ye veriyor? Bunu Türk olan kişiler elbette bahsedemezler. Zira TC'nin her karışı, Türk kanlarıyla sulanmış ve aziz vatan toprağı olmuştur.İletin ve etiket için sana tşk ederim Sabih dostum.

Ayşe Bengi Geri zekalıca bir laf söylenip duruyor...Hepimiz Ermeniyiz....Bu lafı duyduğum zaman sinir katsayım tavan yapıyor....Neden ben en değerli varlığımız olan TÜRK adını bırakıp da şerefsiz Ermeni adını alayım....Allah korusun....Niçin Hocalı katliamını hatırlayıp " hepimiz Azeriyiz" veya Bosna felaketini anımsayıp " hepimiz Bosnalıyız " demiyoruz da , topraklarımıza göz dikmiş olan bu paçavraların adını kullanıyoruz.....Asala'ya verdiğimiz diplomat kurbanlarımız kolay mı yetişti....Allah Ermenilerin de, hepimiz Ermeniyiz diyenlerin de cezasını versin....Biraz gerilere gidip Hrant Dink'in soykırım ve Türkler ile ilgili yazılarını bulup okusunlar...Yurtdışında Türkler hakkında neler yumurtladığını öğrensinler...Bakalım ondan sonra da bu rezil tekerlemeyi tekrarlayıp popolarını yırtacaklar mı....

Zafer Yücel Bizim soyumuzda ermeni kesen kimse yok ama Ermeni çetelerin kestiği katlettiği soydaşlarımızın halini o zamanlardan beri anlatan atalar analar var. Hrant Dink te aslında bunların söylediklerine zıt olarak tehcir sırasında saldıranların aslında çoğunlukla Kürt eşkıyalar olduğunu söylüyor. Yani Dink i öldürmek aslında Dünyaya yayılmış diasporanın ve Türkiye'de karışıklık çıkartmak isteyen Siyonist vs Emperyalistlerin işine gelmektedir. İyi araştırılsın altından CIA kolları haline gelen Feto cemaati çıkacaktır.


Sabih Samur  Derin Devlet tasfiye edilmiş yerini AKP hükümeti ve CIA işbirliği ile FTÖ derin birimleri almıştır.

Rahmetli Denktaş'ı eğiten TMT'yi kuran ve yapılandıran Devlet ve Derin Devlet ile bugün dillendirilen Derin Devletin uzaktan yakından alakası yoktur.

Esra Eksi Nga SABIH BEY HER DAIM AZ VE OZ KONUSUR COK ONEMLI, TURK HALKINI COK ILGILENDIREN BILGI AMACLI SEYLERI PAYLASIR TAGLAR..SAHSEN BEN ERMENI BAYRAGINI HIC GORMEMISTIM DAHA ONCE DEMEK KI MERAK ETMEMISIM..AYIP ETTIK TABII..AMA SIMDI SABIH BEY SAYESINDE GORDUM VE BEYNIME CIZDIM..BU ERMENI OYUNU YILLARDIR TURK HALKINA CEKTIRIYOR..IYI DE 80 YILDIR NIYE HEP BIZ SUSUYORUZ..NIYE UYUYORUZ..ARTIK BIRSEYLER GOZUMUZE GOZUMUZE SOKULUYOR DAHA NEKADAR DAYANIRIZ!!!BENIM ICIM ACIYOR...KENDI ULKEMDE KENDI ULKEME SAHIP CIKAMIYORUM YAZIKLAR OLSUN BANA !!





Başka bir gazetenin iç işlerine karışmak, dışarıdan ahkam kesmek caiz değil. Fakat Milliyet gazetesi Türkiye’nin çok eski ve çok önemli bir gazetesi. Rahmetli Ali Naci Karacan tarafından kurulalı beri Türk toplumunda inkar edilemez bir yeri var. Bütün yazarları tasvip etmesem de demokratik hayatta bu işlevi ihmal edilemez. Kaldı ki Milliyet’in özellikle benim için başka bir yeri var. Ali Naci Bey, Milliyet’e yeniden hayat verirken, babamın anılarını yayınlamakla tiraj sağlamıştı. Sonra oğlu okul arkadaşım, yeni hamle yaparken benim de kadroya katılmamı önermişti. Galiba Genel Yayın Yönetmeni olarak. Fakat o sırada DEVİR dergisini çıkartmaya hazırlandığım için sarfınazar ettim ve Genel yayın Müdürlüğü için rahmetli Abdi İpekçi’yi önerdim. Abdi o sırada Kore’de vatan hizmetinde idi. Ona yazdım ve gelince de elinden tutup Karacanlara götürdüm.
Sonrası malum; bence Türk gazeteciliğinin en mümtaz kişisi olan Abdi ekibiyle Milliyet’i Türkiye’nin en iyi gazetesi yaptı. DURUM başyazıları zamanın en objektif durum değerlendirmeleri, iç ve dış siyasetin pusulası gibiydi. Abdi, Milliyet bünyesinde gazetecilik yanında “Yıllık, Almanak” gibi yayınları ve ’Milliyet Yayınları’nı başlattı. Vefalı bir kişiydi. 27 Mayıs darbesinde tıkıldığım Yassıada’dan çıkmamdan sonra bana Milliyet Grubu’nda yer verdi. Milliyet Yayınları’nın başına getirdi. Ercüment’in oğlu Ali’nin yetişmesinde ve gazeteci olmasında biraz emeğim geçti. Onu oğlum gibi severim. Abdi’ye, Karacanlara vefa borcumdan başka, bütün bu sebeplerle Milliyet ve geleceği hususunda biraz konuşmaya, yazmaya ve endişelenmeye hakkım var.

***

Abdi İpekçi daha suikasta uğramadan, aslında Taksim’de yedek parçacılık yapan Aydın Doğan herhalde bir gazetenin ticari işlerine yarayacağı düşüncesiyle Milliyet’i almak -hatta beni aracı kılmayı düşünmüştü- istemişti. Teklifi Abdi’ye götürdüm, şiddetle reddetti. Fakat Abdi ölünce Ercüment herhalde Milliyet’i onsuz yürütemeyeceğini düşünerek gazeteyi Aydın Bey’e sattı ve Milliyet bundan sonra Aydın Doğan’ın kendi deyimiyle “market” oldu.
Her gazetede çeşitli düşüncelerde yazarlar olması mümkündür hatta gereklidir ama Abdi sağken, bunları dengelerdi. Aydın Bey döneminde veya “marketinde” bu denge bozuldu. En sonunda Aydın Bey kendisi dengeleri muhafaza edemeyeceğini anladı ve gazetenin AKP hükümeti “nezdinde” asıl ticari çıkarlarına sekte vuracağı için Milliyet ve Vatan’ı Demirören-Karacan Grubu’na sattı.
Ama Demirören’le Ali Karacan arasında Milliyet’in mahkeme karar verene kadar kayyım tarafından idare edileceği bir alacakaranlık devir başladı. Bu işin hukuki ve mali ayrıntıları hususunda ahkam kesecek değilim. Ancak beni rahatsız eden husus; Milliyet ve Vatan’ın çoğu yazarlarının gazeteci kökenli ve Milliyet kurucularının torununun mücadelesine destek olacakları yerde gazetecilikle ilgileri sadece ticari maksatlı olan Demirörenleri desteklemeleri en azından gazetecilik mesleği açısından ayıp.

***

Gazetecilik ticaret değil... Yazarların da gazeteleri ve geleceği hususunda söz hakları var ama bence bu hakkı dedesinin, babasının mirasını korumak için mücadele eden Karacanlardan yana kullanmaları hem daha makul hem de etik olurdu.
Bu yazarlar, Milliyet’te hakları olan Karacanlara “Ellerinizi Milliyet’ten çekin” diyorlarmış. Çünkü para ve galiba siyasi güç Demirörenlerde olduğu için!...
Daha önce de bu konuda yazmıştım; Siz Hazreti Süleyman olun da karar verin, “oksijensizlik” yüzünden çocuğunu kaybetmek acısını çeken “babadan”mı yoksa para sahibi oldukları için heveslerini tahakkuk ettirecek ve “organ” nakledenlerden mi yanasınız?..
Ben eski bir Milliyet mensubu ve baba dostu olarak bu mücadelede Karacanların yanındayım.