DOĞUŞ TV Yayına 1 Aralık'ta Başlıyor...
Gönderen Samur Medya | 5:14 ÖS | dogustv.tv, DOĞUŞ TV, Nergiz Süslü, Sabih Samur | 0 yorum »ehaber Gizem FİDAN www.tivu.co/haber 01.11.016 SALI Canlı Yayın
Gönderen Samur Medya | 7:53 ÖS | 0 yorum »C&A ve İngiliz Oyunu
Gönderen Samur Medya | 11:47 ÖÖ | AK Parti, BİRLEŞTİRİCİ, C&A, CHP, FLORYA, İngiliz Oyunu, MHP, Mustafa Kemal ATATÜRK, Osmanlıcılık, Recep Tayyip Erdoğan, SABİH SAMUR ( Bizden Biri ) | 0 yorum »Sizler hala 15 Temmuz ile gündemi meşgul ederken,
Kutlanması gereken 29 Ekim'i kutlamazken,
Atatürk'e her fırsatta dolaylı olarak küfür ettirirken,
asıl gündemi kamuoyundan uzak tutarken;
İngilizler ve avenesi boş durmuyor!
Türkiye, ekonomik olarak çökertilmek için düğmeye basıldı!
Gün AK Particilik oynama, CHP'yi Vatan Haini ilan etme, MHP'yi parçalama günü değil.
Gün Cumhurbaşkanının yanındaki sözde danışmanlarına rağmen Atatürk gibi Florya'dan kaçıp gerçeği görme ve BİRLEŞTİRİCİ olma, Memleketine sahip çıkma günüdür.
Osmanlıcılık oyunu memleketi uçuruma götürüyor.
İngiliz Oyununa dikkat!
Düşmanını küçümseyen biter.
Devlet kendisinin bitmesine müsaade etmez.
Türk'ün göç edeceği bir yer yok, olmaz da!
C&A'nın Türkiye'den çekilmesi lokal bir hadise değildir.
Umarım anlaşılmıştır.
Sabih Samur, 25 Ekim 2016 00:01, TÜRKİYE
23 Ekim 2016 Pazar
Kore gazisi olan Altemur Kılıç için Levent Camisinde askeri tören düzenlendi. Kılıç'ın Türk bayrağına sarılı tabutunun üzerinde fotoğrafı yer alırken, tabutun başındaki bir asker de Kılıç'ın babası Kılıç Ali'nin İstiklal Madalyasını taşıdı.
Kılıç için öğle vakti kılınan cenaze namazına Kılıç'ın yakınları, Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş ile gazeteciler Altan Öymen, Oktay Ekşi, Tufan Türenç, Hıncal Uluç ve işadamı Yılmaz Ulusoy, emekli diplomat Onur Öymen, ile Veli Küçük, Kore gazileri ve arkadaşları katıldı.
.jpg)
Cenazeye, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Erdoğan Demirören ve eşi, ADD İstanbul Şubeleri, Hüsamettin-Dilek Cindoruk, Müjdat Gezen de çelenk gönderdi.
"YURTSEVERLİĞİNİ, MİLLİYETÇİLİĞİNİ BIRAKMAMIŞ BİRİDİR"
Başbakan Yardımcısı Türkeş, törende gazetecilere yaptığı açıklamada, Altemur Kılıç'ın gazeteci ve diplomat olmanın ötesinde merhum Kılıç Ali'nin oğlu olması, Cumhuriyet'in ilk dönemini, çocuk olarak yaşamış, birebir gözlemlemiş biri olduğunu anımsatarak, "İleri yaşına, nefesini verdiği son güne kadar yurtseverliğini, milliyetçiliğini bırakmamış biridir. Rahmetli babamın arkadaşı, benim de ağabeyim olan bir insandı. Kaybını üzüntüyle karşılıyoruz. Türk milletinin başı sağolsun." dedi.
Altan Öymen de Altemur Kılıç'ın önemli bir gazeteci olduğunu belirterek, "Sadece gazeteciliğe değil, Türkiye'nin tanıtım faaliyetine de büyük katkılarda bulunmuştur. Basın yayın genel müdürü olarak yurt dışında basın ateşeliklerinde bulunarak, o alanda büyük hizmetler vermiştir. Türk televizyonunun gelişimine büyük katkısı olan bir gazetecidir. Türk basını için ölümü büyük bir kayıptır." diye konuştu.
Oktay Ekşi ise Kılıç ile karşıt görüşlerden olduklarını dile getirerek, "Ama benim gibi ona karşıt görüş sahibi olan insanların çok belirgin olarak tespit ettiği bir şey vardı, medeni bir insandı. İlişkilerimizde hiçbir zaman farklı görüşlerin mensupları olmamız nedeniyle gerginlik söz konusu olmazdı." ifadelerini kullandı.
Altemur Kılıç'ın cenazesi, kılınan namazın ardından askerlerin omuzlarında cenaze aracına taşınarak, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda babasının kabrinin üzerine defnedildi.
.jpg)


DORUKTÜRK MERKEZ, 23 Ekim 2016
Adnan Menderes Dernekler Federasyonu hızlı ve istikrarlı bir şekilde büyüyor
Gönderen Samur Medya | 6:44 ÖS | ADFED, Adnan Menderes, Adnan Menderes Dernekler Federasyonu, Fatih Kavaloğlu, Sabih Samur ile MEMLEKET MESELESİ | 0 yorum »ADFED Kurucu Başkanı Fatih Kavaloğlu yaptığı açıklamada;
Federasyonumuzun,Rize İl Başkanlığına Sn. Selahattin Tüylü beyefendi, Antalya İl Başkanlığımıza Sn. Ahmet Kara beyefendi, İzmir İl Başkanlığımıza Sn Sedat Öztek beyefendi, Van İl Başkanlığımıza Sn. Yücel Bişar beyefendi, Çanakkale İl Başkanlığımıza sayın Cemil Ilgın beyefendi yetkilendirilmişlerdir.
Başarılar diliyoruz.
Rabbim muavvak eylesin." dedi.
29 EKİM KUTLANMALIDIR
Gönderen Samur Medya | 12:49 ÖS | 29 EKİM, Sabih Samur YORUM HABER | 0 yorum »Yenikapı'da vatandaşını korumayı başaran devletim, 29 Ekim'i de en üst düzeyde katılım ile kutlamalıdır. Kutlamaları Cumhurbaşkanlığı düzeyinde halk ile içiçe gerçekleştirmelidir.
T.C.'ye karşı içeride ve dışarıda oynanan, bekamıza yönelik organize çalışmalara karşı verilecek en güzel yanıt budur.
Saygılarımla
Sabih Samur
Pusunun, eylemin kalleşi olmaz.
Pusu pusudur.
Lanetlenmesi, kınanması olmaz.
Peki ne olur?
Eylemi yapan ve emri veren bulunur.
Devletin resmi mermisi kafasına sıkılır.
Sonra...
Sonrası diplomasi.
Bize üzüntüsünü bildiren dost ve müttefiklere bilmukabele der ve geçeriz.
Bu notu okuyup anlayamayan varsa İngilizce ve Rusça çevirisini Google'da yapsın.
19 ŞUBAT 2016, TÜRKİYE
2011 yılında “izlervegizler.com.” adlı internet sitesinde yayınlanan bir makalem vardı.
Makalenin başlığı “Türkiye’nin İlkleri ve Soru İşaretleri” adını taşıyordu…
Konusu ise gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içindeki devlet yöneticilerimiz ile dış düşmanlarımızın işbirliği ile Türk milletine atılan kazıklar ve ona dayatılan makûs talih idi!
O makalenin bazı bölümleri aynen şöyleydi:
“İLK TÜRK FÜZESİ;
Türkiye İlk Füzesini 1962 yılında kendi olanaklarıyla imal etmişti. Füze 1 metre 33 santimetre boyunda, 1 kilo 500 gram ağırlığındaydı. Üzerinde de Türk bayrağı vardı.
Fırlatılışı törenle yapıldı, başarılı oldu ancak bu füzeden bir daha da bahsedilmedi…
ÇünküTürkiye'nin ilk füzesini alevler aldı!

Türkiye’nin ilk füzesi Marmara-1, 19 Eylül 1962’de İstanbul/Ümraniye’de fırlatıldı. Deneme atılışı yapılan ve başarılı olan füzenin yaratıcısı, Ermeni asıllı bir Türk vatandaşı olan Kirkor Divarcı’ydı.
Ancak nedeni anlaşılamayan bir şekilde evinde çıkan esrarengiz yangın sonucu tüm projeler kül oldu. Bu olaydan sonra kimse üzerine gitmede ve bahsetmedi. Konuyla ilgili yapılan araştırmaların olup olmadığı polis araştırmalarının sonuçları bile açıklanmadı.
Olay o gün den bu güne kadar tamamen bir faili meçhul halde adi bir yangın gibi kaldı şimdi de hava savunmamız için milyonlarca dolar harcayıp füze ihtiyacımızı gidermek için ellerin eline bakar durumdayız.
İLK TÜRK OTOMOBİLİ (DEVRİM);

TCDD fabrikalarının yönetici ve mühendislerinden yaklaşık 20 kişi, 16 Haziran 1961’de Ankara’da bir toplantıya çağrıldı. Toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin Bozoğlu’nun okuduğu ve Ulaştırma Bakanlığı’ndan gönderilen yazıda “ordunun binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi görevinin TCDD İşletmesi’ne verildiği ve bu amaçla 1 milyon 400 bin lira ödenek ayrıldığı” belirtiliyor, bu otomobilin 29 Ekim 1961 tarihine kadar yapılması isteniyordu. Toplantıda söz alanların çoğu, böyle bir projede seve seve çalışmaya hazır olduklarını, fakat böyle kısa bir sürede sonuç alınabileceğini sanmadıklarını söyledi, bir kısmı da bu projeye karşı çıktı. İtirazlara rağmen Devrim’in yapımına başlandı ve parçalarının çoğu yerli olan bu otomobillerden ilki, Ekim ayı ortalarında denenmeye hazır duruma getirildi.

Bir yandan bu ilk otomobilin yol denemeleri sürdürülürken, bir yandan da Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e sunulmak üzere ikinci otomobilin yapımını tamamlanmasına çalışılıyordu. Siyah renkteki, 2 numaralı Devrim’in son kat boyası, ancak 28 Ekim akşamı yapılabildi. Pasta cilası, gece Ankara’ya sevk edilirken trende yapıldı. Buharlı lokomotiflerle çekilen trende, bacadan sıçraması muhtemel kıvılcımların otomobillere zarar vermemesi için benzin depoları boşaltıldı.
Tren, sabaha karşı Ankara’ya ulaştı. İki “Devrim” otomobili, Sıhhiye’deki Ankara Demiryolu Fabrikası’na indirildi. Manevra imkânı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin konuldu. Asıl ikmal, sabah Sıhhiye’deki mobil benzin istasyonundan yapılacak, sonra da meclise gidilecekti. 29 Ekim sabahı, “Devrim”ler, motosikletli kalabalık bir trafik ekibinden oluşan koruma konvoyunun arasında yola çıktı. Eskorttakiler, benzin alınacağından haberleri olmadığı için, benzin istasyonuna uğramadan yola devam etti.
Meclis’in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin, 1 numaralı “Devrim”e konuldu. 2 numaralı “Devrim”e benzin konulacağı sırada, Cumhurbaşkanı Gürsel, Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 metre sonra motor durdu. Cemal Paşa’nın “Ne oluyor?” sorusuna, direksiyondaki yüksek mühendis Rıfat Serdaroğlu, “Paşam, benzin bitti” cevabını verdi. Cumhurbaşkanı Gürsel’den özür dilenerek, 1 numaralı “Devrim”e geçmesi rica edildi. Anıtkabir’e bu otomobille giden Gürsel, inerken, ünlü “Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama Doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz” cümlesini söyledi. Ertesi gün bütün gazeteler, “100 metre gidip bozuldu” başlığını attı!
‘Devrim otomobili projesi’, daha sonra nedeni açıklanmadan uygulamadan kaldırıldı!”
Bu makalede bugünlerde yeniden gündeme gelen ilk Türk savaş uçağı da konu edilmişti.
“İLK TÜRK SAVAŞ UÇAĞI;
Atatürk’ün “ Bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayiinin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi icap eder” sözleriyle belirttiği dönemin havacılık politikası doğrultusunda 1925 yılında ‘Tayyare Otomobil ve Motor Türk Anonim Şirketi’ ( TOMTAŞ ) kuruldu. Alman Junkers firması ve Türk Tayyare Cemiyeti'nin ortak girişimi olan bu şirketin kuruluşunda 1’inci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılan Almanya’nın Versay Antlaşması ile kısıtlanmış uçak imalatları sonucu elindeki birikimlerini eski müttefiki olan Türklere aktararak havacılık çalışmalarına devam etme istekleri büyük etken oldu. Yapılan antlaşma sonucu Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan her türlü uçağı ve motoru üreterek bunların revizyonunu yapacak ve her türlü makine aksamı Junkers firması tarafından karşılanacak olan Kayseri Uçak ve Eskişehir Bakım Tesisleri kuruldu.
6 EKİM 1928’de resmen üretime geçen Kayseri’deki fabrikada Türk ve Alman ekip birlikte çalıştı. Fabrika, çift motorlu JUNKERS A - 20 bombardıman uçaklarının yapımı için hazırlıklarını bitirdikten sonra A - 20’lerin montajı üzerinde çalışırken çıkan bir sorun nedeniyle Junkers firması tüm hisselerini 3 MAYIS 1928’de Türk Hava Kurumu’na devretti. Fabrika sonradan Hava Müfettişliğinin emrine verildi. 1929 yılında tesisler onarım ve revizyondan geçti. 1932 yılına kadar burada 15 adet JUNKERS A - 20 imal edildi. Bunlar tamamen metal yapım olup Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk telsizli uçaklarıydı. 1932’den sonra ilk anlaşma Amerikan Curtis - Wright grubuyla yapıldı. Anlaşmada Curtis’den av, yolcu ve FLEDGLING uçakları alınması planlandı. Bununla beraber Curtis - Wright uçaklarının montajının Kayseri’de yapılmasına karar verildi. Bu anlaşma sonrasında yapılan anlaşmalarla fabrika, II’nci Dünya Savaşı’na kadar içlerinde Alman GOTHA 145, İngiliz MILES - MAGISTER gibi uçakların da bulunduğu 112 adet uçak imal etti. 1939’da fabrikanın uçak üretim, bakım ve revizyon hakkı Türk Hava Kuvvetleri’ne verildi. II’nci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Amerikan yardımı sebebiyle uçak üretimi durduğundan yeni projeler devreye konulmadı, tesisler uçak bakım ve onarımı amacıyla 1950’de Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi oldu.
Sonra ne mi oldu?
Siz büyük milletsiniz dediler.
Siz uğraşmayın böyle şeylerle dediler.
Biz size maliyetinin altında bir fiyatla veririz dediler.
Verdiler…
Ama şimdi ne oldu?
İstedikleri uçağımızı (daha doğrusu uçaklarını) içine yerleştirdikleri elektronik “KİT”ler vasıtasıyla istedikleri yerde düşürüyorlar!!!”
Makale işte böyle devam ediyordu…
Ve yıllar sonra görev yaptığım Harp Akademileri’nin zengin kütüphanesinin tarihi eserler/kitaplar bölümünde Türkiye’nin ilk uçak fabrikasının inşasından imalata geçişine kadar süreci gözler önüne seren o çok değerli fotoğraf albümünü gördüğümde neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Taa o tarihlerde gerçekleştirilmiş ne büyük bir proje, ne büyük bir sanayileşme hamlesiydi… Ve üzerinde çalışılan çeşit çeşit insanlı/insansız uçak modelleri…
İşte o zaman kendi kendime sormuştum. Yahu bu uçaklar nerede şimdi? Gittiğim her ilde var ise havacılık müzelerini mutlaka gezerim. Ama hiçbir müzede bile bu uçaklardan göremedim. Oysa İstihkâm Okulu’nun İş makineleri müzesinde en eski iş makinelerinden bile birer tane bulunuyordu. Bu arada o müzede bulunan bisiklet direksiyonlu Galyon marka greyder görülmeye değerdir.
Evet, sahi Türkiye’de üretilen o uçaklara ne olmuştu? Buharlaşıp uçmadılar ya?
İşte o uçaklara ne olduğu bu günlerde ortaya çıktı.
17 Türk adasının 2004 yılından bu yana Yunanistan tarafından peyderpey işgal edildiği ve Türk hükümetlerinin bu işgale göz yumduğuna inanmadığınız gibi buna da inanmayacaksınız…
Bu uçaklara ne mi yaptık?
Atatürk’ü 1938’de gömdükten sonra, onunla başlayan birçok çağdaşlaşma ve gelişme projesini nasıl gömdüysek O UÇAKLARI DA GÖMDÜK!
Şaka falan değil, gerçekten o uçakları toprağa gömdük!
Nasıl mı oldu?
2’nci Dünya Savaşı’nın hemen ardından gelişen Türk-ABD ilişkileri kapsamında, ABD yardımlarına yön vermek üzere Amerikalı ekonomist Thornburg Türk ekonomisini inceledi ve Türkiye'nin “Bugünkü Ekonomik Durumunun Eleştirisi” adlı bir rapor düzenledi. Atatürk dönemi ekonomik uygulamalarını eleştirmekle başlayan rapor, Türkiye'nin ağır sanayii kurma girişimlerine karşı çıkıyor, Karabük demir-çelik tesislerinin tasfiyesini istiyor ve 125 lokomotif imal edecek kapasitede bir fabrika kurma projesini reddediyordu. Thornburg, Türkiye’nin lokomotif fabrikası kurmak için istediği krediyi kastederek, Türkler böyle düşündükleri sürece dolarlarımızın ABD'de kalması daha iyi olacaktır' diyor ve Türkiye'nin makine, uçak ve dizel motoru yapımı projelerine kesin bir biçimde karşı çıkarak, Türkiye'yi bu tür düşüncelerden vazgeçmesi yönünde adeta tehdit ediyordu: 'Amerikalılar böyle düşünenleri iyi çalışma arkadaşı saymazlar!’
Öyle ya Türkiye Amerika’nın iyi çalışma arkadaşı olmalıydı. Yoksa diğer tarafta komünist Rus tehlikesi!
Ya kırk katır, ya kırk satır!
Oysa bir de “Ya istiklal, ya ölüm!” yaklaşımı vardı ama o günlerde bunu nedense kimse hatırlamadı. Onu söyleyen de zaten ölmüş ve gömülmüştü.
Tarih 1947 idi…
Ve ABD ile bir anlaşma imzalandı.
İşte o anlaşma üretilen Türk uçaklarının gömülebilmesi için bir ölüm raporu ve adeta bir defin ruhsatıydı.
Bugünlerde medyada bu konuda yer alan haberler aynen şöyle:
“Kayseri’de 50’den fazla gömülü savaş uçağı tespit edildi. Focke-Wulf FW-190 tipi uçakların ABD’nin dayatması ile ortadan kaldırıldığı 70 yıldır da kamuoyundan saklandığı belirtiliyor
Türk savunma sanayisinin en gizemli olaylarından biri gün yüzüne çıkmaya hazırlanıyor. 70 yıldır Türk kamuoyundan gizlenen kayıp savaş uçakları skandalında yeni belgeler ortaya çıktı. 1947'de ABD'nin Türkiye'ye yardım planı ile bir anda ortadan kaybolan, envanterlerden silinen 72 adet Focke-Wulf FW-190 tipi uçaklardan 50'si Kayseri Eski Havalimanı'nın altında gömülü.
Uçakların ortaya çıkarılması ile ilgili ilk resmi çalışma 2015'te gerçekleşti. Bu kapsamda yapılan metal dedektör testleri de uçakları tespit etti.
FW-190 A3'ler yerlilik açısından ayrı bir öneme sahip. Zira 1. Dünya Savaşı'nda başlayan Alman işbirliği Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Junkers ile üretim işbirliğine dönüşmüştü. Türkiye'de TOMTAŞ kurulmuş ve A-20'ler ülkemizde üretilmişti. Ortak üretimin devamı amacıyla 1941'de Alman büyükelçisi, eski şansölye Franz Von Papen'in gayretleri sonucu bir ticaret antlaşması imzalandı. Bu anlaşma gereği Türkiye Almanya'ya demir ve krom cevheri sattı. Karşılığında da 72 adet FW-190A3 tipi savaş uçağı aldı. Parçalarının önemli kısmı Anadolu'daki tesislerde üretilen uçaklar 1943'te Türkiye'ye getirildi. İlk uçuşunu 10 Temmuz 1943'te yapan bu uçaklar 5 farklı ile dağıtıldı. 50 adet uçak da Kayseri'ye gitti. Türk-Alman yapımı savaş uçaklarının kaderi 1947'de son buldu. Ortaya çıkan gizli belgelere göre olay şu şekilde gelişti: ABD, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından elinde kalan binlerce uçağı müttefiklerine dağıtmak üzere çalışma başlattı. Ankara ile uzun süren görüşmeler gerçekleşti. Nihayetinde ABD'li yetkililer ile 1947'de anlaşmaya imza atıldı. Anlaşma gereği Türk ordusunun envanterdeki tüm Alman FW-190'lar imha edilecekti. O tarihten sonra uçaklar hiç görülmedi.
Konuyu 25 yıla yakın süredir araştıran Hasdal Kışlası'na adı verilen komutanın torunu olan Uluhan Hasdal, ‘ABD kendi uçaklarını ücretsiz vermek istedi. Ancak bir şartı vardı. Alman uçaklarının yok edilmesi. 50'ye yakın uçak Kayseri Havalimanı'na getirildi. Envanter dışı bırakıldı. Hatta belgelere göre, uçaklar yağlı brandalara sarılarak gömüldü. Alman havacılık temsilcileri ile görüştüm. Bu model uçakların korozyona dayanıklı olduğunu ve çıkarılması halinde uçurulabileceğini’ söyledi”
Durum işte böyle
Yardımı talep eden Türkiye,
Şartları öne süren ABD,
Ve yine bu ağırşartları kabul eden Türkiye’dir.
Dolayısıyla burada öncelikle eleştirilmesi gereken taraf, Türkiye’nin savunma politikalarınıyapan aktörler olmalıdır. Zira siyasi iktidar ve askerî bürokrasi, bu uygulamalarla kısa vadeli kazanımlar uğruna, orta ve uzun vadede Türkiye’nin ulusal savunma stratejilerini ABD’ye bağımlıkılmış ve ulusal savunma sanayimizi ihmal etmiştir.
Türk sanayileşmesine ve bağımsızlığına vurulan darbe sadece uçak sanayimizle mi ilgilidir?
Maalesef hayır, alanı ve boyutu çok geniştir.
Basit bir örnek vermek gerekirse; Kırıkkale silah fabrikalarında, çay makineleri, pulluk, pancar çatalları, zirai mücadele araçları, dokuma tezgâhları, nissen barakaları, karyola ve zirai mücadelede kullanılan pülverizatörler, otomobil yedek parçası ve gaz ocağına varıncaya kadar çok değişik isler yapılmış fakat silah sanayii geliştirilmeyerek savunma sanayine büyük bir darbe vurulmuştur!
Yani?
Yanisi şu:
Siz büyük milletsiniz dediler.
Siz uğraşmayın böyle şeylerle dediler.
Biz size maliyetinin altında bir fiyatla veririz dediler.
Verdiler…
Önce Atatürk’ü gömdük, sonra da uçaklarını…
BAŞKANLIK SİSTEMİ ve BÜYÜK FOTOĞRAFI OKUYABİLMEK
Gönderen Samur Medya | 3:19 ÖS | AK Parti, Başkanlık Sistemi, CHP, HDP, MHP, Saadet Partisi, SABİH SAMUR ( Bizden Biri ), Sabih Samur (kolay yetişmiyor), Sabih Samur ile MEMLEKET MESELESİ, Vatan Partisi | 0 yorum »Strateji Uzmanı, Siyaset Uzmanı...
Bir kavram ve unvan karmaşasıdır gidiyor.
Eskiden Avukat ve Doktorlar işleri gereği çok boş vakitleri olduğu için ve siyasette boş vakit işi, boş adam işi olduğu için bakınız tüm eski nesil siyasiler doktor ve avukat kökenlidir. Kısmen hala öyle.
Bugün gelinen nokta ise tüm sektörlerde bir sürü işsiz güçsüz adam olduğu için herkes siyasetçi, herkes uzman, herkes bilirkişi.
Bu girizgahtan sonra gelelim konumuza.
Mektubu ve Büyük Fotoğrafı gördüklerini zanneden ve ombusman edası ile klavyenin tuşlarına sarılan bir sürü zevat bir günah keçisi buldu.
Kim?
Sn. Bahçeli.
Vurun abalıya.
Gerçekten Başkanlık Sistemi Bahçeli'nin desteği ile mi gerçekleşecek?
Tüm partiler, bütün detayları ile ilk günden beri anlaşmadılar mı?
Anlaşamadıkları konu aslında sadece detaylar değil mi?
Bendeniz de Halktan Biri, Bizden Biri olarak naçizane öngörümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kurgulanan hali ile Başkanlık Sistemi iki Ana Partiden oluşması muhtemel.
Demokratlar ve Cumhuriyetçiler
Demokratların oluşumu AK Parti içinde eritilecek ve ya kibar ifade ile katılımı sağlanacak olan başta MHP olmak üzere diğer meclisdışı muhalefet olan Saadet Partisi, AP, DP, DYP, Vatan Partisi vb. partiler.
Cumhuriyetçiler ise CHP çatısı altında birleşecek. Sancılı bir süreç.
Herkes biliyor ama kimse dillendirmeye cesaret edemiyor.
Radikal söylemlerden uzaklaşmış bir HDP ve Sol kesimi temsil ettiğini iddia eden diğer meclisdışı partilerin katılımı ile Kurucu İrade ile alakası olmayan başka bir Cumhuriyetçi kavramlı oluşum.
İşte tamda bu sebeple HDP asla yargılanmayacak. Yeni düzenin oluşması için onların sistem içinde kalmaları gerekiyor düşüncesi...
Velhasıl Ankara'da racon kesilmiş. Birinin sadece marşa basması gerekiyordu. Basıcı. Yani Bahçeli.
Durum bu. Ben ne Stratejistim ne de Siyaset Uzmanı. Ben sadece büyük fotoğrafa bakan ve görebilen bir gözüm.
Benim adım Hıdır elimden gelen budur.
İnönü'nün dediği gibi Yeni bir Dünya kuruluyor ve Türkiye'de o dünyadaki yerini alıyor.
Uysa da uymasa da.
Kalın Sağlıcakla
Sabih Samur
Bizden Biri
15 Ekim 2016 Cumartesi
KÖŞE YAZILARIM ve KÖŞESİZ YAZILARIM: BİLGİLENDİRME NOTU 11.10.2016 20:30
Gönderen Samur Medya | 9:39 ÖS | 0 yorum »KÖŞE YAZILARIM ve KÖŞESİZ YAZILARIM: BİLGİLENDİRME NOTU 11.10.2016 20:30: Olmayan Yenikapı Ruhu muhabbeti bitmiştir. AK Parti, içinde FTÖ yapısında yer alan ve kopmamakta ısrar eden kesimi an itibari ile ayıklaması...
Bu Yazı Boşuna Yazılmadı
Gönderen Samur Medya | 3:09 ÖS | 2008, 2016, Bebek Katili, Kandil Dağı, Kara Harekatı, Kuzey Irak, Osman Baydemir, PKK, Selahattin Demirtaş, Teröristbaşı Abdullah Öcalan | 0 yorum »Mart 2008'de yazmıştık top mermisinin üzerine bu yazıyı: "Daha Bitmedi Devamı Gelecek"
Bebek yüzlü Demirtaş, Küfürbaz Osman Baydemir, İmralı'daki Paket ve bilumum HDP/PKK Saz Heyeti, bu mermi var ya?
Anladın sen onu.
Kimle görüşürseniz, kimi arkanıza alırsanız alın Türk bir defa ayağa kalktı.
Durdurana helal olsun.
Kara Harekatı 7 sene sonra kaldığı yerden devam edecek!
Bu yazı boşuna yazılmadı.
Kandil Dağı'nın yeni adı Ateş Dağı'dır.
Geçilmez denen vadilerin geçildiği, girilmez denen mağaraların girildiği.
Derin Selamlar
Sabih Samur, 9 Ağustos 2015, Türkiye
Kaynak: http://www.dorukturk.tv/…/sabih-samur/bu-yazi-bosu…/117.html
931 Yaşında Olmak?
Gönderen Samur Medya | 4:16 ÖS | Muavenet, Muavenet Açıklaması, Osmanlıcılık, Sabih Samur, TSK | 0 yorum »Ne istiyorum biliyor musunuz?
Osmanlı Tuğrasını yüzük yapıp konuşurken gözüme sokanlar,
Ofisinde Osmanlı Sancağından başka hiçbir şey bulundurmayanlar,
Şekilcilik olsun diye, çeşit olsun diye Atatürk'ün sözlerinden birini propaganda afişlerine yerleştirenler,
SÖZÜM VAR ve sözüm sizlere!
Ben Türk Deniz Kuvvetleri olarak sadece 1 (BİR) yaşında olmak istiyorum!
Geçmişin sadece güzel anılarıyla övünmek ve Preveze'de takılı kalmak istemiyorum.
02 EKİM 2012'de vurulan MUAVENET'imi de resmi olarak anmak istiyorum.
Nato'ya bağlı olmayan tam bağımsız yeni bir Deniz Kuvvetleri kurmak istiyorum.
Adı MUAVENET olan UÇAK GEMİMİ 5.000 Deniz Piyademle, üzerinde bilgisayar yazılımı benim hükmümde olan MİG 29 ve daha üst model uçaklarla dolu olarak, Kırmızı Beyaz Sancağımla tüm denizlerde dolaştırmak istiyorum.
Ben Selçukluyum,
Ben Osmanlıyım,
Ben MUAVENETİM,
Ben TÜRKÜM!
Sabih Samur
Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Türk Milletinin
bir NEFERİ
28 EYLÜL 2012
KÖŞE YAZILARIM ve KÖŞESİZ YAZILARIM: Sürdürülebilir bir HAYAT
Gönderen Samur Medya | 4:11 ÖS | 0 yorum »KÖŞE YAZILARIM ve KÖŞESİZ YAZILARIM: Sürdürülebilir bir HAYAT: Bizler "15 Temmuz'u unutturmayacağız" söylemi ile TV'leri dış gelişmelere tamamen kapatırken Obama gider ayak ABD Başkan A...
AŞK-I DAMAK, RUMELİ TV, 5.Bölüm, Şirinevler, Büyükçekmece
Gönderen Samur Medya | 10:28 ÖS | 0 yorum »Cumhurbaşkanı ABD'ye Gitmemeli!
Gönderen SABİH SAMUR | 2:08 ÖS | ABD, Cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan, Sabih Samur YORUM HABER, Suriye | 0 yorum »
Dün:
Amerikan askerleri yuhalanıyor ve Türk Askeri korumasında Türkiye'ye alınıyor.
Bugün:
Yuhalayanlar yanlışlıkla ABD tarafından bombalanıyor. 62 ölü.
Sonuç: ABD "pardon" diyor. Hata olmuş.
Kimse şaka yapmıyor. Bu saatten sonra kimse kimsenin dostu ve müttefiki değil. Cumhurbaşkanı ABD'ye gitmemeli ve Memleketinin başında SAVUNMA ve TEYAKKUZ halinde olmalı!
Kod Adı TC
Biz Aslında Her yerde Varız!
Gönderen SABİH SAMUR | 11:54 ÖS | 18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ, AKİT TV, Atila Aydıner, Balkanlar, Bayrampaşa Belediye Başkanı, Çapraz Sorgu, Sabih Samur | 0 yorum »Yarın Çok Geç Olmadan!
Gönderen Samur Medya | 8:40 ÖÖ | 15 Temmuz 2016, ABD, Demokrasi Nöbeti, İsrail, MİT, Sabih Samur YORUM HABER, TSK | 0 yorum »Umarım, Devletimi Yönetenler Demokrasi Nöbeti tutarken, Belediye Kamyonları da tüm kışlaların önünü güvenceye almışken,
Nöbetçi, kulübesinden garip garip kamyonları seyrederken, Belediyenin kamyon şoförü aracında yorgunluktan horul horul uyurken, Vatan Haini ilan edilen ve asla Üniformaları ile sokağa Ailesi ile çıkamayan kırgın bir TSK personeli evinde sıranın kendisine de geleceği düşüncesi ile bir an önce emekli olsam düşüncesine girmişken, tüm Komuta kademesi, Bakanı, Bürokratı her gün yeni bir şeyler anlatırken...
Televizyonlar bu ne olduğu belli olmayan Darbeyi anlatmaktan yorulmuşken;
El oğlu boş durmuyor.
Türkiye kendi ordusunu, karargahlarını, askerini hapsetmiş durumda.
Ve Elin gavuru her an "İŞTE TAM ZAMANI" diyebilir.
Bu alemde dost yok!
Yarın çok geç olmadan herkes artık işinin başına dönsün.
Asker askerliğini, Belediye Başkanı Başkanlığını, MİT mitliğini, Polis polisliğini yapsın.
28 Temmuz YAŞ kararları sonrası her şey normale dönmek zorunda.
Ülke Savunmasız!
Vatandaş olarak görevimi yapıyorum.
Lütfen toparlanalım.
Su uyur düşman ve müttefik uyumaz!
Sabih Samur, 27 Temmuz 2016 00:45
Necati Saruhan, Muammer Yaşar ve Gasp Edilen Hak Ediş!
Gönderen Samur Medya | 2:56 ÖS | Ege Türk TV, Muammer Yaşar, Necati Saruhan | 0 yorum »19 Temmuz 2016 Salı 00:58
4 aydır çalışmakta olduğu ve Ege Bölge Temsilcisi olduğu Ege Türk TV'den birikmiş olan ve geciken maaş ve prim alacaklarını isteyen Muammer Yaşar'a küfür ve peşinden tokat atarak müdahale eden Necati Saruhan'a yan odada bulunan korumaları da müdahale etti.
Muammer Yaşar'ın ifadesine göre yerde iken korumlara tarafından tekme ve yumruk darbelerine maruz kaldı. Ve peşinden karga tulumda bina dışına çıkarılan Yaşar, korumalar tarafından bir daha buraya gelmemesi konusunda da sert bir şekilde uyarıldı.
Necati Saruhan kendisine hiçbir borcu olmadığını söylediği gibi ayrıca hangi devlet kurumuna da şikayet edersen et benim seni sigortalamak gibi bir mecburiyetim yok zaten seni geçici çalıştırdım sana kağıt imzalattırdım elimde belge var demiştir.
DORUKTÜRK MERKEZ, 18 Temmuz 2016


















