PKK Cudi dağı tüneli inşaatını basıp, 30 iş makinesini yakmış.
O halde bizde boş durmayalım bir Barış çağrısı yapalım.
"Hepimiz kardeşiz" diyelim, "akan kan dursun" diyelim.
Basan PKK, Basılan Biz.
Barış Türküsü söyleyen Ezik biz.
Kim hangi türküyü söylüyorsa söylesin.
Bu iş Ezik olmadan gereği gibi çözülecek.
Seve Seve!




Analar Ağlamasın derken?
Bu asla Kürt olmayan Ermeni, İsrailli belki de Hollandalı
olan dostumuzun anası ağlamasın değil mi?
Bunları yere yatırıp fırçalayan Komutanın anası ağlasın.
Yetmez, hakkında soruşturma, kovuşturma açılsın.
Yüzünü göremiyorum ama dini bütün, nur yüzlü bir kardeşimize benziyor.
Hepimiz kardeşiz ya...

Mart 2008'de yazmıştık top mermisinin üzerine bu yazıyı.
Bebek yüzlü Demirtaş, Küfürbaz Osman Baydemir, İmralı'daki Paket ve bilumum HDP/PKK Saz Heyeti, bu mermi var ya?
Anladın sen onu.
Kimle görüşürseniz, kimi arkanıza alırsanız alın Türk bir defa ayağa kalktı.
Durdurana helal olsun.
Kara Harekatı 7 sene sonra kaldığı yerden devam edecek!
Bu yazı boşuna yazılmadı.
Kandil Dağı'nın yeni adı Ateş Dağı'dır.
Geçilmez denen vadilerin geçildiği, girilmez denen mağaraların girildiği.


Derin Selamlar

Sabih Samur, 9 Ağustos 2015, Türkiye


.
* OSMANLI '' AÇILIM '' YAPTIĞI HER
YERİ KAYBETTİ.
(ARŞİV)
Yazıyı mutlaka okuyun , bugün Güneydoğu'da oynan oyunu gözler önüne sermektedir.
''Girit '' yerine ''Güneydoğu'yu '' koyun ve yaşananların ne kadar tanıdık geldiğini göreceksiniz.
* YIL: 1909 İttihat ve Terakki mensubu Edirne mebusu Haşim Bey, ağustos ayında
Girit’te Rumlar tarafından hunharca öldürülen Osman Efendi (Koraşaki) ile Hüseyin Ağa (Subaşaki) adlı iki
Türkün naaşlarını kartpostal yaptırıp devlet erkânına gönderdi.
Mesajı açıktı: Girit elden gidiyor! Osmanlı Devleti ise, dört büyük ülkeye güvenip, açılım yaparak
sorunu çözeceğini umuyordu. Oysa Girit’te daha önce kaç kez açılım yapmıştı…
Kafanız fazla karışmasın; en iyisi olayları baştan yazalım…
Osmanlı ordusu Akdeniz’in en büyük adalarından olan Girit’i 1645-1669 yılları arasında Venediklilerden aldı.
Adanın Müslümanlaştırılması konusunda farklı bir metot uyguladı:
Balkanlarda “şenlendirme” adıyla yaptığı zorunlu iskânı bu kez adada uygulamadı. Fakat zorunlu olmasa
da Girit, Türk göçü aldı. Bu arada Osmanlı, Kapıkulu askerinin evlenme yasağını kaldırdı. Bunlar Rum
kızlarıyla evlendi. Bazı Rumların da din değiştirmesiyle Girit nüfusunda Müslüman sayısı kısa sürede çoğaldı.
Anımsatmalıyım: İhtida eden Rumların bir bölümü, 823-963 yılları arasında adaya egemen olan
Müslüman Araplar idi. Bizans’ın zoruyla Hıristiyan olmuşlardı. Bu gerçeği saklamayanlardan biri de,
Giritli ünlü yazar Nikos Kazancakis (1883-1957) idi. El Greco’ya Mektuplar eserinde Arap soyundan
(Abadyotlardan) geldiğini iftiharla yazdı. Dünyaca ünlü ressam El Greco da (1541-1614) Giritliydi. Neyse…
1700’lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve Türkler hemen hemen eşitti. Adanın dili Rumca, Arapça,
Türkçe karışımı olan, yerel halkın Giritçe dediği dildi. Bu dil Rumca’ya yakındı. Bunun sebebi, Osmanlı
idaresinin Türkçe’ye gerekli özeni göstermemesiydi. İlginçtir; Girit’te Türk dilinin unutulmamasını
sağlayan Horasan kökenli Bektaşi tekke ve zaviyeleriydi. Türk ve Rumlar arasında yıllar içinde akrabalık sayısı arttı. Et ve tırnak gibi oldular. Ancak ne zaman Osmanlı ekonomisinde duraklama ve gerileme dönemi başladı; Girit’te isyanlar patlak verdi. Bunda, Ortodoksların hamiliğine soyunan Rusya’nın payı büyüktü. 1768’de Çariçe Katerina’nın kışkırtmasıyla, ticari filoya sahip zengin tüccar Yanis Daskoloyanis önderliğinde
Rumlar (Sfakyalılar) ayaklandı. Osmanlı isyanı bastırdı; Daskoloyanis ve arkadaşları idam edildi ama 100 yıldır et ve tırnak gibi yaşayan Rumlar ve Türkler arasında güven kaybı başladı. Ne yazık ki, yaşanılacak sonraki tarihsel süreç adanın bu iki halkını birbirine düşman edecekti. Bunun içsel olduğu gibi dışsal
nedenleri de vardı. Öncelikle, siyasi, sosyal ve ekonomisi altüst olan Avrupa yeniden kuruluyor; yeni
ittifaklar oluşturuluyordu. Bu nedenle 1821’de Mora Yarımadasında başlayıp Girit’e sıçrayan isyan Avrupa’dan çok destek buldu. Bu desteğin siyasi yanı gibi kültürel yanı da vardı; Rönesans’la birlikte Batıda antik Yunan hayranlığı başlamıştı. Rumların camilere, tekkelere, çiftliklere, vakıflara saldırmasını;
Türk köylülerini öldürmesini Avrupa seyretti. Kılı kıpırdamadı. Can güvenlikleri kalmayan köylerdeki
Müslümanlar şehirlere göç etti. Ancak Rumlar şiddeti her geçen gün artırdı. Osmanlı, Mısırdaki Kavalalı
Mehmet Ali Paşadan yardım alarak ayaklanmayı ancak 4 yılda bastırabildi. Cephe savaşları için eğitilen askerler küçük çetecilerle başa çıkmakta zorlanmıştı. İsyanın bastırılması ve Osmanlının Doğu Akdeniz’e tekrar hâkim olma ihtimali, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın hoşuna gitmedi. Bu üç devlet Osmanlıdan  Yunanlılara, Sırbistan ve Romanya’da olduğu gibi prenslik vermesini istedi. Avrupa’da da büyük bir kamuoyu baskısı vardı. Şair Lord Byron, ressam Delacroix, yazar Victor Hugo vs. gibi aydınlar eserlerinde Yunan isyanına destek çıktı. Kuşkusuz mesele sanatçılarla çözülmedi; İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Mora’daki Navarin Limanındaki 57 Türk gemisini batırıp sekiz bin Mehmetçiki şehit ettiler.
Avrupa Konseyi: Osmanlı şaşkındı; ne yapacağını bilemedi. Çünkü Yeniçeri Ocağını daha yeni tasfiye
edip, Asakir-i Mansure-i Muhammediye teşkilatını kurmuştu. Savaşacak askeri gücü yoktu.
Sonuçta Osmanlı, Yunanistan’ın bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve kendisine her yıl belli miktarda vergi
vermesi karşılığında, Mora Yarımadasında Yunan Prensliği kurulmasını kabul etti. Aradan çok geçmedi. Rusya da Osmanlıya iki yandan saldırdı. Erzurum’u, Edirne’yi aldı. İngiltere ve Fransa, Rusya’nın ilerleyişinden memnun olmadı. Taraflar bir masa etrafında buluştu. Buradan ne karar çıktı dersiniz; Yunanistan’ın bağımsızlığı! Enosis (birleşme) için ilk adım atılmış oldu…
Girit Rumları fırsatı kaçırmadı; Yunanistan’la birleşmek için hemen ayaklandılar. İsyan bu kez çabuk
bastırıldı. Rumlar Avrupa’dan da gerekli desteği bulamadı. Çünkü emperyal devletler, hasta adam
Osmanlıyı nasıl paylaşacakları konusunda henüz hemfikir değillerdi.
Öyle ki, Osmanlı; İngiliz ve Fransızların Avrupa Konseyi’ne alınma sözüyle Rusya’ya savaş açtı.
Ruslar da sıcak denizlere inme hülyasından hiç kopmadı. Giritli Rumların umudu da Rusların bu
hülyasıydı… Her fırsatta ayaklandılar ve her isyanda bir siyasi hak elde ettiler. 
Nasıl mı? Açılımın birinci aşaması: Genel af çıkarıldı.
RUSLAR dindaşları Yunanlıları, İngilizlere kaptırmamak için, Çar II. Aleksander’ın yeğeni Grand Düşes
Olga’yı Yunan Kralı Georgios ile evlendirdi. Bu düğünde bir dedikodu çıktı; Ruslar çeyiz olarak
Girit’i Yunanlılara verecekti! Dedikoduya o kadar inanıldı ki, Girit’in fanatik milliyetçi dağlıları
Sfakyalılar, Mihail Korakas önderliğinde ayaklandılar. 16 Ağustos 1866da Selino kazasındaki
Müslümanları kadın çocuk demeden öldürdüler. Osmanlı ordusu çetecilerin peşine düştü. Tam isyanı
bastıracakken devreye İngiltere ve Fransa girdi.
Teklifleri şuydu: Girit Yunanlılara verilemezdi ancak Osmanlı da Girit Açılımı yapmalıydı.
Nasıl olacaktı bu açılım?
1. İlk şart, askeri harekât hemen durdurulmalıydı.
2. Ayrıca silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.
Tanıdık geliyor mu? Devam edelim:
3. Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı.
4. İdari reformlar da yapılmalıydı; Padişahın atayacağı valinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı.
5. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu kaldırılmalıydı.
Osmanlı açılımı kabul etti. Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü.
Müslümanlar, “Bu açılım ne kadar güzelmiş,” demeye başladı.
Açılımın ikinci aşaması: Jandarma yeniden düzenlendi. 
Osmanlı’nın 1878de Ruslara yenilmesi Girit’te yeni bir ayaklanmaya neden oldu.
Olan, köylerine dönen açılım kurbanı Türklere oldu; evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular.
Osmanlı ordusu yine isyancıların peşine düştü. Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Onların bastırmalarıyla, diğer Osmanlı vilayetlerinden farklı, Girit’e özel imtiyazlar tanındı; yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.
25 Ekim 1878deki bu Halepa Sözleşmesi/Açılımı şöyle olacaktı: 
1. Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı.
2. Vilayet genel meclisinde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.
3. Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.
4. Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe
olabilecekti.
5. Ve en önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti.
Osmanlı bu açılıma da “Evet” dedi “Yeter ki kardeş kanı dursun,” diyordu. Fotyadi Paşa, Sava Paşa,
Kostaki Anthopulos Paşa, Nikolaki Sartinski Paşa gibi isimleri sırasıyla Girit’e vali atadı. 
Diyeceksiniz Artık bu açılım adaya sükûnet getirmiştir!
Hayır… 
Açılımın üçüncü aşaması:
Avrupa’ya müdahale hakkı 1885-1888de Girit iki ayaklanmaya daha sahne oldu. Fakat, en büyük
isyan 1896da oldu. Artık taraflardan biri asker değildi; Ağride, Kaliveste, Resmoda, Hanyada vd. 250 yıldır
birlikte yaşayan komşular birbirine silah sıkmaya başladı. Girit yanıyordu. Tabii yine beklenen oldu;
İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya olaylara müdahale etti. Asayiş amacıyla savaş gemilerini Girit’e
gönderdiler. Ve Osmanlıya yine, yeni bir sözleşme/açılım dayattılar. 
1. Girit valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı.
2. Bu Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batıdan silah ve asker yardımı isteyebilecekti.
3. Hemen genel af ilan edilecekti.
4. Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı.
5. Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı.
Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi.
Başkent İstanbul’un Girit’te açılım yapmaktan başı dönmüştü. Ancak 25 Ağustos 1896 Nizamname / açılımı
Girit’ten kopuşu hızlandırdı. Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile gezip, kimseden korkmadan Türkleri öldürmeye başladı. Bu cinayetler sonucu, Amcaoğlu Hüseyin, Bedeloğlu Mehmet, Bunacuoğlu Selim Ağanın çoban oğlu, Yanatoğlu Halim, Salih Kaziyatoğlu, Güldanoğlu Hüseyin, Muradoğlu Hasan, Osman Korethaki gibi yüzlerce Türk öldürüldü. Resmolu Hüseyin Subaşaki gibi Türkler şehit edildikten sonra,
hıncını alamayan asiler tarafından kafatası bıçak ve sopalarla delik deşik edildi. Türkler korunaksızdı.
Girit’in Hıristiyan valisi, kasten Osmanlıdan asker yardımı istemiyordu; Türklerin Girit’ten gitmesini istiyordu. Girit’te oluk oluk Türk kanı akıyordu. Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliamlara neden oldu. Elida,
Ahladina, Nisiya, Balyovici, Sika, Lisinsi, Mulina, İskalavos, Handra, Akriba, Lamnon, Ziru gibi Türk
köyleri yakılıp yıkıldı; Müslüman ahalisi öldürüldü. Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.
Hanya ve Resmo’da altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu. 
Giritli Müslümanlar, açılım gereği Osmanlının Girit’e asker çıkaramayacağını anlayınca, İran Şahı Muzafferiddin Handan yardım istedi! Sadece Girit’te değil Yanya’daki feryatlara Avrupalının kulağı kapalıydı.
Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897de Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan
ordusunu perişan etti. Türk ordusu Atina’ya girecekken, Rus Çarı II. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin
baskısıyla II. Abdülhamid Türk ordusunu durdurdu. Yapılan barış görüşmelerinde galip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı, savaş tazminatını bile alamadı.Aksine Girit’teki nüfuzunu kaybetti…
Açılımın dördüncü aşaması: 
Girit Özerk/Otonom ilan edildi
Diyeceksiniz ki, Osmanlı ordusu, Yunanlıları yenince Girit’teki Rumlar korkup sinmişlerdir. Ne gezer! En
acıklısı Girit’te yaşandı. Türkler, Rumları kesecek iddiasıyla Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya,
İtalya) adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı! O halde Girit’te Türk askerine gerek
var mıydı? Diyorlardı ki, Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı!
Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs için de söyleniyor…
1. Avrupa’nın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898de Girit’ten çekildi.
2. Ada özerk ilan edildi.
3. Giriti’n kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini
güvence altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girit’e böylece barış gelecekti. Harika!
4. Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girit valisini seçme hakkı Osmanlı padişahına bırakıldı. Ancak
istisnai bir durum vardı; büyük devletlerin o valiyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama
yapacaklardı.
Ne oldu dersiniz; Osmanlının karşı koymasına rağmen Prens Otto Girit Valisi yapıldı.
Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.
Rumlar hemen adaya Yunan bayrağı çekti. Hani barış gelecekti; beyaz güvercinler uçacaktı adanın
üzerinde? Osmanlı büyük bir diplomasi başarısıyla (!) bayrağı indirtti. Karşılık olarak, Avrupa
ülkelerinin ve Yunanistan’ın tepkisini çekmemek için, İstanbul’da sahnelenen Girit adlı tiyatro
oyununu sansürledi. Şaka gibi…
Ve sonuç: Toprak Kaybı OSMANLI, Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, teminatlarına ve
“açılım masallar”na hep inandı.
Bunun karşılığında Girit’i kaybetti.

Bu da şöyle oldu: 1910’da Girit Meclisi Yunanistan’la birleşme kararı aldı.
Anadolu’nun birçok yerinde mitingler yapıldı; Türkler, Girit’te savaşmak için gönüllü asker olma
müracaatında bulundu; Yunan malları boykot edildi, gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı;
Osmanlı konuyu Lahey Hakem Mahkemesine götürmek istedi vs. vs.
Bunların pek yaptırımı olmadı. Girit onca açılıma rağmen 1913’te Osmanlının elinden kuş olup uçtu,
gitti! Giden toprağın yüzölçümü 8.336 kilometrekare idi.

Prof. Dr. METE GÜLMEN

AK Parti koalisyon görüşmelerine başlarken bir taraftan da Arınç, Müezzinoğlu gibi Partinin ağır topları vasıtasıyla "Bak Erken Seçime Giderim, Bitersiniz!" söyleminde parmak sallattırılıyor.
Satrançta hamleler...
Kırmızı çizgiler kalkacak. Dün dünde kalacak. Yaşanan yaşandı.
Günahıyla sevabıyla HELALLEŞİLECEK.
"Hırsız, uğursuz" demek yok. Fonda hepimiz kardeşiz türküsü...
Bayram tadında koalisyon görüşmeleri...


Sabih Samur 

Günümüzde savaşlar ovada, göğüs göğüse süngü takarak icra edilmiyor.
Mertlik beklemek, vücut gücü bunların hiçbiri yok.
Aslında düşmanın bile görünür değil. Dost ve müttefik. Aynı safta gözüküyorsun.
Karşında ise bir ve ya bir kaç piyon.
Kandırılmış zavallı kitleler...
Küçücük çıkarları uğruna karakterinden, namusundan, duruşundan, özünden taviz vererek ellerine verilen elma şekerini yalayıp yutarken piyonu olduğu büyük ülkelere tapan zavallı topluluklar.
İşte Türkiye'ye düşman diye sunulan bunlar. Ve diplomasi, devlet yönetimi, gelenek ve görenekler "biz aptal değiliz, asıl düşmanımız bu ülkedir" diye isim vermeye müsaade etmiyor.
Gerçeği görerek bunu diplomatik bir şekilde son dakika dillendirmeye çalışanlar ise öngörülen ve planlanan şekilde Hak'kın rahmetine kavuşuyor.
Menderes son dakikalarda hangi ülke için ne demişti? Alternatifi ne idi?
Turgut Özal Türk Dünyası ile yakınlaştığı ve Büyük Türkiye söylemine girdiği gün aslında kalemi kırılmıştı.
Diğer lokal olayları muavenet, çuval geçirme vb. dillendirmeye bile gerek yok. Ezberlediniz.
Son bir yılda ise gerek Hükümet gerekse Tayyip Erdoğan liderliğinde belki ayar vermek için belki de gerçekten radikal bir dönüş yapmak için B planı şeklinde hamleler yapıldı. Sert görüntülü söylemlerde bulunuldu sözde dost ve müttefike.
Ve her sertliğin peşinden misli ile karşılık bulundu. Bu karşılık gelene kadar da
hepimizin kullandığı sosyal medyada çok inceden, dozaj dozaj bize ayar verildi.
Yavaş yavaş sonrasında dozajı arttırılarak Çin düşmanlığı!
Çin ile diyalog kurması engellenen ve Uygur Türkleri ile ilgili hiç bir şey yapmayan bir Türkiye. Kendi yüz ölçümü sınırları içinden bağırıp çağırmayan sadece Allah'a havale eden bir Türkiye.
Rusya, Çin, Hindistan ve İran'a düşman olması öğütlenen Natocu Türkiye.
Evet tarih tekerrür ediyor. Nato karşıtı subaylarını ve Ege Ordusunu Hükümetinin gözü önünde Fethullah Cemaat Yapılanmasına kırdıran, yok eden bir Türkiye.
T.C. Cumhurbaşkanı ve oluşacak yeni Hükümet bu gerçekle karşı karşıyadır.
Ya her şeyi göze alarak onurlu ve tam bağımsız olarak yoluna devam edecek ya da her diklenmesinde tokat yiyerek, başına çuvalını efendi efendi giyecektir.
Ve bizler Türk Milleti olarak bu oyunu okuduğumuzu, gördüğümüzü, uyanık olduğumuzu vurgulamak adına bu satırları kaleme alıyoruz.
Tezkereye onay vermeyen bizler, bizim adımıza, Teskere öncesinde ve sonrasında atılan, TBMM'nin haberi ve onayı olmayan imza ve taahhütleri
TÜRK MİLLETİ ADINA REDDEDİYOR, KABUL ETMİYORUZ.
Şahısların Yurt dışında gizli toplantılarda atmış oldukları bu imzalar kendilerini bağlar. Bireysel olarak hesabını verirler.
Türkiye Cumhuriyeti Devletini hiç kimse boyunduruk altına sokamaz.
Arz olunur.
Derin saygılarımla
Sabih Samur, 13 Temmuz 2015, Türkiye




Kendisi de bir çocuk gelin olan Selvi Sertdemir, toplumun kanayan yarası olan Çocuk Gelin konusuna dikkat çekmek için bir ilki gerçekleştirecek: Selvi Sertdemir de Çocuk Gelindi Resim Sergisi
20 Haziran 2015 Cumartesi 17:01

Selvi Sertdemir ile yaptığımız uzun diyaloglar sonucunda DORUKTÜRK olarak gerek TV gerekse Gazete kapsamında bu projeyi destekleyeceğimizi ve elimizden gelen ne ise seve seve yerine getireceğimizi söyledik.
Ne yapmak istiyor Selvi Serdemir?
Selvi Sertdemir henüz 13 yaşında iken evlendirilmiş bir Çocuk Gelin aslında...
Dillendirilmesi zor olan bir konuyu cesur bir şekilde gündeme getiren mert bir kadın.
Projeyi kendi ağzından aktarıyoruz size:
"BU HEPİMİZİN PROJESİ...
Selvi Sertdemir de çocuk Gelindi Sergisi:
Böyle önemli bir konuda daha önce bir Projenin Eksik olduğu düşüncesiyle çocuk gelinleri Resmetmek için harekete geçtim.
Asrın projesi olarak yola çıktım. 13yaşında evlendirilen “Selvi Sertdemir’de çocuk gelindi“ Sergisine katılarak Başka çocuk yaştaki kızlarımızında umutlarının ve geleceklerinin Karartılmasına izin vermiyelim. Çocuk Gelinlere hayır diyelim Sloganıyla bu Projeye destek verelim.Sosyal Sorumluluk Art sanat Ressam Projemin ilki Kıbrısta Başlayıp DiyarBakır,Urfa,Konya ve yurtdışında Danimarka’da devam etmeyi düşünüyorum. Çocuk gelinlere hayır demek için bir Fırçada Senat Sloganıyla KKTC-Lefkoşa’da buluşalım.Başta Eserleriyle Ressamları,Medyayı,Eğitimcileri Politikacıları olmak üzere toplumun her kesiminden bireyleri katılmaya davet ediyorum.Hepimiz birlikte Tuval’da canlı Performans yapalım ve imzamızı atalım, çocuk gelinlere dur demek için."
Evet böyle diyor Ressam Selvi Sertdemir.
Biz de kendisine başarılar diliyor ve konu ile ilgili ilk haberi yaparak ilk adımı atmış oluyoruz.
Hayırlısı...

DORUKTÜRK MERKEZ, KKTC















.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, her türlü elverişsiz şartlara rağmen milletin iradesinin sandıkta tezahür ettiğini belirterek, 7 Haziran seçiminin AK Parti için sonun başlangıcı olarak olarak göründüğünü söyledi. MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, bunlardan birinin de yolsuzluk dosyalarının açılması olduğunu kaydetti.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, partisinin Yozgat İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında 7 Haziran seçimlerini değerlendirdi. Türk milletinin, kurgulanan dayatma, karartma ve aldatma mekanizmalarına rağmen hür iradesini sandıkta gösterdiğini ifade eden Durmaz, "Şimdi Türkiye'de yeni bir siyaset tablosu belirmiştir. 7 Haziran milletvekilliği genel seçimlerinin ilk sonucu, hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak bir sayısal çoğunluğa ulaşamamasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi, yaklaşık 13 yıldır süren tek başına iktidarını kaybetmiştir. AKP için sonun başlangıcı görünmüştür. Türk milleti, kutuplaşma simsarlarını açıkça ikaz etmiştir." dedi.

AK Parti'nin 7 haziran seçimlerinde devletin bütün imkanlarını pervasızca kullandığını söyleyen Durmaz, "7 Haziran seçimlerinde AKP gerilim ve gerginliğe dayalı siyaset anlayışı ile bugün ağır bir yenilgi almıştır. Dahası milli iradeyi karartmaya, demokrasiyi çarpıtmaya dönük her türlü algı operasyonunun tutmayacağı artık net olarak anlaşılmıştır. Şurası inkar edilemeyecek bir gerçektir ki, AKP 7 Haziran seçimlerinde devletin tüm imkanlarını pervasızca kullanmıştır. Devlet kanalı TRT, yandaş medya, AKP'nin siyasi kampanyası için seferber edilmiştir. Valiler AKP'ye çalışmıştır. Hazine kaynakları AKP'nin emrinde ahlaksızca israf edilmiştir. Tüm ülkemizde olduğu gibi özellikle Yozgat'ta seçim çalışmaları boyunca AKP'li eski bakan ve milletvekilleri devletin bütün imkanlarını seferber ederek, hak, hukuk gözetmeksizin çalışma yapmıştır. Buna Yozgat valisi de ön ayak olmuş, kurumlara yazılı talimatlarda bulunarak adeta AKP il başkanı gibi çalışmıştır. Yapmış olduğumuz uyarılar da dikkate alınmamıştır." diye konuştu.

17-25 ARALIK DAHİL NE KADAR YOLSUZLUK DOSYASI VARSA ÜZERİ AÇILACAK

MHP'nin de kırmızı çizgilerinin olduğunu ifade eden Durmaz, şunları kaydetti: "Bizim çizgilerimiz nettir. Birincisi çözüm süreci rafa kalkacak, ikincisi cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilecek, üçüncüsü 17-25 Aralık dahil bundan önce ne kadar yolsuzluk olayı varsa hepsinin üzeri açılacak ve hepsi ile soruşturmalar yeni baştan ele alınacak. Bizim söylediğimiz budur. Bu şartları kabul ediyorlarsa biz elbette bu ülkede birilerinin buradan bir kriz çıkartmasına müsaade etmeyiz. Biz elbette hükümet etme sorumluluğunu sonuna kadar üstleniriz. AKP'nin içerisinde bir grubun kasıtlı olarak diğer partilerin şartlarını kabul etmeyerek 'bakın biz koalisyon yapmak istiyoruz ama bizimle koalisyon yapmaktan, hükümet etmekten kaçıyorlar' şeklinde bir krize sebebiyet verme amacında olduklarını da duyuyoruz. Biz bütün bunların farkında olarak, çok akıllı, sağduyulu bir şekilde bu süreci yöneteceğiz. Yani biz baştan kesin hatlarla 'hayır biz yokuz' demiyoruz. 'Önce diğer seçenekleri deneyin' diyoruz. Nitekim, sayın cumhurbaşkanının anayasal sınırlara çekilmek şöyle dursun, başka bir partiye nezaketsiz bir şekilde, başka bir partinin içişlerine karışacak şekilde Deniz Baykal'ı çağırıyor olması, özel konuşma yapıyor olması da bizim kuşkularımızı da bizim kırmızı çizgilerimizde ne kadar haklı olduğumuzun teyididir."
HDP'nin olduğu hiçbir yapının içerisine olmalarının söz konusu olmadığını vurgulayan Durmaz, "HDP'nin içerisinde olduğu hiçbir yapıya bizim içeriden, dışarıdan, destek vermemiz söz konusu değildir. HDP ile hiçbir şart altında bir araya gelmemiz de söz konusu değildir." ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Levent Çotuk'tan muazzam bir durum değerlendirmesi (mevcut gelişme ve suçlamaların, yaşanan sürecin önemine binaen)
12 Haziran 2015 Cuma 00:37


Ey benim gönlü sıra dağlardan da büyük güzel yiğit kardeşim.
Sen Türkiyesin.
Sen bu tarihin en şerefli milletin evladısın. Evlad-ı Fatihan'sın.
Yakışanı yapmaktır sana yakışan.
Bak yaklaşıyor, yaklaşmakta olan.
Kimsenin kimseye faydası dokunamayacağı gün gelip çatmadan, babanın oğlundan kaçacağı gün gelmeden, yapılacak çok işimiz var, bilesin.
Öyle ya da böyle; bir şekilde bazı algılara uydun ve bu vesileyle bir tercih yaptın. Tercihin hayırlı olsun. Yarınların mübarek olsun. Fakat bugün aklı selim ile hareket etmek ve makul olmak zorundasın.
Seçim sonuçları açıklanmaya başladığı andan itibaren, gördüğüm manzara içindeki sen, sen değilsin. Ecdadın değil. Sanki garbın hizipleri gibi bir hal almışsın. Bundan hemen vazgeçmelisin.
Tek başına hükümet kurulamıyor diye sevinip zafer naraları atan değil, durumdan vazife çıkaran olmalısın. Kardeşinin göz yaşı ile ferahlayamazsın. Haklı olarak, kutuplaşmadan şikayet ederken, aynı hataya sende düşmemelisin.


Bak ben Saadet Partisiyim. Milletvekili adayı olarak hep anlattım. "Derdimiz oyların bölünmemesi değil, Ülkenin bölünmemesidir" dedim.
Kastettiğim sadece "toprak bölünmesin" değildi. Esasen "İnsanlarımız bölünmesin"i dert ediniyorduk.
Nedir şu gördüklerim?
Öbür taraftan bir diğer kardeşim; seçmeni cezalandırmak ister gibi, sırf karşı düşüncenin tarafı olduğu için, haydi hizmetler dursun da, enflasyon çıksın da, döviz yükselsin, piyasalar yerle bir olsun da, aklınız başınıza gelsin demek de ne demek oluyor?
Bu seni gerçekten mutlu mu edecek?
Neden içgüdüsel davranıyor, oraya buraya saldırma ihtiyacı hissediyorsun?
Hala mı ötekileştiriyorsun senden olmayanı?
Sen misin bu kardeşim?
Neden tanıyamıyorum seni artık? Bu "görün bilmem neyinizi" dili iyi bir dil değildir. Bak ey sevgili, en sevgili, güzeller güzeli, gönlü zengin, yiğit kardeşim.
Yaklaşıyor, yaklaşmakta olan.
Ben Saadet Partisiyim, Milli Görüş'üm. Buradan sanki ahireti görüyormuş gibi konuşuyorum. Siyonizm İlmek İlmek planlarını işlemeye devam ediyor. Her gün -1 gün olarak düşüyor geleceğinden.
Ne zaman uyanacaksın ey benim canım ciğerim?
Ne zaman, verdikçe artacak olan Sevgi'ni sloganlardan çıkarıp karşında durana sunacaksın?
Ben, O %2 diye dalga geçtiğin, eski kafalı olmakla, bölücü olmakla suçladığın Saadet Partisinin bir neferiyim. Benim sevgim hiçbir baraja takılmaz. Aziz Milletimin kıymetli ve şerefli tüm evlatlarına yeter.
Ben Milli Görüşüm. Bu milletin Makul sesiyim. Hakk'ı Hak, Batıl'ı Batıl olarak görmekle vazifeliyim.
Hepinizi, Hepimizi, Makul olmaya, boşaltılmış olan kavramların içini yeniden doldurmaya davet ediyorum. Ne olacaksa olacak. Bu Vatan için; ama benimle, ama bensiz, her ne yapılacaksa, en mükemmeli, en iyisi, en doğru ve en hayırlısı için gayret göstermeli, öyle temenni etmeliyiz. Cenab-ı ALLAH'a öyle Dua etmeliyiz.

Levent Çotuk

DORUKTÜRK HABER, Zeytinburnu, Sabih Samur


TÜRKLÜK ŞEMSİYESİ

Gönderen SABİH SAMUR | 1:23 ÖÖ | , | 0 yorum »

Az önce özelden bir mesaj geldi.
"Sabih lütfen politik ol. Sen televizyoncusun. Bırak Kürtlerle uğraşmayı."
Sevgili Arkadaşlar ben etnik ayrım yapmıyorum.
"Ben Türküm" diyemeyen ama Türkiye'de yaşayıp Devletimin tüm imkanlarından yararlandığı halde "Federasyon" muhabbeti yapanlarla benim işim.
Ve keşke benim kimine göre yaptığım bu sert çıkışlar herkes tarafından yapılsa.
Bu ülkeyi sadece İslam ile bir arada tutamazsın.
Tekrar Ulus Devlet bilinci aşılanmalı.
T.C. Vatandaşları TÜRKLÜK ŞEMSİYESİ altında bir arada huzurlu, mutlu yaşamalı.

Bizim TEK sayımız DÖRT (Rabia İşareti) değil BEŞ (Kod Adı TC)

TEK DEVLET
TEK MİLLET
TEK VATAN
TEK BAYRAK
TEK DİL



KIBRIS DAVASI

Gönderen SABİH SAMUR | 10:47 ÖS | , , , | 0 yorum »

Türkiye Cumhuriyeti'nin GİRİT DAVASI yoktur.
Çünkü GİRİT artık Türk değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin KIBRIS DAVASI vardır.
Çünkü KIBRIS TÜRKTÜR!
Sabih Samur

Türk Dünyası 2'nci Gazeteciler Şurası

Gönderen SABİH SAMUR | 10:45 ÖS | | 0 yorum »

Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da düzenlenen
"Türk Dünyası 2'nci Gazeteciler Şurası" sonuç bildirisinin yayınlanmasıyla sona erdi. 20 ülkeden 100 gazetecinin katıldığı şurada, Türk Devlet ve Topluluklarında iletişim dilinin Türkiye Türkçesi olması tavsiye edildi.
Kaynak: TRT Avaz


"onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir" cümlesini gerçekleştiren ve İstanbul'u bizlere emanet olarak bırakan SEN ve emaneti sirke çeviren BİZLER.
Nasıl planladın, nasıl fethettin bu detaylara girmeyeceğim. Biz zaten senin başarını kendi başarımızmış gibi yıllarca ballandıra ballandıra anlatıp durduk. Yarın ve diğer günde muhtemelen anlatacağız.
Ve işte bu nedenle senden özür diliyorum maalesef senin gibi yüce bir insanı bugünkü, bizce önemli seçimlerimiz için, 7 Haziran için; seni kullanacağız.
Kızma bize.
Dünya değişti. Hepimiz bencil olduk.
Çabuk tüketiyoruz.
Bugün aslında 29 Mayıs değil, bugün 7 Haziran.
Dün de 7 Haziran'dı. Artık hep 7 Haziran.
Biz ki Kabe'nin etrafına dahi gökdelenlerin dikilmesine müsaade etmiş Müslümanlarız, biz ki Mekke'ye, Medine'ye gitmeyi turistik seyahat durumuna getirmiş insanlarız anla bizi lütfen bu muazzam 7 Haziran seçimleri için seni çok rahat kullanırız ve kullanacağız.
İnanmıyor musun, yapmaz benim torunlarım mı diyorsun?
Peki lütfen yarın bizleri izle.
Üzgünüm daha yazışmak dertleşmek isterdim fakat Güzel Komutanım malum yarın için hazırlık var. Fethi kutlayacağız.
Neden mi bugün, gerçek gününde kutlamıyoruz?
Konjonktür öyle gerektiriyor diyelim geçelim bir kalem.
Aziz hatıran önünde saygı ile eğiliyoruz.


Senin Torunların


Edirne Televizyonu (www.edirnetv.com)
Sabih Samur ile MEMLEKET MESELESİ
Konuk: Saadet Partisi Edirne Milletvekili Adayı Ali Demirkıran

Prof.Dr. Rüstem Eminov'dan Kırım Türkleri'nin tren vagonlarına bindirilip Sibirya'ya sürgüne gönderildiği, gemilere bindirilip Hazar Denizi'nin ortasında gemilerin batırılması sonucu katledildiği yıllara ait "Unutmayın" isimli resimlerinden...








Sabih Samur'un Sunduğu Memleket Meselesi programının 11 Mayıs 2015 Pazartesi konuğu Saadet Partisi Edirne Milletvekili Adayı Ali Demirkıran oldu.
Milli İttifak, Edirne ve Ekonomi konuşuldu.

Levent Çotuk Başkan nerede destek unsuru olarak bizler orada.
Bu vesile ile SP Kağıthane İlçe Bşk ve ekip arkadaşlarına göstermiş oldukları takım ruhu için teşekkür ediyorum.


Sn. Çotuk'a da başarılarının devamını diliyorum.
Sabih Samur


Levent ÇOTUK - Milletvekili Adayı

Saadet Partisi İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Levent Çotuk yaşlısından çocuğuna kadar toplumun her yaş dilimiyle iletişim kurabilen ve bunu zorlamadan doğal olarak başarabilen bir kişi.
Milli İttifak içinde ise mensubu olduğu SP kadar BBP'den de takdir ve sevgi görüyor...
Saadet Partisi'nin barajı aşacağı kesinleşmiş gibi görünüyor.
En azından bizim kalbimizden geçen bu.

SABİH SAMUR ( Bizden Biri ! )
















Zeytinburnu Saha Çalışmalarından Bir Enstantane


Sabih samur'dan YORUM HABER Şölen havasında geçen Milletvekili Tanıtım Toplantısı muazzam bir katılım gerçekleşti.

03 Mayıs 2015 Pazar 18:33
Sabih Samur'dan YORUM HABER
Doruktürk ekibinin başından sonuna kadar yer aldığı ve benimle Edirne'den sürekli telefon, video ve görsel kurulduğu ortamda gördüğüm ilk şey şu oldu: MİLLİ İTTİFAK yani BBP'nin tüm egolarını bir yere bırakarak Saadet Partisi ile biraraya gelerek oluşturduğu seçim birlikteliği etle tırnak gibi olmuş.
Eğer bu çoşkulu, inançlı kalabalık son dakika (geçen senelerde olduğu gibi) sürprizi yaparak istikrar adı altında AKP'ye oy verirse çok yazık olur.
Bu coşku sandığa kadar devam edip mührü Saadet'e basarsa cilalatılıp parlatılarak ortaya barış çubuğu olarak sunulan HDP figürünü oy anlamında kat be kat geçebilir.
Olması gereken de bu.
Saadetin seçim tüzüğünü okuduğunuzda "idam cezasının tekrar getirilmesi" maddesi dahi ne kadar kararlı olduklarını ve memleketin bekası için hazırlık yaptıklarını gösteriyor.
Bundan sonra yapılması gereken şahsi fikrimdir beni bağlar; kesinlikle AKP ile bir ittifakın söz konusu olmayacağını, "siyasettir sıcak bakabilir" gibi bir söylem hatasına asla düşmeden aynı kararlılıkla yürümeleridir.
Yine ülkenin bölünmez bütünlüğü noktasında, federasyona ve özgürlük söylemleri adı altında PKK'nın legalleşmesine sıcak bakmayacaklarını yüksek sesle vurgulamaları gerekmektedir.
İKİ MUSTAFA'nın dil uyumu, kısmet olur da meclise girilirse aynı şekilde devam edecek hissi vermektedir.
Hayırlısı diyelim.
Allah Türkü Korusun.





"Hemşerim sen de gel" sıcaklığında bir adam. Şarköylü.
Ve Şarköy'ün tüm özelliklerini  taşıyor. Üç yabancı dili sular seller gibi konuşmasına rağmen karşısındakine Türkçe öğretmek en büyük zevki.
Bayrak sevdalı!
Lafı evirip çevirmeyen, demokrat desinler diye her telden çalmayan;
Ben Türküm kardeşim! diyen bir adam. Adam gibi adam.
Milli İttifak'a öncelikle Milli olduğu için inanmış bir adam.
Saadet onun ülküsü.
Bir takım medyanın görmemezlikten geldiği ve yer vermediği ortama rağmen;
"o zaman bende halkımla kucaklaşırım" diyerek, "asli mektep kıtadır" mantığı ile kıtada yani sahada yani sokaklarda soluğu alan adam.
O Halktan biri.
O Bizden Biri.
Levent Çotuk Bizden Biri.

Sabih Samur

Maalesef bu program İktidar Danışmanları tarafından izlenip, not alınmış olmalı ki; dün çok acı bir olay gerçekleşti:
Şehit Anaları otobüslere doldurularak PKK lı Anaların ayağına götürüldü.
Ve Diyarbakır'da asla şehit anası olamayacak bir kadına hazırlanmış bir metin okutuldu.
Hazır olun Teröristbaşının çıkması için artık şartlar oluştu!

https://www.facebook.com/video.php?v=240220196168261&pnref=story 


"Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir.”

Mustafa Kemal Atatürk



Merhaba benim adım McDonnell Douglas F-4 Phantom II

Herkes hakkımda bir şeyler yazıp çiziyor. Beni Ergenekon'a bağlayan da var.
Modernizasyondan dem vuran da var. İsrail ile ilişkilendiren de.
Var oğlu var.
Adımdan da anlayacağınız gibi ben Amerikan Malıyım. Uzun yıllar hizmet ettim bir çok ülkenin Silahlı Kuvvetlerine.
Bizler yeni çağ düzenindeki otomobiller gibi tüketim malı değiliz. Yani 5 yıllık garanti süresi dolmadan eskiyen, güncelliğini yitiren araçlar...
Bizler çok uzun yıllar havada kalabilen, metal yorgunluğu denen (bizdeki kanserin adıdır) illete modernizasyon sistemi ile kafa tutan ve böylece pilotlarımızı sağ salim uçuran bir ileri teknoloji ürünleriyiz.
Tabi takdir edersiniz ki üretimle ayakta duran ekonomiler yeni ürünler ürettikçe bizler ne kadar sağlam olursak olalım günü geldiğinde emekli edilmek zorundayız. Aynı siz insanlar gibi. Emekli olacaksınız ki yerinize gençler işe alınabilsin.
Biz 1996 yılında doğduğumuz ülke olan ABD'de emekli olduk. Sadece gösteri ekiplerinde uçmaya devam ediyoruz.
İsrail'de ise 2004 yılında, Almanya'da ise 2013 Haziran'ın da emekli olduk.
Türkiye'de ki arkadaşlarımız ise modernizasyon kapsamında 2020 yılına kadar uçabilme yetisini elde ettiler.
Yeri gelmişken söyleyeyim bizler kolay kolay (yaşlandık diye) düşmeyiz.
Sizin yani Türk Pilotlarının yetenekleri ise Dünya çapında malum.
Maalesef yakın zamanda yaşanan düşme olayları ve Türk Milleti olarak verilen Pilot şehitleriniz bizleri de üzmektedir. Ateş düştüğü yeri yakar ama biz de adımızdan dolayı bu olaydan rahatsızız. Ve bu düşme olaylarının sadece taziyeleri kabul etmekten ve Devlet erkanının birbirine başsağlığı görevlerini icra etmesinin yanında arkadaşlarımızın neden düştüğünü teknik olarak tespit etmeleri gerekmektedir.
Bugün ABD'de 2. Dünya Savaşında kullanılan Büyükbabalarımız olan B 29 lar dahi sorunsuz uçmaktadır. Bakım olduktan sonra bizler ölümsüz araçlarız.
Özetle diyeceğim şudur: Ben de bir F4 Phantom II olarak konunun ülkenizde iç siyaset malzemesi ve Fıtrat muhabbeti yapılmadan çözülmesini istiyoruz.
Türk Milleti bizim Dost ve Müttefikimizdir. Onun acısı bizim acımızdır.
Tekrar başınız sağolsun diyorum.
Bu arada unutmadan F-35 ler için yer açmanız gerekiyor. Sevkiyatlarımız seçim sonrası başlayacak.
Hayırlı Uçuşlar.


McDonnell Douglas F-4 Phantom II

DURUM ANALİZİ

Gönderen SABİH SAMUR | 11:29 ÖS | , , , , | 0 yorum »


Meclis dışı Partiler eşyanın tabiatına uygun olarak davranmakta ve egolarına yenik düşerek her biri kendi partilerinin çatısı altında birleşmeyi savunmakta ve bir sonraki adıma geçilememektedir.
Diğer taraftan halkın algısı ise Beş ve ya Altı % 1'lik Partinin birleşerek iktidar olabilmesinin mümkün olmayacağı yönünde. Bu defa insan ister istemez tüm bu aksiyonlar % 10 barajını geçip milletvekili olmaktan mı ibaret diye düşünmeden edemiyor.
MHP kapılarını meclis dışı partilere kapatmış durumda. % 20 olsun benim olsun mu demek istiyor? İktidara mı talip yoksa Ana Muhalefet Partisi mi olmak istiyor?
CHP ise ciddi atakta; kapılarını bölücü unsurlar hariç herkese açmış durumda.
CHP'nin sert ve eski, Sol kokan söylem ve enstrümanlara yer vermemesi gerekiyor konuşmalarında.
Eğer CHP muhafazakar, Ulusalcı, Milliyetçi ve diğer kesimleri kucaklayacağım diyorsa bu çok önemli bir detay.
Merkez yapılanma CHP'de olacak gibi gözüküyor.
B şıkkı ise Ali Babacan faktörü.
Ali Babacan 13 Mart'a kadar tam bir soru işareti.
Gerçek anlamda AKP iktidarını iktidardan indirebilecek bir Merkez Oluşum gerçekleşirse ve bu oluşuma Ali Babacan ikna edilebilirse...
Evet önümüzdeki İKİ hafta ÇOK ŞEYLERE GEBE!


Sabih Samur 28 Şubat 2015


Tarih her yaşanılanı not düşer.
Ve uygulayıcılar günü geldiğinde bu notları okur ve değerlendirir.
Fırat Yılmaz Çakıroğlu cinayeti not düşüldü.
Bu cinayetin şekli, bu cinayete hazırlanan ortam, bu ortama göz yumulması, elinde yetkisi olan Erklerin (silahlı ve silahsız) duruma seyirci kalıp kalmadıkları, görevini icra edip etmedikleri evet bunların hepsi tarihe not düşülür.
Notlar derlenir, toparlanır, değerlendirilir.
Türkiye'de adalet geç tecelli eder ama günü geldiğinde mutlaka eder!

Ey Çakıroğlu Vatan toprağında huzur içinde uyu.
Bu kan yerde kalmayacak!

Sabih Samur

CAN 'BABA' AKBEL'İ DE UĞURLUYORUZ

Gönderen SABİH SAMUR | 8:57 ÖS | 0 yorum »


TRT'nin rakipsiz olarak Siyah beyaz yayın yaptığı o dönemlerde Gece haberlerini ondan dinledikten sonra 'Lütfen Televizyonunuzu Kapatmayı Unutmayınız' uyarısını alıp televizyonlarımızı kapattığımız günlerdi...
İşte o dönemin efsane TRT spikeri Can Akbel'i de kaybettik.
81 yaşındaki usta, tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Akbel için yarın (23 Şubat) 13.30'da, TRT İstanbul Bölge Müdürlüğü Radyoevi'nde tören yapılacak. 
Akbel'in cenazesi, daha sonra Bebek Camii'nde kılınacak ikindi namazının ardından Çengelköy Mezarlığı'nda toprağa verilecek. 
Nurlar içinde uyu Can Baba.
Türk Televizyon Tarihi seni çoktan yazdı bile.

Hulusi Tunca



Arkadaş listemde yer alan Cumhuriyet Savcılarını, MİT Mensuplarını, Jandarma İstihbarat Mensuplarını, Emniyet Teşkilatını, Bu Vatanın Bölünmez Bütünlüğü için yemin etmiş eski ve halihazırda mecliste olan Milletvekillerini göreve çağırıyorum.
Ekteki fotoğrafı inceleyiniz ve gereken ne ise onu yapınız.

Sabih Samur
Kod Adı TC

Dip Not: Kimseyi etiketlemiyorum. Mesajı ve görevi alan alır.

Evvel zaman içinde Adam gibi adamlar vardı.
Muvazzaftılar, Kurmaydılar.
Türkiye Cumhuriyetini KORUMAK ve KOLLAMAK görev alanları idi.
KIRMIZI ÇİZGİLERİ vardı!
Bu çizgilerin aşılması SAVAŞ SEBEBİ idi.
Bu adamların kimisi hakkın rahmetine kavuştu kimisi ise emekli olup köşesine çekildi.
Ve sonrası malum...
Sınırlarımızın dışında başımıza çuval geçirildi.
Sınırlarımızın içinde ise PKK denen piçin soytarısı olduk. Düne kadar gölgemizden, botumuzun çıkardığı sesten korkanlar şimdi üzerimize molotof, taş ellerine ne geçiyorsa atabiliyorlar.
Bugün ise KARA GÜN!
Nasıl MUAVENET, EŞREF BİTLİS, ÇUVAL hicran yarası ise bugünün ifadesi mümkün değil!
Sözün bittiği yerdeyiz.
Bundan sonra Allah herkesin yar ve yardımcısı olsun.

Sabih Samur 22 Şubat 2015 EDİRNE


Konu:

Türkiye’nin yurt dışındaki tek toprağı Süleyman Şah Türbesi dün gerçekleşen operasyonla resmen boşaltıldı. Türkiye, Cumhuriyet 29 Ekim 1923′te kurulduğundan beri ilk kez toprak kaybetti.