Türk Olmak…
Amerika'dan bir vatandaşımızın (THY eski uçak mühendisi, şimdilerde Turkiye'nin ABD Seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gokcen) 'Türk olmak nasıl bir duygudur?' konulu yazısı:
"Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde…
Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.
Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.
Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, İstanbul'da Kızkulesi'dir, Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık, Trakya'da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır.
Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.
Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.
Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek.
Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim.' demesidir.
Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağ olsun!' demesidir.
Türk olmak 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.
Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak, Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir.
Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve Hoca Yesevî'yi -tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü'nde...
Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kısmet' demektir. Her işin 'Hayırlısına' inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir.
Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak.
Türk olmak Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir.
"TÜRK OLMAK “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” DİYEBİLMEKTİR...!

Kaynak: Naci Püskülcü

Sabih Samur İlavesi : Türkiyelilik sakızını çiğnemek isteyenlere ithaf olunur.


Okunması gereken bir eser...

Sabih Samur

-------------------------------------------------

İstanbul'da doğmuşum. Kimliğimde Eminönü, Karahüseyin Mahallesi Kabasakal Sokak yazar. Dört yaşımda Anadolu Hisarı'na taşındık. Taşındığımız günle ilgili olarak belleğimde kalan tek şey Göksu deresinde bir sandal, sandalın içerisinde annemin çeyiz sandığı, annem ve ben. İlkokula Yenimahalle'deki okulda başladım. İkinci sınıfı bugünkü Sabancı Öğretmen Evi'nin binasında okudum. O yıl babamı kaybettik. Babamın ölümünden sonra Sarıyer'e taşındık. Üçüncü sınıfa buradaki ahşap okulda devam ettim. Öğrencilik yıllarım her yıl başka bir okulda İstanbul'un değişik semtlerinde geçti. Dördüncü ve beşinci sınıfı Büyük Reşit Paşa İlkokulu'nda, ortaokulu İstanbul Kız Lisesi'nde tamamladım. Dört yıllık çalışma hayatından sonra evlendim. Dışarıdan bitirme sınavlarına girip 1969 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'ndan mezun oldum. İstanbul'un değişik ilçelerinde öğretmenlik yaptım. 1992 yılında Ataköy İlkokulu'ndan emekliye ayrıldım. Hacıbeşir Medresesinde yaşadıklarımı belleğimin bir köşesine hapsetmiştim. Orada yaşananlar bizimle birlikte yok olup gidecekti. Bütün tanıkların birer birer yok olmasına tanıklık ediyordum. Sanırım tanıkların sayısı iyice azaldı. Üstelik burada yaşananları kimse hatırlamak istemiyor da. Oysa İstanbul sadece Taksim, Beyoğlu, Boğaziçi, Moda değil ki... Bunun dışında da bir İstanbul var ve burada ki hayatlar anlatılmadan İstanbul'u anlatmak imkânsızdır. Bu insanların hayatları bu kentin tarihinin bir parçasıdır. Beğensek de beğenmesek de, zengin de olsa yoksul da, ünlü de olsa sıradan biri de kim olursa olsun bu kentin değerli bir parçasıdır. O parça olmadan eksik oluruz. Ben eksik parçalardan birini yerine koydum. Puzzle'ın tamamlanması için bütün parçaların bulunması gerekir. Bu tanıklık başkalarını cesaretlendirip onların da kendilerinde saklı kalan parçayı yerine koyarak puzzleın tamamlanmasına katkıda bulunacağına inanıyorum. Bizim hayatımız bu kentin tarihidir. Hayatlarımızı, yaşadığımız sokakları, semtleri kayıt altına aldığımızda bu İstanbul'un tarihi olacaktır. Günlük hayatlardan kentin tarihini öğrenmek gelecek kuşaklara bırakabileceğimiz en değerli hediye olacaktır.

İlhan Selçuk - Cumhuriyet Gazetesi

1 Mayıs 2009

Silahlı güç deyince herkesin aklına hemen asker gelir…
Peki, ya polis?..
*
Son günlerde polis deyince akla ne geliyor?..
Hakkâri’de Kürt çocuğunu silahının dipçiğiyle hastanelik eden polis mi?..
İstanbul’da teröristin şehit ettiği polis mi?..
Üniversite rektörlerinin, profesörlerinin, TV yöneticilerinin, yazarların, sendikacıların, E. generallerin kapısına sabahın köründe dayanan polis mi?..
*
Polis deyince akla başka hangi soru geliyor?..
Cumhuriyet polisi mi?..
F tipi polis mi?..
*
ETÖ ne demek?..
Fethullahçı ve yalaka takımının kullandığı bu rumuz “Ergenekon terör örgütü” demek…
Polis ETÖ suçlamasıyla yüzlerce değerli insanımızı topladı…
Çıt çıktı mı?..
Ama polis, İstanbul’da gerçek bir teröristin kapısına dayandığı zaman ne oldu?..
Altı saat çatışma, bir vatandaşın ve bir polisin öldürülmesi, yedi yaralı…
Üniversite rektörünü terörist diye rahatça gözaltına alan polisin karşısına gerçek bir terörist çıkınca ne oluyor?..
Polise yazık oluyor…
*
Polis, İstanbul’da polis şehit eden teröristi daha önce dinliyor muydu?..
Gazetelerin yazdıklarına bakılırsa teknolojinin en son aygıtlarıyla 70 bin kişi Türkiye’de gizli gizli dinleniyormuş…
Polis kimi dinliyordu?..
Rektörü..
Profesörü..
E. generali..
Yazarı, vb…
*
Yoksa F tipi polis, Emniyet örgütünde yönetici ve egemen mi?..
Polis Ergenekon soruşturması kapsamında kazı yapıyor, toprağın altında gömülü silah ve mühimmat buluyor…
Genelkurmay Başkanı da diyor ki:
- Bu silahlar bize ait değil…
Bir de rakam veriyor:
- 1988 yılında MKE (Makine Kimya Endüstrisi) Kurumu’nun ürettiği 3300 el bombasının 300’ü orduya, 3 bini polise verildi…
O zaman akla ne geliyor?..
Şimdi bin bir propaganda, tantana ve suçlamayla keşfedilen bu silahları sakın F tipi polis toprağa gömmüş olmasın?..
*
Polisteki yönetimin ‘cemaat’, nam-ı diğer ‘Fethullahçılar’ın eline geçtiği iddiası yoğunlaşıyor…
Necati Doğru’nun Vatan gazetesinde çıkan dünkü yazısından bir alıntı:
“- Bugüne kadar yapılan 12 dalga operasyonla tutuklanan, gözaltına alınan, tutuksuz yargılanmak üzere haklarında dava açılan yaklaşık 350 kişinin arasında rektörler var. Profesörler, yazarlar, gazeteciler, parti başkanları, TV sahipleri, bilim adamları, ‘Baba beni okula gönder’ciler bulunuyor.
350 kişinin hepsinin özelliği; Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laiklik savunucusu olmaları…
Bu 350 kişinin arasında neden ‘Cumhuriyetçi, Atatürkçü olmayan ve laikliği savunmayan bir tek kişi’ bile yok?“
*
Ve yazıyı bitirirken bir de ben sorayım:
Ergenekon pazarlaması ‘Gatakulli Fethullah’ın Amerika’daki merkezi karargâhından mı yönetiliyor?..

Dini,siyasete ve ticarete alet edenlere...

Gönderen SABİH SAMUR | 11:42 ÖS | 0 yorum »

20 KURUŞLUK İMTİHAN(Küçük şey yoktur.)
Londra'daki caminin yeni imamı, şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş. Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş.
İmam, yanlışlığı oturup da parasını sayınca fark etmiş.
Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi, şoföre?"Ama içinden bir ses diyormuş ki; "Çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine, 20 kuruş ne fark eder ki?.
Bu parayı, 'Allah'tan gelen bir hediyedir.' diye düşünebilirim.
"İneceği durağa gelince, imam kalkmış, fikrini değiştirmiş ve inmeden önce şoförün yanına gitmiş. 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "Paranın üstünü fazla verdiniz."
Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz, camiinin yeni imamısınız değil mi?
Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde.
İslam'ı öğrenmek için bilerek size fazla para verdim. Nasıl tepki göstereceğinizi görmek istedim.
" İmam, otobüsten inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş. Yere yığılacakmış gibi olmuş, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış. Gözlerinden yaşların boşalmasına engele olamamış.
Gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allah'ım az daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!"
Dinini, üç kuruş kazanacağım diye siyasete, ticarete, makam ve mevkiiye dönüştürenlere ibret olsun ...

Kaynak: Genel ağda dolaşan bir e-posta.


Toplumsal kültürün yaşanabilirlik dünyasının düzleminde okuyucuyu uzunca ancak, keyifli bir yolculuğa çıkaran kitap, öteden beri süre giden ve iyiden iyiye özlemini çektiğimiz, ilk çıkış noktasını ortak ahlak anlayışından alan davranışlarımızın ve bununla at başı giden mutluluk duygumuzun, yapıcı davranış biçiminin izlerini sürmek eyleminde yalın ama anlamlı bir kılavuzluk yapıyor.
Yazar, ne zamandır terk ettiğimiz ve yitirdikten sonra da yeniden arayışına çıktığımız, bir çocuk saflığındaki su katılmamış değerlerin yaşamımızın gündelik akışındaki dolaşımına sokulması için okuyucuya bir yol haritası çiziyor. Küçük ama oylumlu, ancak olağanın biraz üstünde, yalın anlayış biçimlerini, insan yanımızın en derinliklerindeki algılarımıza sunuyor düşüncelerini.
Kitap, değerlerimizi, doğru davranış biçimlerini, mutluluk ve huzur arayışlarımızı, hiçbir alaycı ya da bıyık altı gülüşlere başvurmaksızın açıktan açığa son derece duru bir Türkçeyle ortaya koyuyor.
Bazı eskiler vardır ki onlar oldum olası hep özlemli kalırlar. Veysel Dinler, bu konuda bir aydın kişi olarak üzerine düşeni yapmış görünüyor. Değerleri yüksek sesle dile getirmeli, getirmekle kalmamalı, onları ısrarla yaşamanın ve yaşatmanın gereğini sezinletmeli. Mutluluğun Yol Haritası'nda da Veysel Dinler bunu yapıyor zaten alt alta sıraladığı yüzlerce savıyla.
Mutluluğun Yol Haritası, okuyucuyu mutluluk arayışının "kalkışmalı" yolculuğuna çıkarıyor. Bu arayışta içtenlikli ve eylemli olanlara kılavuzluk yapabilmeyi vaat ediyor. Ortak toplumsal değerlerimizin yanında, yapmak gerekenlerle yapmamak gerekenler arka arkaya diziliyor sayfalar boyunca. Küçük davranış değişikliklerinin ne denli yararlı sonuçlar doğurabileceği birer birer ortaya konuluyor.
Kişisel yaşamımızın yönetiminin nasıl da kendi ellerimizde bulunduğunun onlarca yolu gözler önüne seriliyor. Gönül rahatlığıyla okura önerilebilecek, salık verilebilecek bir kitap Mutluluğun Yol Haritası.




Lütfen bu yazıyı üzerini tıklayarak dikkatlice en az iki üç defa okuyunuz. Hastalığı ve yaşlılığı ile dalga geçenler, belki şu an ki durumu ve kıpırdayacak yerimiz kalmadığını gördüklerinde yüzleri kızarır ve utanırlar; umarım.
Allah rahmet eylesin, nur içinde yat Büyük Türk.
Sabih Samur



Rakamsal detayları bir kenara koyarsak UBP seçimden zaferle çıktı.


Zaferde emeği geçen herkesi Sabih Samur olarak kutluyorum.


"Kırmızı-Beyaz" ve "Benim Kıbrısım" bloglarımla ve zaman zaman http://www.fikiryolu.com/ ve http://www.yenialanya.com/ (YeniAlanya Gazetesi)da yazdığımız yazılarda KKTC'nin ödün vermeden


kuruluş amaçlarına uygun olarak yürümesi gerektiği ve bu ülküyü yürütecek hükümetlerle yoluna yürümesi gerektiğini vurguladık.


UBP çizgisi ile,başkanı ile doğru bir partidir.


Yolu ve bahtı açık olsun.


Başarılar dilerim.




Sabih Samur


Kıbrıs Sevdalısı


KKTC hakkında konuşmak ve AZİZ ÜSTEL
Yazı öyle bir güçtür ki mermi gibidir, küfür gibidir. Her ikisi de ağızdan çıktıktan sonra dönüşü yoktur! Kıvırabilirsin öyle söylemek istemedim yanlış anlaşıldı vesaire vesaire.
Aziz Üstel. Star Gazetesi köşe yazarı. Galatasaray hakkında söz sahibi. İstediği yorumu yapabilir; bilgilidir. Ama insanın susması gereken (bilmediği konularda) zamanlar vardır ki adam zannetsinler misali.
Ey Aziz Üstel öyle bir konuya değindin ki sana on gömlek büyük! Sana göre stratejik önemi olmayan KKTC bizim için bir yük, bir kambur, bir safra… “At veya ver ve kurtul” dan ibaret. Aman senin verdiğin vergiye bir şey olmasın. Ne kadar vergi verdiğini de bilmiyoruz ya. Bu düz mantığa göre Çorum’un veya Denizli’nin de stratejik bir önemi yok. Oralara da senin o meşhur verdiğin vergilerinden ödemeler yapılıyor. Oraları da gözden çıkaralım istersen.
Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz? Vatan toprağımız olan, bizim için Diyarbakır, Trabzon, Urfa, Şırnak ne ise Lefkoşa, Gazi Magusa, Güzelyurt, Girne’si de öyle olan can verdiğimiz ve seve seve tekrar verebileceğimiz KKTC.
KKTC’yi küçümseyen, Dr. Fazıl Küçük’ten sonra gelmiş ikinci lidere hakarette bulunabilen bir zavallı; Aziz Üstel.
Lütfen aşağıda yer alan yazısını okuyun ve tüm çevrenize iletin. Ve Allahınıza şükredin bu ve bunun gibi insanlara rağmen bu TC ve KKTC hâlâ ayakta. Tanınsa da tanınmasa da…
İt ürür kervan yürür.
Saygılarımla
Sabih Samur

Veli Küçük’ün kankası, son derebeyi Denktaş, Ergenekon sofrasında!

KKTC diye adlandırdığımız, senin benin vergimle tam tamına 35 yıldır ayakta tuttuğumuz Akdeniz’de, ki bu adanın kuzeyi, aslında devlet mevlet değil, bir kişinin derebeyliğidir.


Bundan yıllar önce stratejik önemi çok büyüktür denmiş, o gün bu gündür de bu hikaye bir palavra olarak dolanır durur ortalıkta. Herhangi bir kurmaya sorun. Size bugünün dünyasında KKTC’nin askeri anlamda stratejik hiçbir değeri ve anlamı olmadığını söyler.


Adanın bu bölünmüşlüğü, Kuzey Kıbrıs’lılara da büyük zarar verir aslında. Çünkü güneyi AB üyesiyken kuzeyi, gelişmemiş, Türk vatandaşlarının vergileriyle ayakta duran, bir derebeyliktir. Güney’de kişi başına yıllık gelir 20 bin doları geçmişken Kuzey bunun neredeyse altıda biridir. Adına KKTC dersiniz, ama TC’den başka böyle bir yeri ne tanıyan vardır ne de ağzına alan. Örneğin bir Türk futbol takımı KKTC’ye gidip maç yapsa, hem TFF hem de o takım UEFA’dan ceza üstüne ceza yer. Bunca yıldan sonra KKTC kumar sanayi ile ayakta durabilmektedir senin benim vergimin dışında, bir de türlü çeşitli hatun kişilerin alacakaranlıkta ortaya çıkmasıyla! Böyle bir derebeyliğin daha uzun süre ayakta kalabilmesi için, Türkiye’de Ergenekon’un özlemini çektiği bir yönetimin, yani ‘vurdum mu oturturum’ anlayışını benimsemiş, 12 Eylül türü bir hükümetin olması gerekir.


O da yok.


Ne var?


KKTC Başbakanı Ferdi Soyer’in de açıkladığı gibi, Rauf Denktaş’ın ve Derviş Eroğlu’nun kendilerine Ergenekon sofrasına yer arama hamleleri var! Ya da iddia bu yolda!


Soyer, hem Denktaş hem de Eroğlu’yla ilgili soruşturma isteminde bulundu. İddiaların çok ciddi olduğunu ve kamu yararı gereği, KKTC yasaları çerçevesinde soruşturma yapılacağını açıkladı. Veli Küçük’ün bir dönem KKTC’yle ‘yakından ilgilendiğini’, orada vurulan gazeteciyi, Barnabas’ın mezarı olduğu söylenen yerin Küçük’ün adamlarınca talan edildiği ileri sürülmüştü zaten. KKTC’de soruşturma açılmasına neden olan belgelerde Ergenekon Üst Kurulu’nun, seçimleri etkilemek için adaya 20 milyon dolar gönderdiği ve bu paralarla seçime ne tür hileler karıştırılmak istendiği öne sürülüyor.


Bu üst kurul, 1998 seçimlerine müdahelede başarılı olduğunu açıkladıktan sonra, kolları sıvayıp 1999 Türkiye seçimlerine yönelmiş...


Bunlar doğru olsun olmasın: Artık adanın birleşme zamanı gelmiş de geçmektedir. Hedefi AB üyeliği olan Türkiye için de bu ‘olmazsa olmaz’lardan biridir. Kürt açılımı, Ermeniler’le ilişkileri geliştirme girişimleri, Türkiye’nin dünyada git gide yükselen değeri, bu çıban başının gündemden düşmesini gerekmektedir! Haklı olduğumuz kimi davalarda, KKTC karşımıza bir koz olarak sürülüyor. Onun için de bu kozun, masadan Türkiye’nin kabul edebileceği bir biçimde çözümü şart oldu!







GAZİ Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Ermenistan'ın soykırım iddialarından vazgeçmesi halinde Türkiye'ye katılacağını savunarak, “Ermenistan bu iddialarından vazgeçse, yarın Türkiye'ye katılır. Çünkü Ermeniler'in orada yaşama imkanı yok. Gelecekler burada çalışacaklar, iş fırsatı bulacaklar. Bu birleşme fiziki olarak olmasada ekonomik olarak birleşme mümkün olabilir” dedi.


Türk Ocağı Antalya Şubesi'nin düzenlediği ‘Ermeni Soykırımı Yalanı ve Tarihi Gerçekler’ konulu konferansa Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu konuşmacı olarak katıldı. Mali Müşavirler ve Muhasebeciler Odası Konferans Salonu'ndaki konferansı Antalya Vali Yardımcısı Hakkı Loğoğlu, Cumhuriyet Başsavcısı Osman Vuraloğlu, Defterdar Hidayet Mat, Antalya Devlet Tiyatrosu Müdürü Selim Gürata ve çok sayıda davetli izledi.





İHANETİN YAPTIRIMI BELLİ





Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere yönelik aldığı göç kararının haklı nedenlere dayandığını belirten Prof. Dr. Halaçoğlu, Ermeniler'in 1'inci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı'ya karşı savaştığını, bunun da resmi belgelerce kanıtlandığını bildirdi. Bu eylemin açıkça ihanet anlamına geldiğini dile getiren Halaçoğlu, “Ondan sonra da deniyor ki ‘1,5 milyon Ermeni hayatını kaybetti’ buna tabii kargalar da güler. Çünkü Ermeni nüfusuna ilişkin tüm belgeler ortadadır. Uluslararası hukuka göre ihanetin yaptırımı nedir, herkes önce bunu düşünsün. Liberal kesimde, özür dileme imzası verenler yada bilim adamı adı altında Türkler'in soykırım yaptığını söyleyenler de düşünsün” diye konuştu.


ÖNCE SEN YÜZLEŞSENE





ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye ziyaretinde Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin yaptığı değerlendirmeleri ağır bir dille eleştiren Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “(Ermenistan'la ilişkilerinizi düzeltin ve tarihinizle yüzleşin) dedi. Utanmazlıktır bu. Bir develete ziyarete gittiğinizde böyle bir şey söyleyemezsiniz. Ben tarihimle zaten yüzleşmişim. Tarihimde utanılacak bir şey yok. Önce sen 1840 yılında Kızılderililer'le ilgili çıkardığın kanunla yüzleşsene. Irak'la yüzleş, Afganistan'la yüzleş. Hangi bombaları attığını neler yaptığınla, Irak'taki zulümle yüzleşsene” diye konuştu.Ermeni soykırımı iddiaları üzerinden Türkiye'nin haksız şekilde mahkum edilmeye çalışıldığını belirten Prof. Dr. Halaçoğlu, soykırım iddialarını kabul eden ülkeleri de eleştirdi.Ermenistan'ın soykırım iddialarından vazgeçmesi halinde Türk topraklarına katılacağını savunan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, şöyle konuştu:“Ermenistan bu iddialarından vazgeçse, yarın Türkiye'ye katılır. Çünkü Ermeniler'in orada yaşama imkanı yok. Gelecekler burada çalışacaklar, iş fırsatı bulacaklar. Bu birleşme fiziki olarak olmasada ekonomik olarak birleşme mümkün olabilir. Meseleyi bu konudan ele alacak olursak sorunları daha iyi görebiliriz.”Konferansın sonunda Türk Ocağı Antalya Şubesi tarafından ilköğretim okulları arasında yapılan makale ve şiir yarışmasının ödül töreni gerçekleştirildi. Öğrencilere ödüllerini Prof. Dr. Halaçoğlu ve Türk Ocağı Antalya Şube Başkanı Abdullah Uysal verdi.





Çek yasasının TCK’ya uyarlanmaması hukukçuları da böldü. Karşılıksız çeke bazı mahkemelerde beraat, bazılarında ise hapis kararları çıkıyor
Çek yasasındaki hukuki karmaşa devam ediyor. İlk kez Takvim'in gündeme getirdiği ve İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adem Sözüer'in öne sürdüğü 'Çek yasası yeni kanuna uyumlu hale getirilmediği için 31 Aralık 2008 tarihi itibarıyla hükümsüzdür' tezi sonrası mahkemelerden farklı kararlar çıkıyor.
70 bin dava var
Prof. Sözüer'in '70 bin dava düşecek 2 bin kişi cezaevinden çıkacak' açıklamasından sonra TAKVİM'in görüştüğü TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya da konuyu doğrulamış ve kanunun uyumlu hale getirilmediğini belirtmişti. Bütün bu gelişmelerden sonra cezaevlerinde karşılıksız çek suçundan yatan binlerce kişi dilekçelerle mahkemelere başvurdu. Ardından bu suçtan dolayı yargılamalar da devam etti.
İki görüş
Gazetemize de ulaşan yüzlerce çek hükümlüsü mahkemelerin farklı farklı kararlar verdiklerini aktardı. Bazı mahkemeler yasanın TCK'ya uyarlanmadığı için karşılıksız çek suçundan beraat kararı verirken, bazı hakimler de yasanın yürürlükte olduğu kanaatiyle para cezası vermeyi sürdürüyor. Yaşanan ilginç durum avukatları da ikiye bölüyor. Bazı avukatlar müvekkillerine bu konudaki hukuki boşluktan yararlanabilecekleri bilgisini verirken bazıları, 'benim bilgim yok, böyle bir gelişme yok' cevabını veriyor. Mevcut 3167 sayılı Çek Yasası 3 Nisan 1985 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yasa kapsamında 2003 yılına kadar karşılıksız çek kesenler dolandırıcılık suçundan yargılanıyordu. Ancak 8 Mart 2003 tarihinde Çek Yasası'nın 16. maddesi değiştirildi.
Para cezası getirildi
Bu değişiklik doğrultusunda karşılıksız çek kesenlere önce maksimum 80 bin TL para cezası verildi. Ödenmediği takdirde ise gün hesabı yapılarak hapis cezasına çevrildi. Ancak yasanın 31 Aralık 2008 tarihine kadar yeni TCK'ya uyumlu hale getirilmemesi karışıklığa sebep oldu.










Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasından sonra, hastaneye kaldırıldığı yolunda “servis” edilen haberleri biliyoruz. Helikopterin düşmediğini, sert iniş yaptığını da içeren bu haberlerle devlet mekanizmasının harekete geçmesi geciktirildi. “Servis” haberler, Yazıcıoğlu’nun toprağa verilmesinden sonra da devam ediyor!

Elbette bizim de kaza ile ilgili kuşkularımız var ve bunları herkesten önce ART’deki programımızda dile getirdikten sonra bu sütunda da kısmen yazdık fakat medyada “servis haberler”le öyle bir hava estiriliyor ki sanki Yazıcıoğlu, ömür boyu mücadele ettiği adamlara teslim olmuş!

* * *





Bir “Aydınlar Kurultayı”ndan bahsediyorlar. Aydınlar Kurultayı, 1990’lı yılların başlarında bizim önerimizdi. Kirletilen kavramların asli anlamlarında kullanılması için aydınların bir araya gelmesi ve ülke için ortak projeler üretmesini istemiştik. Bizim bu önerimize destek veren çıkmayınca, projeyi başkaları “Abant Platformu” olarak uyguladı ve buradan bir iktidar çıkardılar. Şimdi de Erbil merkezli devletçiğin ebeliğini yapıyorlar. Beş yıl önce de Muhsin Kadıoğlu, “Milliyetçiler Kurultayı” nı önerdi. Bu öneriyi ciddiye alan politikacı Muhsin Yazıcıoğlu oldu. Bir müddet böyle bir kurultayın hazırlık çalışmalarını da yaptırdı ancak bir türlü gerçekleştiremedi.

* * *

Şimdi ortaya atılan “servis” haberlerden anladığım odur ki Muhsin Yazıcıoğlu’nun liderlik ettiği gençlik üzerinde bir büyük hesap yapılıyor. Böyle dinamik bir gençliğe sahip olmayan, fakat Türkiye’yi dönüştürmek isteyen çevreler Muhsin Yazıcıoğlu ile sanki ölümünden önce beraberlermiş gibi bir hava yaratarak, Alperenlerin sempatisini toplamaya ve onları kendi emellerinin sokak gücü olarak kullanmaya çalışıyor.



İçeride de “servis”in adamları var mıdır bilmiyorum ama böyle bir fotoğraf netleşiyor! Yazıcıoğlu, bu konuda “Bizim tarlamızı çoktan sürmüşler” diyordu. Alperenler, herhalde bu tuzağı göreceklerdir. Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül öncesinde Ülkü Ocakları Genel Başkanı iken hangi ideolojik çizgide ise son nefesine kadar bu yoldan ayrılmadı.

Tabii ki olgunlaştıkça geçmiş dönemde yapılan hataları gördü ve telafi etmeye çalıştı. Mesela 10 Kasım 2006’da Atatürk’ü anarken, “Biz ülkücülerin de doğal milli liderimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında olumsuz propagandalara ve gelişmelere seyirci kalmakla hata yaptığımızı itiraf etmek isterim. Gençlerimizi önce komünizm ve kapitalizm tehlikesi hakkında eğitirken, milliyetçi saydığımız yazar ve mütefekkirlerin görüşlerine sarılıp, Atatürk’ü sağlıklı olarak öğretip, inceletmediğimiz kanaatindeyim” demişti.
* * *

Esasen, Yazıcıoğlu’nu yetiştiren Alparslan Türkeş de 15 Ağustos 1995’de Akşam gazetesinde yayınlanan söyleşimizde,“Türk olup da Atatürk’ü sevmemek mümkün mü? Atatürk, tarihin kaydettiği en büyük devlet adamlarından biridir. Cumhuriyetin kuruluşundan 70 sene sonra, birtakım zıpçıktı adamlar ortaya çıkıyor. Bunlar kendilerini Atatürk’ten büyük görüyor. Akıllarınca...

Ve ‘federasyonu da tartışalım, resmi dil Türkçe olmasın’diyenler oluyor. Tabii bunların hepsi bir art niyet olduğunu ortaya koyuyor... Art niyetle Türk Milleti’nin düşmanlarının Türk Milleti’ni yok etme niyetidir bu” diye konuşmuştu. Şimdi, “suikast yapıldı” şüphesini istismar ederek Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkar gibi görünen; Alperenleri kendi çizgilerinden koparıp Türkiye ile ilgili hain projelerinde kullanarak Türkiye birliğini dağıtmak isteyenler bilsin ki bu “servis” oyunları kabak gibi ortaya çıkmıştır.

Arslan Bulut 4 Nisan 2009

Sabih Samur Yorumu:
Alperenler azımsanmayacak bir güç.Sevgili Arslan Bulut'un da vurguladığı üzere bu güçe sahip çıkmak isteyen ve hazır lokma gibi gören parti ve partiler üstü güç ve cemaatler var.


Eskinin kabadayıları hasmını öldürdüklerinde cenazesine mutlaka katılır, öncelikli olarak taziyede bulunurlarmış...

Gelenek devam ediyor.Kim Muhsin Yazıcıoğlu için en güçlü ağıtı yakıyor, onu yere göğe sığdıramıyorsa; ben, ondan ve onun arkasındaki devasa güçten şüpheleniyorum.

Havada karşı yönde olan bir, ikinci helikopterden bahsediliyor.Sakın ola bu helikopter değil de bir kaç yüz metre daha yukarıda seyreden bir AWACS olmasın!


Saygılarımızla
Sabih Samur



Başbakanın yakın arkadaşı Denizli Belediye başkanı Nihat Zeybekci seçimi kaybetti Ak Parti kazandı.
Gönüllere taht kuran başbakanımızın rüzgarı Denizli de etkili oldu. Ben yaptım , ben ettim diyen inanılmaz seçim masrafları ile Denizli'nin tepkisini çeken Zeybekci maalesef tek oy bile alamamıştır. Geçen seçimlerde %50.2 olan oy bunca göstermelik hizmete rağmen 10 puan geriye gitmiştir. Bunun nedeni halktan uzak ve kopuk olmasına bağlıdır. Bundan sonra sayın Zeybekci makamında oturmalı gelen her ziyaretci ile görüşmeli , her fikre her eleştiriye değer vermelidir zira bu memlekette çok değerli şahsiyetler , çok değerli güçler mevcuttur. Bizim vatandaş olarak tek temennimiz Sayın Zeybekci’nin Türkiye’de en başarılı belediye başkanı olmasıdır. Yapılacak çalışmalar bellidir
1- Denizli trafiği tek yön ile rahatlatılmalı
2- Denizli önemli resmi daire önlerinde otoparklar yapılmalı
3- Hava kirliliği çok çabuk giderilmeli
4- Teşvik Denizliye kazandırılarak ekonomi düzeltilmeli
5- İhaleler şeffaf olmalı
6- Su belirli tona kadar çok ucuz veya bedava olmalı
7- Denizliye turist çekecek önemli birkaç eser yapılmalı
8- Halkla diyalog çok iyi olmalı , fikir düşünce , projeler , eleştiriler dikkate alınmalı
9- İnsanları üzmeden kamuoyu ile birlikte icraatlar yapılmalı
10- Birlik ve beraberliğe büyük önem verilmelidir.
Sayın Belediye Başkanımız Nihat Zeybekci yi yinede Ak Parti yi iyice batırmadığı için kutlar yeni dönemde başarılı olmasını temenni ederiz.


2004 AK PARTİ DENİZLİ MERKEZ BELEDİYE BAŞKAN A.ADAYI
İNŞAAT MÜHENDİSİ FİKRET SERÇE


Şahsıma gelen bu e-postayı sizlerle paylaşmak istedim.Paylaşacağım bilgisini Sn. Fikret Serçe'ye

bildirerek ayrıca bir ricada bulundum.Denizli'deki tekstil Sektörü'nün son ve gerçek durumu konusunda bizi haberdar etmesi için.

Umarım Sn. Fikret Serçe'nin kapanan onlarca tekstil firması ve yüzlerce işsiz vasıflı tekstil elemanı olan Denizli vatandaşları içinde fikirleri vardır...

Saygılarımızla

Kırmızı-Beyaz


Muhsin Yazıcıoğlu son yolculuğunda
Kahramanmaraş'taki helikopter kazasında yaşamını yitiren BBP Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu için TBMM'de tören düzenlendi.
.
.
.
.
.
Yazıcıoğlu'nun cenazesi, kalabalık bir kortej oluşturularak Meclise getirildi. Cenaze aracı Dikmen Kapısı'ndan Meclise getirildi. Yazıcıoğlu'nun Türk bayrağına sarılı naşının üzeri çiçeklerle süslendi. Cenazenin tören alanındaki yerine konulması sırasında özgeçmişi okundu ve saygı duruşunda bulunuldu. Cenaze törenine, Yazıcıoğlu'nun annesi Fidan Yazıcıoğlu, eşi Gülefer Yazıcıoğlu, çocukları Furkan ve Firuze Yazıcıoğlu, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bakanlar Kurulu üyeleri, Muhsin Yazıcıoğlu'nun kayınbiraderi olan TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil'in de aralarında bulunduğu TBMM Başkanlık Divanı üyeleri, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, eski başbakanlardan Tansu Çiller ve Yıldırım Akbulut, eski TBMM Başkanları Bülent Arınç, Mustafa Kalemli, Ömer İzgi ve İsmet Sezgin, eski ve yeni milletvekilleri, çok sayıda partili ile vatandaşlar da katıldı. Tören boyunca sandalyede oturan Yazıcıoğlu'nun annesi Fidan Yazıcıoğlu, gözyaşlarını tutamadı. Yazıcıoğlu'nun oğlu Furkan, babasının resmini taşırken, kızı Firuze, karısı Gülefer ve kız kardeşi Mavuş Ocak, tören öncesi taziyeleri kabul etti. Törene ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gelirken, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise törenin sonuna doğru protokoldeki yerini alabildi. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, eski Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan'ın da katıldığı törene, eski milletvekillerinden Muharrem Şemsek tekerlekli sandalye ile geldi. Kızılay görevlileri kırmızı yelekleri ile törende yerlerini aldı. Meclis bahçesinde iki ambulans bekletilirken, alınan geniş güvenlik önlemleri çerçevesinde Meclisin üzerinde de bir helikopter tur attı. TBMM yerleşkesi içinde ve dışında çok sayıda insan Muhsin Yazıcıoğlu'nu son yolculuğuna uğurlamak için büyük bir kalabalık oluşturdu. Cenaze töreninin yapıldığı alandaki merdivenler dahil her yer tıklım tıklım dolarken, protokoldekilerin bu yüzden yerlerini almada sıkıntı yaşadığı görüldü. Tekbir getirdilerTörene Türk Cumhuriyetlerinden kalabalık bir grup da katıldı. Cenazenin tören alanından çıkarılarak araca taşınması sırasında izdiham yaşandı. Bu sırada bir grup tekbir getirerek protokolün önüne geçti. Protokolün cenazenin ardından yürüyememesi üzerine, Yazıcıoğlu'nun oğlu Furkan cenazenin önünde tek başına yürümek zorunda kaldı. Tekbir atan kişilere görevlilerin müdahale etmesi, tartışmaya neden oldu. Bir grup, tekbir atarak işaret parmağını havaya kaldırırken, bir grup da bozkurt işareti yaptı ve "Ya Allah bismillah, Allahu ekber", "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" diye bağırdı. Bir başka grup ise "Biz de üşüyoruz koca reis" yazılı pankart taşıdı. TBMM Başkanı Köksal Toptan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve kayınbiraderi TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, törenin ardından taziyeleri kabul etmek için kendilerine ayrılan bölümdeki yerini aldılar, ancak yaşanan izdiham nedeniyle taziyeleri kabul edemeden Meclis Başkanlığı makamına geçtiler.Yazıcıoğlu'nun cenazesi, TBMM'de düzenlenen törenin ardından cenaze namazı için Kocatepe Camisi'ne getirildi.Kocatepe Camisi'nin merdivenlerinde bekleyen partililer, Yazıcıoğlu'nun cenazesinin bulunduğu aracın üzerine kırmızı karanfiller attı. Kalabalık nedeniyle bir süre araçtan indirilemeyen cenaze, alanın boşaltılmasının ardından alınarak cami avlusuna getirildi.Protokolün geçişi için açılan polis barikatlarından alana girmek isteyen partili ve vatandaşların aşırı yüklenmesi nedeniyle Kocatepe Kültür Merkezi önündeki güvenlik noktalarında kısa süreli izdiham yaşandı. İzdiham nedeniyle fenalık geçiren bazı vatandaşlar, polis tarafından daha sakin bölgelere alınarak dinlendirildi.Parti yöneticileri de ses araçlarından partililere ve vatandaşlara sağduyulu davranmaları yönünde çağrıda bulundu.Yazıcıoğlu için Kocatepe Camii'nde cenaze namazı kılındı. Namazı Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu kıldırdı.Muhsin Yazıcıoğlu'nun naaşı kılınan cenaze namazınının ardından tekbirler eşliğinde polislerin omzunda cenaze aracına kadar taşındı. Partililer, Yazıcıoğlu'nun cenazesinin avludan geçişi sırasında kırmızı ve beyaz karanfiller attılar. Yazıcıoğlu'nun cenazesinin üstüne Doğu Türkistan bayrağı da konuldu. Genel başkanları Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla büyük yasa boğulan partililer Kızılay’a sığmadı.Yurdun dört bir yanından otobüslerle Ankara’ya gelen partililerin de eklenmesiyle BBP’nin Genel Merkezi’ne çıkan sokaklar partililerle doldu taştı. Kuran ve duaların okunduğu genel merkezde Yazıoğlu’nun kendi sesinden şiirleri yayınlanıyor.Zaman zamanda Alperenler okudukları şiirlerle Yazıcıoğlu’na bağlılıklarını dile getiriyorlar.“Öksüz kaldı Alperenler, bir gül açtı şimdi karlar üstünde üşüyor. Peşinde Alperenler ağlıyorlar” dizleriyle liderlerini kaybetmenin acısını yaşıyorlar. Yazıcığlu’nun naaşı Kocatepe Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Kızılay’daki Genel Merkez Binasının önüne getirilecek ve burada okunacak Kuran ve duaların ardın kortej eşliğinde defnedileceği Tacettin Dergahı’na götürülecek.BBP Genel Merkezi binasının üzerine "Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum" yazılı Muhsin Yazıcıoğlu resmi asıldı.Ayrıca Sivas plakalı bir aracın arkasında "Biz seni hep üşüttük reis" yazısı bulunuyordu.
KOMŞULARDAN HELALLİK ALINDI
Parti yöneticisi naaşın hareketinden önce “16 yıldır bizimle komşuluk eden komşularından da Muhsin Başkan için haklarını helal etmelerini istiyorum” diyerek helallik aldı.
TACEDDİN DERGAHI'NA DEFNEDİLDİ
Yazıcıoğlu’nun naaşı, Hacettepe’deki Taceddin Dergahı’nda toprağa verildi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun defnedileceği Taceddin Dergahı, naaş gelmeden önce vatandaşların akınına uğradı. Taceddin Dergahı’nda Kur’an okunurken, dergahın içini ve çevresini dolduran vatandaşlardan kalabalık ve sıcak nedeniyle bayılanlar oldu. Bayılanlara çevredeki ambulanslarda bulunan sağlık görevlileri müdahale etti. Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesi Hacettepe’ye doğru ilerlerken, çevreden de birçok vatandaş da cenaze törenine katılmak üzere Dergah’a geldi.
-GÖREVLİLERİN ANONSU-
Cenazenin Dergah’a gelmesiyle beraber kalabalıktan dolayı izdiham yaşandı. Cenazeyi görmek için çabalayan sevenleri Dergah’ın ortasında bulunan cami avlusuna akın etti. Bu esnada oluşan izdihama engel olmak için görevliler anons yaparak “Allah rızası için lütfen geri çekilin, ailesi burada, hanımı burada, kızı burada, defin işlemini göremiyorlar, lütfen yardımcı olun” dediler. Daha sonrasında tekbirlerle BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun naaşı Taceddin Dergahı’ndaki mezarına indirildi. Gözyaşlarının sel olduğu bu anda Türkiye’nin çeşitli illerinden ve Türk cumhuriyetlerinden getirilen topraklar Yazıcıoğlu’nun mezarına serpildi. Kur’an okutularak gerçekleştirilen defin işlemi sırasında pek çok vatandaşın telefon ve fotoğraf makinalarıyla bu anı görüntülediği gözlendi. Defin işleminin ardından da birçok BBP’linin ve aile yakınlarının Yazıcıoğlu’nun mezarını terk etmediği ve beklemeyi sürdürdüğü görüldü.



20.03.2009


Serdarlı Sancağına Bağlı Bölge Şehitleri Parkı açılışına davet ve anma:Şehitlerimizi Unutmadık, Asla Unutmayacağız.


MİLLİ MÜCADELE YILLARI boyunca TÜRK VARLIĞINI KORUMAVE YAŞATMAK UĞRUNA can veren, akıtılan asil kanları ile sulanan bu toprakları bize vatan yapan, vatanımızın gerçek sahibi aziz şehitlerimizin anısına,Serdarlı-Gönendere yolu üzerinde Gönendere girişinde tasarlanan ve ilk aşamada açılışı 14 Ağustos 2008 günü halkımızın katılımı ile yapılan, "Egemenliğimize sahip çıkma kararlılığımızın simgesi, Anavatanımızın, etkin ve fiili garantörlüğünden asla vazgeçmiyeceğini gösteren;KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ YAŞADIKÇA, "Sonsuza kadar buradayım" diyen MEHMETCİK heykelinin bulunduğu alanda devam eden çalışmaların ikinci aşamasında
düzenlenen"SERDARLI SANCAĞINA BAĞLI BÖLGE ŞEHİTLER PARKI'nın açılış töreni, 23 Mart 2009 Pazartesi saat 17.00 da yapılacaktır. Yapılacak törene başta Muharip Derneklerimiz, diğer kuruluşlar ve tüm halkımız davetlidir.




Tertip Heyeti İrtibat Tel: 0533 8690242


Kıbrıs 1974 Yönetimi
Esen kalınız
T T K








BEKÇİ

Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak bir bekçi işe almaya karar verir.
Bir süre sonra düşünülür ; ‘’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’
Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere iki kişi işe alınır.
Bir süre sonra ‘’İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar .
Bir süre sonra ‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek ‘’ diye tartışılır ve bir muhasebeci şefi, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.
Bir süre sonra ; ‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’ Diye düşünülür ve bir müdür ve iki de müdür yardımcısı işe alınır.
Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...


Kaynak: Sn. Ali Akbay






Hürriyet Gazetesi çok önemli bir yayına başlıyormuş...
Kırk yıllık Bebek katili, Teröristbaşı APO; oldu Hürriyet'te Öcalan. Utanmasalar "Sn. Öcalan" diyecekler de, sanırım halktan çekiniyorlar.
Bu üç fotoğrafa çok dikkatli bakın! Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek için elinden gelen herşeyi yapan üç adam.
Biri içerde,biri bölmek istediği devletin milletvekili, diğeri ise maalesef yine aynı devletin yani TC'nin Büyükşehir Belediye Başkanı. Bu şehrin adı Diyarbakır; Ona göre Amed.
Bizim Van dediğimize o, Wan diyor!
Bunlar detay... Asıl önemlisi ne zaman Federal yapılanma, Özerlik ve nihayetinde Bağımsız Kürdistan Cumhuriyeti kurulacak?
Sanırım bir iki yıla kalmaz.
Merak ediyorum. Sn Bayan Clinton Türkiye ziyaretinde önce Ankara'yı mı yoksa Diyarbakır'ı mı ziyaret edecek? (Diyarbakır diyerek hata mı ettim, acaba Amed mi deseydim?)
Bizde bu pısırıklık, bu sahte kabadayılık olduğu sürece bu memlekette altımızdan gider!
Ne demişler Allah devletimize zeval vermesin.
Allahtan ordumuz var. Var değil mi?
Sabih Samur
Diyarbakır-Türkiye

Sevgili Sabih,

Köprüler yıkılınca her zaman konuşan çok olur, iyi iken sen her zaman haklı
olursun ve hık deyicin çok olur, bir kere kötüye gittin mi en beceriksiz en kötü
patron sen olursun etrafında da bir tane adam kalmaz ve sen bir de üç kağıtçı
pozisyonuna düşersin, senden tonlarca ekmek yiyenler hepsini bir anda unutur
hiç ekmeğini yememiş gibi birde üstüne saldırır, ne yazık ki düzen böyle kurulmuş hata yapma lüksün yok.
Bundan sonrada ne yapacaksan güveneceğin tek kişi bil ki sadece kendinsin
ve sadece yüce Allah doğruları gördüğü için sadece O'na sığın ve kendine güven ve hata yapmadan çalış ve sadece çalış, zaman her şeyin ilacıdır.
İnşallah yüce Allah tüm dertlerinin hallolması için sana tüm kapıları gösterir
ve büyük hasar almadan zorlukların hepsini yenersin. Kendini ve sorumluluğunu
taşıdığın kişileri düşün.

Saygılar

Fikri”

2007 yılının Aralık ayı idi. Telefonum alacaklılardan dolayı susmuyordu. Hiç kimse firma olarak gerçekten iflas ettiğimize inanmıyordu. Baktım olacak gibi değil, beni aynı zamanda yazılarımdan takip eden, bir nevi okuyucum olan alacaklılarıma Yeni Alanya Gazetesi’ndeki köşemden seslenerek, genel ağ (internet) üzerinden beni okumalarını sağladım.
O yazı çok faydalı oldu. İnsanlar en azından benim için, tekrar ayağa kalktığımda onlara olan borçlarımı ödeyeceğime inandılar. Küçükte olsa, parça parça da olsa ödemeler başladı. İnanmayanlarla ise hukuksal boyutta olan diyalogumuz devam ediyor.
O karamsar ve kapkaranlık günlerde yazdığım yazıya cevaben gelen yukarıdaki e-posta bana, içi vitamin karışımı dolu bir şişe serum etkisi yapmıştı.
Canım Türkiye’min bugün gelmiş olduğu noktada; yüzlerce iş yeri kapanırken, çeki yazılan, iflas eden işadamlarının sayısı binlerle ifade edilirken o tarihte bana gelen bu e-postanın, beni tekrar hayat mücadelesine sevk eden, tetikleyen bu e-postanın, benzeri o kapkaranlık günleri, 2009'un bu inanılmaz zor günlerini yaşamakta olan işadamlarına faydası olması ümidiyle…

Sabih Samur

Web
Genelkurmay Başkanlığı Basın Bilgilendirme Başkanlığı için, Türkçe dilindeki yaklaşık 244.000 sonuçtan, 1 - 10 aralığı (). (0,10 saniye)
İpucu: "Ara" düğmesine tıklamak yerine Return tuşuna basarak zamandan kazanın.
Arama Sonuçları
1. Genelkurmay Başkanlığı Resmi Kurumsal İnternet Sitesidir ...
Basın Açıklamaları · Basın Duyuruları · Bilgi Notları ... Devlet Bakanı Egemen BAĞIŞ'ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker BAŞBUĞ'u Ziyareti. 27 Ocak 2009 ...www.tsk.mil.tr/ - 68k - Önbellek - Benzer sayfalar
2. Genelkurmay Başkanlığı Resmi Kurumsal İnternet Sitesidir ...
22 Eyl 2008 ... Genelkurmay Başkanlığının Basın Bilgilendirme Toplantıları resmi tatil günleri hariç ilki 26 Eylül 2008 tarihinde olmak üzere her hafta Cuma ...www.tsk.mil.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_2_Basin_Duyurulari/2008/BD_49.html - 5k - Önbellek - Benzer sayfalarwww.tsk.mil.tr alanından daha fazla sonuç »
3. Masumiyet karinesi uyarısı - Hürriyet
16 Oca 2009 ... Tuğgeneral Gürak, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında, TSK'ya intikal eden ve tespit edilen ...www.hurriyet.com.tr/gundem/10790858.asp - 150k - Önbellek - Benzer sayfalar
4. 27 Nisan Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması - Vikipedi
Basın açıklaması, Genelkurmay Başkanlığı web sitesinden yapılması nedeniyle ... Genelkurmay Başkanlığı kurum sitesinden Basın Açıklamasının tam metni ...tr.wikipedia.org/wiki/27_Nisan_Genelkurmay_Başkanlığı_Basın_Açıklaması - 57k - Önbellek - Benzer sayfalar
5. Emekli albayın intiharı üzerine yazılanlara GENELKURMAY'IN ...
Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda şöyle denildi: ''Son zamanlarda, bazı basın ve yayın organlarında, ...www.nethaber.com/Toplum/87721/Emekli-albayin-intihari-uzerine-yazilanlara-GENELKURMAYIN-GOSTERDIGI - 63k - Önbellek - Benzer sayfalar
6. 27 Nisan Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması hakkında ...
VikiKaynakGenelkurmay Başkanlığı 27 Nisan Açıklaması 27 Nisan Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması hakkında bilgi ve daha fazlasi Türkçe Bilgi'de.ansiklopedi.turkcebilgi.com/27_Nisan_Genelkurmay_Başkanlığı_Basın_Açıklaması - 54k - Önbellek - Benzer sayfalar
7. TGRT Haber » Haberler » Türkiye » Genelkurmay Başkanlığı ...
30 Oca 2009 ... Genelkurmay Başkanlığı bilgilendirme toplantısı ... Genelkurmay'ın bu haftaki basın bilgilendirme toplantısında Tuğgeneral Gürak'dan İsrail ...www.tgrthaber.com.tr/news_view.aspx?guid=69bcb77a-0705-4b07-8e90-a2820c303e96 - 131k - Önbellek - Benzer sayfalar
8. 27 Nisan Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması hakkında ...
27 Nisan Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması hakkında ansiklopedik bilgi. bibilgi.com.www.bibilgi.com/27-Nisan-Genelkurmay-Başkanlığı-Basın-Açıklaması - 32k - Önbellek - Benzer sayfalar
9. 31 Temmuz 2008 Genelkurmay Başkanlığı basın açıklaması – Viki Kaynak
Basın, Genelkurmay Başkanlığı 31 Temmuz 2008 tarihli açıklaması ... dışı söylemler bilgi kirliliğine yol açtığından, gerektiğinde Genelkurmay Başkanlığınca ...tr.wikisource.org/wiki/31_Temmuz_2008_Genelkurmay_Başkanlığı_basın_açıklaması - 19k - Önbellek - Benzer sayfalar
10. KIRMIZI - BEYAZ: GENELKURMAY BAŞKANLIĞI Bilgi Notu
Gönderen SABİH SAMUR 10:39 AM Ergenekon, Genel Kurmay Başkanı, TSK 0 yorum » ... 16 Ocak 2009 tarihli Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda...kirmizi-beyaz.blogspot.com/2009/01/genelkurmay-bakanlii-bilgi-notu.html - 87k - Önbellek - Benzer sayfalar

Güle Güle Mr. Bush

Gönderen SABİH SAMUR | 5:20 ÖS | , , | 0 yorum »

MERDİVEN
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafidir ki rûha dolmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta
Ahmet Haşim

Hayat böyle Sevgili Bush!
Bazen çıkarsın bazen inersin.
Yalnız bu merdivenlerin sonunda seni bekleyen
sürprizler olacak:
İnsan Hakları Mahkemesi'nde YARGILANMAK gibi...
Kendine iyi bak
Sabih Samur


TARİH : 20 Ocak 2009

SAAT : 10:30

NO : BN -09 / 09

1. Son zamanlarda, bazı basın ve yayın organlarında, sözde bir itirafçının ifadelerine dayanarak, 10 Nisan 1998’de Serik/ANTALYA’da teröristlerle girdiği çatışmada bakıma muhtaç Malul Gazi olan, Emekli Jandarma Albay Abdülkerim KIRCA ile ilgili olarak suçlayıcı haberlere yer verilmiştir. Dün Emekli Jandarma Albay Abdülkerim KIRCA’nın evinde intihar ederek vefat ettiği öğrenilmiştir.

2. 16 Ocak 2009 tarihli Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda belirtildiği üzere, yargılama sürecinde sorumlu ve duyarlı olması gereken kesimlerin özen ve hassasiyeti göstermesi gerekirken, kişi ve kuruluşların âdeta yargısız infaz edilerek suçlu ilan edilmesi, temel insan haklarına aykırı olduğu gibi hiçbir hukuki ve ahlaki kuralla da bağdaşmamaktadır. Artık, yetkili ve sorumlu makamlar ile sağduyulu medyanın üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek üzere söylem yerine gerekli tedbirleri alma zamanıdır.

Kamuoyunun takdirine sunulur.


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısına Devlet Bakanları Mehmet Şimşek ve Kürşad Tüzmen, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da katıldı. Çek Kanunu Tasarısı’nın ele alındığı toplantıda, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince ve Maliye Müsteşarı Hasan Basri Aktan da hazır bulundu.


150 bin TL’ye kadar ceza


Hazırlanan Çek Kanunu Tasarısı ile karşılıksız çek verenlerin 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması uygulamasının kalkması, bu kişilere 150 bin TL’ye kadar para cezası verilmesi öngörülüyor.Tasarıda çekleri karşılıksız çıktığı için yasaklananların isimleri internetten duyurulması, hamiline düzenlenecek çeklerin diğerlerinden ayırt edilebilecek biçimde basılması, çekin karşılıksız çıkması halinde bankanın alacaklıya bildiği adresleri vermesi aksi halde 5 bin TL ceza alması gibi düzenlemeler yer alıyor. Mevcut düzenlemede çeklerin üzerinde ödenmesi gereken bir tarih yer alıyor. Ancak çek alan kişi, istediği an ilgili bankaya giderek bunu nakite çevirebiliyor. Çeki kesen kişinin bankada o anda parası bulunmuyorsa çekin arkası yazılıyor ve çek sahibi kara listeye giriyor. Son dönemde küresel kriz nedeniyle artan erken çek tahsili, çeki kesen için kredibilite sorunu da yarattığından iş dünyasının önemli sorunları arasında yer alıyor. Bu nedenle özel sektör, Çek Kanunu Tasarısı’na çeklerin üzerinde yazıldığı tarihte kesilmesini öngören bir madde eklenmesini talep ediyor.


SABİH SAMUR YORUMU: Çok çok gecikmiş bir kanun. Yıldırım hızıyla gerçekleşmeli.Zor, oyunu bozuyor. Bugün bir sürü, namusu ve şerefi ile yaşayan veya yaşamaya çalışan ticaret
erbabı, GPT'ye yakalanıp, hapsi boylamamak uğruna, kanuna aykırı, legal olmayan davranışlar
sergilemektedir. Bunlardan biri de sahte kimlikle dolaşmak...
İnsanlara yeniden bir yaşam şansı verecek olan bu uygulama dürüstle, dürüst olmayan
ticaret erbabının da ayrılması için bir vesile olacaktır.
Devletin,dolayısıyla hükümetin uzatacağı bu ele, aynı sıcaklıkta bankacılık sektörünün de
yaklaşması gerekmektedir.

Sayın Samur,
Bu gidişle yakın zamanda notta belirttiğiniz şeref madalyası da ne yazık ki takılacaktır.
Yıllar öncesinden yazılmış olan senaryo hayata geçirilmektedir,
oyuncuların önemli olmadığı bu oyunu yakın tarihe baktığımızda görebilmekteyiz.
Ama biz de vatanını çok seven Türk milleti olarak bu oyunu daha önce bozduğumuz gibi bozarız.

Afsin Bozkurt tarafından KIRMIZI - BEYAZ bloguna
Pazar, Ocak 11, 2009 11:22:00 PM tarihinde gönderildi

SÖZÜN BİTTİĞİ AN

Gönderen SABİH SAMUR | 6:16 ÖS | , , , | 0 yorum »


Fotoğraf: www.samanyoluhaber.com


İsrail'i yönetenlere ve destekleyen diğer devletlere iletilmek üzere...
Üzerine Fosfor bombaları yağdıran İsrail'e sevgilerini(?) ileten anne ve biricik yavrusu
Bu arada bizim insan hakları dernekleri nerede?






Mukadder Başeğmez.
"Biz buradayız"

Yerel seçimler için hazırlıklarını sürdüren Saadet Partisi adaylarını coşkulu kalabalıklara açıklamaya devam ediyor. Saadet Partisi Bağcılar İlçe Başkanlığı'nda toplanan partililer Bağcılar Belediye Başkan Adayı olarak Mukadder Başeğmez'i seçti.
Törene Saadet Partisi İl Başkanı Sadrettin Karaduman da katılırken Mukadder Başeğmez bir konuşma yaptı. Seçimlerde "Biz Buradayız" sloganıyla Bağcılar halkının karşısına çıkacağız diyen Başeğmez konuşmasına şöyle devam etti:
"Kendimi şu anda Çanakkale siperlerine atılmış gibi görüyorum. Her birinizi de bir Seyit Çavuş gibi görüyorum. Çanakkaledekiler bir medeniyet için şehit düştüler. Biz hep diyoruz ki ya özgürlüğü seçip, dünyaya gerçek medeniyeti getireceksiniz veya Batı'nın oyununa gelip, medeniyetinizi yok edeceksiniz. Eğer milli şuura sahip olursanız bütün dünyaya adaletin ve insanca bir medeniyetin gelmesi için çalışırsınız. Yok eğer şuursuzca hareket ederseniz, Bağdat'taki, Basra'daki, Gazze'deki medeniyet bataklığına saplanırsınız. Yanlış rota, ne zulümlere ve ne ölümlere sebep olur" şeklinde konuştu.
"Hükümet icraatlarıyla sınıfta kalmıştır"
Başeğmez, hükümetin dış ve iç politikada basiretsizce davrandığını ifade ederek, "Bu hükümet, dış politikada batı medeniyetinin çirkin emellerine ortak olmuştur. Aynı zamanda iç politikada da halkımızın huzur ve refahı için gerekli çalışmaları yapamamıştır" dedi.
SABİH SAMUR YORUMU:
Mukadder Beyi canlı performansı ile izleme şansı bulduğum için sevinç duydum.
Topluluğa hakimiyeti mükemmel.
Ecevit&Clinton, Erdoğan&Bush örneklemesi ve verdiği mesaj mükemmeldi,beni onikiden vurdu.
Parti ayrımı yapmadan konuşuyorum, daha doğrusu yazıyorum; Mukadder Başeğmez gibi şahsiyetlere bu ülkenin ihtiyacı var.
Kırmızı-Beyaz ve Sabih Samur olarak desteğimiz tamdır.
Bağcılar inşallah sizin için bir tekrar başlangıç olur.
Nihai adres ise TBMM'dir ve hakkınızdır.
Saygılarımla
Sabih Samur


Osman Baydemir

Bize göre Türkiye'nin gözbebeği Diyarbakır ilimizin maalesef Belediye Başkanı.

Kendisine göre, Teröristbaşı Öcalan'ın ağzıyla (sözde) Kürdistan toprağı olarak adlandırdığı Amed'in Başkanı.

Zemberek boşaldı.

Masumane ana dil isteği ile ve Sn. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sevgi dolu kollarında başlayan bu serüven dönülmez akşamın ufkuna doğru ilerliyor.

Çoğunluğun unuttuğu ve bu nedenle zafer şarhoşluğundan zafer çığlıkları attığı bir dönemde sadece bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yönetme erkini elinde tutan hükümetler zaman zaman yanılgı içinde bulunabilirler ve günü geldiğinde tarih sayfasında eski hükümet olarak yerini alırlar. Devlet ise bekası ile ilgili bir tereddüt duyduğu an, kendisini korumak adına her türlü tedbiri alır.

Benden hatırlatması

saygılarımla

Sabih Samur

Not: Sn. Cumhurbaşkanım devletime aykırı icraatlarda bulunan sözde aydınlara Çankaya kapılarını sonuna kadar açıyorsunuz.Elif Şafak,Can Dündar,Orhan Pamuk gibi... Sizden arzım Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek için elinden geleni yapan ve bunu korkmadan açık açık yapan çok Sayın Osman Baydemir adlı Bir böleni Devlet Şeref Madalyası ile onurlandırmanız.

9 Ocak'ta gösterimde...


Film, merhum Recep Yazıcıoğlu’nun yaşamından ekranlara uyarlanan ve rating rekorları kıran Köprü dizisinin ardından, “Süper Vali”nin yaşamından yola çıkarak Türkiye’de yaşanan sorunlar ve ardındaki gizli odakları Beyazperde’ye yansıtacak…
Konusu

YAPIMCI: Ata Türkoğlu / Koliba Film
YÖNETMEN: M. Çağatay Tosun
SENARYO: M. Çağatay Tosun, Batur Emin Akyel
MÜZİK: Gökhan Kırdar/Loopus
GÖRÜNTÜ YÖN. : Ferhan Akgün
SANAT YÖN.: Buket Kalyoncu
OYNAYANLAR : Erdal Beşikçioğlu, Uğur Polat, İsmail Hacıoğlu, Şemsi İnkaya, Şebnem Dönmez, Özgür Çevik, Hakan Boyav, Ayşegül Ünsal, Gökhan Soylu, Türkü Hazer, Hakan Gerçek
Vali Faruk Yazıcı'nın en son görev yeri Denizli merkezli olacak filmin ana eksenine ise yine bir dünya ve Türkiye meselesi olan "enerji" konusu oturuyor. Bilindiği gibi Yeniçağ dünyasında gizli ve açık bir biçimde sergilenen politik oyunlar-komplolar ve uluslararası ilişkilerin çıkar noktasında enerji meselesi bulunuyor.
Filmde, özellikle bu konuda Türkiye'nin ve Türk insanının içine çekilmeye çalışıldığı bir komploya tanık olacağız. Vali'de enerjiye konu olan madde ise uranyum madeni.
Türkiye'nin çok zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olduğu halde enerji bakımından nasıl yoksul ve yoksun bırakılarak dışa bağımlı, kendine yetemez bir hale getirilişine, bu oyunun aktörleri ile bu oyunu bozmak isteyen vatansever karakterlerin mücadelesine tanık olacağız.
Filmde, akıllarda soru işareti bırakarak hayata veda eden devlet adamlarının şüpheli ölümleri, faili meçhul cinayetlere de gönderme yapılarak bu eksende kurulmuş bir komplo düzenine parmak basılacak.
Vali Faruk Yazıcı'nın neredeyse çocukluktan beri arkadaşı olan MTA Mühendisi Ömer Uçar ve mühendis arkadaşlarının, bölgedeki zengin uranyum madeni yatağıyla ilgili elde ettikleri bilgi üzerine başlayan şüpheli ölümler…
Birbiri ardına kaybedilen pırıl pırıl, vatansever, fedakar bilim adamlarımız, mühendisler…
Ve bu düzenin sürmesini isteyen sermayenin ardındaki gizli ve açık güçler…
Kısacası Vali, Türkiye çıkarlarını koruyup ülke insanlarının menfaati için elini taşın altına koyanlarla, taşları yukarıdan üstümüze yağdıran çıkar grupları arasındaki çekişmenin hikayesini anlatıyor…


YAHUDİLERİN kadın çocuk demeden 500’ü aşkın Filistinliyi öldürmesi, 4 binden fazlasını da yaralaması, dün yurdun birçok yerinde mitinglerle lanetlendi. İstanbul Çağlayan’daki mitingde konuşan SP lideri Numan Kurtulmuş, “Bu zulme karşı tüm gücümüzle mücadele edeceğiz” dedi.
Yahudi vahşetine öfke
İsrail’in, 500’ü aşkın Filistinliyi öldürmesi yurdun birçok yerinde mitinglerle lanetlendi. En büyük miting İstanbul Çağlayan Meydanı’nda gerçekleştirildi
İsrail ’in Gazze’ye yönelik saldırılarını İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin değişik bölgelerinde protesto edildi. Saadet Partisi öncülüğünde Çağlayan’da yapılan mitinge İsrail’in kara harekatını başlatmasının da etkisiyle yaklaşık 1 milyon insan katıldı. Çağlayan meydanı tamamen dolduruldu.Yağan yağmura rağmen 100’ün üzerinde sivil toplum kuruluşunun da destek verdiği mitingte İsrail’e adeta lanet okundu.
Mehmetçik Gazze’ye
Miting alanından ilginç sloganlar da dikkat çekti. En dikkat çekici slogan ise, “Mehmetçik Gazze’ye” sloganı oldu. Polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı alana saat 11.30’dan itibaren girmeye başlayan kadın ve erkekler ayrı bölümlerde toplandı. Filistin ile dayanışma ve İsrail’i protesto içerikli pankartlar taşıyan katılımcılar, yine aynı yönde sloganlar attı. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş mitingte yaptığı konuşmada İsrail’in insanlık suçu işlediğini söyledi. Saldırılarda 4 binin üzerinde insanın yaralandığını hatırlatan Kurtulmuş, bir hava koridoru oluşturularak bu yaralıların tedavi için Türkiye’ye getirilmesi gerektiğini söyledi.
Kaynak: Yeniçağ Gazetesi